Yiğıkili Zülküf

2014-02-23 20:40:00

Yiğıkili Zülküf   Her insanın bir hikayesi vardır, her yazarında yazmak istediği bir romanı. Aziz Aydın Doğan yıllardır içinde biriktirdiği ve bir gün mutlaka yazmam gerekir dediği bir romanı sonunda yazmış. Memlekeri Yiğıkili’de adı destanlaşan, uğruna türküler yakınan, şiirler yazılan bir yiğit hakkında. O yiğidin adı Zülküf. Zülküf Erzurum göçmeni bir Çerkez. Boyu boyunca, bir tokadı ile insanın ayaklarını yerden kesen, güçlü, kuvvetli ve soylu bir yiğittir. Yazar, geçmişine ve kendisine ve yaşadığı yerin tarihine bakmak adına memleketine gider, kentinin insanlarının karakterini anlamak adınadır. O kent ki, yerleşimi milattan öncelere dayanır, çok dilli, çok kültürlü, her rengin kendisine yer bulduğu bir diyardır. Yoktur böyle bir memleket başka yerde. Şimdilerde betonlar arasında sıkışmış, yeni şehrin genişlemesi içinde kaybolmuş gibidir, ama dilden dile ulaşan söylenceleri de vardır. İşte bunlardan biri olan Yiğıkili Zülküf’ün hikayesinin peşine gider ve onu daha yakından tanımak için yaşadığı yerlerde kahvelere gider, mezarını ziyaret eder. Harput ne acılar görmüştür, ne sevinçler. O acılardan sevinçlerin kısa tarihi bilgisi ile başlar roman. Dersim isyanı, bir babanın oğlunun asıldığı görmesi, acılardan acının en büyüğü. Kurulan karakollar, çatışmalar, mavzerler, yüreğin isyanı. Bağımsızlığına düşkün insanların sürgünü, şehirlerin varoşlarında yaşamaya zorlanmaları. Varoşlarda yaşamın zorluğu, bir ekmek uğruna gün boyu çalışmak, ucuz işçiliğin, ucuz ve en altta yaşamın olduğu yerlerde bir yiğit çıkar ve kapının önüne, ihtiyacı olanın ihtiyacı kadar bir çuval içinde erzak bırakır. Şeyh Bedreddin düsturudur, yarın yanağınd... Devamı

KUYRUKLU YILDIZ ALTINDA BİR İZDİVAÇ

2014-02-22 23:52:00

KUYRUKLU YILDIZ ALTINDA BİR İZDİVAÇ    Halley Kuyruklu Yıldızı’nın dünyaya çarpacağı söylentisi mahalle halkı tarafından dedikodu konusu olan bir olaydır. Özellikle kadınlar, şuradan buradan duydukları yalan yanlış haberleri, bire bin katarak birbirlerine anlatırlar. Genç ve hevesli bir gazeteci olan İrfan Galip Bey, genç bir kadının kendisine müspet cevap vermemesi dolayısıyla bütün kadınlara düşman olmuştur. Bu bilgisiz kadınları kandırarak onlardan öcünü almak ister. Bu doğrultuda bir konferans düzenler… Bu konferanslar devam ederken bir isimsiz mektup alır. Mektup, genç bir kadından gelmektedir. Çok samimi bir üslupta yazılmıştır ve kuyruklu yıldız hakkında malumat istenmektedir. İrfan Galip, bu mektubu yazan kadına âşık olur ve cevaben çok duygulu bir aşk mektubu yazar. Uzun süren yazışmalar sonunda kadın evlenmeyi kabul eder fakat düğünün kuyruklu yıldızın dünyaya çarpacağı gece olmasını ister. İrfan Galip bunu kabul eder.  Bir romandır, roman mizah unsurları içinde düşündüren, düşündürürken güldüren, güldürürken kendi gerçekliğin ile karşılaşmanı sağlayan bir mantık düzemli içinde okuyucusu ile buluşur. Türk romanı bir tiyatro eseri olarak sahneye uyarlanmıştır. Bugüne kadar filmlere uyarlanan romanların dışında benim izlediğim ilk Türk romanı tiyatro eseri olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeşim Gökçe romanın içeriğine dokunmadan onu sahneye uyarlamasını oyun sonunda ayakta alkışladım. Kazım Akşar bu oyunu sahneye uyarlarken, dekor, ışık, müzik ve oyuncu seçimini öyle bir ahenk ile yapmış ki, sanki yıllardır bu oyunu sahnede canlandırmak için bekliyorlarmış da, bu fırsat önlerine gelince gönüllü olarak sahne... Devamı

Galata Gazete kapatılırken…

2014-02-22 22:22:00

Galata Gazete kapatılırken…   Galata Gazete, cadde gazetesi olarak basılı yayın hayatına başlamış ve Galata Kulesinden evrene bakan  dijital günlük gazete olarak yayın hayatına devam ediyordu, ama gelinen zaman diliminde  yayın sürecine bir nokta  ya da üç nokta yan yana koyma durumu ile karşılaştı. Çünkü var olan yasalarda düzenlemeler ve MİT yasası ile medyanın artık hiçbir şekilde bağımsız olamayacağı ve sürekli olarak birilerin denetimi altında olacağı anlamına gelmektedir. Denetim altında olan medyanın özgür ve özgün olma ihtimali azdır, bir birine benzeyen metinler ve haberler ile okuyucusunun karşısına çıkmak zorunda kalması anlamına gelmektedir. Bugün bir çok haber (yazılı veya görsel) karbon kağıdı ile çoğaltılmış şekilde kelimeler değiştirilip, öz itibari ile aynı metinler olarak karşımıza çıkmaktadır. Var olan iktidar bu havuz habercilik ve ajans metinlerini medya için yeterli sansür olarak görmemiş, medya çalışanlarının özel bilgilerine ve dosyalarına ulaşmak için yeni bir kanun tasarısı hazırlamaktadır. Hazırlanan her yasa torba içinde çıkmakta ve çağdaş dünya standartlarından biraz daha uzaklaşmaktayız.   Gazetenin özel yazışmaları, haber kaynakları, köşe yazarlarının özel bilgilerinin tamamı ile dış istihbarattan sorumlu olan bir istihbarat kurumunun; iç istihbarat yönünde biçimlenmesi ile daha sıkı ve tamamı ile hükümetin denetimi altında olacak bir yapılanmaya gitmektedir. Medya ile doğrudan ya da dolaylı ilişkili olan kurumların başına istihbarat biriminde çalışmış ya da çalışanların getirilmesi ile tam bir denetim söz kkonusudur. Galata Gazete; devlet ile doğrudan ya da direkt olarak hiçbir şekilde istihbarat ilişkisi içinde olunamaya... Devamı

Kontrgerilla değişirken…

2014-01-26 07:00:00

    Kontrgerilla değişirken…   Ülkemizin yakın tarihi içinde çok önemli bir yer tutan kontrgerilla üzerine bir çok yazı yazılmış, kitaplar çıkmış ama hala gün yüzüne tam olarak çıkarılamamış bir örgütlenme. NATO bilgisi dahilinde ve NATO ülkelerinde komünizm karşıtı bir örgütlenme olarak kendisini ifade etmiş olsa da bugün dahi örgütlü yapısını koruyor olmuş olası ve şekil değiştiren bir yapıya ve esnekliğe sahip olması nedeni ile kontrgerilla üzerine daha çok kitaplar ve makaleler yazılacak anlamına gelmektedir. Latince'de kılıç anlamına gelen Gladio sözcüğünü ad olarak kullanan örgüt, Amerikan ve İngiliz kontrgerilla örgütlenmesi olan Stay Behind tarafından 1952 yılında kuruldu. CIA tarafından yönetilen ve finanse edilen örgüt, 1956 yılında ABD ile işbirliği içinde, casusluk ve gerilla savaşı yapmak üzere NATO üyesi olan ülkelerinde örgütlendi. Gladio, NATO her üyesinin şartlarına uygun olarak ama örgütlenme kategorik yapısı ortak olan örgütlenmedir. Her ülkede farklı isimler altında yapı kurulmuş olsa da örgütleme şekli ve amacı incelendiğinde her birinin ortak yönü olduğu NATO yetkilileri tarafından da ret edilmiyor. Ülkemizde kontrgerilla olarak adlandırılan GLADİO örgütlenmesi olduğu ve varlığından yapılan eylemler sonucunda bir dönemin başbakanı bile haberi olmuştu. NATO’nun en zayıf halkasında GLADİO örgütlenmesi diğer ülkelerden farklı olarak nasıl oluşturulmuştu, neden olası birden fazla örgütlenme seçeneği ile karşı karşıya gelmişti? GALDİO her ne kadar yer altı örgütlenmesi olarak karşı... Devamı

Mimar Sinan Süleymaniye’de

2014-01-14 22:59:00

  Mimar Sinan Süleymaniye’de   Mimar Sinan yaşadığı çağın içinde binlerce sanat eserini gökkubenin altına bıraktı, nice kubbeler ile ibadet edenler için kutsal mekanlar yarattı. Kendisine özgü bir dil geliştirdi, o dil ile bugün dahi Mimar Sinan konuşuluyor, takdir ediliyor ve taklit edilmektedir. Mimar Sinan’nın en önemli eserlerinden biri olan Süleymaniye günlerine bir piyes ile göz atma imkanımız oldu. Cem Gönen, bir düşünü sahneye taşıyarak, Mimar Sinan’ı olduğu gibi değil, kendi gönülgözü ile görmek istediği gibi görmüş ve bize bu gördüklerini yansıtmış. Bizler sahne üzerinde Mahmut Gökgöz yönetiminde, Fatih Kahraman Mimar Sinan rolü ile karşımıza çıkmaktadır. Cami inşaatının son dönemlerini ve Mimar Sinan’ın inşaatı nasıl yönettiğini ve rolleri dağıttığına şahitlik ederiz. Kanuni döneminin baş mimarı olan Mimar Sinan sözünde durmak ve zamanında bitirmek için birlikte çalıştıklarına her türlü yetkiyi verir. Bir Ahi Dervişi gibi olur zamanı gelince, bir Hacıbektaş bilgeliği iledir. Dilinde Ahi Evran vardır, dilince Hacıbektaş. Kanuni ise onun dilince ve gönünde olanı temsil etmez, o güçlü bir devlet adamıdır ve adının sonsuza kadar yaşaması için bir eseri dünyaya Mimar eli ile bırakma talaşındadır. Çok para harcamıştır, bütçeyi zorlamaktadır. Yanında heyet ile gelir bir gün ve inşaatın gidişatını gözleri ile görmek ister. Yayılan dedikoduların ne kadarı doğru diye bir anlamda kontrol etmek ister. Mimar gelişini abartılı şekilde önemsemez, kendisine güvenmektedir ve o güven içinde çalışanlarına “işinize bakın!” der. Mimar Sinan uzun zamandır cami içinde ses sorunu ile uğraşmak... Devamı

Abidin Dino’da bir meta aracına mı dönüşüyor?

2013-12-15 13:39:00

  Abidin Dino’da bir meta aracına mı dönüşüyor?   Abidin Dino için portre karikatür sergisi yapılmaktaymış… Üstelik birkaç senedir bu devam ediyormuş… Kim adına, neden soruları sormak doğal bir soru, çünkü ananlar ile Abidin Dino’nun siyasi, ideolojik bir yakınlığı olmadığı gibi kan bağıda yok! Kan bağına inanmam, çünkü aynı soydan gelenlerin önemli bir bölümü daha çok kendi akrabalarını ticari ve piyasa malı yapmıştır, onun adından yararlanarak geçimini sağlamaktadır.  Abidin Dino'nun çizgisine, duruşuna ve siyasi tercihine uzaktan yakından ilişkisi olmayan ve bugün ki duruşları ile Abidin Dino vb.lerine küfür edenler onu anması ne kadar doğrudur? Sanırım anarken de küfür ediyorlardır ve bu sayede onun ismini ve duruşunu bozmaya ve yanlış imajlar vererek onu yok etmeye ve de altını boşaltmaya çalışıyorlar. Yoksa neden ansın? Türkçede bir söz var “eniştem bugün beni neden öptü” diye, onların anması bu sözü anımsatıyor bende…   Bu sergiyi organize edenler kimlerin olup olmadığını pek önemi yok, çünkü kişisel ve ben yaptım oldu anlayışını temsil ediyorlar, tipik günümüz liberal insanı (!) ama serginin seçici kurul içinde kendilerine Kemalist diyenden, liberal diyene kadar değişik kesimlerin temsilcileri bulunmaktadır. Çalıştıkları ve bulundukları ortam ile hem iktidarı eleştiren hem de iktidarı savunan konumunda olan insanların birliği.  Kısaca zıtların birliği diye okuyabiliriz. Bu ananların bazıları için şimdi sormak gerek, yahu kardeşim hem dinciler ile çıkarın gereği al külah ver külah yaşıyorsun, sonra kendini görmez gibi dincileri eleştiriyorsun... Namuslu ve dürüst o... Devamı

Unuttum dünü, yarını görmeye çalışıyorum!

2013-12-15 04:39:00

  Unuttum dünü, yarını görmeye çalışıyorum!   Yazı yazma serüveni sürekli geriye doğru dönüp bakmayı getirir. İlerisini yazmak için dahi olsa geri dönmek gereklidir, geri olmayınca ileri zaten olamıyor. Yaşantımızın içinde tarih defterine bıraktığımız o kadar çok anı ve unuttuğumuz şeyler vardır ki, hiçbir kelime, cümle ve öfke ile yazılan satırlar onları bugün aynı heyecan ve öfke ile karşılamamızı getirmez. Üzerine tozlar serpilmiş, serpilen tozların altında öfkelerimiz birer anı haline dönüşmüş, dudaklarımızda sadece acı gülümseme bırakan duygular halinde bugüne yansıtabiliyoruz. Bugün geçmişin acıları ile alnımıza ve yüzümüze çizilen çizgilerin hesabını ve neden çizildiğini hiç birimiz bilemeyiz. Bizler tarih içinde kendi tanrısını yaratmış tek canlıyız, bugün o tanrıyı içimizde öldürmeye çalışsak da bir şekilde korkularımız ve bilinmezlikler içinde yaşamaya devam eder. Ne zaman bir bilinmezlik ile karşılaşsak o tanrı kafasını çıkarır ve bize gülümser. Çünkü bilir ki o, bilinmezlikler içinde yaşadığını. Bilinmezlik korkudur. Korkuyu büyüten, geliştiren ise tarihimizdir. Tarih iyi okunmadığında, korkuyu besler. Korku ise bizim cesaret ile adım atmamızı engeller, hatta bir hücrede yaşamaya zorlar. Eskiden matbaada basılan dergiler için yazı yazardım, matbaada basılan yazılar içinde öfkeme mürekkebin kokusunu ve kelimelerin hıncını eklerdim. Bugün mürekkebin kokusu artık yok, ekrandan yansıyan ışığın oklarını gönderebilirim ancak ama ne yazık ki içimde ne öfke ve de hınç vardır, üzerilerine tarihin tozları serpilmiş, daha sakin bir şekilde yazılarımı yazıyor, kafamda ki düşünceleri... Devamı

Çehov, Üç Kız Kardeş

2013-12-13 15:24:00

  Çehov, Üç Kız Kardeş   General Prozorov öleli bir yıl olmuştur, ölüm yıl dönümü aslında en küçük kızının vaftiz günüdür. Evde artık hüzün değil, mutluluk ve unut havası hakimdir. İrina neşe içinde evin içinde sürekli hareket halindedir, eskisi gibi olmazsa da küçük bir parti ile evin içine neşe saçılacaktır. Umut aynı zamanda Moskova’ya dönüş hayalidir. Babasının mesleği gereği geldikleri şehirden artık ayrılma zamanı geldiğine inanır üç kız kardeş. Üç kız kardeşin yanında bir de erkek kardeşleri (Andrey Sergeyeviç Prozorov) vardır ve erkek kardeşleri aşıktır. Bilim insanı olmak istemiş ama meclis üyeliğini tercih etmiştir. O Moskova hayali kurmadan kendi dünyasındadır. Andrey babsının beklentisini yerine getirmemiştir, iyi bir eğitim almış olmasına rağmen yaşadıkları yerde yaşamaktan mutludur. Natalya İvanovna’ya aşıktır. Karşılıklı bir aşk içinde olduğunu düşünmekteyiz. Fakat işin aslının öyle olmadığını evlilik sonrasında göreceğiz. Natalya kendi yaşamından kurtulup seçkin bir ailenin içinde olma hayalindedir ve bu hayali evlilik ile gerçekleşecektir. Egosunun dış dünya ile (çevresi) çatışması ve aşağılamasına şahitlik edeceğiz. Oyunun ana teması mutlu olmaktır. Mutlu olmak için çaba sarf edenler, dış dünyada yaşanan gelişmelerin etkisi ile bir o yandan bu yana doğru savrulmaktadır. Tarihin kırılma noktalarına göz atarsanız, her kırılma sosyal ve aile yapısını da kökten etkilemiştir. Alışkanlıklar, düşünce yapısı ve geleneksel ilişkilerde değişim kaçınılmazdır. Üç kız kardeş oyununda karakterler yaşamdan cımbız ile seçilmiş ve sözler felsefi derinliği olan ama yüzeysel sözlermiş gibi ... Devamı

Zulmeden ile yüzleşebilen bir lider…

2013-12-06 10:58:00

  Zulmeden ile yüzleşebilen bir lider…   Özgürlük mücadelesi yok olmaz, halkaların kalbinde yaşamaya devam eder. Mücadeleyi başaran liderler de mücadele devam ettiği sürece her mücadele eden gerillanın kalbinde bir umut olarak yaşamaya devam edecektir. Efendisine boyun eğdiren devrimci, gerilla lideri Nelson Mandela yaşamdan ayrıldı. O şanslı bir insandı, hayata devrimci olarak başlayan, tutuklu olarak uzun süre işkencehanelerde, hücrelerde yaşama mücadelesi veren ve sonunda kavgasını kazanıp ırk ayrımı gözetmeyen halkalarının lideri olan insandı. Mandela, örgütlü olarak ve inancından, doğrularından vazgeçmeden, tavizsiz mücadelenin sonucunu başarı olarak hayat geçiren bir liderdir. O zulmedenine karşı kavgayı kazanmış, zulmedenin zulmünü sorgulamış ve onu tarih önünde mahkum etmiş bir liderdir. Zulmedenin önünde boyun eğmemiş ve her an mücadele ile yaşamını biçimlendirmiştir. Seçilmiş bir Devlet Başkanı olarak yeni bir anayasa oluşturdu ve toprak reformu, yoksullukla mücadele ve sağlığın iyileştirilmesi gibi politikaları uygularken Doğruluk ve Uzlaşma Komisyonu'nu geçmişte yaşanan insan hakları ihlalini araştırması için oluşturdu. Tam olarak geçmiş ile yüzleşilememiş olsa da tarih önünde önemli adım atmıştır. O zulmedenlerin zulümleri yanında kalmayacağı ve bir zaman gelecek zulüm görenlerin de iktidara gelebileceğini göstermiş ve kanıtlamıştır. Mandela hayatı üç kelime ile özetlendirse, gerilla, mahkum ve liderdir. Mandela’nın yaşadığı zaman diliminde de ülkemizde de devrimci mücadeleye sahne olmuştur. Mücadele sürecinde diğer ülkelerde olduğu gibi devrimciler idam edilmiş, katledilmiştir… Mandela ile yola çıkmış ama m&u... Devamı

19. Yüzyılda Alman Şarkiyatçıların Bektaşîlik Serüveni

2013-12-04 23:01:00

  19. Yüzyılda Alman Şarkiyatçıların Bektaşîlik Serüveni Bektaşiler, Tahtacılar, Kızılbaşlar   Alman kaynaklarında Alevilik, Bektaşilik konusunda bir araştırma yapılmış diye meraklı bir arşivci olan İlhami Yazgan, kendi kendisine soru sormuş ve arşivlerin tozlu raflarında bulunan ve bugüne kadar Alevilik konusunda ciddi araştırma yapanların el sürmediği yere dokunmuş ve akıcı bir dil ile bizlere bu dokunduğu yerde bulunan belgelere ve kendi yorumu ile kitap olarak sunmuş. Almanlar doğu kültürlerine olan ilgileri ve bu ilgilerini sadece turistlik amaçlı yapmadıkları bilinen bir gerçektir. Almanlar bir yandan kendi siyasi hedefleri yönünde doğunun karanlığına bakarken, bir yandan da sözlü edebiyatı yazılı hale getirerek insanlık tarihi için önemli bir arşiv çalışması yapmışlardır. Bugün bizde olan arşivlerden daha çok arşivi alman arşivlerinde bulabileceğimizi arşivcilerin yapmış olduğu çalışmalardan öğreniyoruz.  Almanlar bir konuya ilgi duyduklarında o konu ile ilgili kürsüler kurmuş, ödenekler çıkarmış, öğrenciler yetiştirmiştir. Alevilik ve Bektaşilik konusunda ilk sayılacak çalışmaları Yazgan, arşivin derinliklerinden tutmuş ve gün ışığına kavuşturmakla kalmamış, Türkçeye tercime etmiş ve La Yayınlarından kitap olarak bir derleme olarak bize sunmuştur. Sunarken Alevilik konusunda araştırma yapacaklar içinde bir dizi kaynakçayı sunmuş ve demiş ki, işte kaynak orada gidin çıkarın ve bu konuda yapacağınız araştırmalar için elinizi güçlendirin. Elbette bizde araştırmadan daha çok bir birini kopyalamak ve yazar ismini değiştirilip kendi ismini yazma daha öncelikli olduğu için bu önermesinin hayat bulacağı konusunda umudum çok azdır. “Dr. Georg Jakob’un 1908 yılında yayımladığı ... Devamı

Son Tango

2013-12-04 22:07:00

  Son Tango   1970’li yıllar, hemen hemen üçüncü dünya ülkelerinde bir birine benzer, sanki karbon kağıdı ile yazılmış bir senaryonun uygulandığı zaman dilimidir. Dünyayı kuşatan bir sol dalgaya karşı Amerika kendi çıkarlarına uygun olarak askeri seçenekleri sahneye uyarlamış ve her darbe olan ülkede işkence, kayıplar, ölümler sıradan bir olay haline gelmiştir. Acının, sindirilmişliğin, direnişin, kavganın iç içe geçtiği ve hüzün ile, açlık, nefret ile sevgi ve para için her şeyini satanların yan yana yaşamak zorunda olduğu günlerdir. Özcan Özer o yılların bir zaman dilimini kendi ülkesinden çok uzakta Arjantin liman şehrinde bir barda yakalamıştır. Olaylar;  liman işçilerinin ve müdavimlerinin olduğu bir Arjantin barıda geçmektedir. Sahne, barın içi ve liman iskelesidir. Oyuna adını veren sahne ilk olarak bizi karşılar. Son tango adını sevgililerin hayallere ulaşmadıkları bu dünyada göçmeden (intihar etmeden) önce yaptıkları son beden dili, kısaca isyandır. İki genç aşık, tutku ile son bir kere barda tango oynarlar ve iskeleden kendilerini denize bırakırlar. Sessiz ve isyanın bedende dile gelişidir. Bütün salon bardır, bizler aynanın arkasından salona bakarken, aynı zamanda kendi tarihimize göz atıyor gibiyiz. Önümüzde duran ayna iki yüzlüdür, bir yüzünde Arjantin’de yaşanan bir isyan ve direniş sesleri, öte yüzünde bizim sessizliğimiz. O yıllar içinde yok olan acı yıllarımız… Kader dansı seven aynı zamanda geçinmek için vücutlarını satmak zorunda kalan insanları bir limanda buluşturmuştur. Toplumun en alt tabanını oluşturan bu emekçi insanların o günlere ait yaşanmışlıkları bir söylem içinde, tang... Devamı

Pedofili ya da çocuk sapkınlığı?

2013-11-28 14:10:00

  Pedofili ya da çocuk sapkınlığı?   Ülkemizde kavram kargaşası devam ediyor, en son örneği pedofili ile çocuk tacizi, tecavüzü ve evliliği konusunda oluyor. Son olarak başlatılan kampanyada her türlü çocuğa karşı yapılan davranışlar bu başlık altına alınmıştır, fakat gerçekler öyle demiyor. Pedofili bir hastalıktır ve hastalığın belirtileri, sonuçları ve yöntemleri bilimsel olarak kategorize edilmiş ve bilimsel yayınlarda yayınlanmıştır. Ülkemizde ise pedofili hastalarının yapmış olduğu davranışlar dışında, pedofili hastası olmayan ama aynı veya benzer davranışları çocuklara karşı gösterenler var. Onlar ile hastaları birbirinden ayırmak gerek ama o sanıldığı kadar basit değildir. Uzman kişilerin ve uzman kurumların yapabileceği bir çalışmadır. Ülkemizde kültür olarak çocuklara yönelik cinsel bir arzu olduğunu düşünüyorum. Bu konuda en iyi örnek şu andaki cumhurbaşkanıdır. Evlendiği yaşlara bakarsanız daha iyi anlarsınız. Şimdi o tercih Sayın Abdullah Gül ya da eşinin tercihi değildir, töreler ve kültür o dönemde onu söylüyordu ve evlendiler. Şimdi kimse bize Sayın Abdullah Gül pedofili diyemez, çünkü sonra ki yaşamında bir devamlılığı yok. pedofili bir hastalıktır ve devamlılığı olan bir durumdur. Tedavisi yapılması zorunludur. Ülkemizde çocuk tecavüzleri büyük bir bölümü hastalık değil, çağdaş yaşam düzeyinden bakınca bir sapkınlık ve doğal olmayan davranış biçimi olarak karşımıza çıkıyor ve cezalandırılması gerektiğini düşünüyorum, çünkü bir anlık olarak yapılan bu davranış biçimi süreklilik göstermiyor ve bir anlık durum ile kendisini göstermekte. Suçlu yakalandığı an cezasını çekiyor, hayatında b... Devamı

KÖSEM SULTAN

2013-11-21 12:25:00

  KÖSEM SULTAN   Şehir Tiyatroları bu sene 100. yılını kutluyor. Yüzüncü yıl etkinlikleri henüz tam başlamadı ama tarihin karanlık sayfalarından sahneye bir ışık yansıdı. Bugün oyuncular yazarın yorumuna yeni yorumlar katarak bizler ile buluşturdu. Kösem Sultan, gerileme döneminin önemli bir figürüdür. Saray içinde yaşanan entrikalar ve mücadele geçmişin kavgasını bugüne yansıtmakta ve bugün ile ilgili mesajları satır alalarında vermektedir. İki sahne şeklinde karşımıza çıkan Kösem Sultan oyunu, ilk sahne; ara vermeden önceki son sahne hariç tek ışık, tek ses ve metin okur gibi konuşmaların içinde seyirciyi kucaklayamadı diye düşündüm. Ya da ben salonun en arkasında yukarıdan aşağıya bakarken, hava klimasının yetersizliği içinde öyle düşünmüş olabilirim. Oyunun içine dahil olamadım, beni iten, öteleyen sanki bir el varmış hissine kapıldım. Gerçi bu duyguya salona ilk girdiğimden itibaren hissetmeye başladım, çünkü önceden yer ayıranların isimleri koltuklara iğnelenmiş ve iki çalışan salonun içinde bu isimlerin olduğu sıraları söyleme çabası içindeydiler. Çabası içindeydiler, çünkü başlarında yüzlerce insan birikmiş halde sağdan soldan gelen isimleri algılayıp, o isimleri kağıttan bulup, koltuk numarasını söylemeleri gerek. Kaos ortamında sağa sola, koltuk üzerinde isimlere bakmaya çalışırken, bir bakmışız oyun zamanı gelmiş. Oyun zamanı gelmiş ama hala koltuğunu bulamayan ve koltukta iğnelenmiş isimleri yere atıp oturanların olduğu bir atmosfer içinde oyunun gongu çaldı ve oyun sahne dedi. Osmanlı döneminin önemli kadın figürlerinden biri olan Kösem Sultan, sahnede ışıkların altında bize metin okur gibi konuşması ve ... Devamı

Yüzleşme yeri…

2013-11-21 11:48:00

  Yüzleşme yeri…   Mahkemeler yüzleşme yeridir, bir anlamda bir platformdur. Orada görüşler ve olaylar masaya yatırılır ve tarih ile insanlar yüzleşir. Olması gereken mahkemeler bu ülkede kağıt üzerinde kalmış, hukuk fakültesinde sınav sorusu olarak yerini her daim korumuştur. Olması gereken dışında yaşayan bir uygulama vardır ki, bu ülkenin yakın tarihi içinde bir çok örneği ile karşı karşıya kalırız. İstiklal mahkemeleri ülkenin kuruluş aşamasında bir öç alma, potansiyel düşmanı yok etme aracı işlevi görmüş ve bugün dahi o mahkemelerin kayıtlarına sağlıklı bir şekilde ulaşamıyoruz. Mahkeme var, hükmü var, idam edilenleri var ama idam edilenlerin mezarları yok.  Ya da daha başka örneği, mahkeme tutanakları yok ama sonuçları ortada… Ülke kuruluş aşamasında her şeyin hukuka uygun, evrensel kurallar içinde olduğunu söyleyemeyiz ama devlet kurulduktan ve istikrar sağlandıktan sonra iktidar kavgası ile; iktidarın muhalif olanlara karşı mahkemeleri bir silah gibi kullandığına şahitlik ediyoruz. Mahkeme salonunda hakim, henüz kendisi dahi verilecek kararı bilmezken, siyasi iktidar kararı çoktan yandaşlarına ve sırdaşlarına açıkladığına tarihin kanlı ve karanlık dehlizlerinde şahitlik edebiliyoruz. Tarihin karanlık koridorlarında fısıltılar, yazılanlardan daha fazladır ve her fısıltı başka bir gerçeğin üstünü açmaktadır. Öç almak adı altında göze göz, dişe diş mantığı içinde üç siyasi idamına karşı, o suça hiç bulaşmamış, suçun işlendiği tarihte henüz çocuk olanlar, işlenmemiş suçlar bahane edilerek idam edilmiştir. İdam kararları meclisten geçmiş ve meclis ile Türk halkı adına idamlar onaylanmıştır. O suça sadece hakimler ortak olmamış, m... Devamı

Sanat mı, sanatçı mı meta, onu anlamadım!

2013-11-09 21:47:00

  Sanat mı, sanatçı mı meta, onu anlamadım!    Liberal ekonominin çılgınlığı dünyanın her ülkesine bir şekilde dokunmuş ve kendisine özgü bir düşünme biçimi yaratmıştır. Her şeyin alınıp satılabileceği koşullar içinde oluşturulan bienaller, festivaller, sergiler ve fuarlar bu yeni düşünce yapısına uygun bir şekilde organize edilmekte ve her alanı bir pazar olarak kurgulamaktadır. Her kalabalığın olduğu yerde bir pazar alanı kurulu ve üretilen ne varsa, üretici ile birlikte satılabilinir! Bu elbette ilk başlarda ürkütücü ve hatta yok canım öyle şey olur mu dedirtecek bir cümle, fakat bugün gezindiğim fuar ile bunun olabileceğine ikna oldum diyebilirim. Çünkü, sanat galerilerinin bir biri ve sanatseverler ile irtibat içinde olabilmek ve ilişkileri geliştirebileceği bir alanı ziyaret ettim. Bu ziyaretimin içinde gözlemleyebildiğim; sanat eserlerinin sahibi olan sanat galerileri ve müzeler ellerinde olan ürünleri meta olarak fiyat biçmiş ve o fiyat üzerinden satışa sunmuş görünmektedir. (Fiyatlanma ve kıstasları nasıl ve kimler tarafından oluşturulur bilemem ama anladığım kadarı ile ortak bir sessiz bir anlaşma oluşmuş durumda.) Bir birine benzer eserler birbirine yakın fiyatlardan satış içinde olduğu ve pazarlık payının da olduğunu gördüm. Bazı sanat galerileri duvarında sanat eseri yanında sanatçılarının isimlerinin olduğu ve bu sanatçıların o sanat galerisi için ürünlerini ürettiklerini düşündüm. Her galeri tarafından maddi olarak desteklenen belirli sanatçıların olduğu izlenimimi bazı yayınevlerinin bazı yazarlar ile anlaşmalar yaptığı önyargımdan çıkardım. Sonuçta yayınevi de sanat galerisinde ticari bir işletmedir ve kendileri için üret... Devamı

kısa bir protesto yazısı

2013-11-05 11:05:00

bugün facebook'taki kişisel duvarımda gördüm, abidin dino için portra karikatür sergisi yapılıyormuş. abidin dino'nun çizgisine, duruşuna ve siyasi tercihine uzaktan yakından ilişkisi olmayan ve bugün ki duruşları ile abidin dino vb.rine küfür edenler onu anıyor. sanırım anarken de küfür ediyorlardır ve bu sayede onun ismini ve duruşunu bozmaya ve yanlış imajlar vererek onu yok etmeye ve de altını boşaltmaya çalışıyorlar.    bu sergiyi organize edenler kimlerin olup olmadığını bilmiyorum ama seçici kurul içinde kendilerine kemalist diyenden, liberal diyene kadar değişik kesimlerin temsilcileri bulunmaktadır. çalıştıkları ve bulundukları ortam ile hem iktidarı eleştiren hem de iktidarı savunan konumunda olan insanların birliği.  kısaca zıtların birliği diye okuyabiliriz. bu ananların bazıları için şimdi sormak gerek, yahu kardeşim hem dinciler ile çıkarın gereği al külah ver külah yaşıyorsun, sonra kendini görmez gibi dincileri eleştiriyorsun.. namuslu ve dürüst olun...    komünist ve tercihleri yüzünden bedel ödeyenleri ancak bedel ödemişler ve onu temsil eden kurumlar anabilir...  türk karikatürü içinde ne kadar nazi vb olduğunu unutmayın. türk karikatürü aydınlık yüzü kadar geçmişi pislikler ile örülüdür... pisliklerin üzeri örtüle örtüle ve izleyicileri kandıra kandıra mizahı iktidarı savunan bir araç konuma getirdiniz, bu tutum artık sonlanmalı ve mizah olduğu konumuna geri dönmelidir.  yapanları kınıyorum, faşizme ve dincilere çanak çaldığınız ve devrimci komünist insanların altını boşalttığınız için... her anma pozitif değildir, bunun gibi negatifte olur... ismail cem özkan ... Devamı

HDP, yeni umutlar ile siyasi hayata merhaba dedi.

2013-10-28 14:03:00

HDP, yeni umutlar ile siyasi hayata merhaba dedi.   HDP (Halkların Demokratik Partisi) hafta sonu yapılan kongresi ile tabela partisi olmaktan çıktı ve siyasi yaşamımız içinde kendisine biçilen rolü oynamak için yerini aldı. Elbette bundan sonra HDP üzerine bir çok yazı yazılacak ve tartışma konusu edilecektir. Siyasi yaşama henüz yeni adım atmış bir parti hakkında benim önyargımı kısaca yazayım istedim. HDP parti olmayan parti olarak kurulmuş bir ittifaklar birliğidir. (Bu önyargıma MYK seçimlerine bakarak rahatlıkla söyleyebilirim, HDK’nın (Halkların Demokratik Kongresi) bir izdüşümü gibi) bu ittifakların ne kadarı birbiri ile uyumlu, ne kadarı olaylara ortak pencereden bakıyor bilemiyorum ama yakın geçmişimize bakarak bir biri ile yan yana gelmesi dahi düşünülemeyen yapılar bu ittifak /proje içinde yan yana gelmiş konumunda... AKP ile sıcak ilişki içinde olandan, AKP ile mücadele edene kadar siyasi yapılar bu parti gibi olmayan partinin içinde kendilerine koltuk bulmuş gözüküyor. ÖDP (Özgürlük ve Dayanışma Partisi) kuruluş aşamasında ki durumuna uygun bir görünüm veriyor. ÖDP kuruluşundan kısa bir süre sonra Kürt sorununa bakış açısı yüzünden parçalandı. HDP ise Kürt sorunu yüzünden parçalanmayacağına inancım tam, çünkü hepsinin ortak noktası Kürt sorununda tek muhatabın PKK (Partiya Karkerên Kurdistan) ve devlet olduğu görüşünde hemfikir. Açılış konuşmasında Levent Tüzel müzakere içinde üçüncü güç olmayacaklarını açıkça ilan etmiş konumundadır. HDP, Gezi Direnişinin sloganlarını kullanabilir ama “Gezi Ruhunu” içinde taşıyabilecek bir yapısı yok, ç&u... Devamı

Coğrafya değişti, roller değişmedi!

2013-10-18 21:20:00

Coğrafya değişti, roller değişmedi!   12 Eylül 1980 sonrası gelişen olaylar içinde Kürtler belirleyici konumunda olmuşlar ve o belirleyici konumunda olmalarından dolayı devlet, el altından kendisine bağlı mücadele edene karşı yapılar oluşturmuştur. Kürtlerden oluşturdukları bu yapılar devşirme modeli yanında, kendisine özgü yapılarda olmuştur. Devlet maaşı ile koruculuk sistemi yetersiz kaldığında başka bir yapıyı dünyada örneklerine bakarak oluşturmuştur. İsrail, Filistin hareketini yok etmek için Hamas örgütünü kurması gibi, bizde de Hizbullah bu amaç içinde kuruldu. (90 yılların mücadele tarihi ve o dönemin Hizbullah’ı devlet tarafından zayıf düşürüldüğü için; bu sonucu olaylara bakarak rahatlıkla söyleyebiliriz.) Elbette o hareket içinde yer alanlar bu tezgahlanan oyunun farkında bile değillerdir, çünkü toplumsal hareket içinde yer alan her hangi bir kimse ne oluyor diye kendisine dahi soramadan bir fırtınaya kapılmış gemi gibi sağa sola savrulmaya başlar ve görebildiği en yakınında bulunan limana sığınacaktır.  En yakın liman her daim korunaklı olmaz, can kayıbı vermemek için sığınılan limanda daha fazla can kayıbı verilebilinir. Tarih, destanlar, mitolojiler içinde de bu gerçek fısıldanır. Klasik Yunan edebiyatı içinde limanların ve sığınaklı yollarda oluşturulan tuzaklardan bahseder, hepimiz okumuşsuzdur veya duymuşuzdur ama yaşam o birikimleri görmezden gelir ve aynı hatayı tekrar yapmayı insanları itekler ve girdabın içinde çırpınmasını izler. Tarih acımasızdır ve ders çıkarmayanlara acıyı olabildiğince bol bol yaşatır. Hizbullah tarihi içinde en aktif yılları ağırlıkta PKK karşı yaptığı sistemli cinayetler önemli yer tutar. Okulda okuyan kız öğrencilerin yüzüne kezzap atmakt... Devamı

Gezi Direnişi özgürlük istemidir.

2013-09-21 10:58:00

Gezi Direnişi özgürlük istemidir.   Türkiye Gezi Direnişi ve sonrası olarak tanımlanacak bir sürece girdi, çünkü Gezi Direnişi bir kırılmayı ve geçmiş alışkanlıklarından kopmayı ifade ediyor. Gezi Direnişi konusunda bir çok değişik bakış açısı vardır, çünkü henüz devam eden bir sürece isim vermek ve tanımlamak kolay değildir. Gezi direnişi içinde yer almış ama olayı kendi dar pencerelerinden bakarak ve geçmişin alışkanlıkları içinde, o önyargılar içinde olayı yorumlayalar elbette kendilerini Hitler ile kucak kucağa ya da AKP ile mücadele ediyorum derken AKP’nin yedek lastiği konumunda bulabilir. AKP istediği sonucu rakiplerine bıraktığı özgür alanda elde edebiliyor. Gezi Direnişi devlet anlayışına karşı bir eylemdir. Bunun ile birlikte aynı zamanda AKP ve hükümeti tarafından yaratan ortama karşı bir direniştir. Sonuç olarak, Gezi Direnişi devlet mekanizmasının yaratmış olduğu baskıya ve baskıcı anlayışın uygulayıcısı olan iktidara karşı bir direniştir. Gezi Direnişi kendisinden önce olan direnişlerden bağımsız olarak direk devlet sistemini sorgulamış ve ona karşı özgürlük mücadelesi olarak Gezi ve Türkiye’nin değişik şehirlerinde ki meydanlarda gelişmiştir. Gezi formlarında dile getirilen demokrasi, özgürlük, bağımsızlık, halk için devlet kavramları sistemi sorgulayan başlıklardan sadece bir kaçıdır. Sessiz ama eylemsel alanda da polis şiddeti ve eylemcilere karşı geliştirilen terör devlet mekanizmasının baskıcı yönü ve geçmişte yapmış olduğu katliamlar, faili meçhul cinayetler ve kayıplarda militar yönü de tartışmaya açılmıştır. Gezi Direnişi HES direnişinin bir devamı değil, onu kapsayan bir mücadele biçimi olmuştur, çünkü HES mücad... Devamı

Gölgedeki sol!

2013-09-19 19:18:00

  Gölgedeki sol!   Türkiye sol hareketinin kader çizgisini çizen 12 Eylül faşist darbedir dersek abartmış olmayız. Kitlesel partiler ile yarışacak kadar etkili olan Türkiye solu, bir gecede olmazsa da birkaç sene sonra havluyu atmış, cezaevlerinde, bir bölüm solcu yapılar tek tip kıyafet giyerek yenilgisini ilan etmiştir. Darbe ve yenilgi ile sonuçlanan tarih çizgimizde 1980’li yıllarda bu sefer bir Kızıldere destanını yazamamış, tek tip kıyafet içinde kucaklaşma adı verilen sağcılar ile aynı hücreyi ve kafesleri paylaşmak, solun kader çizgisi içinde yerini almış. İdam edilen yoldaşları için etkili bir politik çizgi çizemeyen Türkiye solunun bir bölümü darbe öncesi yurtdışına çekilmiş, idama giden yoldaşlarını savunma için eylem yapma yerine (yurtdışında protesto ve imza kampanyaları dışında) sessizliklerini korumuşlardır. Türkiye solu idamlara giden yolda birden fazla Kızıldere yaratacak birlik ve ortak hareket alanı ne yazık ki kuramamış. Yurtdışında kurulmuş Faşizme Karşı Birleşik Devrimci Cephe adı iddialı olmasına rağmen kendisi iddialı olamamış bir yapı özelliğini göstermiş ve kısa zaman içinde arkasında kanlı ayak izlerini bırakarak dağılmıştır. PKK öncesi, bir çok Kürdistan ve Türkiye solu hareketlerinin militanları tarafından ülke içinde kurşun seslerini ülkenin dağlarında yankılatmış ama başarılı olamamışlar ve bir dönemin kapanışını PKK, - ilk kurşunu ile - adı konulamamış savaşı başlatarak ilan etmiştir. Bir grup, 80’li yılların ortalarına doğru Newroz’un ateşini yakmış ve bugüne kadar ateşi yanar halde korumuşlar. Ateşi korurken ateş zaman içinde büyümüş ve ülkenin her köyünde bir iz bırakacak şekilde kanlı tarihin de izlerini bırakmış. Yaşa... Devamı

Din olduğu yerde özgürlük olmaz!

2013-09-15 12:20:00

  Din olduğu yerde özgürlük olmaz!   Tek tanrılı dinlerden önce çok tanrılı dinler zamanında da devlet denen mekanizma ve siyaset dinin etkisi altında ve dini kullanılarak yapılırdı. Din ortaya çıktığı günden beri siyasetin hizmetinde, siyaset dinin hizmetinde olmuştur. Geri bıraktırılmış ülkelerde din her zaman etkisini koruyacak ve din ile siyaset yapan iktidara gelecektir, günlük işleri arasında dinin etkisini uzaklaştıranlar ise uzaklaştırdıkları kadar özgür olacaklar ve özgür iradeleri ile değişime açık olacaklardır. Din gelişmekte olan ülkelerin halklarının günlük yaşamdan kopuşu ve sorunlardan uzaklaşıp sığındıkları birer mağdet olma özelliğini koruyacaktır. Yaşamakta olan din, bir toplum içinde yaşayan bazı insanlara dinin gerçekleri dışında başka anlamlar yükleyecek, onları ulaşılmaz ve ermiş yapabilmektedir. Dini kontrol eden siyaset istediği biçimde kendi ve çevresinin çıkarını kollamakta zorlanmayacaktır. Geri kalmış ülkelerde “dini siyasete alet etmeyin” derken bile dini siyasetin ortasına oturtmuş oluyor.  Din ortaya çıkışı ve yayılışı bile politik ve siyasi bir olaydır... Din toplum ile ilgilenir ve toplumu biçimlendirmek için toplumun en küçük biriminden ve bireyinden başlayarak sistemli bir biçimde mücadele verir... Dinde önemli olan kuralladır ve o kurallar için size biat etme öğretilir, düşünme der, yap! Din düşünmeyi ve ilerlemeyi bir anlamda frenler, çağdaş gelişmeler karşısında direnir. Ülkeler bugün ki seviyelerine ‘dine rağmen’ gelmişlerdir. Toplumlar, dini reform ede ede değiştirmiş ve yaşanabilir ve daha özgür bir topluluk yaratmışlardır. Dinin etkisi azaldıkça toplumlar daha özgür, bireyler ... Devamı

Eziklik…

2013-09-14 19:07:00

  Eziklik…   Kuşaklar toplumun ilerleyişinin bir anlamda göstergesidir ve diyalektik yasası gereği her yeni kuşak bir geçmişinden ileri olmalıdır. Tarih bize öyle söyler ama son kırk yıllık tarihimiz içinde kırk kere maşallah diyecek örgütlü kuşaklarımız vardır ve diyalektik yasalarının dışında bir görünüm sergilerler. Elbette bu kendilerini örgütlü olarak gösterenler arasında hayat bulur, yaşam örgütlü olduğunu sananların dışında toplumsal yapı içinde yaşayan ama örgütsüz gibi gözüken çoğunluk için başka türlü akmaya devam eder. Son yıllar içinde kuşaklar, kuşak tarihlerine göre örgütlülük içine girmiş ve kuşaklarının sorunlarını bugüne taşıyan ve çözüm arayışı içinde olan yapılar olarak kendilerini göstermişlerdir. İlk başta çok olumlu bir izlenim ortaya sermelerine rağmen, zaman içinde bu olumlu görünümün başka boyuta döndüğüne şahitlik etmekteyiz. Son yıllarda, günlük yaşamın gündeminde daha çok 12 Eylül günleri yaklaştığında gelen kuşak yapıları söz konusudur. 12 Eylül sanki o kuşak anacakmış ya da sorgulayacakmış gibi algılandığından olsa gerek bir çok sol grup onların yaptığı etkinliklerde yer almaya ve flamaları ile katılmaya özen göstermektedir. Kendi duruşlarını o kuşak örgütlenmesi altında seslendirilmesine sessizce onay vermekteler. Sol yapıların baktığı noktadan sanırım bakmıyorum, o yüzden örneğin en popüler olan 78 kuşağını ve örgütlü yapılarını anlamıyorum, gerçi onlara örnek olan yaşayan 68 kuşağının tüm olumsuzluklarını üzerilerinde taşıyor... İki ayrı örgütlü yapı var, biri açıkça AKP ve PK... Devamı

Çocuklar feleğin yatağından geçmiş…

2013-09-09 20:46:00

  Çocuklar feleğin yatağından geçmiş…   Beyoğlu denilince bir çok insanın aklına mutlaka bir şeyler gelir. Kimi için ilklerin yaşandığı yerdir, kimiler için bir devrin sonlandığı ve bağımsızlık bayramının ilk kutlandığı alandır. Kimiler için taksimdir. Kimiler için işçi sınıfının meydanını içinde barındırır. Kimiler için her yer taksim, her yer direniştir.   Beyoğlu’nun çok yüzü vardır, o yüzlerinden dolayı her kişiye göre anlamlar içerir. Eğlencenin merkezidir, eğlencenin olduğu yerde her türden yer altı (yasadışı) ilişkiler meşrudur. O meşrutiyet içinde, yasak olmasına rağmen herkesin gözleri önünde ama gizli yapılır. Gizli olanda ekranlara yansır, hukuk önünde yerini almaz. Bir anlamda göz yumulur, çünkü o eğlencenin tadı tuzu kaçması istenmez. Beyoğlu’nda yaşananlar yıllardır süren bir gelenektir. Kulaktan kulağa, ekrandan ekrana, kameradan kameraya, fotoğraf sergilerinde yerini alan bir Beyoğlu yaşamı vardır. O yaşam içinde her renkten, her ırktan, her hangi bir yerden gelenin hikayesi vardır. Beyoğlu’nda her bireyin bir öyküsü vardır, o öykülerin küçük bir kesimi sinemaya aktarılmış ya da belgesel sinemanın içinde yerini almıştır. Bir de alınamayanlar, öyküleştirilmeyen öyküler! Beyoğlu’nda bir çok çocuk görürsünüz, sokaklarda özgürce dolaşırlar. Bazılarının elinde tiner, bazılarının elinde yaşanmamış hayatın öyküsü vardır. Bir de ellerine, kollarına dövme yaptırmış çocukları görürsünüz. Genelde bunlar kız çocuklarıdır. Henüz ilk okula gitme yaşlarında olan bu çocuklar, gerçek yaşlarını yüzlerine bakarak anlayamazsınız... Devamı

Benim savaşım değil!

2013-09-04 13:55:00

  Benim savaşım değil!   Son günlerde sıkça gördüğüm ve duyduğum bir cümle oldu, “Benim Savaşım Değil!” . Bir propaganda cümlesi gibi duruyor. Bir anlamda deniliyor ki; bu savaşta ölen ben değilim. Ben olmadığıma göre neden taraf olayım? Uzakta bir köy (ülke / devlet) var, o köyde bomba patlamış, insan ölmüş, aç kalmış, organları tüccarlar tarafından sökülüp savaşın olmadığı ülkelerde satılmış … gibi şeyleri gözüm görmediğine göre, orada her türden insanlık dışı cinayet işlensin! Çünkü benim savaşım değil! Her savaş bir şekilde bizi etkilemektedir, bilmeden, hissetmeden ve direk bağlantı kuramadan etkilemektedir. Doğal olmayan bir yıkım yaşanmaktadır savaşın olduğu yerde, doğası, kültürü, yaşam kalitesi, yaşam seviyesi ve geçmişin bütün birikimleri savaş ile birlikte yok edilmektedir. Savaş yok eder, var ettiği şey ise cinayettir, yıkımdır. Her yıkım, her bomba; uzakta savaşa sınırı olmayan bir ülkede yaşayan bireyi dolaylı ya da direkt olarak etkileyebilir, çünkü küçülen dünyamızda, savaş teknolojisi o kadar gelişmiş ve yıkıcı olmuştur ki, bir nükleer, kimyasal ya da biyolojik silahın etkisi bir dünyayı sınır tanımadan kuşatabilmektedir. Biyolojik değişim yanında ekonomik etkisi göz ardı edilmemelidir. Ekonomik olarak çıkış kapısı olarak gören kapitalist sistem, savaşlar ile kendi varlığını yaşatmayı ve yaşadığı krizlerden çıkış kapısı olarak görmektedir. Savaş, bir anlamda kapitalist ilişkilerin yoğrulduğu ticari yaşam için çıkış kapısı olarak görülmekte ve istisnasız olarak uygulanmaktadır. (Ucuz iş gücünden, yeniden yapılacak şehirlere kadar her şey rant için kullanılmakta ve emperyalist devletleri dest... Devamı