Haziran, Ocak ayında yaşanır mı?

2015-01-11 22:23:00

Haziran, Ocak ayında yaşanır mı?   Toplumsal olaylar projeler ile yönlendirilemez, biçimlendirilemez diye düşünürüm. Fakat benim bu düşüncemin ne kadar yanlış ve anlamsız olduğunu son otuz yıllık yakın tarihimize baktığımda anlıyorum. Siyasi yaşantımız içinde birbirinden ilginç projeler hayat buldu, hayat bulan projeleri kimlerin finans ettiğini hala bilemem, çünkü sonuçta kimler bu projelerden faydalandı diye baktığımda faydalananları anlıyor ve hissediyorum. Ülkemizde sol adına da bir çok proje yapıldı, hayata geçirildi, bir bölümü devam ediyor, bir bölümü sonlandırıldı. Dünyanın değişik ülkelerinde portakal rengini taşıyan, kadife dokunuşlu devrimleri organize edenler ülkemizde de projeler yaptı, yaptırdı, finans etti. Bugün dahi farklı isimler altında projelere devam ediliyor. Liberal düşünce kulüpleri en büyük devşirmeyi solcu bilinenler arasında devşirdi, yeni kurulmakta olan rejimin yedek değneği işlevini gördüler. Kafa karıştırma, muhalefeti parçalama, oluşmakta olanı engelleme şeklinde kendisini gösterdi. İktidarın sorunsuz bir düzlemde eline verilen programı uygulamak için ortam yaratıldı, yaratılan ortamda da en iyi şekilde yararlanmaları sağlandı. İktidar güçlendirildi, güçlendirilen iktidar ise rant alanları yaratmasını ve yaratılan rant ile toplumun nasıl nötralize edildiğini yaşayarak öğrendi. Para, baş eğmeyenlere bile baş eğdirdi, el etek öptürdü. Proje içinden proje çıkaranlar, kendi geleceklerini garantiye almak adına milletvekili dahi seçtirdi, ödüllendirildi. Başarılı projeciler toplum içinde hiç sorgulanmadı, onların projeci yönü görünmemeye özen gösterildi. Dışarıdan gelen para dağınık olan... Devamı

Karanlık savaş’ta cinayet karanlıkta işlenmez!

2015-01-11 01:06:00

Karanlık savaş’ta cinayet karanlıkta işlenmez!   Bir olayın anatomisi olay olup bittikten sonra, kadavraya kaldırılan ceset üzerinde yapılan analizler ile aydınlatılmaya çalışılır. Yaşadığımız çağda hiçbir şey göründüğü gibi değildir, taşeron eller işin görünür kısmını oluşturmuş olsa da hedef, amaç ve sonuç ilişkisi içinde taşeronların elleri sadece görmek istediğimiz olayı görmemizi sağlayan bir algı yönetme ve yönlendirme becerisinin sonucudur. Her gün dünyanın değişik yerlerinde toplu katliamlar, cinayetler işlenmektedir ki, bir çoğu profesyonellerin yaptığı iş olmaktan çıkmış, usta katillerin gönüllü olarak yaptığı işlere dönüşmüştür. Profesyoneller bir katliam yaptıktan sonra iz bırakmadan oradan ayrılıp, izini kaybettirmeyi hedeflerken, günümüzde son dönemlerdeki işlenen cinayetlerde katiller aksine yakalanmakta ve cinayeti işlediği için zafer işaretleri ile kutlama yapmaktadır. Bu da yeni bir algı ile karşı karşıya olduğumuz ve at izinin it izine karışmasını istemeyen ama yapılış itibarı ile baştan karışan ve algılar ile oynan bir stratejik oyunun parçasıdır. Fransa’da kanlı günler, sanırım başka ülkelere de sıçrayacak. Bu sayede küresel bazda oynan oyunun sadece bir bölümü sahneye sürülürken, bu işten henüz olayın dumanları ve kan izleri sıcakken kimlerin işine geldiği kafalarda soru işaretleri ile soyut resimler oluşmasına sebep olmuştur.  Bu soruların başında ülkede yaşayan azınlık üyelerin ne aralıkta ve zaman dilimi içinde usta birer katile dönüştürüldükleridir. Bireylerin en küçük hareketleri izlendiği, kara paranın küresel olarak izlendiği ve her para ve insan hareketinin kayıtlara girdiği bir d&... Devamı

Dünya mizah günü 7 Ocak’tır!

2015-01-09 02:04:00

Dünya mizah günü 7 Ocak’tır!   7 Ocak 2015 tarihi kanlı bir gün olarak mizah tarihine geçti. Mizah dergisi olan Charlie Hebdo dergisine yönelik saldırıda çalışanları, mizah yazarları ve karikatürcüleri hayatını kaybetti. Yapılan saldırı dergiye yapılmış gibi gözükse de aslında mizaha karşı yapılmış saldırıdır. Mizah elbette ilk defa saldırı altında değildir, sürekli mizah ve mizah yapanlar hakkında saldırılar düzenlenmektedir. Mizahın keskin dili, erk sahipleri ellerinde ki baskı araçları ile törpülenmekte ya da yok etmek için her türlü araç kullanılmaktadır.  Osmanlı zamanında padişah ve onun gölgesinden güç alanlar; mizah üretenlerin ve orta oyunu ile düzeni hicvedenlerin derileri yüzülmüş, şehir içinde eşek/ deve üzerinde yüzülmüş derileri ile halka sergiletilirlerdi. Bu sayede halka dilinize mukayyet olun, yoksa sonunuz bu adamlar gibi olur denirdi. Osmanlıda oyun bitmezdi ama mizahçıda bitmedi. Her dönem, her tiran yönetimi altında bile mizahçılar eserler üretmiş, halk ile kucaklaşmıştır. Osmanlı zindanları her dönem bir mizahçıya ev sahipliği yapmıştır. İşkence aletleri buna şahitlik eder. Osmanlıda arşivleri ve tarih yazıcılığını elinde bulunduranlar bu büyük mizahçıları yok saymış, hatta tarih defterlerinden silmek için her türlü oyunu oynamıştır. Sözlü olarak günümüze kadar gelen mizahi eserler, onları yaratanların simlerini fısıldar… Mizaha hoşgörüsü olmayan toplumlarda baskı, zulüm, tiran yönetim yaşamın günlük olayı olarak karşımıza çıkar. Osmanlı'dan miras olarak doğan Türkiye de aynı uygulamanın daha çağdaş hali ile karşılaşırız. Mizah yazarları, şairleri de aynı sonucun ... Devamı

Yalandan kim ölmüş!

2015-01-06 09:00:00

Yalandan kim ölmüş!   Tarih yalanlar üzerine kuranlar bugün yaşadığımız çarpıklığın ve kafa karışıklığının da temelini kurmuştur. Karşılaştırmalı tarih eğitimi ve anlayışı yerine tek doğrunun hüküm sürdüğü ve tek doğrunun mutlak ve değişmez olarak tarih sayfalarına yazıldığı kabul edenler, diğer ulusların tarihçileri karşısında afallayıp, ne savunacağını bilemez kanıt ve belge yoksunu birer ırkçı konumuna düşer. Çünkü onlara verilen eğitim kanıtlar üzerine değil, büyüklerin kabul etmiş ettiği doğrular üzerine kuruludur. Resmi tarih; iktidardaki erk ideolojisinin ihtiyacını karşılayan tarihi yalanlar bütünüdür. Bir ülkede resmi tarihin varlığı, o ülkede halkına karşı yalan söylendiğinin bir kanıtıdır. Gerçek tarih sayfaları arasında yalanlar arasına gizlenerek varlığını devam ettirir ama yaratılan ön yargılar var olan gerçeğin inkarını üzerinedir ve bu inkar edilen gerçekliğin kabulü yalanın kabulünden daha zordur. Bir ulusun resmi tarihini çöplüğe atmak ve yeniden oluşturmak demek, o ulusu yeni baştan düzenlemek ve yeni hedefler koymak anlamına gelir. Bir ülkede resmi tarihi devlet maaşı ile geçinen profesyonel yazıcılar dışında gönüllü edebiyat yazıcılar eli ile de yaratılır ve halka aslında benim yazdığım gerçektir denir. Söz arasında edebi eserler kurgudur, oradan gerçekleri öğrenemezsiniz vurgusu yapılır. Sanat, resmi tarihin hem destekleyici ve toplum içinde kabulün yaygınlaşması için bir silah olarak kullanılırken, tersi de aynı anda kullanılabilmektedir. Sanat zıtların bir arada olduğu ama erk sahibinin olanaklarını kullananların daha baskın olduğu bir çizgi izler. Elbette erk sahibinin ihtiyacına göre bu çizgi eğrilebilir… Romanlarda / &o... Devamı

Güvenlik açıkları büyürken…

2015-01-01 21:39:00

Güvenlik açıkları büyürken…   Devletin var olma sebeplerinden biri güvenliktir. Var olan düzenin devam etmesi ve sürekliliğin sağlanması için güvenlik çok önemlidir, hatta hayatidir. Güvenlik olmayınca devletin varlık sebebi tartışmaya açılması ve hatta devletin yok edilmesi kavramı bile gündeme gelebilir. Devlet kendi güvenliğini içinde oluşturmuş olduğu kurumlar aracılığı ile yapar. Sınıf mücadelesinin olduğu devlet organizması içinde, sınıflar arası dengeyi sağlamak ve bu dengenin elbette erk sahibi yönünde kullanılması devletin varlık sebebidir.  Ülkemiz koşullarını göz önüne alarak yaşadığımız sürece kısa bir göz attığımızda devlet kendi güvenliğini koruyabilmek için silahlı ve silah dışı bir çok güvenlik kurumu kurmuştur. Bismark tarafından geliştirilen emekli sandığı ve emekli için oluşturulan sosyal güvenlik şemsiyesi devletin varlık sebeplerinin en önemli savunma aracı olarak önümüzde durmaktadır. Çünkü insanların kaybedeceği bir şey olduğunda ondan vazgeçmesi çok zordur ve düzene karşı sesini ve gücünü gösteremez. Ulus devletinin başarmış olduğu en önemli güvenlik sistemi okulların yaygınlaştırılması, küçük bir zümrenin yararlandığı eğitim sisteminin ortadan kaldırılıp ülke sathında her vatandaşın çocuğunun zorunlu olarak okulda okutulmasıdır. Bu sayede Fransa örneğinde olduğu gibi, Fransız devrimi olduğunda Fransa’da var olan kültürlerin asimilasyonu gerçekleştirilmiş, tek ulus, tek dil, tek bayrak konusunda büyük başarılara imza atmıştır. Okullar devlet sistemi için en önemli savunma aracıdır.  Sağlık hizmetleri devletin başka bir savunma aracıdır. İngiltere’de olduğ... Devamı

Hayatımız proje!

2014-12-22 23:37:00

Hayatımız proje!   Soğuk savaşın son günlerinde proje kavramı yaşantımızın her alanına gireceğini düşünsek kimse inanmazdı ama projeler her nefes alışımızda yanı başımızda olmaya başladı. Projesiz bir anımız yok, her adımımızı, her hedefimizi, her dostluğumuzu, her sosyal medya gruplarımız bu projeler sonuçları ve işlevlikleri içinde yaşar olduk. Toplum mühendisleri toplumu daha iyi kontrol edebilmek ve yönlendirmek amaçlı bir çok teori üretiyorlar ve bunu toplumlar üzerinde deniyorlar. Her deneme başka sonuçlar çıkarmış olsa da her toplumsal katmana uygun, kültürel farklılıklar göz önüne alınarak damak tadına uygun şekerleme üretir gibi projeler üretilmekte ve hayat içinde sınanmaktadır. Amaç bellidir, proje parası olanın parasını daha güvenli hale getirmek, yaşanabilecek toplumsal hareketliliklerin başı daha küçükken yok etmek. Kısaca kontrol mekanizmasını daha işlevsel hale getirmek. Proje bir amaç etrafında zamanın kontrol edilebildiği bir süreçtir. Projecilere küçük hedefler konur, o hedeflere en az masraf ile nasıl ulaşılacağı ve ne kadar sürede bu amaca yaklaşık olarak varılacağı sorulur. Proje yazıcısı o konuda ayrıntılı bir rapor verir. Masraflar, zaman, kullanılacak insan ve hangi yöntemler bu projede daha verimli olacağı belirtilir. Projeye para verecek kurum ise bu veriler ışığında kendi bilimsel heyetine sorar, görüş alır ve olabileceği kabul edilerek araştırma ve geliştirme birimine verilecek paranın belki de yüzde bir masraf ile bu amaca ulaşılacağı hesaplanır ve tamam sözü çıktıktan sonra proje hayat bulur. Bu yaşamın her alanında uygulanan bir yöntemdir. Uzay çalışmasından, aile içi şiddetin önlenmesi konusuna kadar aklınıza gelecek her alan için uygulanan ve başarılı b... Devamı

Çok yüzlü şehirler!

2014-12-22 01:38:00

Çok yüzlü şehirler!   Şehirler ticaretin gelişmesi ile hayatımıza girdi, şehir yaşantısı ticaret ile orantılı bir şekilde büyüdü ve küçük yerleşimleri yuttu… Bugün gelişmişliğin çağdaşlığı ölçütleri arasında şehirleşme oranı yer alması tesadüfi değildir. Avrupa Birliğine giriş için ön koşullardan birinin köylü nüfusun genel nüfus içinde küçülmesinin yer alması bu şehirleşme ve ticaretin oranı ile ilgilidir. Şehirleşme aynı zamanda sanayileşme ve sanayi de ticaret ve kapitalist sistemin vazgeçilmezi borsa anlamına gelir.  Kısaca üretmeden, üretiliyormuş gibi yapılan kağıtların değer kazanması ve kaybetmesi… Borsa simsarların boy gösterdiği çağdaş kurnazlığın olduğu alanlardır, hiç artı değer üretmeden artı değerin paylaşılması… Şehirler, plansız ve düzensiz olarak başlangıçta gelişti, zaman içinde yolların önemi ortaya çıkınca, akıcı bir trafik ve üretilen malın en kısa sürede tüketiciye ulaşımı şehirlerin alt yapısı sorununa eğilmeyi zorunlu kılmış ve ona göre şehirler yeniden yapılandırılmıştır. Bu yeniden yapılanma elbette yeni rant alanların oluşması anlamına da gelmektedir. Her yerleşim birimi yeni ekonomi girdabının oluşması ve tüketimin artması anlamındadır. Her yeni oluşan şehir birimi aynı zamanda yeni sorunların oluşması ve var olan sorunların katmerleşmesi anlamına gelmektedir. Çünkü şehrin atardamarı olan arterler ona göre genişlemesi gerekirken, fiziki şartlar gereği buna imkan tanımamaktadır. Bu imkansız koşullar altında toplu taşım araçlarının gelişmesi bir zorunluluk olarak geniş halk kitlesi önüne gelmiş ve ulaşım hakkı bir insan hakkı olmasına rağmen, bu haktan yararlanmak için belirli bir ücret ödemek zorunlu kı... Devamı

Cibali Karakolu

2014-12-19 02:29:00

Cibali Karakolu   Nuits de noces (Bir Düğün Gecesi) adlı bir Fransız bulvar komedisinden Refik Kordağ ile Muammer Karaca tarafından uyarlanarak ilk kez 1955 yılında Karaca Tiyatrosu’nda sahnelenen ve o tarihten başlayarak 1972 yılına kadar pek çok temsil veren Cibali Karakolu son temsilinden 42 yıl sonra Şehir Tiyatroları Sahnelerinden seyircileri selamladı. Üç perde ile seyirciyi selamlayan oyun, ilk perdesi bir düğün, İkincisi düğün sonrası gerdek odası(salonu), üçüncü sahne bir karakolda geçmektedir. Cafer Sabah komiserdir, sert görünümlü çapkın biridir. Karısından çekinmesine rağmen, bir erkek çapkın olmalıdır düşüncesini hayata geçirmiş ve çapkınlık sırasında Necip Zoka ismini kullanmaktadır. Tesadüf sonucu sevgilisi karısı ile karşılaşmış olsa da isim karmaşalığından yararlanarak rahatlıkla ret edecek ve haksız konumunu ısrarlı sözleri ve kelime oyunları ile ortadan kaldıracaktır. Oyun basit bir çapkınlık, kadın erkek ilişkisi olarak ilk başta algılanabilir, fakat oyun günlük yaşama göndermeler ile hatta gönderme dışında direkt verdiği mesajlar ile kadın erkek ikiliğinden çabuk sıyrılıp bir orta oyun havasında, geçmiş bütün tiyatro geleneklerini, göreneklerini içine alacak şekilde yeniden biçimlenmektedir. Klasik tiyatro ile geleneksel tiyatromuz harmanlanmış, yaşamın can damarına mesajlar ileten, aynı zamanda eğlenmeyi öne çıkaran, bol kahkahalı seyirlik oyundur. Oyun o kadar güzel uyarlanmış ki, günümüzde yapılsa bunu ben yazdım diye altına imza atarlardı. Fakat geçmişin ustalar emeğe saygıdan olsa gerek, uyarlama yaptıklarını ve yeninden biçimlendirdiklerini saklamamışlar. Her yönetmen yeninden yorumlayarak sahneye koyar, her sahne geçmişin... Devamı

Güneş Batarken Bile Büyük

2014-12-17 05:52:00

Güneş Batarken Bile Büyük   Goethe alman dilinin kurucusu kabul edilir, felsefe alanında ve edebiyat alanında yapmış olduğu katkılar ile bir anlamıyla Almanların Shakespeare’dir. Yaşadığı çağın bir anlamda ruhunu temsil etmektedir. Goethe yaşamına dair yazılan bu oyunda hem o dönemin sorunlarına, hem bugün yaşadığımız sorunlara göndermeler yapılmaktadır. Özgürlük, bağımsız bir bireyin kendi düşünce dünyası ve var olan tüm sistem mekanizmalarına karşı duruşunu sergileyen özgün bir örnektir. Oyun Fransız işgalinde olan Weimar şehrinde Goethe’ye ait bir şatoda geçmektedir. Fransız devrimi sonrası Fransa bir kargaşa dönemini yaşamış ve Napolyon’unun mutlak iktidarı ile sonlamıştır. Burjuva devrimi ihtiyaç duyduğu sermeye birikimini ve sömürgeci, yayılımcı geleneğinin de mirası etkisi ile Öncelikle Avrupa içlerine doğru seferler yaparak, Napolyon Fransız halkına göreceli bir refah sağlayarak yeni düzenin temelini atmıştır. Napolyon tek başına bir istilacı değildir, onu yaratan Fransa’nın içinde bulunduğu ortamdır, o sadece bir öznedir ve o özne görevini baskı ve yayılmacılıkla kendisini ifade etmiştir.  Burjuvazi feodal beylerinden iktidarı alırken, kendisine bağımlı ve ihtiyaçlarını giderecek yeni bir iktidarı yaratmıştır. Bu yaratılan iktidarın işgal ettiği Almanya’da bu oyuna konu olan olaylara kısa bir göz atarken, baştan da belirttiğim gibi o dönemin ruhuna da göz atmış oluyoruz. Avrupa o dönemde tutucudur, özgürlükler kısıtlıdır. Özgürlükler ayrıcalıklı sınıfın elinde olması, halkın bu ayrıcalıklı sınıfa hizmet etmekten başka kaderi yok gibidir. Yanı başlarına gelişen, özgürlük çığlıklarının dalgaları Almanya içlerine kadar vurmuş olmasına rağmen, bu işgal o... Devamı

Lillian'nın onurlu duruşu...

2014-12-11 10:05:00

Lillian'nın onurlu duruşu...   Amerikan’ın bir dönem oyun yazlarından, kendisini sorgulayan komite karşısında onurlu duruşu ile tarihe adını yazdıran Lillian Hellman’ın yaşamına William Luce’nin satırları ile baktığımız bir oyun. Şehir Tiyatrolarının sahnelerinde yer alan oyun, küçük bir mesajları içinde saklamaktadır. Uzun soluklu bir yaşam öyküsünün içinde hayatına yön verenler ve olaylar hakkında bilgilere ulaşmaktayız, fakat bu uzun soluklu ve tek kişilik oyun, oyunu sahneye taşıyan yönetmen Orhan Alkaya’nın geçen senelerde sahnelerde sergilediği “Rosenbergler Ölmemeli” adlı oyunun devamı ve aynı yıllara ait bir ayrıntıyı büyüteç altına almaktadır. Aliye Uzunatağan tek kişilik performansı ile sahnede hayat bulurken, sahnenin arkasında Şehir Tiyatrolarının ekibi bulunmaktadır. Daha önce özel bir tiyatroda hayat bulan oyun bu sene değişen Şehir Tiyatroları yönetimini zora sokmadan geçiş için seçilmiş ama duruşunu da bozmayan bir oyun tercih edilmiş gibi algıladım. Özel tiyatroların maddi yetersizlikler ve seyirci potansiyeli açsısından kalabalık ve maddi yükü ağır oyunlar sahneye koyamıyorlar. Arkasında ticari bir bakış açısı olmayan devlet ve şehir tiyatrolarının sahnelerinde tiyatro tarihi içinde önemli eserlerin sahnelenmesi daha olağan olduğunu düşünmekteyim. Üstelik kapanma kara bulutlarının devlet ve şehir sahnelerinin üzerinde dolandığı günlerde daha görsel ve özel tiyatroların oynayamayacağı oyunlar sahnelenmiş olsaydı daha bir anlamlı gelirdi diye içimden geçirmedim değil. Sahne onbir sandalye bir çizgi üzerinde yan yana gelecek şekilde konmuş, üçer halde olan sendeleyeler arasında küçük boşluklar oluşturulmuş. Her sandalye bir... Devamı

Tiyatro yok edilemez!

2014-12-03 23:45:00

Tiyatro yok edilemez!   Bazı tiyatrocular ve tiyatro severler hükümetin tiyatroyu ortadan kaldıracağı fikrini taşıyor. Ben o fikirde değilim, çünkü tiyatro bir hükümet istedi diye ortadan kalkmaz. Tiyatro yerleşmiştir, geçmiş birikimi vardır, geleceğe mesaj taşımaktadır, evrenseldir, sınırları ortadan kaldırmıştır... Hükümetin amacı tiyatroyu ortadan kaldırmak değil, öyle olduğunu da düşünmüyorum, çünkü tiyatroyu kendi propaganda amacı olarak kullandığı alanlar vardır, fakat etkili değildir, çünkü onun amacı yönünde üretilmiş eserler denizde bir damla kadar etkisi yoktur. Yetişmiş tiyatrocu kadro, geçmişin izlerini üzerinde taşımakta ve yaşama oradan bakmaktalar. Hükümetin amacı doğrultusunda değil, farklı duruş sergileyenlerin parasını veren devlet, yeni konumu ile kendi içinde çelişkiye düşmekte, “madem parasını veriyorum, o halde benim dediğimi yapmak zorundalar” görüşünü maddi güç ile dayatmaktadır ama ‘başarılı’ olamamıştır. Hükümet her istediğini hukuk kuralları içinde düzenlemeler ile yaptığından TÜSAK adını verdikleri yeni bir düzenlemeye giderek tiyatro, bale ve operaya yeni duruşu konumlandırmak istemekteler. , Her rejim kendisine uygun hukuk kurallarını dayatır ve toplumu o kurallar içinde bir homojen şekilde hareket etmesi beklenir. Rejimler, kendilerinin ihtiyacı yönünde tarih algısını ve kültürel duruşunu homojenleştirmek için eğitimin bütün araçlarını kullanarak istenilen insan profili yaratılması için mücadele eder. Ulus devleti, homojen bir ulus yaratmak amaçlı, kültür alanın tüm araçlarını amacı yönünde kullanmış, tiyatro, opera, bale millileştirilmesi için sanat&cce... Devamı

Kelimelerin arasında tatmin oluyorlardı!

2014-11-30 22:45:00

Kelimelerin arasında tatmin oluyorlardı!   Bugün yolum kitabevinin önünden geçti, içeri girip sol adına çıkan dergilere bakayım dedim. Dergiler bölümünde her bir dergiye bir dakika ayırsam bir saatten fazla zamanımın orada kaybolacağını hesapladım ve sadece birçoğunun isimlerine bakıp ayrıldım. Demek ki bu ülkede sol adına yüze yakın dergide bir şeyler söyleniyor... Soruyorum şimdi kendi kendime bu dergilerde yazılan kelimelerin kaçı bana ulaşıyor? Sanırım önemli bir bölümünden orada haberdar olduğuma göre, çoğu denizde oluşan dalganın etkisi kadar! “Birileri kendini dergilerin sayfalarında kendilerini tatmin ediyor” diye içimden geçirdim ama Marks 11. tezinde ne diyordu; “oysa sorun onu değiştirmektir.” diye söylemiyor muydu? Ne oldu da sol dergi kapaklarının altında kendisini tatmin eder konuma geldi ya da başka söylem ile eylem yapamayan sol, ulusal mücadele arkasına takılmış, onların kazanımlarından doyuma ulaşır konuma geldi? Sol, sınıf mücadelesi yerine ırk, halk, din, mezhep … mücadelesi yapanların kazanımlarının kendi kazançları görür hale geldi? Dayanışma yapmak ile mücadele etmeyi bir birine karıştıran, mücadele yerine ‘birilerinin yararına’ diye susup ‘sessizce’ beklemek, onlardan ayrılma olasılığı olan kitle ile bağ kurmak için sipere yatmış bir asker gibi beklemek, sol mu oluyor? Bu ülkede sol, sol olabilseydi, sol adına bir şey yapacak konumda olabilseydi ulusal mücadelenin içine düştüğü girdap bu şekilde olmazdı. Ne de Kobenê'de ISİD bu kadar rahat saldırı yapabilecek konumda olamazdı, çünkü ISİD’i yaratan kurumlar yaratmaktan/ desteklemekten  önce birkaç defa daha düşünmek zorunda kalırdı.... Devamı

Mukaddes Gezmiş hep oğlu ile yaşayacak!

2014-11-21 09:45:00

Mukaddes Gezmiş hep oğlu ile yaşayacak!   Bir oğul var, içeride. İdama mahkum edilmiş ama meclis henüz onaylamamış. Bir umut… Meclis koridorlarında, özel bürolarda görüşmeler, pek umutlu sonuç yok ama umut her daim vardır, çözüm olmalıdır. Çünkü verilen karar hukuki değil siyasidir ve siyasi ihtiyaçlara uygun şekilde mahkemeler karar vermiştir. İşi kısaca siyasilere havale etmiştir, çözüm yeri meclistir. Gözleri kan bürümüşler ellerini evet diyerek havaya kaldırıyor. Meclis onayladı. Mecliste olmayıp gizli evet diyenler oturuma katılmadı. Bir avuç insan hayır dedi. Ülkenin onurunu bu bir avuç insan kurtarmaya çalıştı ama kurtaramadı, çünkü çoğunluk onursuzca evet diyerek el kaldırmıştı. İdam günü henüz belli değil, sokağa çıkma yasağı sürüyor. Sabah, ayaz, henüz gün doğdum demeden bir avukatın kapısı çalar, avukat bilir son yolculuğa şahitlik edecektir. Karanlık sokakların sessizliğini bir jeep motoru bozar. Cezaevi kapısı gıcırtıya açılır, bir telaş vardır. Görevini yapanlar, emir alanlar, görev belleyenler oradadır. Kapılar açılır, kapanır. Ses avluda kurulmuş darağacının ağaçlarına vurur. Üç genç, üç yiğit, yaşlarından büyük olgunlukla sergiledikleri savunma ve halk sevgisi. Aile sevgisi, ülke sevgisi bütün sevgiler ağaca asılacaktır. Bir bildiri boyunlarından aşağıya asılacaktır. Dışarıda, evde ölüm haberini bekleyenler... O bekleyenler arasında ananeler, babalar ve kardeşler vardır. Ölüm kaçınılmazdır ama umut sonsuzdur, bir gün daha nefes alması demek sevenlerin rahat nefes alması demektir. Üç delikanlı, ü&cce... Devamı

Tiyatrolar özelleştirilirken…

2014-11-16 13:05:00

Tiyatrolar özelleştirilirken…   Bir kamusal alan özelleştirildiğinde o alan tamamı ile ticari olur ve iş yerlerinde olan verimlilik yasası kar üzerine ve artı değer üzerine kurulur. Devlet eli ile yapılan işlerde önemli olan kar değil, kalitedir. Kaliteli ve düzenli bir hizmet bir süre sonra kalitesini düşüp, yardımcı başka hizmetlere ihtiyaç duyulur hale getirilirse, o alanın devleti küçültme bahanesi ile özelleştirilip ve bu suret ile devletin o alandan elini yok ederek, hizmette kaliteden önce kar olması sağlanır. Kar hizmeti her zaman iyileştirmez, kar amaçlı görüntüsel birkaç değişim hizmetin daha kaliteli olmasını değil, reklam ve ışıltılar altında göz aldanmasından başka bir şey ifade etmez. Kar temek olan yerde kaliteli ve düzenli hizmet satın almak ancak hizmeti alanın ekonomik durumu ile ilgilidir. Örneğin bir ilaç sanayisi yöneticisi açıkça parası olan ülkelere göre ilaç üretiyoruz, parası olmayanlara daha düşük maliyetli ve etkisi az olan ama aynı ismi taşıyan ilaçları üretip pazarlıyoruz diyebilmektedir. Kısaca parası olana göre hizmet, parası olmayanın o hizmetten yararlanabilmesi için ya borçlanması ya da durumuna razı olup sessizce kabullenmesi ya da isyan etmesi gerekmektedir. Ki isyan bugün ki koşullar altında terör, anarşi olarak sunularak korku aracı olarak kullanılmakta ve isyan etme hakkı olanların isyanı korku ile bastırılmakta ve hukuk düzenlemeleri ile bu hakları ellerinden alınmaktadır.   Bir biri arkasında devlet tiyatroları ile ilgili haberler gelmeye devam ediyor, kapanacak kara bulutu devlet tiyatroları ve o tiyatrolardan hizmet alanların üzerinde durmaktadır.  Bu kara bulut dağılacağına gün geçtikçe yoğunlaşmakta ve çağdaş tiyatronu... Devamı

Toprağa beton döktük, toprak öldü!

2014-11-13 22:43:00

Toprağa beton döktük, toprak öldü!   Modern yaşam dediğimiz, şehirde yaşam olarak algılandı. Şehir ticaret ile doğdu, korku ile büyüdü, çünkü insan kazandığını kaybetme korkusu ile bir arada ve güvenli ortamlarda yaşamak istedi. Bir arada olmak hem daha rahat savunma hem de güvende olma hissini büyüttü, geliştirdi. Başkalarının emeği üzerinden zengin olmak isteyenler gitti, başka şehirleri işgal etti, çünkü şehir zenginlik demekti, altın elmayı yemek anlamına geliyordu. Şehir demek ticaret demektir, aynı zamanda yağmalanmak! Şehirde yaşayanlar, biraz gözü para hırsı ile dolanlar doğayı yağmalamaya başladı önce, sonra en yakın arkadaşını yağmaladı, öldürdü, onun zenginliğine kendi zenginliğine kattı. Düşman her zaman en uzağında ki değil, en yakınında ki oldu. En yakınındakinden korunmak için yollar aradı insan! Şehir, önce en yakınındakine e göre biçimlendi. Kapılara kilit takıldı, kasalar icat edildi. Zenginlik hep bir yerde saklı tutuldu, yağmalanmaktan korktuğu için göstermekten çekindi! Zaman geçti, devir değişti, zenginliğini göstermek bir itibar sayıldı, zenginliğini göstermek için her fırsat kullanıldı. Gösterişli binalar içinde, gösterişli toplantılar ile zenginlik sergilendi. Zengini yanında olmak da bir güç gösterisine dönüştü. Zaman içinde zenginler ve zenginlere yakın bir çevre oluştu. Büyüdü, büyüdü… Sonra büyük şehirler işgal edildi, çünkü büyük şehirler daha çok yağmalanacak zenginlik demekti. İstanbul işte bu zenginlik ve gösterişin kurban oldu. Her fırsatta yağmalandı, her fırsata seferler düzenlendi. En son fetih batı... Devamı

Darbeler ve sonuçları…

2014-11-13 11:25:00

Darbeler ve sonuçları…   Ülkemiz 1952 yılında NATO’ya üye olduktan sonra yaşanan tüm darbelerde NATO’nun izini görmemiz mümkündür, çünkü bizim NATO üyeliğimiz ile Gladio "stay-behind” ülkemiz topraklarında örgütlenmesi iç içe olmuştur. Ülkemizde 60, 71 ve 82 darbesi ile NATO ve dolaysıyla Amerikan çıkarları yönünde düzenlemeler olmuştur. 60 darbesinden sonra gerçekleşen 12 Mart 1971 darbesi ülkemizin rotasını rayına oturma girişimi olarak gündeme gelmiştir. NATO, 61 anayasasına giden yolda önemli dersler çıkarmış, ülkenin öznel koşullarına uygun mücadele yöntemleri geliştirmişti. Gladio 60 darbesi ile artık oturmuş, her türlü şartta mücadele edecek şekilde örgütlenmiş olarak kendisini ispatlamıştı. 71 darbesine giden yolda Gladio, darbe ve müdahale için ortam hazırlıklarına Vedat Demircioğlu öldürülmesi arkasından Kanlı Pazar gibi olaylar ile başlamış, koşullar oluşması için elinde ki her olanağı kullanmıştır. 15- 16 Haziran 1970 işçi sınıfının kendisini sınıf olarak ifade etmesi var olan korkuyu büyütmüş ve müdahale kaçınılmaz hale gelmiştir. 12 Mart günü “Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.” denilerek darbe gerçekleşmiştir. 12 Mart rejimi sol harekete karşı geniş çaplı bastırma eylemi olarak kendisini ifade etmektedir. 11 ilde sıkıyönetim ilan edilerek, hemen arkasından gençlik gruplarının, derneklerin ve sendikaların faaliyetleri yasaklanmıştır. Sol kanadı temsil eden gazeteler ve dergiler ya bir süre için yasaklanmış ya da tamamıyla kapatılmıştır. Sıkıyönetim bölgelerinde grev ve lokavtlar yasaklanmış... Devamı

Surların Öte Yanı Zeytinburnu

2014-11-09 22:19:00

Surların Öte Yanı Zeytinburnu   Eskiden evlerde ansiklopediler vardı, oturma odaların duvarlarını süslerdi. Arada lazım olunca sayfaları açılır, bakılır ve sonra bir daha anımsanacağına kadar orada kalırdı. Elbette bir daha anımsama yerine evin tozları alınırken aşağıya alınır, tozları silinir yeniden konurdu. Zaman içinde ansiklopediler evlerin oturma odalarından uzaklaştı, yerlerini plazma teveler aldı. Oturma odalarında kitaplar eski değimi ile anarşinin sembolü olarak görüldü, kitaplar ekranlarda suçlu gibi sergilendi, yayıncılarına cezalar verildi, okuyan çocuklar sırf kitap evde bulundu diye DAL grubuna misafir edildi, işlemedikleri suçlardan dolayı yıllarca cezaevlerinde örgüt üyeliğinden yattılar.  Kitaplar birer prestij olarak sunulması zaman içinde yeniden gerçekleşti ama prestij kitaplar da işletmeler ve kurumsal kimlikli yapılar için geçerliydi. Onlar, gelen misafirlere sunulmak için hazırlanmıştı ve içerikleri ansiklopedilerin içeriklerine benziyordu. Elbette ansiklopedilerin okunduğu kadar okunuyor ama biçimi, sayfa düzeni, fotoğrafları ile gözü doldurur şeklinde üretilmişti. Bu kitaplar bir proje olarak ortaya çıkmış ve proje sonunda ürün olarak okuyucusu ile buluşuyor. Elimde Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları – 1 “Surların Öte Yanı Zeytinburnu” adlı kitap Burçak Evren yönetiminde ortaya çıkmış bir çalışmadır. Kitabı dikkatlice ve her bir kelimesini okuyarak inceledim. Öncelikle kitabın oluşumuna sebep olan bütün emeği geçenlere teşekkür etmek isterim, çünkü çok iyi düşünülmüş ve ayrıntılı bilgilerin olduğu bir çalışma olmuş. Bir bilimsel çalışma titizliği içinde bir bölgenin tarihi konusunda ö... Devamı

Nasuh Mitap geçti bu dünyadan…

2014-11-09 22:17:00

Nasuh Mitap geçti bu dünyadan…   İlk söz bir bildirge ile söylendi, son söz henüz söylenmedi. Çünkü mücadele bitmedi. Devrimci yol engebelidir derdik, ama en önemlisi bir devrimci yolcu kutuplara gitse kendi yaşayacağı alan açar ve fikrimizin yayılması için nüveler kurar, geliştirir ve mücadeleyi kucaklar derdik...   Nasuh, Mahirlerin yarattığı mücadele geleneğini taşıdı, bir devrimcinin nasıl olmasını yaşamı ile gösterdi. O içeriden çıktıktan sonra geçmiş üzerine fazla konuşmadı, küskünlükleri büyütmedi, danışıldığında düşüncesini söyledi ama illa ben bunun başına oturayım yönlendireyim demedi. Gençlerin önünü açtı, elinizde geçmişin birikimi var, iyi değerlendirin ve bizim hatalarımızdan ders çıkarın dedi... Ama pek sesini sanırım duyuramadı, çünkü henüz Devrimci Yol fikrini aşabilmiş bir örgütlenme yaratılamadı. Bugün dahi hala Devrimci Yol dergisinden alıntı yapılıp konuşuluyorsa, geçmişin deneyimlerine güzellemeler yapılıyorsa ortada henüz başlanamamış bir mücadele ve örgüt sorunu duruyor demektir...   Nasuh Mitap ismi polis kayıtlarına ilk defa ne zaman düştü bilemiyorum ama THKP-C süreci Mahir Çayan ve arkadaşlarının bıraktığı mirası Kızıldere sonrasında Devrimci Yol bünyesinde yeniden yorumladığı bir kurul içinde aktif rol oynadı. Devrimci Yol kurucu üyesidir ve Ankara’da merkezi davada yargılanan önemli bir sanığıdır. İşkencede beli kırılmış, DAL sürecinden sağ olarak çıkmayı bilmiş bir direnendir. O, iki faşist askeri darbe sürecini yaşamış, her iki süreçte de yoldaşlarını kaybetmiş, yenilgiyi tatmış ama yeniden ayağa kalmayı bilmiş bir devrimcidir. O dev... Devamı

Eylem güzelim, güzellemesi üzerine…

2014-09-28 06:10:00

Eylem güzelim, güzellemesi üzerine…    “sevgilim eylem güzelim benim  yitik bir ülkeyi korumaya değil  yeniden kurulacak bir ülkeyi  aşkla örmeye benzer devrimci olmak” Ali Asker   Eylem birliktelikleri güzeldir, ne kadar çok kitlesel olursa eylem o kadar başarı şansı vardır. Fakat son otuz yılda yapılan eylem birlikteliklerine bakıyorum, rejimin ihtiyaçlarına uygun ve ılımlı, radikal, ya da her ne ise İslami örgütleri ve yandaşlarını meşrulaştırma işlevi görmüştür. Bugün dahi solcuların büyük bir bölümü, dinci cemaatler, vakıflar, dernekler… gibi kurumsal yapılar ile kol kola; örneğin polis şiddetini protesto ediyor, işkence vb konularda ortak çalışma yapıyor, projeler üretiyor, bazı vakıfların sağladığı bütçe üzerinden ortak projelerde katılımcı veya destekleyici olarak gözüküyorlar.  Konu, sağ sol ayırımı yapmaz ama eylem birliktelikleri ve ortak metin hazırlamaya gelince; sağ, sol ayrımı yapıyor, çünkü dinci yapılar işine geldiği zaman imza veriyor ve işkence, polis şiddeti ya da devlet şiddeti konusunda çok yüzlü duruşlarını koruyorlar. Bu durumda sol bir anlamda sağın ya da dinci örgütlerin koltuk değneği olma özelliğini korumuyor mu?  Solun yok olmasının “en büyük” sebebi; ‘panzer altında kaldık’ söyleminden daha çok bu ilişkilerinde aramalıdır. Solun içinde olduğu ilişkiler kendisini inandırıcı olmaktan uzaklaştırmış, günlük hedefler ve iktidarın gündemine uygun hedefler peşinde koşmuştur. 12 Eylül rejiminin hedeflerini doğru okuyamayan sol, o hedeflere gidiş yolunda; yol açıcı ve zemin hazırlayıcı olarak işlev görmüştür. Bir anlamda mücadele ettiği ... Devamı

Politika karmaşıktır!

2014-09-25 00:09:00

Politika karmaşıktır!   Politika karmaşıktır, çünkü kimin çıkarı ne zaman nereden eseceği belli olmaz. Bir anda can ciğer, kuzu kavurma ilişkilerin yerini düşmanlık ilişkilerine bırakılabilinir. O yüzden politika kum üzerinde yapılıyorsa kimse yarın nasıl bir tavır içinde olacağını bilemez. Paradigmanın öteki adı politika olmuştur, çünkü çıkar her şey belirlemektedir. Ortadoğu ülkesi olduğumuz günden bu yana ne sağ ne de solun belli ve sistematik takip edebildiği politika olmuştur, günlük ilişkiler ve iktidarın belirlediği gündem peşinde koşan, gerek olduğunda iktidarın yedek değneği olan, gerek görüldüğünde tam karşısında konumlanan politik çizgi izlenmiştir. Kısaca politika günlük çıkarların belirlediği kısa vadeli bir iş olmuştur, rant üzerinden geçinenlerin yaptığı bir alana kavuşmuştur. İlkesiz, omurgasız, hedefi kısa tutup cebine daha çok para atma derdinde olanların oluşturmuş olduğu karagöz Hacivat oyununa artık bizler politika demeye başladık. İktidar daha uzun süre iktidarda kalarak hedefine tam varması için olanakların sunulduğu alan olmuştur. İktidarın bıraktığı artıktan beslenenlere ise muhalefetlik görevi verilmiş ve artıklar ile kendi küçük dünyalarının içinde büyük hedefler peşinde koşuyormuş izlenimi verilerek ayakta durmaya çalışmaktalar.  Politika iç ve dış çizginin iç içe geçtiği bir süreçtir. Ülken iç dinamikleri olduğu gibi dış dinamiklerin çıkarlarına göre belirlendiği bizim gibi ülkelerde politikacı sadece delikten aşağıya bırakılana kadar popüler olabilen bir özne konumundadır. Delikten aşağıya bırakılmak demek, çıkarların o özne ile devam etmeyeceği anlamını taşır ve o özne istedi... Devamı

Irkçılık!

2014-09-18 23:03:00

Irkçılık!   Çocuklarımız ırkçı kültürü ile yetişiyor, gelecekleri ırkçılık çatışması içinde geçecek korkusu içindeyiz. Irkçılık; katliam, soykırım demektir, toprağın kan ile sulanıp, sonra kan ile sulanan toprağa methiyeler düzmektir. “Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.” Türkçede ırkçı o kadar kelime ve cümle var ki, istediğin kadar sakın çocuğunu bir yerde ırkçı söylem ile yüzleşiyor. Ermeni tohumu, Rum dölü derken Çingenelere, Abdallara ve “mum söndü” sözlerine kadar her yerde ırkçılık besleniyor, devlet eli ile geliştiriliyor. Efelik yapacağım diyen ‘yeni Türkiye’nin’ cumhurbaşkanı var ki her sözü ırkçıları kışkırtmakla kalmıyor, yeni cümleler ile yeni bir ırkçı dalgayı da besliyor.  Bir yandan Kürt açılımı öte yandan cepheleşme... çok kültürlü bir açılım yapılacağı farz edilirken, tek bayrak, tek dil, tek mezhep, tek tek sözler bu açılımın kara bir delik konumuna dönüştürüyor, çünkü hayaller, gelecek projeleri açılımın çatışmazlık ortamında eritiliyor yok ediliyor. Bu siyaset gündemde kaldığı sürece köşe başında ırkçı nutuk atanda olur, Kaş’da olduğu gibi “sen pis Kürtsün” denilerek dövülerek öldüren genç de...  Eğitim, benim düşünce yapıma göre devletin en önemli ırkçılığı beslediği ve çocukların hayallerinin çalındığı yerdir. Okullarda ırkçılık temelden öğretiliyor, “bu vatan için canım feda” derken, düşman kim, kime karşı savaşacaksın sözü muğlak bırakılarak öteki her hangi bir... Devamı

Yazlık: Şehrin Kolonisi

2014-09-05 10:21:00

Yazlık: Şehrin Kolonisi   Salt Beyoğlu’nda açılan bir sergi üzerine hala düşünüyorum, çünkü sergiyi gezdim, gördüm ve benim üstünde ne gibi etkiler bıraktı anlamında düşünmekteyim. Bugüne kadar yaşantımız içinde sıkça karşılaştığımız bir olgunun üzerine sergi düzenlenmiş ve uzun araştırmalar sonrasında bizlerin beğenisine sunulmakla kalmamış, bizlere kısaca benimsediğiniz bir konuda düşünün demektedir. Gerçekten bugüne kadar tatil sohbetleri arasında sıkça duyduğumuz yazlık nedir? Ne zaman oluşmuştur, nasıl bir sosyal değişimin ürünü olarak yaşantımız içine aldık? Yazlıklar bir anlamda senede bir kere gittiğimiz ya da gidemediğimiz bir coğrafi alan içindeki binadır. O bina genellikle ucuz olsun diye betonarme şekilde üretilmiş ve genelde estetik yoksunu geçici yaşadığımız alanlardı. Zaman içinde betonarme binaların yerini estetik, kullanışlı, modern mimarlık eseri olanlarda yaşantımız içine girmiş olsa da bu kooperatif binalar içinde yok denecek kadar azdır. Genelde yazlıklar sahil şeridi içinde siteler halinde inşaat edilmiştir, bu sayede hem ucuz hem de satışı, kiralanması kolay bir yaşam alanı olmuştur. Ekonomi çarkının işlediği bir çağda gayrimenkuller değerlendirilmesi önemlidir, ölü bir yatırım olarak doğan yazlıklar bugün ekonomi çarkı içinde ailelere belirli süre kiraya verilen küçük işletme halini almıştır. Bu değişim elbette her sene birbirini tekrarlayan tatil monotonluğunu da yok etmekte ve yerli turist olma özelliğinden evrensel bir gezgin olmaya doğru adımlar atılmasına da neden olmuştur. Henüz emekleme dönemi yaşıyor olsak da istikrarlı bir şekilde yurt dışına çıkan nüfus artışından bahsedebiliriz. Bu elbette yaşam kalitemizin v... Devamı

Bir ikona aşık olmak!

2014-09-04 10:47:00

Bir ikona aşık olmak!   Pınar Çekirge aşkına hiç ihanet etmedi, hep sevdi, her zaman bunu dillendirmekten de çekinmedi. O bir ikona aşık olmuştu, ikon kendi yaşamının koşturması içinde, yapımcıların arka arkaya getirdiği nefes almamacasına bir setten ötekine taşıyordu. İkonun sesi yoktu, sesi başkası hayata verirken, o perdeye kendi görüntüsünü ve sessiz film gibi mimiklerini yansıtmaya çalışıyordu. Her şeyi kamera önünde öğrenecekti, ona kamera önünde nasıl davranmasını öğretecek ne bir öğretmen vardı ne de yönetmen, çünkü zamanları yoktu. Bir film bittiğinde diğerinin çekimleri hemen başlar, senaryo denen kağıt parçaları çekim öncesi kısa bir sunum ile anlatılırdı. Artık ondan o şekilde davranması beklenirdi.  O sarışın bir ikondu ve şehri temsil ediyordu, öte yandan geleceği de. Sabır ile davrana mutlu sonu hak eder, ne kadar eziyet çekerse çeksin! O beyaz perdenin bir imgesi olmuştu, o imge bir çok genç kızın hayalini süslerken, dergiler aracılığı ile kendisine haran bir erkek kitlesi yaratıyordu. Açık hava sinemalara akşamları giden halk, onun perdede görünmesini sabır ile bekler, giymiş olduğu hırkanın şeklini çıkarmaya çalışırlardı ellerde yünler ve şişler ile. O artık evin bir parçasıydı ve onun kıyafetleri, görünümü, yürüyüşü toplumun bir yönünü etkiliyordu, etkilemeseydi, arka arkaya çekilen o kadar filme kim giderdi. Filmleri salonları dolduruyor, salonların dolması yapımcıyı mutlu ediyor ve yeni filmin startını hemen veriyordu. Filiz Akın, dört yapraklı yoncanın bir yaprağını temsil etmektedir. Dört yapraklı yonca şans demektir, umudu anlatır, güveni ve istikrarın habercisidir. Bir anlamı ile bu starlar topluma güven... Devamı

Solda birlik!

2014-09-04 00:49:00

Solda birlik!   Solda birlik kavramına inanmayanlardanım, önyargım gereği sol birlik olamaz! Çünkü solun birlik olabilmesi için durduğu zemini iyi tahlil etmesi gereklidir, ki benim izleyebildiğim kadarı ile sol örgütsel yapılar bulunduğu zemini tanımlama yerine olayların arkasına takılmış savrulmaktadır. Gündemin peşinde, iktidar partisinin gündemi ve yan sorunları ile ilgilenen, kendisine ait ve yaşamı etkileyecek bir gündem yaratamamış bir solun birlikteliği, yeni gündemlerin oluşması için güç birliği oluşturmadığı, oluşturamadığını 12 Eylül sonrası yaşanan olaylar ile görmekteyiz. Sol, en büyük birlikteliğini 12 Eylül sonrası oluşturulan Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi ile gerçekleştirmiş ve mücadele için önemli adımlar atmış olsa da, mücadeleyi sonuna kadar götürememiş ve iç bileşenlerinin iç ayrışma ve çatışması ile sonuçlanmıştır. Bunu yenilginin bir sonucu olarak okuyabiliriz, ama yenilgi travmasını henüz üzerinden atamayan solun yeni birliktelikleri yeni ayrılıklar anlama geldiğini ÖDP geçeği ile yeniden karşılaşırız. Gözyaşları içinde kurulan yasal parti, “bir arada yaşamı savunalım!” sloganı ile yeni bir şeyler söylemeye başlarken, birden bir arada olamayacaklarını anlamışlar gibi kısa sürede dağılma ile sonuçlandı. En büyük nedeni; bileşenlerinin gündeme, bulundukları ana dair; gerçekçi, somut bir değerlendirmelerinin olmayışıdır. Sosyalizm hedefi olduğunu söyleyenlerin nasıl bir ülkede yaşadıklarını bile henüz net olarak değerlendiremedikleri ve pratik günlük olayların etkisi ile farklı duruş sergilemeleri bu ayrılıkları tetiklemiştir. Pratik duruşun her zaman ileri aşaması işin teorileştirilmesidir ki, bu teorileştirmelerde bile mantık b&uu... Devamı

Bir alkış üzerine…

2014-09-03 00:34:00

Bir alkış üzerine…   Günlük politik olayları normal şartlarda yazmam, çünkü günlük olan adı üstünde sabun köpüğü işler. Gün sonunda dahi unutulur gider. Hafızası olmayan toplumlarda bu unutkanlık olay yaşanırken meydana gelir. Ülkemizin değişik zamanlarda tarihi kırılma anları olmuştur, kırılma sonucunda oluşan artçı sarsıntılar ve esas amaca yönelik düzenlemeler bir çok insanın kafasının karışmasına ve hangi amaç ile bu dokunuşların yapıldığı sorgulanır ve sorgulama da olay ile birlikte unutulur gidilir. 12 Eylül, bize liberal düşünceyi ve Ortadoğu hedefine yönelik yol haritası hediye etmekle kalmadı, kirli bir savaşı da armağan olarak bıraktı. Kirli savaşın koşullarını 12 Eylül rejimi yaratmış ve bu yaratılan ortamının kontrollü unsuru olarak PKK taraf olarak yerini almıştır. Şimdi kontrollü olması kavramını kısaca açıklayayım, çünkü ilk kurşunu PKK sıktığı sanılır ama bu bir yanılgıdır, ilk kurşunu 12 Eylül sonrasında başka bir Kürt örgütü sıkmış ama etkisi olmamıştır. PKK’nın sıktığı kurşunun kelebek etkisi yapması sadece PKK örgütlü yapısı açıklanamaz, açıklamaya çalışmak demek olayları bir bütün görmemek anlamına gelir. O dönemde ilk kurşun sonrası devletin refleksi ortadadır. Küçümsenmiş hatta bir vızıltı olarak algılanmış olmasına rağmen, Özal açısından rahatsızlık duyduğu Kürt sorunun gündeme getirip, 12 Eylül generallerinin yarattığı Kürtleri ‘kart - kurt’ görme bakış açısını değiştirmek içinde bir fırsattır. Özal bu fırsatı değerlendirmek istemiş ne yazık ki bu fırsat onun istediği gibi olmamış ve kendi sonunu da hazırlamıştır. Buna rağmen, Özal ve liberal düşünce yapısı kö... Devamı

Faytonların sesleri şehirleri terk ederken…

2014-08-31 09:14:00

Faytonların sesleri şehirleri terk ederken…   Şunun şurası yüzyıl önceden az bir süreç içinde tüm şehirler at sesleri ve faytoncuların sesleri sokakların seslerine karışır, bazıları müşterisinin acelesine göre hızlı, bazısı bir seyir halinde Arnavut kaldırımlarını arşınlarlardı. Atlar, şehirlerin vazgeçilmez araçlarıydı, çünkü motorlu aracımız yoktu. Padişahlar bile törenlere atlar ile gelir, saray arabalarını öyle bir şekilde süslerlerdi ki, sultanın gücünü gösterirdi. Bugün uzak doğuda otobüsler faytonlardan aldıkları mirası taşırlar. O kadar süslü, dantelli, her bir parçasında bir başka hikaye anlatılır. Bizde at arabaları ve atlar çabuk şehri terk etti. Atlar doğa ile kucaklaşmadan sur diplerinde kesildi, sucuk olarak marketlerde yerlerini aldılar. Önce eşekler yok oldu, şimdi birkaç yerde gördüğümüz atlarda yok olmak üzereler. Son günlerde faytonlara karşı bir protesto görüyorum. Güya at dostu olduğunu söyleyenler faytonlara karşıymış. Ben o karşı olanlara soruyorum neden at yarışlarına karşı değilsiniz, çünkü parası olanlar sizin kulağınızı çeker korkunuz var değil mi, ama zavallı faytoncular, onlar varoşların insanları, en alttakiler... Onların ezmek için imza kampanyaları yapın, onlara karşı sesinizi yükseltin, köpekler bile fakirlere havlar... Faytonlara karşı olmak bana göre saçma bir düşünce, çünkü faytona binmezsen işlevi olmayan atlar zaten ölecek... Şimdi en azından yaşıyorlar! Atlar yerine arabayı koyalım, araba çevreye verdiği zarar çok büyük. kuşlar ölüyor, ekoloji bozuluyor, organik yaşamı yok ediyor. Ve sizler hepiniz araçlara biniyorsunuz, neden? Binmeyin, çünkü sizler ... Devamı

“Bunu ben demiştim” yazısı!

2014-08-30 16:10:00

“Bunu ben demiştim” yazısı!   Türkiye sürekli bir rotadan öteki rotaya oturuyor, sürekli değişim içinde. Bu rota elbette batıya doğru değil, Ortadoğu çöllerine doğru gidiyoruz. En son bizler Ortadoğu çöllerinde trenlerimizi ve bitle mücadele ederken bitap düşmüş, sonra ayaklanan Arap milislerin attığı kurşunlar ve İngilizlerin sağladığı olanaklar ile çöl kumlarını kan ile sularken bulunmuştuk. Lozan sözleşmesinden sonra çöller yerine yönümüzü Osmanlının kuruluşunda olduğu gibi batıya dönmüş, o tarafa doğru rotamızı çizmiştik. Ulus devletin kapalı ortamında, sınırlarımızı kalın duvarlar ile örüp, içte sermeye biriktirirken hedef batıydı. 24 Ocak kararları sonrası rotamızın yönü değişmeye başladı, sınırlardaki kalın duvarları yok ederken, sermeye birikimi artık yeterli görülmüş, özelleştirme ile dünyanın her yerinden sermaye akışına olanak sağlanmış.  Para girişi ile birlikte oluşmuş olan tüm değerler, giren paranın amacına doğru değerler birer birer yok oldu ve yerini yeni değerler oluşmadı. Yeni Türkiye bu oluşturulamayan değerler üzerinden yeni kültürünü ve rotasını çizdi. Bu rota Ortadoğu ülkesi gibi olacağımız günleri işaret ediyordu. Güçlü iktidar olacaktı, bu güçlü iktidarın da elbette güçlü lideri olması gerekliydi ve lider de zaten kısa sürede bulundu! Türkiye’nin kaderi iç dinamiklerden daha çok, dış dinamiklerin etkisi ile değişmektedir. Bu kapitülasyonlardan bu yana süreklilik arz eden bir durumdur. Kısaca iç dinamiklerimizin gücü iktidara bir şeyleri değiştirmeye yetmemektedir. Elbette bu sözü söylerken iç dinamikleri yok saydığım anlamına gelmesin. Elbette i&... Devamı

Obruk tehlikesi şehirlere indi!

2014-08-25 10:11:00

Obruk tehlikesi şehirlere indi!   Gün geçmiyor ki ekoloji sistemimizde değişimi konuşmayalım. Yıllar geçmiyor ki, her gelen yaz diğerini aratır hale gelmesin. Yazları çok sıcak ve hatta zaman zaman fırtınalara teslim olduğumuz, felaketler ile iç içe yaşar olduk. Anlık yağışlar ve sel felaketleri toprağı beslemez, çünkü toprak bir anda yağan yağmur etkisi ile suyu içine almaz ve beton işlevi görür. Yer altı yatırımı olmayan şehirler bir yandan susuzluk tehlikesi ile karşı karşıyayken, öte yanda sel sorunu ile uğraşmaktadır. Çelişki gibi duran bu durum yaşadığımız yazın küçük bir öyküdür. Kurak bir yaz geçirdik ve geçirmeye de devam ediyoruz. Her ne kadar su baskınlarına neden olan sağanak yağışlar olmuş olsa da; susuzluğumuzu yok edemedi. Kuraklık barajlarımızda suyu buharlaştırdı, şehirler ırmaklardan ve çaylarda son kalan suyu içme suyu olarak çekiyor. Susuzluk artık bir gerçek, su borularından yosun kokusu geliyor, tuz kurudu ve kokuyor! Bu durum başka bir gerçeği de fısıldıyor, İstanbul ve diğer şehirler için “obruk” tehlikesi var! Toprağın çökmesi ile oluşan baca veya kuyu görüntüsü veren derin çukurluklara verilen addır, obruk. Çökme içinde yer altında bir boşluk olması gereklidir. O boşluk değişik nedenler ile oluşabilir. Yer altı suyun çekilmesi, maden ocağının üretimi durdurması ve o alanın terk edilmesi ve bir çok neden. obruk için yer altında boşluk olması ve zaman içinde çökmesidir. Bu bilinen bir gerçektir ve ülkemizde Konya Ovasında meydana gelen obruklar ile uzaktan da olsa bilgi sahibiyiz. Şehirlerimizde obruk tehlikesi varsa, bu tehlikeye karşı nasıl bir tedbir alınıyor? O konuda bir çalışma var mı? İstan... Devamı