pazar sohbeti...

2006-10-17 21:24:00

pazar sohbetini yapmadığımı düşünebilirsiniz. aslında yapacak bir konu bulamadığım için yazamadım! çünkü o kadar önemli bir şey yaşamadım yaşama da o kadar tanıklık yapamadım bugün! ne yaptım dersiniz, pazar klasiği sadece yattığımı ve gazete okuduğumu düşünebilirsiniz, ki haklısınız derim! fakat sabah erken saatlerde bit pazarına gittim. izmir'i tanımak için bir de bit pazarına uğrayın derim. eski resimler, eski eşyalar aklınıza ne gelmeyecekse bit pazarında bulabilirsiniz. her şehirde vardır aslında bit pazarları. bugüne kadar gezdiğim bir çok şehirde gitmişimdir. ne yazık ki yanımda götürmemişim kameramı. o yüzden resim yok! bit pazarına gidince insanın gözüne neler neler takılmıyor ki, eski resimler, kaldırıma düşmüş kitaplar, kullanan için çok değerli olan eşyalar orada sadece tezgahta duran bir eşyaya dönüşmüş. ne hayaller vardır tezgahta sergilenen eşyalarda. her biri bir tarih! şu anda başucumuzda sakladığımız bir eşyanın ileri bir tarihte bu tezgahlarda olmayacağını kim garanti edebilir? tozlu yollarda tezgahları gezerken geçmişim gözlerimin önünden geçti gitti. vazgeçemeyeceğimi düşündüğüm nice eşyam nerededir şimdi? belki bir bit pazarında birini bekliyordur! kaldırıma düşen sadece insanlar değil, kitaplarda olduğunu gördüm. yazarı onu ne hayallerle yazdı, ne gibi emek gizli, o kitabı büyük heyecanla alan ve okuyan ne gibi hayaller kurmuştur onu okurken, ya şimdi? kaldırımda sadece hayat kadınları beklemiyor, kitaplarda! bir vazo, hangi salonu süslemiş? camekanlara konan ve evin en değerli eşyaları olur ya, camekanların arkasına konur, hemen hemen her evde olan ve kadınların büyük incelikle gözleri gibi baktığı eşyalar. şimdi kaldırımdalar! özel albümdeki resimler! tek tek bakıyordum, geçmişin insanlarının gözlerine. bazıları çok yıpranmış bazıları hala yeni, çok iyi korunmuş! o güne uygun kıyafetlerle çekilmiş resimler, gözlerdeki umutlar, şimdi kaldırımdalar! tozlu yolların tozunu üzerlerine alıyorlar, belki tarihin tozu üzerimize ... Devamı

yeni kahramanlar yaratmakta üstümüze yok!

2006-10-17 21:23:01

yeni kahramanlar yaratmakta üstümüze yok! hem de hiç gündeme alınmayan biri bir anda gündemin tam ortasına düşüveriyor! bundan bir süre önce trt gibi devlet televizyonundan ayrılmasına karar verenler, arkasından göz yaşı döküyorlar! o ayrılışı kaç kişi merak edip sormuştur, acaba neden bu sohbet programa son verdiniz? yazarın görevi yazmak, ayrılmış olmasına rağmen yaptığı işi yarım bırakmayacak kadar disiplinli bir insanın yaptığını yağmış ve üretmeye devam etmiş. 12 eylül rejimi tüm medyadan sanatı, romanı ve şiiri dışlamıştı. şimdi o rejimin yetiştirdikleri şairine sahip çıkıyor! atilla ilhan öncesi de bir çok değerli yazarımız bu dünyadan göçtü, peki neden bu kadar kitleselleşemedi ölümü? kitaplarının satışı belli olan birinin ne kadar çok seveni varmış! bu kitlesel katılım ve toplumun sanatçısına sahip çıkmasından çok memnun oldum ama kafamda da bir çok sorunun olduğunu inkar edemem! bu kitlesel katılıma ayrı duruşu mu etki yaptı? kemal tahir ile birlikte anılıyor büyük şair, neden? çünkü ikisi de farklıydı ve genel söylemler içine sığdırılmayan şeyler söylüyorlardı. İkisinin de ortak yanı olmasına rağmen tarihe bakışta büyük ayrımlar taşıyorlardı. resmi ideolojinin dışında ve sol ideoloji içinde de kendine yer bulamayan bu iki yazarın ortak anılması tesadüfi olmasa gerek! fakat hala benim kafamda soru şu, neden durduk yere bir kahraman ilan edildi ve tüm gazetelerin ve televizyon kanallarının ilk haberi olmasına taşındı? acaba demekteyim, bu arada gözden kaçırılması gereken önemli bir gelişme mi oldu? kuş gribi, ab ek protokolü, sakalı şerif meselesi.. düşünüyorum, düşünüyorum bulamıyorum. bu arada gözden ne kaçtı? nato'nun ermenistan’da ki toplantısı mı? ırakta yeniden oluşturulan devlet mi? kıbrıs'ta bilmediğimiz bir şey mi oldu? kürt diyarında yeniden başlayan çatışmalar mı? gözümüzden ne kaçırılıyor? ben bulamadım, eğer bulursanız bana bildirin!.. bir anda göz önünde (popüler kültür anlamında) olmayan birinin ölümü bu ka... Devamı

korku toplumu ne zaman olduk?

2006-10-17 21:23:00

korku toplumu ne zaman olduk? ne zamandır her şeyden her karanlıktan korkar olduk? bunun üzerine düşünmem o kadar eski değil, biraz öncesine kadar da aklıma getirmemiştim! korkular panik gibi geçici bir hastalık durumu olarak tanımlıyorum! fakat toplumsal olarak korkularımız çok eskilere dayanır. ne zaman göçebe yaşantıyı bırakıp yerleşik yaşama geçtik o günden sonra korkular üzerimizden eksik olmadı diye düşüncelere dalıyorum. padişahlar kendi topraklarının üzerinde yaşayan ahaliyi düzene sokmak için korkuyu sürekli topluma yaymışlardır! o kadar ileriye gitmişler ki, kimin ne içececiğine kadar padişah karar verir konuma gelmiş. kimin ne kadar vergi vereceği, kimin ne kadar askere evlat vereceği her şey bir merkezden kararlaştırılmıştır! yani korku bir merkez tarafından mı kontrol ediliyor? peki tarih boyunca korkuya karşı mücadele eden insan, yerleşik topluma geçtikten sonra korkuyu kontrol edebileceğini öğrendikten sonra kendi amaçları yönünde kullanılmasını hiç düşündünüz mü? evet, günümüzde topluma verilen korkular kontrol edilebilen korkulardır! belli dozda verilen korkular belli bir süre sonra anlamsızlığı ile karşı karşıya kalan ahali, korkuyu yenene karşı minnet duygusunu güçlendirmiş oluyor! devlet bu aşamada önem kazanıyor! çünkü korkuyu en iyi kontrol edebilme aracıdır! tarihimizde kısa bir gezinti yapalım ne dersiniz? 4. murat içki yasağı koyarak içki içenlere karşı zulüm uygulamış. peki bu durumda korkuyu yenmek için ne yapmış tebaasındaki insanlar. mizahı geliştirmiş ve en güzel fıkralar o dönemde üretilmemiş mi? en karanlık dönem tarihimizde abdülhamit dönemidir. karanlık çağıdır osmanlı imparatorluğunun. bu karanlık çağda akla hayale gelmeyen işkenceler yapılmış, arkadaş arkadaşından korkar hale gelmiş! abdülhamit gizli servisini kontrol etmek için dahi başka bir gizli servis kurdurmaktan da çekinmemiş! o kadar ileriye gitmiş ki, azınlık vatandaşların evlerini kırmızı çarpı işaretiyle işaretletmiş ve onları göçe zorlamış. zaten bi... Devamı

panik!

2006-10-17 21:22:00

panik! yaşantımızın bir vazgeçilmesi mi olmaya başladı son yıllarda? önceleri deli dana hastalığı yüzünden tüm avrupa ülkelerinde büyük bir panik yaşanmıştı. o yaşantı içinde oradaydım! hayatımda hiç yemediğim etleri o dönemde yedim. panik bulaşıcı bir hastalık olarak görüyorum. örnek mi bu duruma? düşünün bir kez, en işlek caddedesiniz, bir anda biri yukarıya bakıp koşmaya başlıyor bu durumda ne yaparsınız? düşünmeden koşarsınız değil mi? çünkü o kişinin panik durumu aynı anda sizi kuşattığını durduğunuzda anlarsınız! uçakta gidiyorsunuz bir anda türbülansa girdi ve uçak türk karayollarında giden araç gibi zıplamaya başladı, ne olur? çocuklar ağlamaya büyükler kendini sıkmaya başlar ve sonra panik! birileri dua ederek bu durumdan kurtulmaya çalışır, birileri ise içer! bir anda tüm uçak panik halini alır! birde bunun kara yolunda giden olarak düşünün? hiç otobüste giderken otobüsün sallanması neden panik yapmaz insanı? sınav öncesi elleri terleyen ve bendi benzi atan biri ile karşılaştınız, acaba aynı sınava girdiğinizi düşünürsek sizinde bir panik durumu yaşayamayacağınızı kim söyleyebilir? üniversite sınavlarında bu durumu görmüşsünüzdür! sınav kapısında heyecanlanan, ne yapacağını bilmeyen birileri!.. kuş gribi geldi ama insanlarımızda bir panik başlamadı! panik olanlar şimdilik üretici, çünkü giden tavuk, hindi ve kaz olarak değil de, para olarak gördüklerinden paniklenen üreticileri kaç gündür tv'den izliyorum! köylüler ise olaydan haberleri yok, neden öldürecekmişim, günah efendim diyenleri.. çünkü panikten sanırım köylülere durum tam anlatılmamış! kimler panik halinde kimler değil? panik bulaşıcı bir hastalıktır, bakarsınız türkiyede bir kaç gün sonra beyaz et ve yumurta tüketimi en düşük seviyelere inebilir! panik hasatlığının yayılmasına bağlı bir durum! paniksiz bir gün geçirmeniz dileği ile.. sevgiyle kalın..   11.10.2005  ismail cem özkan... Devamı

dağlardaydım dün...

2006-10-17 21:21:00

dağlardaydım dün. gökyüzünde yağmur bulutları asılıydı, sabah biraz soğukça bir gündü izmir'de.  cep telefonun sesi ile uyandım. kahvaltı dahi yapmadan yollara çıktım. tam zamanında varabilmek için narlıdere'den konak'a hızlı bir şekilde vardım. konak çevresinde park yeri aradıktan ve bulduktan sonra buluşma noktasına tam zamanında vardım. beni davet eden ve zirve dağcılık kulübü yöneticisi hafize yiğit ile merhabalaştıktan sonra yerime geçtim. artık dağa çıkmaya hazırdım. gideceğimiz yön yeni foça ilçesine bağlı bir dağ seçilmişti. uzun zaman spor yapmayan biri için dik yamaçlarda yürümek biraz itici geldiğini söyleyebilirim. amaçlanan yere dört dolmuş vardık. kısa bir konuşma ve uyarılar sonucunda yürüyüşümüze zeytin ağaçlarının altından başladık. yeşilin dansı vardı yeryüzünde. güneş yakıcı olmasa da gökyüzündeydi. sabahki yağmur bulutları yerini hafif bir esintiye bırakmıştı. grubun en arkasından gidiyordum, bol bol resim çekmek ve bir de hareketsizliğin getirmiş olduğu herhangi bir yorgunluğa yer vermemek için kaslarımı ve nefesimi ekonomik kullanmak için! en arkadan gidene artçı deniyormuş, bu şekilde öğrenmiş oldum. arkada giden grup olarak yanımızda çocukların olması yadırgatmaz sanırım. yürüyüşe her yaş grubundan insan katılmıştı. her biri uzun zamandır yürüyüş yaptığından rahattılar. çocuklar oynayarak ve bir oyun yeri havasında yürüyüşlerine katılıyorlardı. doğaya ait olan o en güzel seslerini çıkarıyorlardı. çocuk sesleri doğanın bir parçasıdır. benim için zorlayıcı olmayan bir tırmanış ile dağın doruğuna tam varmasakta belli bir yerinden sonra aşağıya doğru kocabeyli köyüne doğru yürüyüşe geçmeden kısa bir mola verildi. bu mola yeri çöpten geçilmiyordu. meğerse askeriyede eğitim amacıyla bu dağlarda yürüyüş yapıyormuş ve onların bıraktığı çöp yığını ile karşılaşmışız. oraya daha önce gelenlerin yalancısıyım vallahi!.. kısa bir mola sonrası çıkış kadar rahat bir şekilde aşağıya doğru grup halinde yürümeye başladık. her yol kend... Devamı

çığlıkların içine bir yenisi daha eklendi.

2006-10-17 21:20:00

bugün cumartesi, çığlıkların içine bir yenisi daha eklendi. pakistan ve hindistan sınırında meydana gelen yersarsıntısı sonucu dünyayı kaplayan çığlıklara bir yenisi daha eklendiğini maalesef duymuş oldum. yağmur ormanları gerektiği kadar yağmur almadığı için dünyanın akciğeri maalesef yok olmaya doğru gidiyor. meksika körfezini vuran tayfun çığlıkların yükselmesine sebep olmaya devam ediyor. bbc haberlerine göre ise abd başkanı bush tanrı ile konuşuyormuş ve yaptığı savaşları tanrı adına yaptığını iddia etmiş! el kaide evrensel çapta bir tv yayına başlamış, tanrının sesi adı altında! çığlıklar her yerimizi kuşatırken acaba kulaklarımız bütün bunlara alışıyor mu? bütün acıları duymaz, görmez olmuşuz. evimizin balkonundan çıkıp evin yanında olan parka dahi bakamaz konuma gelmişiz! parklar işgal altında, yollar işgal içinde. fransız sokakları eskisi gibi isyankar değil, her an bir köşeden çıkacak ve oluşacak çatışmayı haber vermiyor. fransa sokaklarına bakan yabancıların oturduğu binalar ateş içinde kalırken, içindeki çığlıklara kulaklarını kapamış komşular duyar oldum! nerede kaldı, özgürlük için yürüyen o onurlu insanların torunları? şimdi sokaklar daha bir boş, daha bir pis! karnaval zamanı çıkıp şaklabanlık yapan sıradan bir vatandaş olduk, karnaval bittiğinde sokakları yine eskisi gibi boşluğa bırakabiliyoruz! avrupa son nefesini verirken, dünyanın bir yerinde oraya adım atacağını düşünen kitlelerin hayali ile karşılaşmak ve şahit olmak bile ilginç geldi bana. çünkü tek kurtuluşun, tek çıkış yolun o olduğu öğretildi yıllarca. bir yönden de haklılar, çünkü büyük bir belirsizlik içinde kendi etrafında dönmekten kurtulmuş olacak ve yeni bir hedefe doğru gidecek bu insanlar. umut ederim hayal kırıklığı fazla olmaz, en azından kendi kuyusundan çıkmış olacak, bunun içinde olsa destekliyorum!.. bu yeni yola karşı mayınlar döşemekten ve geleceğe müdahil olmak isteyenler elbette olacak. askeri darbeleri özleyenler elbette bu durumdan rahatsız olacaktır... Devamı

dünya çığlıklar içinde yok oluyordu.

2006-10-17 21:19:00

dünya çığlıklar içinde yok oluyordu. tarih durmadan dramların üzerinde yükseliyor gibi bir duyguya kapılmıştım, hızlı bir şekilde akıyordu. peki tarihin neden bu kadar acelesi vardı ve nereye doğru koşuyordu? kim bilebilir, nereye koştuğunu? tanrı adına cinayetler işlenmesi normal karşılanmaya başlanmıştı. en huzurlu günlerde dahi cinayet işleniyordu dünyanın her hangi bir yerinde. tanrı adına yapılan savaşları geriye bıraktığımızı sanıyordum, şimdi yeniden alevlenmekte. müslümanların en önemli ayı olan ramazan ayında tanrı ile birleşip iç temizliğini yapması gerekenler, aç olan komşusunu doyurmak zorunda olanlar; cenneti, kılıçların ve bombaların gölgesinde görenlere karşı sessiz kalması ile acaba bu suça ortak olmuyorlar mı? ulus adına verilen kararlar sonucu bir çok kültür ve insan ortadan kaldırılmıştı, fakat şimdi devam eden bu çılgınlık ne adına yapılıyor? dünya çığlıklar altında yok olurken senin çığlığını duyan olur mu?   07.10.2005  ismail cem özkan Devamı

parklar ve bahçeler bugünlerde...

2006-10-17 21:18:00

parklar ve bahçeler bugünlerde uyuşturucu kullananlara ve sokak serserilerine emanet olmuş! akşamları bir yeşil alandan geçerken bir çalının arkasından tiner çeken birinin size saldırmaması ihtimali giderek azalıyor. izmir konak belediye başkanı artık park ve bahçe yapmalarına ve var olanların kapatılması için o yörede oturan vatandaşlardan istek geldiğini belirtti. bu istemin sadece elbette küçük bir ilçeyle sınırlı değil, tüm türkiye çapında düşünmek gerek! nasıl oldu da tiner çekenler sur diplerinden veya duvar diplerinden kalkıp şehrin tam orta yerine ve yaşam alanların içine girme cesareti gösterebildiler? çünkü bunları ancak türk sinemalarında görmeye alışık olduğumuz sahneler artık gündüz gözü ve her yerde görmeye başladık! tiner çekende, uyuşturucu kullananda bizimi vatandaşımız, bu konuda ayırım yapmıyorum, fakat bu bizim vatandaşlarımızı korumak ve sağlıklarına kavuşturmak için neden kimse elini kımıldatmıyor? görünümde sağlıklı olduğu topluma neden korku yaymalarına izin veriliyor? sağlıklı toplum sağlıklı bireylerden oluşur tümevarım şeklinde düşünürsek acaba demekteyim, bizim toplumumuzun sağlıksız olduğunu mu vurgulamak istiyorlar birileri dışarıya karşı! çünkü içerideki sağlıksız olduğunu hiç bir zaman göremez! ben bunların tesadüf olduğuna inanmıyorum, ama belki sizlerin düşüncesini alırsam bu konudaki düşüncelerim yerli yerine oturur! siz ne demektesiniz, bu insanların parkları bahçeleri işgal etmesini? yoksa bizim çocuklarımızda mı o bahçelerde bir şeyler çekmekte? izmir'de uyuşturucu kullanım yaşı 12 olmuş, yani ortaokula düşmüş. okulda okuyan bir öğrenci, kendisine iyi davranmadığını düşündüğü öğretmenini rahatlıkla bıçaklayabiliyor, saldırabiliyor. üstelik bu saldırıdan sonra okulda da okumaya devam ediyor. peki bu normal mi? ana caddeler kapkaça teslim, parklar tinercilere, okul önleri uyuşturucu satıcılarına.. peki bizler nerede yaşamak hakkımız var?   aklıma bir fıkra geldi bu soruyu sordukta sonra, anlatamadan geçemey... Devamı

yeni uygu devletler !

2006-10-17 21:17:00

abd yeni uygu devletler topluluğunu dün resmen kurduğunu ilan etti! türkiye'nin ab içine alınması için kulis çalışmalarını yürüten abd resmi olarak yeni bir abd'nin kurulduğunu tüm dünyaya canlı yayın ile ilan etti! şimdi kafanız karışmıştır nedir bu uydu abd kavramı? amerika birleşik devletlerini oluşturan tüm kültürel unsurlar biliyorsunuz ab içinde de var, tek farklı olarak orada devletleşmiş, köklü geçmiş birikimi ile birlikte durmaktadır. avrupa birleşik devletleri (abd) amerika devletinin oluşumundan farklı ama içerik olarak aynı özelikleri taşımaktadır. abd iki büyük sömürge devletinin hakimiyeti altında kurulmuştur. fransız ve ingiliz sömürgelerine karşın avrupadan göç etmiş büyük göçmen birliklerinin oluşturmuş olduğu birlikler yeni bir devlet kurmuştur. bu birliktelik tamamı ile bir sermaye birliği temeline oturmakta ve ulusal çıkarın kişisel çıkar ile eş değer görüldüğü bir yapılanmaya geçmiştir. modern kapitalizm abd topraklarında kökleşmesi tesadüfi değildir, çünkü kıta avrupası bunu yakalayabilecek bir devlet yapılanmasına uygun değildir. çünkü kıta avrupasında oluşturulmuş olan sosyal devlet kavramı ve bismark tarafından geliştirilen devlet bürokrasisi yeni teknolojiye direnme eğimli olmuştur. işte ingiltere’de başlayan yeni liberal dalga bu direnici kırmak için sosyal devlet kavramını rafa kaldırmış, yerine teknik devlet kavramını oturtmaya çalışmaktadır. bu geçiş almanya ve fransa'da geniş halk kitlesi içinde huzursuzluk yaratmıştır, fakat bu geçişe direnebilecek bir de örgütlenme yaratamamıştır. bunda en büyük etken iktidarda sosyaldemokrat iktidarların olması, direniş örgütleyecek örgütlerin yani sendikalarında resmi desteklediği parti olması nedeniyle alınan kararlar karşısında teslimiyetçi tutumu sergilemişlerdir. türkiye'nin ab içine resmi olarak adım atması abd'nin ab içindeki elini kuvvetlendirmiş, ve uluslar üstü firmaların hareket alanını daha da geliştirmiş olduğunu kısa bir zamanda göreceğiz! türkiye ab içi... Devamı

geriye dönüşler tek başına olmuyor!

2006-10-17 21:16:00

bugün pazar, yine bir hafta sonu! benim gibi çalışmayan için pazar'ın bir anlamı var mı? aslında yok, sadece gazete sayfalarının fazlalığı dışında bana bir anlam ifade etmiyor. türkiye'den artık gitme zamanımın geldiğini anımsatıyor takvim yaprakları. sürekli yaşadığım şehir köln, beni beklemese de ben gideceğim. çünkü orada kazanılmış bazı haklarım var ve o haklar yüzünden o şehri terkedemiyorum. yani maceraya atılacak kadar bir cesaretimin olmadığını düşünüyorum. belki bir çekim gücü olsaydı arkama bakmadan gidebilirdim, şimdi o çekim gücünden ne kadar yoksun olduğumu düşünüyorum. gelecek perspektifim günü kurtarmak ile mi sınırlı? son günlerde bu sınırımı düşünmeye başladım. günü kurtarmak mı sorun yoksa yarını daha güzel kılabilmek için harekete geçmek mi? bir çoğumuza yarın kavramının ne kadar göreceli olduğunu konuşmalarımda çıkardım. çünkü bazılarımıza göre belki yarın bir çocuk büyütmek ve onun geleceğini garantiye almak! bazılarımıza göre ise bir kariyer.. bazılarımıza göre ise yaşam nereye sürüklerse orada yaşamak ve hiç düşünmeden. bir gün nasıl olsa yaşam her birimiz için sonlanacak, bireysel sonlanma ya da toplu sonlanma fark etmiyor, şu andaki alışkanlıklar içinde yaşamaya devam ediyoruz. alışkanlıklar değişir mi? belli bir yaştan sonra alışkanlıkların değişebileceğine inanıyorum ama güç olduğunu biliyorum. bir güvence olmadan alışkanlıklar değişmiyor. kaç kişi kendi alışkanlıklarını ret edip farklı bir kulvarda yürümeyi denedi? bunca sene yaptığım ve eğitimimi ret edip yeniden yaşamımı kurgulayabilir miyim? kaç senedir bunu deniyorum ama hala bir cesaret gösteremedim. belki biri yanımda olsa başaracağım diye düşünüyorum. çünkü dayanışabileceğim biri yanımda olması bana güç vereceğine inanıyorum. eskiden hiç geleceği görmeden uçağa atlayıp bir başka kültüre ve ülkeye gidişim ne kadar kolay gelmişti. şimdi tanıdığım bir ülkeye ve kültüre girişim ne kadar zor geliyor.   geriye dönüşler tek başına olmuyor! siz hiç yaşan... Devamı

dün denize baktım!

2006-10-17 21:15:00

dün denize baktım, içinde binlerce küçük balık gördüm. bir bahar tarlası gibi her yer yemyeşildi, içinde büyümekte olan tohumun o güzel evrimini su yüzeyinde gördüm!binlerce balık bir arada, binlerce dalga su yüzeyinde!bir şeyler oluyor, güzel günlerin habercisi gibiydi, binlerce balık ve su!deniz bahar ayını şimdi yaşamakta dedim, biz sonbaharı yaşarken.suya baktım, balığı gördüm!balığa baktım, yaşamı gördüm!o an içimden bir de rakı olsa demedim, hayır ne rakıyı düşündüm ne başka bir şeyi, evrende küçük bir balık olduğumu düşündüm! balık ve deniz iki ayrılmaz bir bütün! 30.09.2005  ismail cem özkan Devamı

ışıkların oynaşmasını gördüm

2006-10-17 21:14:00

ışıkların oynaşmasını gördüm dün arnavut kaldırımı olan sokaklarda. birbirinin içine girmiş ışıklar sokağa ayrı bir güzellik kazandırmıştı. serin bir hava hakimdi oysa gökyüzünde. serinlik hiç bir şekilde içimin üşümesini yanında getirmemişti, aksine daha bir neşe ile sokaklardaki ışıkların dansını seyrediyordum. ayaklarımı onların ritimlerine bırakmış, sokağı tek tek adımlıyordum. sokaklar kimliklerimizin kazanıldığı önemli mekanlardan biri. bütün dünyada sokaklar var, insana ait olan yerleşim yerlerinde! insanın olduğu ve yerleştiği yerlerdeki sokaklar o sokağın içindekilerini de biçimlendiriyor. irlanda da dablin'de protestanların oturduğu sokak, katolikler ile buluştuğu oktaya kocaman bir duvar örülmüştü yıllar önce ingiliz sömürgeler tarafından! duvarın her iki tarafında da sokak lambası sokağı aydınlatmakta, her iki taftada çocukların çığlıkları duvarları okşamaktadır. birbirinden habersiz büyümekte çocuklar iki duvar arkasında. hiç görmedikleri ve seslerin buluştuğu bu sokaktaki çocuklar babalarının nefreti ile büyümekte, hiç yüzlerini görmediği yaşıtlarına. bütün savaş bölgesinde ki çocuklar silahlar ile oynamakta, silahlar çünkü günlük yaşamın bir parçasıdır. silahın olduğu yerde kaba güç hakimdir sokaklara. sokaklarda kaostan korkan şehirli vatandaşlar ise, kaos olacağına diktatörlükler olsunda düzen devem etsin demekte ve her türlü insan haklarına karşı olan şiddeti görmemezlikten gelmektedir. kaos çünkü ırakta yaşanmaktadır, orada ne yaşama hakkı vardır ne de insan hakları! en azından yaşama hakkını korumak için diktatörlere ses çıkarmayan çoğunluk oluşmakta. korku artık bizi yönlendirmekte ve yönetmekte. sessiz bir çoğunluğa döndük, yeter ki kaos içinde yaşmayalım diye. aramızdaki duvarlar artık bir şey anlatmıyor. çünkü nefret birinde varsa tümünde vardır, çünkü geçicidir! birbirinden habersiz yetişenler bir gün karşılaştıklarında şehrin içinde kaybolmuşluklarının da farkına varabilirler mi? hangi şehir senin aşk şehrindir? hangi şe... Devamı

kardelenler yeşermişti ...

2006-10-17 21:13:00

kardelenler yeşermişti dağlarda karların arasında. kendi sıcaklığı ile karları eritip güneş ile buluşmuştu. ilk buluşmanın keyfi ile kafasını gökyüzüne çevirip neşe ile bakmıştı. kar tanesi yanında artık bir su taneciğine dönüşmüştü. ya buharlaşacak ya da diğerleri ile buluşup küçük bir su akıntısı oluşturacaktı. su taneciği tıpkı kendisi gibi arkadaşları ile güneş sayesinde buluşmuştu. yukarıdan aşağıya doğru akıyordu, düşündü hiç gidemez miyim ilk hareket ettiğim noktaya, döndü direndi fakat yok yok başaramadı, çünkü arkadan öteki su tanecikleri acele acele hareket edip kendisin yukarıya doğru hareket etmesini engelliyorlardı. artık kendisini o gruba dahil edip neşe içinde büyük bir gürültüyle aşağıya doğru hareket etmeye başlamıştı. yeni katılanlarla birlikte neşeleri daha çok artıyor ve sesleri daha gür çıkıyordu. sanki döl yuvasına doğru gidiyorlardı, büyük bir neşe içinde. küçük bir akıntı oldular, sonra büyüdü büyüdü ırmağa dönüştüler, önlerine ne gelirse alıp götürüyorlardı. dağları aşıyorlar yollardan geçiyorlar ama hep aşağıya doğru gidiyorlardı. gittikçe güçleniyorlar, güçlendikçe neşeleri artıyor ve sesleri de gür çıkıyordu. güneş zaman zaman damlaları kendilerinden alıyordu, bazen oluyorlardı gökkuşağı, bazen oluyorlar felaket, bazen ise bereket oluyorlardı, karışıyor, karıştırıyorlardı. ilk toprağa değdiklerinde çıkan kokuyu içine çekti, daha bir neşelenmişti. kendisi gibi olanların buluştuğu bir okyanusa doğru gidiyorlar sanıyordu. nereye baksa hepsi tıpkı birbirine benzeyen damlalar, fakat yakından bakınca her biri farklı. güneş daha çok damlayı yukarıya çekiyordu, çekile çekile azalmışlardı! bir baktı ve ilk defa görüyordu, ince ince taşları. taşlar o kadar çoktular ki, artık damlardan fazla olduğunu gördü. birer birer gökyüzüne doğru uçuyorlardı.. tam güneş gökyüzüne vurduğunda sıra kendisine geldiğini gördü ve o an kendini bıraktı ve gökyüzüne doğru süzüldü. süzülürken anladı, bu kol çölde kumların arasında güneşe yenik düşmüştü! gel... Devamı

unutkanın biri yola çıkmış, nereye gideceğini bilememiş!

2006-10-17 21:12:00

unutkanın biri yola çıkmış, nereye gideceğini bilememiş! bende bugün kelimelere güvenip yola çıkıyorum, ne yazacağımı bilmiyorum! bir keman ustası, kemanına ses verdiğinde tüm canlılar mest olur sakinleşirmiş. bu özelliğinin bilincinde olan kemancı bir gün şehir hayatından bıkmış ve afrikanın en ilkel yerine gitmiş ve doğa ile baş başa yaşamaya başlamış. kemanına ses verdiğinde tüm yırtıcı hayvanlar doğal hallerinden çıkıp uysal bir kediye dönüşüyorlarmış. kemancının etrafına toplanıp, sessizlik içinde kemanın sesini dinliyorlarmış. bir gün yaşlı bir aslan gelmiş, aç mı aç, yorgun mu yorgunmuş. bir kemancının etrafında bir çok canlı, her biri sessizce kamcıya baktıklarını görmüş. yaklaşmış, bir pençe darbesi ile kemancıyı orada yere yıkmış ve bir güzel parçalamış. bunu hayretler içinde izleyenler, aslana yanaşmış, ne yaptın demişler? aslan sadece kulaklarını kabartıp "hıı!" demiş. çünkü yaşlı aslan sağırmış! sesleri duymazmış.. bunu çetin altan anlatmış, ben de kendi kelimelerimle aktarayım dedim! tarihimizde e kadar çok kulağı işitmeyenler, bir çok yaşantıyı yok ettiler! ne kadar değerli güzel insanlarımız yok oldu! sağırlığı ile ünlü olan ismet inönü, işine gelmediği kelimeleri duyduğunda, ellerini kulaklarına götürürmüş, ve ne dedin diye de sorarmış!... ismet inönü gibi nice politikacılarımız tarihimizde olmuştur! nice kemancılarımız sessizce aramızdan ayrılmış. yolcunun teki yola çıkmış, yorgunluktan bi tap düşmüş ve han aramış, gidip postu sermek için. gitmiş gitmiş ve bir kapının önüne postu sermiş! oradan geçen biri hemşerim demiş, geldin de bir hanın önüne mi post serdin, gir içeri rahat rahat yat! yaşantımızda kaç kişi hedeflediği yere tam vrdığında postu serip yatmış ki? kaçı hana girip doğru dürüst bir oda da yatmıştır? tarihimize bir bakalım, hep yarı yolda kaldığımızı görürüz. eller gider mersine biz gideriz tersine! mersin'e eller varmış, ortada mersin kalmamış! göçmenlerin oluşturmuş olduğu bir şehir değil, teksasın bir ilç... Devamı

insanın en son gelişen organı neresidir?

2006-05-09 21:11:00

insanın en son gelişen organı neresidir? biliyorsunuzdur kesin! gözleriymiş! ben bunu bilmiyordum yeni öğrendim. şimdi bunu öğrenince aklıma neler geldi biliyor musunuz? doğal olarak bana ne dediğinizi duyar gibiyim! saygısızlık olmasın diye ve beni kırmamak için sesinizi çıkarmıyorsunuz. vallahi ister saygısızlık deyin, ister bilgiçlik deyin ben ne düşünüyorsam yazmaya devam edeceğim gibi, çünkü beynimi her zaman taze tutuyor bu yazma işi. hep çocuk kalıyor en azından beynim! ee vücudum yaşlandı, bari beynimi çocuk bırakayım değil mi? gözler en son gelişen organ olduğundan olsa gerek, çevremizdeki bir çok şeyi göremiyoruz! bunun halan gelişmekte olan gözlerimize bağlayalım... çünkü gelişimini tamamlayamamış bir organ ile algılayabildiğimiz kadar algılıyoruz dünyayı!.. yani suçu fazla yoğunlukla verilen bilgilere ya da eksik bilgilere bağlamayalım. fizyolojik olarakta bir suçlu bulundu! gözlerimiz! Kör müsün önünü görmüyorsun kardeşim diye bağıran birine, gözlerimiz kısıp evet henüz gelişiyor diyebiliriz! fazladan karikatürize oldu değil mi, eh ne yapalım son dönemde çizeceğime yazmaya daha önem verdiğimdendir!.. bu gidişle bir karamizah yazarı olur muyum ne dersiniz? 14.09.2005  ismail cem özkan... Devamı

karanlığın kölesi olmayın!

2006-10-17 21:10:00

bazen sinirlendiğim oluyor, her şeyi yok edeyim, yok edeyim düşüncesi hakim oluyor! olmadık kişileri tehdit eder konuma geliyorum zaman zaman, o zaman derin bir nefes alıyorum ve ne yapıyorum demekteyim. gözümün dönmesine izin vermiyorum. çünkü gözün döndün mü geriye dönüşü imkanı olmayan bir hata yapabilirsin. kaba güçle elde edilen başarıların kalıcı olmadığını gördüm. bu bireysel ya da toplumsal! bir süre korkutarak bir köşe sıkıştırdığın kişi, zayıf anını hiç affetmez! kaslarını geliştirmiş kişiler, bu dünyayı ben yarattım edasıyla dolaşan para sahibi kişiler, her şeyi satın alabileceğini inanlar kaba gücü her şekilde kullanırlar, çünkü onlar insanlık tarihinden ders almamış cahil yaratıktırlar! maalesef işte bugünkü dünyamızın sahibi bu yukarıda saydığım kişiler! tarihte bu kişilikte bir çok kişi yaşadı, kim anımsıyor onları? sebahattin ali hala sınırda öldürülen bir aydın olarak değil, yazdıkları ile karanlığa karşı vermiş olduğu savaşın bir kahramanı olarak ayaktadır. peki onun ölümüne sebep olanları kaç kişi anımsıyor? aydınlanma dönemin tüm filozoflarının yazdıkları hala okunurken, o dönemde görev yapmış kaç güvenlik görevlisi ve devlet adamının ismini kaç kişi bilebilir? bugün tüm dünyanın kaderini elinde tutan pentagon generalleri ile onun şakşakçılarının kaç tanesi gelecekte bilinecek? bu dünyayı güzellik kurtaracak diye yazan sait faik ada hikayeleri ile hala anımsanmaya devam edecektir! aman ha aman ne olursa olsun, gözünüzü karartmayın, karanlığın kölesi olmayın! çünkü karanlığın efendileri her sorunu kaba güçle çözeceğine inanlardır!.. "dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlar her şey!"   14.09.2005  ismail cem özkan... Devamı

yarışma içinde olan gençler!

2006-10-17 21:08:00

son dönemde türkiyede sahneye çıkan sanatçılara ulaşabilmek için büyük mücadele veren genç kesim ile ekranlar aracılığı ile sık karşılaşıyorum. birbirini ezmekten çekinmeyen ve biran önce sahneye ulaşıp, sahnede işini icra eden kişiye dokunmak için her türlü zoru göze alan bu insanları nasıl tanımlarsınız? avrupanın değişik yerlerinde bir çok konser izledim. hiç bir zaman sahneye ulaşmak için bu şekilde mücadele eden ile karşılaşmadım. burada karşılaştıklarımı ise hayretler içinde önceleri izliyordum. fakat bir gün bunları düşünürken anladım! çünkü bu insanlar ilk eğitime başladıkları günden itibaren yarışma içinde yetiştiriliyorlar. amaç hedef, nasıl ulaşırsan ulaş! sürekli yarışma içinde olan bu gençler, kendilerini gösterebildikleri her alanda yarışıyorlar! bir hedef olduğunda hiç düşünmeden koşuyorlar! sonuçta ne olursa olsun! sahnedeki sanatçıya dokunup aşağıya inen gencin yüzündeki mutluluğa hiç baktınız mı? çıkarken hırpalandığından hiç iz yok! büyük bir gurur içinde elleri yukarıda sahneden iniyor! acaba bu sahnelere koşan gençler mi suçlu, yoksa popüler kültür mü? gelin ikilem içinde kalmayın, çünkü sorun başka yerde yatıyor! sahneye koşan gençleri görürken, bir hediye dağıtılırken yaşanan kaosu gördüğümde her birinin ortak yönünü gördüm. amacına ulaşan büyük bir mutlulukla çevresine gülen insanlar ve ona hınç ile bakanlar!   son dönemde bu sahne ve eşantiyon dağıtımlarda yaşanan kaoslar yanında benim ilgimi bir başka şeyde çekti! ee kardeşim senin ilgini ne çekmiyor ki diyebilirsiniz! haklısınız, dünyaya yeni gelmiş biri gibi çevreme bakıyorum da ondandır! hala çocuk gözlüyüm yani! konuma döneyim, kendimi bu kadar övdüğüm yeter! son dönemde yaşanan linç girişimleri! evet linç girişimlerinde de aynı gözlere ve hareketlere de şahit oldum! hedef kitle belirleniyor ve hiç birbiri ile alakası olmayan kişiler o hedefe doğru koşuyor. bu sefer dokunmak değil, kaba kuvvet öne çıkıyor. çünkü hedefe ne kadar sert vurursa o kadar kendini kala... Devamı

karanlığa karşı bir duruştur mizah!

2006-10-17 21:05:00

karikatür; ülkemizin gerçekliğinden bağımsız düşünülemez ! ülkemizde ne kadar çok çelişki varsa onu çizgisine taşır karikatür. O yüzden bir karikatürcü için cennet ülkedir. Kaynağı kesinlikle tükenmez! Çelişkileri her an yaşayan, aldığı kararlarda dahi çelişkiyi üzerinde taşıyan bu toprağın insanı, kendi ile alay edebilecek yükseklikte bir kültürel birikime de sahiptir. İşte bu birikim üzerinde bu topraklar birbirinden değerli mizah sanatçılarını çıkarmıştır. Bu mizah sanatçılarının bir bölümü sözlü edebiyat içine girmiş olsa da yazılı ve çizgili mizahta köklerini sağlam temeller üzerinde yükseltmiştir. Cumhuriyet öncesi başlayan karikatür serüveni, cumhuriyet sonrası daha bir ivme kazanarak bugünkü seviyesine yükselmiştir. Şu anda ülkemizde birbirinden değerli, büyük çizgi ustaları mevcuttur. Çelişkilerin ve yasakların bu kadar yüksek olan ülkede karikatüründe büyük yol katletmesi tesadüfi değildir.   karanlığa karşı bir duruştur mizah! mizahçı karanlığa karşı aydınlığın yanında yer almalıdır. Aydınlık yarınlar için çizgi ile kendi duruşunu belirleyen bir geleneğin devamıyız. Cemil Cem  Abdülhamit’in karanlık dönemlerinde cumhuriyeti savunmuş ve o kurulana kadar çizgisinden ödün vermeden savaşmıştır. Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte artık karanlık dönem bitti, aydınlığın karikatüre ihtiyacı yok diye çizgiyi bırakmıştır. Fakat yanıldığını çok kısa sonra yeni çıkan karikatüristler göstermiştir. Cumhuriyet Abdülhamit’in karanlık dönemlerinden daha başka sorunlar ve çelişkiler ile gelmişti. Yeni çizerlerde elbette toplum sorunlarından uzak durmamış ve çizgileri ile yönetenleri eleştirmeye devam etmişlerdir. Çizgi cumhuriyet tarihimiz içinde önemli bir yer tutar, çünkü çizgi ile sorunlara parmak basanlar, hapsolmuş, sürülmüşlerdir. Fakat karanlığa karşı duruşu da değiştirememiştir bu baskılar! Çizgi ülkemizde her zaman karanlığa karşı saffını belirlemiş, fakat bir takım çizerler ise çizgilerini karanlığın lehine doğru çizmeye başlamıştır... Devamı

kapkaç kültürü...

2006-10-17 21:04:00

kapkaç kültürü ne zaman hayatımıza girdi? sanki yıllardır bu kültür ile baş başa yaşıyormuşuz gibi his duymaktayız! nasıl oldu da bu kadar alıştık? her şeyin miladi olduğu gibi bu kapkaçında miladi var mı? nasıl oldu da sokaklara kadar kapkaç girdi? yoksa kapkaç başka bir ideolojinin ürünü müydü? evet efendim, her kötülüğün başlangıcı olarak nedense hep askerlerin sisteme müdahale ettiği günleri görürüm! 12 eylül askeri darbesini hazırlayanlar bilinçli bir tercihte bulunmuş ve sokakları kan gölüne döndermişlerdi. 12 eylül akşamı Washington’da sevinç çığlıkları atılıyor ve onların çocukları yönetime el koyduğu haberi gidiyordu! peki bu gidiş beklenmiyor muydu? elbette bekleniyordu! 12 eylül öncesi en büyük sol grubu oluşturan dev yol liderlerinden oğuzhan müftüoğlu yıllar sonra bir gazetede açıklıyordu! haber bize gelmişti ve çatışmaları durduralım diye diğer örgütlere haber gönderdik, ciddiye alınmadı! bağıra bağıra gelen bir darbenin ayak seslerini bir yana bırakıp, yaşama mücadelesi verir konuma gelmiştik.önemli olan yaşama hakkıydı, o hakkı kim sağlarsa onun önünde eğilmeye hazırdık! ve bir gün 12 eylül günü askerler yönetime el koyduğunu duyduk! sabah kalktığımızda marşlar radyodan yayınlanıyor, televizyon sürekli bildiriler yayınlıyordu. beş general ortak açıklamada bulunuyordu! bir gecede sokaklar kan gölü olmaktan kurtulmuştu! hiç ses duyar olmadık! seslerin yerini sessizlik almıştı! uzun zamandır yollara düşen demir parmaklık gölgeleri gündüzleri de tüm yeryüzünü kaplamıştı sanki! bitmişti her şey ve can güvenliği gelmişti! kim getirirse getirsin yaşama hakkını getiren karşısında boyun eğilecekti! eğildi de! silah ve bomba seslerinin yerini şimdi başka şeyler almıştı. her bodrum sanki işkence haneye çevrilmiş ve her aileden biri olmak koşuluyla o işkence hanelerden geçmişti! 12 eylül yaşamın her alanına kökten değişiklikler getiriyordu. baştan bunun farkına kimse varamamıştı. büyük bir değişim ve geriye dönüşün bir ifadesiydi... Devamı

başkaların hayallerine bakarak!

2006-10-17 21:02:00

başkaların hayallerine bakarak hayal kuranlar! başkalarının üzüntüsüne kapılıp hüzünlenenler! başkalarının mutluluklarına bakıp mutlu olanlar! kendileri dışında hep dışarıdaki bir avuç insana bakarak gününü belirleyenler! hafta sonuna doğru yaklaştın mı tv ekranlarını kaplayan magazin programlarına takılıp kalıp, dışarıdaki gelişmelerden bi haber yaşayanlar! magazin programları ise bir avuç insanın hüzünü, mutluluğu ve şarlatanlığının dışında bir şey olmayan boş programlar. ekrana bir kaç şarlatanın özel yaşantısını, siluetini koy haftayı belirle! üstelik bu ses sanatçılarına da sanatçı diye iltifatta bulun! ekrana çıkabilmek için canlı yayınlarda özel yaşantısını sergilemekten çekinmeyen gözden düşmüş ses sanatçılarının görüntüleri! ünlü olabilmek için kafasında bardak parçalayanlar.. kelimeleri ile saldırgan kişiliğe örnek olabilecek ne kadar olumsuz tip varsa ekranları kapladığı an, işte halkımız bunu istiyor diyip her ekrana yaydın mı, ülke süt liman oluverir! enflasyon düşer! ay sonu dertler unutulur! kahve falı baktırmak için özel kahvehaneler açılır! nazar boncuğu taşıyan, muska taşıyanlar her sokakta cirit atar! derlerinden kurtulmak için mezar başları dolup taşar! nerede ağaç görse, ki ülkemizde gittikçe azaldı! bir bez parçası takıp dilekte bulunanlar! her işini allaha emanet ettiği için, son dönemde artık dini günler kaçırılmaz oldu, her dini günde kandil kutlama mesajları olan kartlar hazırlanıp göndermeler.. bir de hindistan’dan geldiği iddia edilen ve ne anlama gelmeyen dualar.. bak ben yaptım oldu diye gönderilen mistik yazılar.. günümüzü doldurdu! kendimiz haricinde hep başkasının yaşantısını yaşar konumda olduk! birbirini beğenmeyen, en güzel kıyafeti giymek için birbirini ezen insanlar sokakları doldurmuş durumda! en güzelini giymek için kapkaç yapmaktan çekinmeyen.. en güzelini almak için hırsızlık yapmaktan çekinmeyen.. alt tabakadan olduğunu bir an olsun unutmak için piyango, loto alıp hülyalara dalan insanlar dold... Devamı

dokunulmaz alanlar var mı?

2006-10-17 21:00:00

dokunulmaz alanlar var mı türkiyede? güvenlik güçlerinin hiç bir şekilde dokunamadığı yerlerden bahsediyorum! örneğin tbmm bahçesine milletvekili olarak girdiğin andan itibaren dokunulmazlık var! cumhurbaşkanlığı makamında dokunulmazlık var!.. bu mekanlara bir de cami avluları katıldı! ya da avlu demeyeyim de cami bahçesinin içi ve dışı! burada gösteri yapanlara dokunulmuyor! sol görüşlü arkadaşlar acaba cami avlusunun önünde bir gösteri yapsa demekteyim, dokunma olup olmadığını görmek amacıyla! bakalım gerçekten mekandan dolayı mı dokunulmazlık yoksa belli görüşü ve ideolojiyi savunanlara yönelik mi? dokunulmaz milletvekilleri var! dokunulmaz hakimler ve yargıçlar.. valilere dokunulmaz, yani idari memurlara.. peki bu ülkede başka kime dokunulmazlık var! cami avlusunda gösteri yapan hilafet taraftarlarına!.. şimdi dokunulmazlık kalksın dedin mi, karşına bu işten karlı çıkanları karşına almış olmuyor musun? en iyisi hiç karşı çıkma, girmişiz bir alamete, gideriz... yahu bu söz nasıldı, unuttum!..   04.09.2005  ismail cem özkan Devamı

dünyanın sonu geldi!

2006-10-17 16:12:00

dünyanın sonu geldi dedi çocuk babasına, babası ona boş ver dünyanın sonunu ben ay sonunu nasıl getireceğimi düşünüyorum dedi. evet dün dünya barış günü nedeniyle bir etkinlikteydim, izmir fuarı içinde açık hava sahnesinde! etkinliğe katılımın az olduğunu gördüm, neden dedim öncelikle? kendimce yanıtlar ararken yukarıdaki baba oğul konuşması geldi aklıma! insanlar artık ay sonunu nasıl getireceğini düşündüğünden, çevresinde gelişenlere karşı duyarsızlaşmışlar. bir gün önce bağdat'ta ne olduğu daha net olmayan bir nedenden dolayı büyük bir panik yaşanmış ve bir köprü üzerinde bine yakın insan hayatını kaybetmiş. bir dünyanın sonunu anlatıyordu oradaki çığlıklar! o çığlığı atanlar duyumsamıştı, dünyanın sonunun geldiğini! new orlians şehri sular altında kaldığında çığlılıklar sokakları doldurmuştu, o çığlıkları da yalnız oradakiler duydu ve yağmaya başladılar! her felaket sonu yağmalamak acaba bir kültür mü? insanlık için yağma ne anlama geliyor? karanlık ve aydınlık çizgisi üzerinde duran bir geçiş mi? yağmalanan sadece geçmişin birikimi mi, yoksa gelecek mi? dünya hem ekolojik olarak çok kötü günler yaşamaya başladı, hem de 2. dünya savaşından sonra en kanlı dönemini yaşadığını toplu ölümler ile görmekteyiz! dünyanın sonu geliyor, ama biz insanlar ay sonunu nasıl getiririz diye düşünmekteyiz!.. dünya barış gününde daha çok acılar güne damgasını vurdu! 02.09.2005  ismail cem özkan ... Devamı

her pazarın bir de ertesi var!

2006-05-12 22:13:00

bende ertesi günü bir sohbet konusu bulayım demedim, sadece o sohbet konusu her gün gözümün önünde! izmir'e geldiğim günden beri iki güne bir sular kesiliyor sonra tekar geliyor. merak ettim ve izledim yolları, neden kesiliyormuş diye! borular patladığı için iki de bir izmir sokakları eşiliyor, sonra yeniden kaplanıyor, üstelik asfalt ile.. iki gün sonra kapanan yerden tekrar su sızıyor, tekrar kazılıyor ve tekrar kapanıyor. bu arada bizde susuz kalıyoruz efendim! şimdi bunu elbette her birimiz görüyoruz, büyük şehirde yaşadın mı görmemek imkansız mı? her büyük şehrin sorunu susuzluk! ben bu boru patlamaları ve yeniden kaplanmaları üzerine düşüncelere daldım. hep siyasi nedenlerden dolayı düşüncelere dalınmaz ya, bugünde su konusunda dalayım dedim! şimdi bu borulardan gelen suyu bir çoğumuz içiyoruz, peki bu borular sadece su mu taşıyor? yanında taşıdığı bir çok mineral ve pislik ile birlikte virüste taşımakta! toplu olarak ishal olan bir kasabamız dahi oldu bu geçen günlerde değil mi efendim! neyse büyük şehirlerde toplu olarak zaten zehirlendiğimizden bu su borulardan gelene karşı güçlüyüz bize hiç bir şey olmaz diyenlerden olabiliriz! geçenlerde istanbul büyükşehir belediyesi sular idaresi bir açıklama yapmıştı. geçmişte istanbul toplu olarak zaten zehirlenmiş, bu zehirlenme sonucunda kaç kişi hayatını kaybetti, ya da ömründen kaç ayını sildi bilinmez, çünkü bu konuda yapılmış bir araştırma yok! yer altına döşenen her bir borunun bir ömrü var, bizdeki boruların ömrü çoktan dolmuş olmasına rağmen, hala kullanılmaktadır. peki ömrü dolan bu borular acaba bize ne gibi virüsü taşıyor? bu borular neden son kullanım tarihi dolmadan değiştirilmesi düşünülmezde hep geçici çözümlemelerle idare edilir? kaç defa asfalt ile kaplanan yerler tekrar tekrar açılıp asfalt ile kaplanır? peki bu yapılan tüm çalışmalar acaba yeniden boru döşenmesinden çok mu ucuz olduğu için yapılmakta? evet benim kafamdan geçenler acaba sizin kafanızdan geçti mi, merak ettim işte!... Devamı

pazar sohbeti

2006-10-12 22:12:00

pazar sohbetime bu hafta da devam edeyim dedim, çünkü nasıl olsa sohbetime karşı gelen ve düşünce belirten çok az! her konuştuğum demek ki kabul görüyor, şikayet dahi gelmiyor! kendi düşüncesini her hangi bir konuda açıklayanda yok! genelikle kendilerine gelen mailleri iletmekten başka bir işlev göstermeyen dostlarım olduğu sürece, ben de istediğimi söylerim!.. bu hafta sonu hiç ilginiz dahilinde olmayan bir konuya değineyim dedim! ermenistan ve azerbeycan arasındaki dağlık karabağ sorunu! şimdi durduk yere nereden çıktı bu dağlık karabağ sorunu diye düşünebilirsiniz. geçen hafta içinde rusya toprakları içinde buluşan bu iki ülkenin devlet başkanları toplantısı sırasında yapılan bir açıklama üzerine ben de düşüncemi belirteyim dedim. bu açıklamayı abd dışişler bakanlığ ve genelkurmay başkanlığı ortak yaptı! dediler ki, anlaşın, ne olursa olsun anlaşın ve bu sorun ortadan kalksın! hemde en kısa zamanda sorunu çözün diye direkt olarak iki devlet başkanına yazılı ve sözlü olarak söylendi! peki bu söylemi yapma yetkisi var mı bu ülkenin? açıklayayım evet var, çünkü arabulucu ülkelerden bir tanesi abd! ben bu açıklamayı duyduktan sonra kafamda hinlikler, cinlikler dönmeye başladı! hem de binlerce tilki dolaştı, hiç birinin kuyruğu diğerine değmedi! abd o bölgeye son yıllarda daha çok önem verdi, hatta beşbin askeri gürcistan’da koşullandırdı! aynı zaman içinde gürcista’nın abhaza bölgesine de rus askerleri koşullandı, resmi dışı doğal olarak! fakat bu anlaşma gürcistanı direkt etkilemiyor! direkt etkilenecek ülke daha güneyde bir ülke, bizimde doğumuzda olan ülke! evet anladınız iran! iran her iki ülkenin aralarındaki bu sorunu çözdüğü an direkt etkilenecek bir ülke! peki nasıl? iran'ın coğrafyasına ve kültür mozaiğine bir bakalım hemen anlaşılır! iranın kuzey batısı azeri ve ermeni vatandaşlardan oluşmakta, fars halkı o bölgede azınlığı oluşturmaktadır. abd nükleer santralı bahane ederken, işin içine birleşmiş milletleri de ... Devamı

silahları susturun!

2006-10-12 22:10:00

"maganda kurşunu yine bir çocuğu sonsuzluğa uğurladı!" "düğünde havaya atılan ateş sonucu eğlence hüzün ile sonlandı!" "nereden geldiği belli olmayan kurşun, lise öğrencisini bisikletin üzerinde yakaladı!" "arabasına çarpıp kaçan şoförü, silahı ile takip edip kurşun yağmuruna tuttu!" "komşusunun gürültü yaptığına sinirlenen, silahı eline alıp komşu evde kim var kim yok kurşun yağmuruna tuttu!" ... buna benzer günlük haberlerde ya okuyoruz ya da duymaktayız! bazılarını ise kanlı görüntüler eşliğinde seyretmekteyiz, evimizin içindeki pencereden! peki bütün bunlar normal mi? önlemi alınamaz mı? aklınıza bir çok soru gelebilir. gelmesi de normal. çünkü yolda başınıza her an isabet etmeyeceğinizi nereden bilebilirsiniz? izmir şehri her akşam kurşun sesleri gökyüzünü aydınlatıyor! akşam olup, gece yarısını vurduğunda, içki aleminden çıkanların gökyüzüne ne diye bıraktığı belli olmayan kurşunların bıraktığı sesler geceye işliyor! gece karanlığı içinde naralar eşlik ederken, kendisini polise şikayet edeni arayan bir magandanın ağız dolu çığırtmaları sokakları doldurmaktadır! peki bütün bunlara kim izin verdi? geçmişi o kadar eski değil, hiç gereksiz iken bir kaç silah ithalatçısının kasasını doldurmak için yasal silah alımına izin verildikten sonra silahlar her eve yasal olarak girmiş oldu! her üç kişiden biri silahı olduğu düşünülürse tehlikenin boyutları ne kadar üst seviyede olduğu düşünülebilir. kan üzerinden para kazanmak bu olsa! sokaklarımızda bu kadar tehlike varken, neden insanlar silahlar sussun dendiğinde yan yana gelemez! silahlar sussun! silahların susması içinde yaşantımızdan çıkarılması gereklidir. var olan tüm özel silah ruhsatları iptal edilsin! tüm silahlar toplatılsın! yeniden silah satışına izin verilmesin!   bırakınız yapsınlar, bırakınız kar elde etsinler mantığı tüm ülke toprağını kana bulamıştır. ve silahlar sussun!  21.08.2005  ismail cem özkan... Devamı

uzay filmlerinden sonra aklıma daha başka konu geldi!

2006-05-08 22:09:00

kovboy ve polisiye filmlerinde ki sahneler yıllardır üzerinde düşündüğüm bölümlerdir. hatta bir film firmasına teklifte bulunmuştum, o konu üzerine bir sosyolojik ve psikolojik analizi barındıran bir dokümanter film konusunda. doğal olarak ret edildi! çünkü o piyasanın sahibi zaten bu tip filmleri çekiyor! neyse konuya gireyim hemen! amerikan polisiye filmlerinde başlayan daha sonra avrupa sinema ve tv yapımcılarına kadar sıçrayan piyasası bol olan ve iyi para kazandıran macera filmlere! bu filmlerin ortak bir yönü var. işkence! evet her filmde kahraman kötü adamlara karşı her türlü zoru kullanmakta serbest! eğer bir olayı aydınlatmak istiyorsa kahraman kanuni yönden değil, kanunların aslında sadece kağıtta kaldığını gösterir gibi, kendi bildiği yöntemlerle olayı çözüyor ve film sonunda bir güzel kadın ve madalya ile ödüllendiriliyor! bu filmlerde ortak yön, muhbirler! muhbirlere kahraman ya iyilik şeklinde bir şey yapıyor ve karşılığını istiyor, ya da bazı karanlık işlerine göz yumarak bilgiye ulaşmayı hedefliyor, fakat bazı filmlerde açık açık rüşvet veriyor! bu rüşvet ve başka davranış şekilleri kurumu bağlamıyor, sadece yapanı bağladığı kesin olarak belirtiliyor. evet kurumların ve yasaların aslında bu şekilde uygulaması yok, özgür polisin kendi inisiyatifi ile almış olduğu uygulama olarak perdeye yansıyor. hedefteki adama ulaşmak için her türlü işkence sahneleri perdeden içimize kadar işlemekte, hatta zaman zaman alkışladığımızı duyar gibi oluyorum! sorgu sırasında polislerin kaba kuvvet uygulaması rutin bir işmiş gibi gösteren sahneler hemen hemen her sorgu odası sahnesinde gösterilmektedir. peki bu durum insan hakları ve yasalara aykırı değil mi? ülkemizde işkenceyi durdurun diye bağırırken, perdelere yansıyan amerikan ya da batı yaşantısı işkenceyi meşrulaştırmıyor mu? işkence ve zor yaşantın bir parçası olarak yansıtılmıyor mu? türkiye'de yapılan bir araştırmaya göre türkiye’de yaşayan kişilerin %68', i sanırım, şu anda tam y... Devamı

gelecekle ilgili filmler

2006-10-12 22:07:00

uzay filmlerini ve gelecekle ilgili filmleri seyrederken hiç dikkatinizi çekti mi bilmem ama benim bir şey hep dikkatimi çekmiştir! geleceği gösteren filmlerde hiç bir dünyaya ait hayvan veya canlı kullanılmamaktadır! hiç gördünüz mü kedi, köpek? hatta akvaryum balıkları dahi yok! yani gelecekte insanoğlu kendi dışındaki tüm canlıları yok etmiş olduğu izlenimi mi veriyor? yoksa şu anda dünya üzerindeki canlıların tek tek soyunun yok olmasını doğal olduğunu ve gelişimin bir sonucu mu olduğunu vurgulamak istiyorlar? uzay veya gelecek zamanda dünya sadece eski bir yer ve yıkıntılar içinde yaşanmayacak bir yer olarak mı tasarlanıyor? bu tasarım şu andaki global politikalara örtüşüyor mu ne dersiniz?    19.08.2005  ismail cem özkan Devamı

dil birlikteliği

2006-10-12 22:04:00

dil birlikteliği sorunu var mı türkiye aydınının? bu soruya kim hemen evet ya da hayır diyebilir? ben diyemem gerçekten! dil bir toplumun yaşantısı ile birebir ilgilidir. toplum nasıl yaşıyorsa dil de o şekilde gelişir! peki dilin gelişimi iyi olsa toplumun gelişimini etkileyebilir mi? etkileyemez birebir ama iyi yönde gelişimi tetikler diye düşünüyorum! eğer aydınlar dili iyi ve zengin kullanabilirlerse kendi okuyucusununda dilini zenginleştirir, kendisinden sonra gelecek yazar adayının da daha zengin cümle kurmasına olanak tanır. peki son dönemde üretilen eserler, hepsi için demesem de büyük bir bölümü dil fakiri ürünler olarak görmekteyim. daha çok sansasyonel haberlere ve olaylara yönelik çalışmalar yapılarken, roman okumayı özendirici ve dili geliştirici eserler yayınlanma olanağı dahi bulamadan yok olmaktalar! günümüzde yayınevleri, parası olan yazarın kitabını basmaktadır, bunda da haklılar, çünkü kitaplarını satabilecekleri ve okuyucuya ulaştırabilecekleri olanaklardan yoksundurlar! bu yoksunluk bir elin parmak sayısını geçmeyen yayınevleri için geçerli değildir! çünkü bu yayınevleri kendi kitapevlerini kurarak, kendi yayınlarının satışını daha öne almak için her türlü reklam aracından yararlanmakta ve okuyucuyu şartlandırmaktalar! şartlanan okuyucu yeni bir yazarın eserini nasıl okur? eş dost ve tanıdık aracılığı ile ulaşan yazarın elinden aldığı kitap ile o yapıt ile tanışır! yazarlar, kitap fuarlarında da kendilerini iyi tanıtamamakta hatta buna olanak dahi bulamadıklarını geçen sene gittiğim istanbuldaki kitap fuarında gördüm. yayınevi gerekli parayı bulabilirse orada bir stant alıp kendi yazarını ve kitaplarını okuyucuyla buluşturabilir! fakat okuyucu belli yayınevleri ve belli yazarların dışındaki yazarlara ilgi göstermediklerini, o yazarlarında gelmişken değişik yayınevini ziyaret edeyim, en azından bir kitabımı büyük yayınevinden yayınlayabilmek için tanıdık aramayla geçiriyorlar! çünkü benim eski dostum olan ünlü olmayan yazar arkad... Devamı

12 eylül

2006-10-12 22:00:00

solun ışığının sönmesi 12 eylül askeri darbesi ve arkasından sovyet devletlerinin tek tek yok olmasında aramak gerek! çünkü tanklar altında kalan sol, kendini toparlarken bir de uzaydan düşen glasnost bombası ile karşı karşıya kaldı! sosyal devlet o tarihten beri dünya üzerinden tasfiye edilirken, sağ da kendini nereye koyacağını bilmeden kişiliksizleşti. iki tarafta birbirini etkileyerek politika üretirken, şimdi iki tarafında ideolojisine uymayan bir global politika ile kaos içinde ne yapacağını bilmeden bir perspektif sorunu ile karşı karşıyadır. sağ yoktur politik arenada, sadece şekilsiz sağcı politikacıların günü birlik demagojileri vardır arenada! arena içinde demagoji ile ilerlemeye çalışanlar ise, geçmişte savundukları ideolojilerden uzaklaşıp, piyasanın belirlediği insan tiplemesine dönüştüler. dün abd emperyalizmi ile kavgalı olanlar, şimdi onun bekçiliğini yapmaktalar. demagoji temel sorunlara yanıt üretemediği için ülke daha keskin sorunlar ile karşı karşıyadır. şimdi bu sorunları çözecek bir iskenderin kılıcı aranmaktadır, fakat iskender dünyada olmadığını bilmekteyiz! aydın insanların tek tek yok edilmesi aslında tesadüfi değildir, onları yok edenler, arenanın çeteler tarafından ve para ile kontrol edebileceğini düşünen demagoglardır. en büyük demagog süleyman demirel, artık kendi çevresini koruyamaz hale geldiğinde, her bir evlatlığı devlet hortumcusu olduğu ortaya serilivermiştir! şapka taşıyan asalaklar, şimdi başka şeyleri taşımaktan gocunmuyorlar, hatta gururlu şekilde bir ülke içinde maliye bakanlığı dahi yapabilmektedir! tarihe bakarken veya sosyal olaylara bakarken siyah beyaz olarak bakılmaz, çünkü hiç bir olay siyah ve beyaz kadar homojen renklerden oluşmaz! 1992 yılında bir birine karşı kurşun sıkanlar yine aynı yıllar içinde balık üretme için firmalar kurup, ankara çankaya’da ortak büroda ticaret yapmışlardır. o firma hala aktiftir, ve iki zıt kutup burada ortaktır. hiç bir olay dışarıdan gözüktüğü gibi değildir. mumcu... Devamı

hey halkım unutma bizi!

2006-10-12 21:58:00

diye yazmıştı bir gün uğur mumcu ve unutulup gitti! unutulan sadece kelimeler mi, onun ne uğruna verdiği mücadelede birer magazin boyutu ile anılır oldu. eğer ananlar var ise! unutulanlar sadece yer yüzünde bir ara yaşamış insanlar mı, onların alın teri ile biriktirdikleri kültürel birikimlerde teker teker unutulup yok olmuyor mu? o birikimlerin getirmiş olduğu o zenginlik yerini sığlaşmış ve soyut şeylerin aldığını düşünmekteyim. yaşam geçmişten bir kopuşu ifade etmeye başladı! geçmişte yapılanlar ya destanlaştırılıyor ya da yok sayılıyor. var olanlar ise daha çok çarp, çırp ve de zengin ol, paran varsa her şeyin vardır düzlemine indiriliveriyor. para kazanmak içinde artık okumaya ne gerek, git istanbul’a kapkaççı ol, daha çok para kazanırsın! ne gereği var okuyupta, sorunları mantık ile çöz, kaba kuvvet ve para bütün sorunları çözmüyor mu? bütün verilen eğitim bunu üzerine oturmuyor mu? çocuklarınızı okula göndermeyin, aptal yapıyorlar! evet bu anarşist düşünceyi ilk duyduğumda şaşırmıştım, tıpkı sizin şu an şaşkınlığınız gibi! okul çocuğun hayal dünyasını yok ediyor ve sistemin hayallerini ve ufuksuzluğunu beyne aşılıyor. o beyin asıl yeni şeyler düşünebilir? düşünemediği için türkiye’den evrensel boyutta bilim adamı ve düşünür olmuyor! aptallaştırılıyoruz! aptallaştığımızı yakın zamanda anlayamayacak düzeye geleceğiz, çünkü her şey bize doğal gelecek! kapkaç artık günlük yaşantımızın bir parçası! profesörler dahi bilimsel çalışmalarını bu kapkaç mantığı ile yapmaktalar! kendi ürettikleri bir yeni şey olmamasına rağmen türkiye topraklarında profesörden bol bir şey yok! kapkaç zenginleri ise hala bu toprakların en güzel yerlerini sömürmeye devam ediyor. sıradan gecekonduda yaşayan da aynı mantık ile bir toprağa konmamış mı? bu toplum içinde yaşayan her birey bir şekilde kapkaç yapmıştır! o yüzden kapkaç yapanlar yaptıkları yanlarında kalıyor ve hiç ceza almıyorlar! hırsızlık yapıyor, polis yakalıyor sonra savcı bırakıyor! devlet... Devamı