futbol ve politika!

2006-07-06 21:55:00

bir maçın arkasından ne denir bilemem, onu spor yorumcular yapsın! ben başka açıdan maçı izledim. futbola politikayı bulaştıran ve onu belli bir amaç yönünde kullanmaya başlayan fethullah  gülen ve ekibinin bu maç ile birlikte eski güçlerinin kalmadığını gösterdi. gerçi bir sembol olan hakan şükür, bir bastonla dolaşmadığı kaldı sahada. en başarısız oyuncu olmasına rağmen sahadan çıkarılmadı. bu duruma pirim veren fatih terim sonun sonuna geldiğini ilan etmiş oldu. çünkü hedef futbol değil, belli bir ideolojinin spor sahaları içinde reklamını yapmasına izin veren ve bunu destekleyen konumundan vaz geçmediğini izledim. fethullah  gülen'den izin alarak sahaya gelen başka oyuncusu ise, sahanın en kötülerinden olduğu gözükmüştür. maçın sonuna doğru kenara alınan oyuncu kaybettiğinin de farkındaydı. futbol, belli bir kesmin propaganda alanı olmayı uzun zamandır sürdürmektedir. zaman gazetesinin ilanları tüm futbol sahalarını süslemektedir. fettulah gülen ekibi elinden gelen her türlü propaganda aracını en iyi şekilde kullanmayı sürdürmektedir. **** pennsylvania eyaletinde,  104 dönümlük, 10 binayı içeren bir arazinin ortasında fethullah gülen'in çilehanesinde buluşan cengiz çandar hocasının elinden öperek onu övüyordu köşe yazısında. hani sağlık muayenesi oluyordu, hala genç kalan ve dünya islamının merkezi olmayı hedefleyen hoca ile uzun uzun sohbet eden mürit cengiz, ballandıra ballandıra anlatıyor ve 28 şubat öldü diye haykırıyor! **** bektaşiye sormuşlar, baba erenler nedir bu durumlar, bir yandan futbol, bir yandan amerikada orman içinde yaşayarak demeçler vermek? erenler kafasını sallamış, sonra global liberal politika bu olsa gerek!   16.11.2005  ismail cem özkan... Devamı

bir fıkra okudum!

2006-10-17 21:54:00

iyi arkadaş iç çamaşırı gibidir; ayıpları kapatır. Daha iyi arkadaş prezervatif gibidir; seni daima korur. En iyi arkadaş viagra gibidir; düşeni kaldırır. çok hoş bir fıkra diye okudum. bir de politik düşününce bu fıkrayı, o zaman daha farklı oluyor canım! hükümetin başının bu düşüşünde kim ayağa kaldıracak diye merak ediyorum! daha doğrusu viagra kim olacak? çünkü hızlı bir düşüşe giren rte, yurtdışındaki efelenmeleri, salonu terk etmeler birine mesaj olarak verdi, karşılığını da aldı ama yeterli olmadı anlaşılan, daha fazla bir destek bekliyor! başörtüsü konusunda da mahkeme kararlarını tanımayan bir anlayış sürdüren dış işleri, meclis başkan’ından sonra kendisi daha radikal bir açıklama yaptı ve bu işi din uleması çözsün dedi! sanırım uçaklar ile gidip gelirken zaman kaybına uğradı hafızası. biliyorsunuz, sürekli uçak ile seyahatte. her gittiği ülkede de zaman farkı var! normal canım her insanda zaman kaybı olabilir! gerçi hükümetin başı biraz abartı, kendini bir an ortaçağda sandı! bakalım hükümetin başını kim ayağa kaldıracak, düşüşü hızlı olmakta! viagra kim olacak? bileniniz varsa lütfen bana söylesin!     16.11.2005  ismail cem özkan Devamı

yardım derneğinden geliyoruz!

2006-07-05 21:53:00

aydın ilinde bir şeyler oluyor, doğal olarak diğer illerdeki gibi!alınan bir karar ilei çkili yerlerin camilere uzaklığı 100 metrre olacak!yani bir içkili resturant açman için camiyi gözlemen gerek, eskidenokulu gözlerken,  şimdi camileride gözlemek gerek!peki her 200 metrede bir okul açılmadığına göre, ki ona ihtiyaç yok!şimdi her 200 metre aralığında cami mescit açılarak şehirlerden bu alkol belasını kurtarabilirsin!şimdi düşünüyorum da, acaba biz 200 metre aralığında cami yapmak az değil mi?halkımızın ihtiyacı var!normal zamanda boş olan camilerimiz olabilir, ramazanda bi şekilde doldururuz değil mi!en iyisi şu cami işini bir daha düşünüp her apartmanın altına bi mescit açarak çözelim!hem halkımız alkol almaz, hemde dinden çıkmışları dine yeniden kazandırırız!bir de her cami hoporlösünü sonuna kadar açalım k, bu ülke islam ülkesi olduğu uzaydan duyulsun!****bursa valiliğne yardım için gelen bir anne kızına yardım isterken açlıktan bayıldı. (hürriyet gazetesi, 16.11.2005)camilerde insanlarımız ibadet ile uğraşırken bu tip haberleden haberleri dahi olmayacak!cami ve kışla politikası savunanlar bu tip haberleri görmezler ve yıllardır şu yalanı uydururlar; ülkemiz her alanda kendine yeterli bir ülkedir. ülkemizde açlıktan ölen bir tek vatandaşımız yoktur!ülkemizin gerçekliğini hiç görmek istemezler!biri başını seccadeden kaldırmaz, öteki kışaladan çıkarmaz!ikise başını bir çıkardı mı, o zamanda kan gövdeyi götürür.kendi gibi düşünmeyenler düşmandır ve yok edilmesi gerekidir!****bektaşiye sormuşlar bu politikadan çıkış var mı?başkan w. bush olduğu sürece çok zor!çünkü ülkemizdeki değişikliği ora karar veriyor, kendi irademizle hiç bir şekilde değişemediğimize göre!****irademizle yaptığımız tek iş var, camiler arası meyhane açma izini verilirken uzaklık ölçüleri ile oynama!*****son dönemlerde yardım kuruluşlarıda bir çoğaldı hiç sormayın!bir fakire yardım ederken kameralarla gidiliyor ve o günkü yardımı nasıl verdiklerini rekalamı yapıyorlar.bir de yardımın reklam... Devamı

halkımda işini bilir değil mi, gelirken bi rakı alıp gelir!

2006-10-17 21:52:01

almanya devlet yapısı ile türkiye devlet yapısının ne kadar çok birbirine benzediğini hiç düşündünüz mü? ben her iki ülkede yaşadığım için her ülkede sanki vatanım gibi geliyor! yani yabancılık çekmiyorum! aynı devlet işleyişi olunca yabancı bir yere geldiğimi düşünemiyorum bile! bürokratik yapısı ve devlet şemasını biz almanlardan aldık! bismarkın yaratmış olduğu devlet bizde de aynen uygulanmış. avrupanın bir çok devletinden alınan bir çok yasa ile alman devlet yapısı türkiyeye uygulanıvermiş. bu uygulama almanyada ki kadar katı değil en azından. çünkü bizde devlet memurumuz kendi işini bilir. almanyada ise önce devlet fikri hala yaşamakta. onlara da bir turgut özal gelmiş olsaydı memurum işini bilirdi gerçi. fakat zaman zaman bu kendi işini iyi bilen devlet memurları da burada var. özelikle yabancılar işine bakan memurlar bayağı bi biliyorlar işlerini. oturum almaya giden vatandaşa, sadece laf arasında demekteler ki, yaa sizin ülkenizde çok hoş içkiler varmış, hani sert olan! yani rakıyı tanımlıyor, fakat açıktan isteyemiyor sonra ekliyor bugün işin henüz bitmez, istersen yarın gel! eh halkımda işini bilir değil mi, gelirken bi rakı alıp gelir! işini bilen devlet memuru her toplumda olması doğaldır! almanya ile bizim aramızdaki en büyük fark, biz daha önce liberalizmi yaşadık, onlar daha yeni yeni yaşamaktalar. bizde liberalizmi olması gerektiği gibi yaşadık, burada olmaması gerektiği gibi, çünkü liberalizmi ve global ekonomiyi sosyal demokratlar hayata geçirdi! almanyada da iki devlet var, sadece bizde yok yani! buradaki ikinci devlet bizdeki gibi güçlü değil! bizde işin cılkını çıkardılar, hatta o kadar yüzsüzleştiler ki, bankaları var, salça fabrikarı var, yani işlerinin dışında bi de yasal bir çok oluşum var. burada ikinci devletin bankası yok ama ikinci devleti ekonomik olarak destekleyen büyük firmalar var. fakat onların gücü siyasi iradeyi aşamıyor çoğu zaman. siyasi irade hala bu ülkede hakim! örneğin türkiyeye tank satışı konusund... Devamı

derin devlet nerede, devlet nerede?

2006-07-04 21:52:00

" bizim ülkemizde iki devlet var. bir derin devlet var, bir devlet var. asıl olması gereken devlet yedek, yedek olması gereken devlet asıldır”  s. demirel " sayın demirel doğru söylüyor. derin devlet biziz. devlet zaafa uğradığına el koyarız. " k.evren devlet kavramı nasıl da değişiyor, bir ara darbelere şak şak yapan biri, diğer yandan eski bir general! darbeler sayesinde iktidarda sürekliliğini sağlayan biri öteki tarafta sıradan asker iken cumhurbaşkanlığına sıçrayan biri! sonuçta ikisi de ortak bir yerde buluştu! cumhurbaşkanı oldular! şimdi emeklilik yıllarında yeniden geçmişe yönelik açıklamalarda bulunmaktalar. geçmişin o kadar kanından sanki ikisi de sorumlu değilmişler gibi. her şey devlet için! her şey devlet içinde peki soru şu; hangi devlet için? derin devlet, bütçenin kaçta kaçına hükmediyor? peki normal devlet, kaçına hükmediyor? ekonomik güç kimdeyse, ondadır iktidar etme gücü! hep şu hazineden geçinenler deriz ya, onlar için ankara´da vilalar yapılıyor, üstelik 250 bin dolara birim fiyatı olarak satılıyor! peki bu kadar parayı nasıl ödüyor, bu hazineden geçinenler? derin devlet nerede, devlet nerede? kim kimi kontrol ediyor? ülkemizde iki devlet var, ilki sürekli vergiler ile ayakta durmaya çalışıyor, ya öteki? ötekinin gelir kaynağı sadece hazine olmasa gerek, çünkü hazineyi kontrol eden devlet değil mi? yılda bir de olsa hazine plan ve program yapar, neyi nereye ve hangi zamanda ödenmesi gerektiği konusunda! peki her şey belli ise ve ayrılan para derin devletin iktidarını taşıyamayacağına göre, derin devlet nereden besliyor kendisini? hazineden geçinen biri nasıl oluyor da 250 bin dolar bir eve yatırabiliyor? bu soru cevaplandığında belki ülkemizde tek devlete doğru bir geçiş olabilir diye düşünüyorum! peki bunu sorabilecek mi devlet? onu da yaşayıp göreceğiz!.. yoksa bizden önceki kuşaklar gibi göremeyecek miyiz? tarih kendi ekseni etrafında dönerken hiç bir şey belli olmaz, bir anda her şey değişebilir! tarih... Devamı

insan kasvetli bir havada ne yapabilir?

2006-07-03 21:51:00

insan kasvetli bir havada ne yapabilir? adı üstünde kasvetli, ağır! kurşun eritmeye çağırır nazım, ferhat - şirin için! ama ben onun gibi yürekli değilim! belki onun yaşadığı kasvetten daha hafif bir yükün altındayım, belki de daha ağır! onun zamanında somut bir şeyler vardı, uğruna savaşacak! şimdi elimizde sadece hayallerimiz! ve de geçmiş. geçmişin ağırlığı da biniyor bu havalarda insanın üzerine. ders çıkarılması gereken geçmiş, ama o kadar da becerikli değiliz, çünkü 70 günlük bir iktidardan 70 yıllık sonuç çıkaran kadar bilge değilim!.. elimin altında bir kitap, bana bakıyor, ben de ona. bu kasvetli havada okuyamıyorum. sayfalar benim ile dalga geçiyor sanki, kelimeler kendi havalarında. onların düzene girip cümle kurmalarını bekliyorum. fakat ben kendimi toparlayamıyorum. yağmur yapsa kurtulacağım bu havanın basıncından! yok yağmıyor, iki gündür yağdı yağacak diye bekliyorum, yağmıyor! benim ile sanki  inatlaşmış gibi. gazete başlıklarına bakıyorum, her biri farklı şeyler söylüyormuş gibi duruyor, fakat aynı kafadan çıktığı nasıl da belli! şimdi farklı bir başlık arıyorum, farklı duruşu olan! bütün insanlar belli bir yerde mi toparlanmış, hepsi aynı tepkiyi verecekmiş gibi geliyor bana! elimin altında bir kitap  bana bakıyor ben de ona, kelimelerin bir düzene girmesini bekliyorum!.   15.11.2005  ismail cem özkan... Devamı

çocuğunu internetten pazarlayan anneler ve babalar arttı!

2006-10-17 21:50:00

çocuğunu internetten pazarlayan anneler ve babalar arttı! bu konuda haberler sadece amerikan kaynaklı değil, rusya kaynaklıda olmaktadır. global kapitalizm artık elinizdeki çocukları da global olarak pazarlamanıza izin veriyor! globalizm sayesinde satılık çocuklar, böbrekler, kalpler gibi organlar serbest dolaşıma sunulmuş oldu! globalizm sayesinde kadın ticareti ile birlikte haplar, haşhaşlar vb. uyuşturucularda sınırsız dünya etrafında dönmekte. nerede üretildiği belli olmayan bu uyuşturucular artık ilköğretim okullarının kapısına kadar geldi, orada elden satılmaktadır! bir yerde felaket olduğunda bu işten kar eden firmalar çoğaldı! nerede bir felaket varsa oradan nasıl kar edeceğini bilen firmaların hücumuna uğraması da normalleşti! firmalar teker teker birleşip uluslararası firmalara katılırken, çalışan sayısı da azaldı, yerlerini makinelere bıraktı! globalizm dünya tarihinde görülmeyen bir yağmaya da sahne olmakta, dünyanın akciğeri ormanlar kağıt yaptırılmak üzere yok olmaktadır! birbirine merhaba demeden görevini yapan birer dişliye döndük! her hangi bir dişilide yorgunluk hissedildiğinde yerine konacak başka dişlilerde hazır beklemektedir! çocuğunu cinsel obje olarak pazarlayan bir annenin dramını bugünkü milliyet gazetesinde okudum.* bu haberleri kendi ülkemizde görmeyeceğini kim söyleyebilir? acaba hala bu globalizm iyi diyenler var mı aramızda?   14.11.2005  ismail cem özkan... Devamı

almanyada yeni hükümet kuruldu!

2006-07-02 21:49:00

almanyada yeni hükümet kuruldu! bu kurulma kararını yetkili organlarında onaylatan siyah kırmızı partiler (spd/cdu/csu) yeni bir döneme adım atıldığını duyurmuş oldular! bu yeni dönemde almanya da ekonomi daha kötüye giderken sosyal devletin son kaleleride yok olacak! artık ilkel kapitalizmden daha ilkel şartlarda çalışmayı çalışanların önüne seriyor! işverenlerin yetkileri artırılırken, çalışanların tüm 100 yıllık mücadele ile elde etikleri yok olmuş durumda! şimdi bazı firmalarda ortak olan sendika ağaları kendi geleceklerini garantiye almış durumdalar. sendikada çalışarak emekli olacaklar, tabi emekli olmayı beklerlerse! çünkü bu sendika yöneticileri elde ettikleri gelirlerle yurtdışında villa yaptırmadan durmamış, kendi emeklilik harıcaklarını yurtdışında başka bir bankada biriktirmişler! almanya yeni dönemece girerken çalışanların tüm hakları gitti! şimdi çalışma yasası gereği eskiden almış oldukları yılbaşı öncesi bir para, izin parası ve hastalıkta ödenen paralar artık tarih sahnesine bırakılıyor! en önemlisi çalışanların iş feshetme konusundaki düzenleme. yeni düzenleme ile işveren 15 gün öncesinden hiç bir gerekçe göstermeden tek yönlü olarak iş anlaşmasını feshedebiliyor. bu feshetme durumu işveren acaba sadece iş yerindeki verimi göz önüne mi alacak, yoksa ... benim bildiğim kadarı ile iş yerindeki verime dikkatli bakan amerikan tarzı firmalar eskiden beri sözleşmeli personel alıp, ona göre işçilerini çalıştırıyordu. o işçilerin ne zaman işi bırakacağı bilinmezdi, çünkü proje üzerine çalışma düzeni vardır. bu işçi kavramını biraz açayım isterseniz! işçi sadece emeği ile geçinen ve birine bağımlı kişi. bu tanım içinde mühendis, teknik eleman ve işçi olarak tanımlanabilir. bu genel kurallar mühendis, ne teknik eleman ne de işçi diye ayrılıyor! şimdi bir iş yerinde 30 yıl çalışmış biri, iş veren için artık verimli olmadığı göz önüne alınıp işten atılırsa ne yapacak? hiç bir güvencesi yok. iş bulma şansıda yok! emeklilik yaşı yukarıya doğr... Devamı

insan için en önemli şeydir su!

2006-07-01 21:48:00

üst üste bu kadar yazı mı yazılır diyeniniz olur! fakat ne yapayım ki, yazı yazarken keşke şuna da bi değineyim diye de içimden geçiriyorum! sonra o değineceği konuyu unutup gidiyorum. unutkan olduğumdan ben şimdi yazayım dedim ve elimi tuşların üzerine bıraktım! parmaklarım bu sefer bataklık konusunu işleyecek! eskiden anadolunun topraklarında bir çok bataklık vardı, o bataklıkta her türlü canlı yaşardı. aklınıza gelebilecek her türden canlının yaşadığı bu topraklar zaman içinde oturuma açıldı ve insanların yaygınlaşması ile birlikte doğa içinde yaşayanlarda azaldı. insan gelirde kendi pisliğini getirmez mi? elbette getirir! doğa içinde yeni yerleşim yerleri açan insanoğlu önceleri eski yerleşim yerlerinin yıkılan yerlerine yeninden yapılanarak üst üste oluşturmuş olduğu kültürünü taşıdı! hani anadoluda biç çok höyük ile karşılaşırsınız, belki anadolu içine girmiş ve şehir dışında başka yerleri görmüş olanlar görmüştür! bir kültürün başka kuşaklara taşındığını görürsünüz! yıkılan binalar ise gerek depremler gerek savaşlar nedeniyle oluşmuş olabilir. fakat insan o yerleşim yerinin çevresinde yeni yerler açmış! yayılan insanoğlu kendine yeni ürün yetiştireceği topraklara ihtiyaç duymuş! hani anlatırlar ya, anadolu o kadar sık ağaçlarının oluşturmuş olduğu ormanlar varmış ki, koskoca timur ankara savaşından önce ankaraya ulaşmak için filleri ile yol açmış! yani o kadar yeşil ve güzel bir coğrafyaymış! insan yeni yerleşim ve tarlalar açarken çevredeki bataklıklarda kurutmuş! o bataklıkların olduğu yerler biliyorsunuz sulaktır. insan için en önemli şeydir su! yaşam su ile başlar ve devam eder. eski şehirlere bakın her biri su kenarında kurulmuştur. modern zamana kadar! modern zamanda ise artık kurutulacak bataklık kalmamıştır, çünkü insanlar o kadar yayılmışlar ki, o güzelim ormanları teker teker yok etmiş koskoca ülke bozkıra dönüşmüş! şimdi çöle dönüşmekte! bataklığı sadece ürün alacağı tarla için değil, kendi yaşam alanına müdahale eden sivris... Devamı

her şey özel oldu!

2006-10-17 21:48:00

her şey özel oldu! özel olunca yaşamdan soyutlandığımızı hiç düşündünüz mü? özel arabamız var! özel ilişkimiz var! özel dünyamız var! bütün bu özeller, seni bencil yaptığının farkında dahi değilsin değil mi? özel arabası ile giden sadece yolu görür, yolun kenarında yaşamdan pek haberi dahi olmaz! işi, evi ve eğlenmek için gittiği mekanları bilir! ya o mekanların dışındaki yaşamı? kaç kişi farkında? bencileştikçe özel ilişkide önem kazandı! özel arkadaşı olan sadece onun ile zamanını geçirmeye başladı! ondan sıkıldı mı, başlıyor başka özel birini aramaya! özel ilişki içinde özel alanlar var! bu alanlar sanal olabiliyor ya da özel buluşma noktaları! özel ilgi ile karşılaşan tüm zamanını onun ile dolduruyor! komşusunu tanımayan özel insanlar oluveriyoruz! özel dünyası olanlar özel insanlardır! seçicidir! özel korumaları olan sitelerde yaşarlar! özel otomobilleri ile işe giderler! özel arkadaşları vardır! özel kulüplerde özel ihtiyaçlarını giderirler! özel kanallarda bol bol haber olurlar! özel olmayan geniş kitle ise sadece onlara imrenerek bakar! çünkü özel değillerdir! o kadar özellikleri yoktur onlara göre! fakat hiç düşünmezler onlar olmazsa o özel alanlar ve insanlarda olmaz! onları o hale getiren özel insanların başarıları değil, sessiz çoğunluğun nasıl tavır geliştireceğini bilmemekten kaynaklanıyor! çünkü zaman hızlı geçiyor, yaşamdan uzaklaşmış büyük bir kitle var! sadece işleri özel yaşamları izlemek! bugün pazar, bizim için özel bir gün! özel yaşamları özel kanallardan izleyeceğiz! kendini özel hissediyorsun değil mi? her insan özeldir! özel olanlar özel olduklarının bile farkında değildir, çünkü sadece özel yaşantıları izliyerek kendilerinin özel olduğunu unutmaktalar! bugün farklı bir şey yapın, özel bi gezi yapın! bulunduğunuz ortamdan çıkın ve doğa ile baş başa kalın! doğa size özel olduğunuzu hissettirecektir! çünkü doğada zaman olması gerektiği gibi işler! hiç bir şey için acele etmez! gerçi son dönemlerde doğan... Devamı

ne çabuk büyüdük ve de ne çabuk yaşlandık!

2006-06-30 21:47:00

bugün pazar, ne çabuk geçiyor değil mi, sadece günler demiyorum haftalar, aylar ve de yıllar! ne çabuk büyüdük ve de ne çabuk yaşlandık! her şey çok hızlı gelişiyor! o hızlı gelişen olaylar karşısında tepkilerimiz de o kadar geç oluyor! bazen aman kaçırmayayım deyip hızla bir tepki koyuyoruz ama sonu hiçte istediğimiz gibi olmuyor! her şeyi göze alıp yola çıkanlar, yola çıktıkları amaçlarının çok dışında başka bir evrende, başka bir serüvenin içinde bulabiliyor! işte bende bunların içindeyim! bana gülmeyi unutturan ülkeden yazıyorum son günlerde, geldiğim ülkenin ağız dolusu gülümsemesini hala yüzümden atamadım! belki sokakta insanlar bana bakarken neden bu yüz ifadesini taşıdığımı düşünerek bakıyorlardır? tabi hala bu ifadenin gülme olduğunu anımsayan var ise! son günlerde politik sahnede gelişmelere bakıyorum da, ne kadar hızla nereden nereye geldiğimiz ve ne gibi sorunlar eşliğinde olduğumuzu düşünüyorum! ılımlı islama alışamam diyenler ılımlı islamın getirdiği tüm töreleri kabul etmiş konumda! teker teker yasaklanan alkol yasaklarından sonra, meydana gelen alkol alım sonucu ölümlere ne kadar hızla alıştık! esas suçlu yerine işte birilerine ceza verdik ve işin üstünü örtüverdik! peki bu kaçak alkolün üretimini destekleyen hükümeti neden hiç eleştirmedik? çünkü bir yerde yasak koyan güç varsa, onun karaborsasını destekliyor demektir! özel güvenlik örgütlerinin daha rahat iş alabilmesi için polisin gevşek davranmasını destekleyen hükümeti neden eleştirmedik? parkları teker teker tinercilere bırakırken neden bunun nedenleri üzerinde düşünmedik? çocuklarımızın birer yarış haline getiren yök sistemini neden gerçek anlamda eleştirmedik? çocuklarımız bu hale getiren 12 eylül askerleri olduğunu ne çabuk unuttuk? unutkanlık bizim temel hastalığımız oldu! çok çabuk unutuyoruz, nasıl tepki vereceğimizi unuttuğumuz gibi! tepki verene kadar olaylar çoktan değişmiş oluyor, fakat olaylar değişirken kendimizin de nasıl yaşamdan dışlanıp, yaşama izleyici old... Devamı

başörtüsü konusu şimdilik aihm kararı ile noktalandı.

2006-10-17 21:46:01

başörtüsü konusu şimdilik aihm kararı ile noktalandı. bu noktalanmaya aşırı şekilde içerleyen başbakan rte açıklamada bulunmuş! neyse ne açıklamada bulunduğunu hepiniz okumuşsunuzdur! benim için ne dediği pek önemi yok, o kadar da ciddiye almıyorum rte, çünkü burada bunu deyip havada başka şey diyebilir! o yüzden sorunun başka bi yönüne eğileyim dedim. bu günlerde bayağı eğilir olduk değil mi? ben de o modaya uyup sorunun ab ile olan ilişkisine geleyim. rte türkiye´deki bürokratik direnci ve ordunun geliştirmiş olduğu direnci kırmak için kendi çıkarı için ab konusunda dört elle sarılmıştı. bütün ümidi ab ve oradan alınacak kararlara bağlamıştı. çünkü kendi başına alsa büyük bir direnç ile karşılaşırken ab'de den alınan kararlara türk bürokratlarının direnci yüksek olmuyor. sadece polis uzun bir süredir cmuk ve benzeri yasaları bahane edip işi özel güvenlikçilere bırakınca ortalık kapkaçtan ve soygundan geçilmez oldu! rte işte bu karar ile arkadan bıçaklandığını düşünüyor, ilk gün sesi dahi çıkmamış. ee alışma sürecide kolay değil değil mi? şimdi türk bürokratı zafer kazanmış havalarda geziyor, çünkü ılımlı islamın bayrağı bu sefer hukuki olarak nihaiyi karar ile yerinden sökülmüştür. yenilen ise hükümet ve onun başbakanı. bugüne kadar rakiplerini ab ile sıkıştıran ılımlı islam olupta sonra liberal politikayı savunan hükümet, ne yapacakta şu şımarmış ve zafer bayramını kutlayanları cezalandırabilir? rte fransa´ya bakıp iç çekiştiriyor, acaba bu olaylar başörtüsü için yapılamaz mı diye! istanbul´da yapılan bir toplantıda resmen türk bürokratlarını türkiyede yatırım yapanlara şikayet ederken kafasından aihm kararının kendi lehine olacağını düşünüyordu belki! şimdi türkiye´de geleneksel devlet yapısını savunanlar ile ılımlılar arasında süren bu çekişme bakalım nasıl bir viraj alacak yakında? çünkü esas sonuç cumhurbaşkanlığı seçimi ile ortaya çıkacak! orada kozlar karşılıklı olarak paylaşılacak! peki, bu çekişmeler dışında başka bir çıkış noktası yok... Devamı

şu msn messenger açık olunca insan yazı yazamıyor!

2006-06-29 21:46:00

şu msn messenger açık olunca insan yazı yazamıyor! hem de gelen her merhabaya yanıt verme alışkanlığı olan benim için gerçekten zor! o yüzden msn messenger günün belli saatleri açık bırakacağım sonra kapayacağım. son dönemde fransada başlayan sokak eylemleri itilmişliğe karşı başka bir itişi çağrıştırdı bende! o konuda bir yazı yazmış olmama rağmen yeniden tekrarlamamak için farklı bir açıdan bakacağım olaya, sakın sanmayın olaylara bakışım değişti, şu fır fır dönenler gibi döndüğümü sanmayın!. duruşum belli, o duruşumu değiştirmeden bir de bakış açımda değişiklik yapmak en doğrusu! fransada bir dışlanmış kesim var, o kesimler şehrin dışında oluşturulmuş yerleşim birimlerinde yaşarlar. paris'in o romantik görüntüsüne etki yapmayacak yerdedir bu yerleşim yerindekiler. gelen turistler paris romantizmi altına en unutulmayacak zamanlarını geçirirken, şehrin bir başka yerinde sefalet ve itilmiş insanların yaşam dramı da oynamaktadır. zengin ve fakir, köle ve efendi gibi ikilemler içinde olan ayrım kadar sert bir ayrım vardır, bu iki dünya arasında. polisin kovalaması sonucu kaçan iki gencin ölümü ile başlayan olaylar tüm fransa şehirlerinde olayların alevlenmesine sebep oldu. peki bu olaylar devlete yönelik bir saldır mı? sistemde bir değişiklik mi istemektedir? yoksa sadece iteklenmiş bir kesimin devleti kendi elleri ile iteklemesini mi sembolize ediyor? fransa gibi devrime her an hazır olan bir ülkede neler oluyor, nasıl oluyor da avrupanın diğer ülkelerine bu şiddette yaygınlaşıyor? devrim devrimleri tetikler, acaba bu olaylar olayları tetikler mi, yoksa sadece bir saman alevi gibi yanıp sönecek mi? bütün bu soruların altında başka bir yere bakacağım ben! türkiyedeki başbakanın arzusu, ülke içinde ihl olarak adlandırılan askerlere (!) yönelik mesajı okudum. fransadaki gibi yapın eğer hakkınızı almak istiyorsanız diye bir yol haritası çizdi, fakat onun yerine başkaları ellerine taşları alıp sokakları doldurdu! kışlaları olan camilerde bu cuma acaba... Devamı

dünyayı sarsacak devrim!

2006-06-27 21:45:00

pariste olan olayları görüyorsunuz. gerçi parisin getto bölgelerinde olaylar gelişmekte. afrika kıtasından gelenler ile asyadan gelenlerin ortak eylemi gibi gözüküyor! peki neden fransada bir anda sokaklar devrim ateşi yanar? neden paris sokakları geçmişin izlerini silemez? paris halk kültürü üzerine kuruludur. diğer şehirlerden ayrı bir geçmiş birikimi vardır. örneğin almanyada neden sokaklar bir anda hareketlenmez? ya da türkiyede? bunu şu şekilde yorumluyorum ben. çünkü adını verdiğim her iki ülkede devlet önemli. halk değil. halk önemli olmadığı içinde her şey devletin bekası olur. devletin bekası tüm eğitim sisteminde ve yaşamın her alanında o topraklarda yaşayanlara verilir. o topraklarda yaşayanlar devlete zarar verecek hiç bir hareket yapamaz. çünkü devlete göre biçimlenmiştir! devlet halkına güvenmez. güvenmediği içinde her türlü önlemini almıştır. bir bakarsınız 12 eylül sabahı tüm sokaklar kan gölü iken, akşama tek bir ses dahi duyulmaz. çünkü devlet el koymuştur gidişata. fransa da öyle mi? fransada her şey halk ve özgürlük üzerinedir. paris sokakları, hani o taşlı ve dar sokaklar bir anda barikata dönüşebilir. dünyayı sarsacak devrim orada olur. çünkü herşeyden önce özgürlük ve halk vardır. bayrağında ki sembollerde onun üzerine kuruludur. ya bizde? bizde öyle mi? ya almanyada? alman bayrağının rengi nereden geliyor biliyor musunuz? bir avcının elbisesinden! evet yanlış okumadınız, bir avcı elbisesinde kullanılan renklerdir. bir de vazgeçilmez kartal vardır. işte o resmi bayraklarda yoktur ama devleti sembolize eden her kurumun sembolüdür aslında. o kartal her rejimde durur ama biraz şekli değişir. çünkü kartal gücü sembolize eder ve her şeyi görürüm demektedir halkına. o yüzden almanyada sokakta eylem olacaksa eğer, önce devlet izin vermelidir. devletin haberi olmadan eylem olmaz bu ülkede! fransada yabancı gençler ve getto halkı durumuna isyan etti! bu olayı ülkemizde veya almanyada düşünmeyin. olamaz! en radikal d... Devamı

bayramın ilk günü...

2006-10-17 21:44:00

bayramın ilk günü aile ziyaretleri yaptıktan sonra uçağa binmek üzere adnan menderes havaalanına gittim. biliyorsunuz ben uçağa binmeden bayağı bir telaşlanırım. eskiden kalma bir korku diyelim. o kadar yükseğe çıkıp, sonra aşağıya inmek insanda ister istemez bir tedirginlik yaratıyor. bileti internet ortamından almıştım, o yüzden ne ile karşılaşacağımı da bilmiyordum. ilk defa internetten uçak bileti aldım. neyse zamanından çok önce varmış olmama rağmen, bir ben tek değilmişim erken gidenler olarak. havaalanında zaman geçmek bilmez. üstelik bir de uçaktan korkan pardon çekinen olunca! uçağa bindiğimde yan tarafımda kimse oturmadığını gördüm. hem de en öndeydim. kim ile konuşacaktım, heyecanımı nasıl giderecektim? hostesten bir bardak su aldım. bir de dergi aldım elime. bir de kafamda yeni konular buluyor onları sanki yazıyormuşum gibi düşünüyordum. uçak kalkış pistine vardığında bütün elektrikler söndü. aman tanrım karanlıktaydım ve ne düşüneceğimi bilmiyordum. hızlı bir şekilde hareket etti. pistin sonuna doğru hızlı bir şekilde giderken kendimi koltuğun arka tarafına iyice yaslanmış buldum. gerilmiştim. hemen kalksa da bu gerilimden kurtulsam diyordum. bir daha asla dediğim kaç kez oluyor onu düşündüm. her uçağa bindiğimde bu son demekteyim ama son olmuyor. gökyüzüne doğru giderken bulutların arasından geçtik. Çünkü izmir o gün kapalıydı. yağmur bulutlarının arasında uçak sallandı, gürültüler çıkardı. sessizlik hakimdi uçakta. ara sıra çocuk sesleri geliyordu, anne uçak düşecek mi diye soran sesler. karşılık bulamıyordu. annenin sesini hiç duymadım uçak gökyüzündeki yüksekliğine ulaşana kadar. türbülans olayına iyice alışmıştım. türk karayolları sağ olsun bana o konuda çok tecrübe kazandırdı! otobüs ile giderken duyduğun sarsıntılar gibidir türbülansta. biraz daha şiddetlendi mi, izmir’de ki yaşadığım deprem kadar olamaz ya. deprem deyince aklıma o sallantıda kendimi bir kibrit çöpü gibi hissetmem geldi aklıma. hani çocuklukta kibrit kutusun... Devamı

yasak kardeşim işte!

2006-06-27 21:43:00

otobüsler sizin hayatınızda ne ifade eder bilemem ama benim hayatımın da önemli bir zaman dilimini ifade ettiğini söyleyebilirim. zaman dilimini ifade eder, çünkü otobüsler içinde geçmiş yaşantımın bir bölümü. babam öğretmen olduğu için sürekli değişik yerlere göç etmişiz. her göç bir otobüs yolculuğudur. ankarada otururken, okula giderken ve de gelirken kullandığım en önemli araçtı. sonra şehirlerarası kullanılan tek araç oldu benim için uzun bir zaman. ülkeler arası gerçi gitmedim otobüs ile, fakat o da olur ileride, neden olmasın? (bende ki bu uçak korkusu olduğu sürece, o da olacak!) konak'tan kalkan otobüse bindim bugün. tıpkı diğer günlerde olduğu gibi. izmir'de otobüse bindiğin an cep telefonlarını kapatmak zorundasın, yoksa otobüs kitleniyormuş, çalışamaz halde olurmuş. gerçi ben karşılaşmadım bu durumla. izmir gibi bir yerde otobüsün durması demek, dik yamaçtan aşağıya doğru sürüklenmek demek olduğunu düşündüğümden hep cep telefonumu kapatırım. başkasına bakmam. başkaları cep telefonlarının sesini kısıp hep açık tutuyorlar. otobüs sırasında arandığı zaman çalmasına izin veriyorlar, eğer sesi çıkıyorsa o zaman hemen meşgule alıyorlar. bir kaç defa bu durumu yapanla karşılaştım. konak'tan narlıdere'ye doğru otobüse binerim. eğer şehre gitmiş isem. otobüse bu sefer iş çıkışına rastladım. normal olarak sıraya girdim. narlıdere çok uzak olduğu için oturarak gitmeyi planladığımdan boş otobüs bekledim. geldi de. gelir gelmez sıra dışından ön tarafa doğru ir çok insan birikti. hani sıra vardı filan dedim. ne sırası efendim dediler. sırada olanlar ise, ee bu ne dediler. burası sıra değil de ne? neyse yüzsüzlük edip önden bindiler, her kişinin ayıplamasına bakmadan. ben de bir sıraya girip oturdum. otobüse binenleri izlemeye başladım. yaşlılar çok rahat biniyorlar, çünkü otobüs dolu dahi olsa oturacaklarını biliyorlar. gençler veya çocuklar dışarıya bakma bahanesini kullanıp gömemezlikten geliyorlar ama yaşlılarımız durur mu, onlarda kendiler... Devamı

kktc

2006-10-17 21:41:00

farklı bir konu dün akşamdan beri beynimi yemekte! yenen beyin olunca hemen virüsü oradan çıkarmak gerek dedim ve sarıldım kaleme! eskiden ne güzeldi değil mi, kalem ile yazılırdı her şey, ya şimdi? hani çocukluğumda olan şu anda gençlerin büyük bir bölümü dahi görmediği daktilolar. o daktilonun eve getirilişi, yazı yazmak için zaman zaman şeritlerin değiştirilmesi, ayrı bir zevkti. ama en zevksiz yönü yanlış tuşlara değdikten sonra yaşananlardı. bir de titizsen o zaman en kötüsü, otur baştan yaz koskoca sayfayı. yazı yazmak için hala ele ihtiyaç var, bu da yakında kalkacak merak etmeyin. benim bildiğim ingilizce ve almanca konuşup, bilgisayar ekranında yazı olarak gördüğün programlar üretildi. türkçesi de üretildi mi, düşünün bir, kim elini kullanır ki? ne olursa olsun beyini kullanmaya devam edeceğiz, işte en korkuncu onu kullanmaktan vazgeçtiğimiz gün olacak! ne yazık ki, bant başında çalışan emekçi insanlarımız onu da kullanmıyor, sadece ne yapması gerekiyorsa onu yapıyor! hele bürokratlarımız! onların beyinlerini kullandığından hep şüphe etmişim. elini ve beynini kullanmayan toplumları nasıl ayırt edersiniz? kitap ve gazete satışları ile değil mi? demek ki, ülkemizde beynini kullanan sayısı gerçekten çok az! bugün beynimi yiyen virüsü ortaya çıkarayım! şu kakatece olarak okunan kktc konusunda bir değineyim kendimce. (neden spikerler kakatece diye okur bu kısaltmaları onu da anlamış değilim!) dünyada tek türkiye tarafından kabul edildiği (tanınan) söylenen ülke! şimdi ben bu kabul edilmeden de kuşkulu olduğumu söylemek istiyorum. çünkü gerçekten biz orayı ayrı bir devlet olarak görmüyoruz. nereden çıkardın, adamların cumhurbaşkanı, başbakanı ve bakanlar kurulu yanında bir de meclisleri var! doğru görüntüde kendi içinde bir de demokrat ülke. fakat düşünün bir, bir ülkenin cumhurbaşkanını bir dış işleri bakanı çağırıyor görüşmeye. bir cumhurbaşkanı bir ülke ziyaret ettiğinde en üst makamlar karşılar ve ağırlar değil mi? çünkü muhatabı kendi s... Devamı

gazeteciler...

2006-06-26 21:40:00

pazar yazısı konusu olarak gazetecileri seçtim! eskiden gazeteciler daha bağımsız ve kendi inisiyatiflerini kullanma şansları vardı. memur zihniyetli değillerdi. bir haber kokusunu aldın mı onun üzerine gitmekten çekinmezlerdi. o yüzden devlet kurumları içinde gazeteci ile dost olan insan sayısı azdı. son yıllarda ise değişim o kadar hızlı bir şekil aldı ki, gazeteci kendi inisiyatifini kaybetti. haberler gözünün önünde olsa dahi yazamaz hale geldi. eğer yazı işleri müdürü o yazıyı yazmasını istediği an haber olur hale geldi gördükleri. günümüzde yine gazeteci devlet memuru zihniyetine büründü doğal olarak! çalıştığı gazete veya ajanstaki müdürleri ne diyorsa onu yapar hale geldi. nereye gideceği, hangi saatte mesaisinin biteceğini bilir konumdadır! bütün bunların içinde bir de kendilerine gazeteci diyenler var, onlarda köşe yazarlarıdır. onlar sıradan muhabir gibi haber sınırlaması ile karşı karşıya değillerdir. istedikleri konuları köşelerine taşırlar. tek bir farkla, yazdıkları gazetenin patronunun çıkarına aykırı olmayacak! eğer aykırı şeyler yazarsa bu sefer transferi gündeme gelir. parayı kim verirse kalemin ucu da onun lehine döner anlayışına büründü. parayı veren köşe yazarına istediği konuyu yazdırır biçimine büründü! (burada istisna bir iki yazar olduğunu da göz ardı edemeyiz, sözüm meclisten dışarı efendim.) devlet memuru zihniyetine bürünen gazetecinin, devlet kurumları içinde de bir çok dostu oldu, çünkü patronunun çıkarları yönünde orada iş takibinde de bulunmaktadır. her şeyden önce patronun çıkarıdır gazetecilikte önde olan! ne demek patronun çıkarı? patron bir işçisini kendisine çalıştığı süre içinde her türlü yaşam haklarını satın aldığını düşünür, yani malı olarak görür. o malını ise kendi çıkarları yönünde ‘verimli’ şekilde kullanabilir. verimlilik hesapları içinde bakılınca gazetecinin verimli kullanılması da kaçınılmazdır! yani görevi haber yapmak olan kişi, o görevinin dışında başka amaçlar içinde kullanabilinir! devlet... Devamı

"ya yumrukla, ya demokrasi ile huzur sağlanır!"

2006-06-25 21:40:00

"ya yumrukla, ya demokrasi ile huzur sağlanır!" s. demirel özlü sözleri  söylemekte üstüne olmayan eski cumhurbaşkanı kendi tarihini bu iki kelime ile anlatabilmiş. onun huzur anlayışı sonucu kaç darbe geçirdi bu ülke? bir bakarsınız demokrasi fedaisi olur, bir bakarsınız şapkasını alır gider. şimdi ailesi biraz sıkıştı ya, yumruğunu masaya vuruyor. benim ile uğraşmayın, nereden vuracağımı bilemezsiniz! huzurlu günlerini arıyor sanırım. şimdi demokrasi olduğuna göre neyi aradığını sormaya gerek var mı? bu sefer şapkasını alıp gitmeyecek ama! bu süreç içinde her kişi bir şeylerden rahatsız, rahatsız olmasını gerektiren bir süreçten de geçiyoruz. hukuk sadece söylemde kaldığında, yapılması gerekenler yapılmıyorsa o zaman huzursuzluktan bahsetmek için çok şey aramaya gerek yok. bir hukuk kuralının herkese uygulanabilir olması gerekir, ayrıcalık ve istisnai durum yaratılmamalı. fakat adamına göre hukuk işletildiği için huzursuzluk hat safhasına varıyor. büyük depremler öncesi biriken enerji gibi bir birikim var, bu birikim küçük depremlerle mi atlatılacak, yoksa büyük bir dönüşümle mi? onu belirleyende dışarıdan gelen tetikleme ile ilgili diye düşünüyorum. her şeyi ile dışa bağlanınca, tetikleyici unsurları da dışarıda aramak gerek! iyi bir hafta sonu geçirmeniz dileği ile.     29.10.2005  ismail cem özkan... Devamı

kaç çocuğun iç organları tam?

2006-10-17 21:39:00

van'dan sonra malatyada bir olay patladı ki, şu anda sağda solda o konu üzerine sohbetler duymaktayım. bir süre konuşulup diğer konuşulanlar gibi unutulup gidecek bir konu. çocuk yuvaları, yaşlılar yurdu kimsesizlerin kaldığı sığınma evleri bütün bunlarda olanları gömemezlikten geliyoruz. peki bütün bu kurumlar var olmak zorunda mı? her türlü rejim altında var olacak elbette. yani sadece bu döneme ait bir problem değil, geçmişte olduğu gibi, ileride de olacak. fakat onlar halı altına iteklediğimiz konular zaman zaman gündeme gelir, sanki hiç bilemiyormuşuz gibi her şeyi yeniden tartışır, kararlar alır sonra unutur gideriz. bir dünyada yaşıyoruz ki, her an kimi yalnız kalacağı belli değil. şu anda yanımızda olan bir çocuk yarın çocuk yuvasında tek başına kalabilme ihtimalinin yüksek olduğu süreci geçiyoruz. bir trafik kazası, deprem, yada herhangi biri doğal afet sonucu yanımızdaki gözümüz gibi baktığımız çocuğumuz yalnız kalabilir ve bu yuvalarda olabilir. bu yuvalarda yaşayanlar kendi istekleri ile oraya gelmedi. bir felaket sonucu oradalar. bu felaket doğal olayların sonucu da olmayabilir, bir ekonomik kriz, bir savaş sonucu da olabilir. hiç bir kişinin garantisi yok, nerede yaşayacağı konusunda. bakın en zengin olanlar ve gıpta ile baktıklarımızın sonlarını, kimi cezaevinde, kimi yurtdışında kimi ne olarak yaşıyor? hortumcu olarak andıklarımız bir zamanlar sosyete toplantılarının vazgeçilmezleri değiller miydi? yani çok param var, yok sosyal güvencem var başıma gelmez diye düşünmeyin, çünkü hiç beklenmedik olaylar insanları düşünmedikleri sonlara sürükleyebilir. şimdi konumuza döneyim. çocuk yuvasında baş gösteren daha doğrusu hep varolan bir gerçeğin medya tarafından fark edilmesi ile yeniden gündeme gelmesi ile konuşur olduk. bu gibi yuvalarda yaşayan çocukların kaçı gerçekten topluma kazanılabiliyor? istanbulda kimsesiz çocukların yaptığı olaylar ortaya çıktığında hatta linç etme girişimlerde bulunulduğunu unutmuyorum. peki bu çocukla... Devamı

neden bayrak dağıtılır?

2006-06-25 21:38:00

abd sokaklarında abd bayrakları asılıdır, çünkü onlar henüz devlet gücünü halk üzerinde hissettiremediklerindendir. her grup kendi kültürünü yaşar. abd vatandaşı üst kimlik olarak vardır ve kimsede bu üst kimliğe sahiplenmez. ispanyol ispanyoldur, italyan italyandır ... orada. abd vatandaşıyım denmez. o vatandaşlık duygusunun geliştirilmesi için ve sürekli anımsatmak için asılır bu bayraklar. bakın abd topraklarında ve rejimi altında yaşıyorsunuz demektedir. peki türkiyede buna ihtiyaç var mı? şimdi filistinli biri israil toraklarında balkonuna bayrak assa bir anlamı olur. peki işgal edilmemiş bir ülkede bu kadar bayrak sevgisi neden? yoksa kendilerinin işgal altında olduklarını mı sanıyorlar? yoksa türk olduklarından kuşku duyup, türklüklerini mi kanıtlamaya çalışıyorlar? neden balkona, yola bayrak asılır? cumhuriyetin ilk yıllarında bayrak asılırdı, çünkü henüz kimse bunun farkında değildi, o yeni düzeni hissettirmek için yollar bayraklarla süslenirdi. sonra bayraklar azaldı, azaldı ve resmi dairelerle sınırlı oldu. şimdi yeniden bayraklar fazlalaşmaya başladı. hatta bazı belediyeler bayrak dağıtıyor. şaka değil bazı belediyeler bayrakları cumhuriyet hediyesi olarak dağıtıyor. neden bayrak dağıtılır? ben birinden kuşkulanıyorum, o kuşkulandıklarım gelecek benim ülkemi alacak, türklüğü öne çıkarmam gerek diye değil mi? bu ülkenin insanı neden ona ihtiyaç duyar ki? bir de işi abartmışlar, devasa bayraklar dalgalanıyor bu ülkenin kalelilerinde, şehirlerin girişlerinde. yahu kardeşim o kaleyi, şehiri yeni mi işgal ettin de bayrağını bu kadar büyük dalgalandırıyorsun ve kime karşı? burada ulusalcılık ve başka şey aramayın, bu şekilde bayrak asanlar ancak 1933 almanya sokaklarında görülen histerik bir durumdur, o zamanlarda her ev yeni alman bayrağını her pencereye, balkona asmışlardı. sonu ne oldu hepimiz tarihten biliyoruz, anlatmaya gerek var mı? bayrak asılarak ülkeyi yöneten ılımlı islam protesto ediliyorsa, o zaman başka yöntemler bulun… ... Devamı

ırkçılık...

2006-10-17 21:36:01

peki neden yazdım bu azınlık ve ırkçılık konusundaki düşüncelerimi? belki düşünmüşsünüzdür, cem durduk yere neden yazdı? hayır durduk yere yazmadım elbette, beni rahatsız eden gelişmeler üzerine düşüncemi belirtmekte uygun gördüm. peki ne rahatsız etti beni? son günlerde cumhuriyet konusunda yapılan açıklamalar ve bir takım insanların yollara çıkması ile düşüncemi açıklama ihtiyacı duydum. nedir son dönemde gelişmeler. kırmızı elma koalisyonu mu? onun gelişimi mi? abartılacak bir durum değil bu koalisyon, o yüzden o gruba dahil olanları ciddiye dahi almıyorum. beni rahatsız eden başka gelişmeler. ülke ılımlı bir islami düşünceyi savunan iktidarın elinde. onun iktidarda olmasını çekemeyen bir de çoğunluk muhalefeti vr. çünkü hükümet ülkenin %30 unu temsil ediyor, elde var olan seçim yasaları gereği. ülke iktidarına faşist bir parti da geçebilirdi, bu seçim sistemi içinde. bu hükümete muhalif olan ordu ve onun emekli üyeleri sol söylem kullanarak bir kesmi etrafında toplamaya çalışıyor. bu arada kemalizm olduğundan çok abartıldı ve ırkçı bir söylemin ortasına oturtuldu. kemalizmde ırkçı yaklaşımların var olduğunu geçmiş deneylerimizden biliyoruz. bu muhalif dalga eşliğinde ırkçılık meşrulaştırılıyor, her türü ırkçı örgütlenmelerin önü açılmaktadır. kuvvayi milliye adı altında toplanan bu ırkçı kesim, çeşitli illerde şubeler açmaktalar. günlük köşe yazarları bu tip örgütlenmelere destek vermekten çekinmiyor. hatta biz ulusalcılar söylemi içinde kışkırtıcı yazı yazmaktan da çekinmiyorlar. denize düşen yılana sarılırmış söylemi içinde, muhalif dahi olamayan muhalif kesim kendisini ırkçı söylemlerin içine hapsediyor. yök gibi bir kurum ilk defa bu kadar meşrulaşıyor ve onların yöneticileri demokrasi kahramanı gibi ortada dolanabiliyorlar. yök ırkçı bir kurumdur ve ülkede var olan tüm bilimsel çalışmayı yok eden bir yapılanmaya sahiptir. ne çabuk unutuldu 1402 sayılı kanun ile işinden olan üniversite çalışanları.. üniversitede yaşayan ve bilimsel ... Devamı

azınlıklara karşı gösterilen hoş görü, o ülkenin gelişmişliğini

2006-06-23 21:36:00

dünkü yazımda azınlık konusunda değinmelerim olmuştu ve kısaca anımı yazmıştım. şimdi daha başka bir açıdan azınlık kavramı üzerine yazmaya devam edeyim dedim, çünkü eksik kalmış yönlerinin olduğunu gördüm. bir ülke coğrafyası içinde yaşayanların bir bölümü çoğunluğu temsil edebilir, o onların suçu değildir. o çoğunluk üyeleri başka bir coğrafyada da ise azınlık üyesi olabilirler. çoğunluğuz diye kendi çıkarına gelen her şeyi yapmayı düşünenler, uluslararası arenada ise yalnızlığın içinde kalmaya mahkumdurlar! israillilerle filistinliler, filistin topraklarında birbirlerine karşı yıllardır savaş vermekteler. aynı gruba dahil iki halkın evladı, fransanın başkentinde yan yana gelmek zorunda kalıyorlar, çünkü fransız ırkçılarının ortak hedefidirler. ırkçı kafa ayrım gözetmez, kendinden olmayan her şeye saldırır. türkiye toprakları içinde yaşayan her kültürden insan birbirleri ile çatışma içinde olabilir, fakat yurtdışına gitti mi, o ülkenin ırkçıları tarafından saldırıya uğrarken ayrım gözetilmez. tek suçları türkiyeden gelmedir orada! yoksa dini inançlara ve sahip olduğun kültürün ayrımında dahi değildir ırkçı tarafından. ırkçılık bazen belli bir coğrafya ile sınırlı iken, başka bakış açılardan evrenselde olabilir. örneğin renk ayrımına yönelik ırkçı saldırıların coğrafyası yoktur. geçenlerde abd'de beyaz ırkçı nazi hareketi, beyazlar dışında her şey yok edilsin diye gösteri yaptılar. aynı nazi grubu hangi ülkeye giderse gitsin, ki bu grubun üyeleri, danimarka, isveç, norveç, hollanda ve de almanyada örgütlü olduklarını haklarında açılan davalardan biliyorum. yani sırf sarı ırkın üstünlüğünü öne alıp, ortak düşman ilan ettikleri siyahlara karşı yıllardır savaşmaktalar. onların hakim oldukları iş yerlerinde renk ayrımına göre işçi alınmaktadır, kişinin bilgi ve tecrübesine göre değil! coğrafya ile sınırlı olan ırkçılıkta insanlığa karşı işlenen bir suçtur. çoğunluk üyeleri devlet erkine sahip oldukları için soykırım gibi suçlamalar ile karşı karşıya gelme... Devamı

ulus devlet, homojen bir topluluğa hükmetmek ister.

2006-06-23 21:35:00

bir anımı daha yazayım, nede olsa artık yaşlandım. yaşlanan insan anılarını yazarmış!.. yurtdışına gittiğimde bir şeyi fark ettim, geldiğim topraklara o kadar çabuk uyum sağladım ki, görenler şaşkınlıklarını gizleyemediler. önceleri benim için doğal olan bu durum, başkaları için doğal olmadığını sonradan fark ettim. gitmeden önce ben bu topraklarda bir azınlık üyesiydim. ilk defa azınlık üyesi olduğumu ortaokulda yediğim dayak ile anlamıştım. benim zamanımda din dersi seçmeliydi. o yüzden o dersi seçmiyordum. bilinçli olarak seçmiyordum, çünkü sunni inancı benim yetiştiğim kültüre yabancıydı. ilk okulda din dersi içinde arapça bir şeyler öğretilmeye çalışıldığında ezberleyememiş hatta o dersten zayıf dahi almıştım. sonra bu tip ezberlemelerin olduğu derslere karşı hep uzak durmuştum. çünkü bana bir şey ifade etmiyordu ezbere öğretilen şeyler. mantığı yoktu, ezberle ve ders geçene kadar. kısaca köprüden geçene kadar ayıya dayı deme gibi bir durum! ben ayıya ayı diyenlerdenim, neden dayı diyecekmişim ki? neyse dayak yedikten sonra anladım ki, ayı her zaman köprü üzerinde dayı oluyor! din dersine girmediğim için din dersi öğretmeni ahlak dersinde de dini konular işliyordu, bu şekilde beni islamlaştıracağını sanıyordu. ben de öğrenmiştim ya, ayıya her zaman köprü üzerinde dayı demeyi. dersi geçtim ama dayakta yemiştim çoğunluk üyesi taraftarlarından. o günden sonra kendi kültürüme döndüm, öğrendim. semah dönmeyi, hem de 15 yörenin semahını , ırkçı olanlardan uzak durmayı ve onlar ile mesafemi korumayı öğrendim. yaşam içinde insan öğreniyordu. azınlık üyesiydim ve çoğunluk tarafından dışlanıyordum. o yüzden kendi kültürümden olanlar ile birlikte olmaya daha dikkat ettim. tabi çoğunluk üyesi olupta diğer kültürlere saygılı olanlarda benim iyi dostlarımın arasında yer aldı. onlar gibi dışlayamazdım, eğer dışlamış olsaydım, onlar gibi sıradan bir kafatasçı olur çıkardım. benim geldiğim kültürde; kendine ne kadar saygılıysan başkasına da o kadar saygılı olmayı ö... Devamı

yurtdışına ilk çıktığım günlerdi...

2006-10-17 21:34:00

yurtdışına ilk çıktığım günlerdi, o zamanlar yılmaz güney filmlerinin hepsini videodan seyretmiştim. çünkü o tarihlerde yılmaz güney filmleri türkiyede yasaktı. yasaklı ne varsa yurtdışında serbestti. şimdi kanal 7 dahi yılmaz güney filmlerini yayınlamakta. o tarihlerde video salgını vardı almanyada yaşayan türkler arasında. türkçe ne kadar video varsa herhalde her evde mevcuttu. kemal sunal gibi konuşuyordu büyük çoğunluk. çünkü onun türkçesi hakim olmuştu evlerde. ülke onlar için uzakta ama bir video bandı kadar yakındı. yıllarca iteklenmişler ve kendilerini birer mark olarak gören ülkeye karşı özlem duyuyorlardı, bu özlemi ilk bitiren almanya için köln radyosu olmuştu. günde 20 dakika ile yarım saat arasında değişen radyo yayını beklenir ve o saatte tüm konuşmalar susar, memleketten gelecek haberler dinlenirdi. vücutları her ne kadar almanyada ise de kalpleri hala geldikleri topraklarda atıyordu. yıllar geçti, teknoloji hızlı ilerledi ve hiç hayal edilemeyecek bir gelişmeyi son 1 yılın içine sığdırdık. ülkeye telefon etmek için artık telefon kulübelerinin önünde beklemiyorduk, bir de her arandığında çıkmaz, düşmezdi, türkiye! düşünce bir de evde yoksa kimse diye endişe duyulurdu. ya şimdi, her evde bir türk kanalı seyrediliyor ve kemal sunal konuşmalarının yerini daha başka konuşmalar alıyordu. telefon etmek için artık telefon kulübeleri beklenmiyor, her an elinden düşmeyen cep telefonu ile de karşındakine ulaşabiliyordun. ülke kalkmış almanyanın içine girmişti sanki! fakat almanyanın gizemi türkiyede yaşayanlar için hala bir sır. oralar hala cennet olarak gören hayal yolcularını varlığını burada yaşadığım süre içinde gördüm. türkiye almanyada yaşayanları artık euro olarak görmüyor şimdi lobi olarak görmeye başladı. roller değişmiş, bu rollere uygun vatandaş aranıyordu. hala da bulmuş değil türkiye, aramalarını sürdürüyor. lobi ne demek? hiç düşündünüz mü? lobi, almanya içinde türkiye çıkarlarını hangi koşulda olursa olsun korumak anlamına geliyor. ... Devamı

insan yaşadığını yazıyor, düşündüğünü yazamıyor ama her zaman!

2006-06-22 21:33:00

gecekonduda oturan vatandaş, bizim çadıra ne ihtiyacımız var, evimiz zaten onu aratmıyor! evinin önünde toyota arabasını içinden bağırıyordu! apartmanda oturan hemen mağazalara koşup çadır alıp parklara sererken bir yandan da söyleniyordu, fırsatçı ib..ler diye, çünkü normal fiyatın kat kat fazlasına almıştı çadırını. henüz kurmaya çalışıyordu o küfürleri savururken. çadır kurmanın ne kadar zor olduğunu kurmaya çalışırken öğrendim. bir yandan panik durumlar insanın kafasını sakin çalışmasını engellediğini düşündüm. ben bir yandan acaba resim çeksem mi diye iç geçirmeler içindeydim. bu durumda siz olsanız resim çeker misiniz, yoksa yardım mı edersiniz? ben ikincisini seçtim, henüz resim çekmedim. sizce doğru mu yaptım? insan yaşadığını yazıyor, düşündüğünü yazamıyor ama her zaman! şu anda türkiyenin gündemi van'dan atıyor, okuyorum gazetelerden. çıkarma üzerine çıkarma yapıyorlar! van kendini canavarı ile tanıtamadı ama bir savcı sayesinde tüm ülkeye tanıttı. renkli gözleri ile kedileri bile bu durumdan kıskanmıştır. kim anıyor şimdi kedilerini? van'ın bir de kahvaltı kültürü gelişmiş, ama oraya gidenler sanırım kahvaltı dahi etmeden yollara dökülüyordur! kalesi ve bir adadaki kilisesi dahi şimdi gündemde olmayan il oldu van! bir ülkenin başbakanı uçağa binmeden ya da uçakta ülke sorunları ile düşüncelerini açıklıyor. sormazlar mı adama, o ülkenin toprağını mı beğenmiyorsun da orada açıklamıyorsun? uluslararası sahada açıklama yapıldın mı suç unsuru teşkil etmiyor? ileride belki mahkeme önüne çıkarım korkusu hakim bu son başbakanlarda! çünkü hakim sorduğunda sen böyle böyle açıklamada bulunmuşsun, o da der ki efendim türkiye topraklarında açıklamadım o beyanatı, ve mahkemelerin alanına girmez! onun yargılama alanı buraları değildir deyip beraatını isteyebilir!... ya da dar alanda sesi daha gür çıktığını mı düşünür bir insan. bir gözlemim var, bir yürüyüş kortejinde giderken bir köprü altına gelindiğinde kitle tüm gücünü ses tellerine verip b... Devamı

deprem üzerine...

2006-10-17 21:32:00

dün akşam söylentiler üzerine dışarıda çadır ve arabalarda geçirdik. ayaz bir geceyi parçalayan yaktığımız odun çıtırtılarıydı. belli bir saatte kadar uykusuz direnmeye çalışsan da bir süre sonra gözler aşağıya doğru iniyor, elbette bunda soğunda etkisi var. düşünün bir ülkenin başbakanı ve hükümeti, kaç gündür sallanan ilin halkına bir geçmiş olsun demedi. burada toplanan paralar şimdi pakistana ulaştı. parayı almayı bilen hükümet, geçmiş olsun diyemiyor. çünkü derse hele gel kardeşim, bak raporlarla belirlenmiş yerlerin yeniden inşaatı, güçlendirilmesi gerek. izmir ilinin hastanelerinin % 90 nı yeniden güçlendirmeye ihtiyacı varmış. okulların durumunu sormaya gerek var mı? valilik binası dahi çatlamış. afet idare merkezidir orası!.. itfaiye ve ilk yardım araçlarının girmeyeceği sokak ne kadar izmir'de biliyor musunuz? sanırım ilin %60'ına bu araçlar giremez. sokaklar çok dar ve o dar sokaklarda park edilmiş araçlar var. şehirin en planlı yerinde oturuyoruz, ona rağmen bir anda yol daralabiliyor. izmire yapılmış bir çok site var, bir bölümü zaten heyelan altında, eğer 6 dan yüksek bir deprem olursa ve 30 saniye sürerse her birinin yok olacağı düşünülüyormuş. bak bunu ben duydum. ama gördüğüm narlıdere üstündeki narkent erozyon tehlikesini uzun süredir yaşıyor, kaymayı önlemek için yapılan duvarlar çatlamıştı. depremlerden sonra görmedim ne haldedir diye.. izmir şanslı günlerini yaşıyor, daha kötü olabilirdi. bütün bunlara rağmen izmir sokaklardaydı. yazlığı olan ise yazlıklarına kaçtı. her sallantı sonrası ana yollar kapanıyor. bu da ayrı bir not olarak düşeyim dedim. İzmir kaderi ile baş başa kalmış bir görünüm izliyor, sadece sürekli değişen dedikodular ile panik bir kez daha körükleniyor. Panik olunca da artık, paniksiz insan kalmıyor sokaklarda, grip virüsü gibi yayılıyor gidiyor. Sokaklar şimdi boş, parklar çadırlara emanet. Sessizlik her yere hakim, yer altından gelecek sesi bekliyor! Köpek ulumalarını dinleyen ve ona göre tahmin yürüt... Devamı

deprem izmiri çok sevdi...

2006-06-21 21:31:00

deprem izmiri çok sevdi bırakmıyor kaç gündür. bu sefer gece bire yaklaşırken kendini anımsattı. aman tanrım ne o sallantı, biraz uzun sürdü bu sefer. sefer diyorum merkez üssü seferihisar! dışarıya fırldık, ne oluyoruz der gibi, sonra dışarıda ateş etrafında kaç şiddetinde olduğuna dair tahminler, ve radyo ile açıklanan sonuç 5,9 şiddetinde olmuş. arkasından artçılar gelmiş. bu arada tüm telefonlar yine kesildi, telefon sorununa çözüm getirilmesi gerekli, düşünsenize,bir yıkıntı altına kalan vatandaş yardım için birini arıyor, sonuç hüsran! ulaşamıyor, servis dışı gibi anlamsız kelimeler. ne anlatır bu kelimeler? telefon acil durumlar için önemli olduğunu bir kez daha hissettirdi. her şey gönlünüzce olsun!.. izmir ve civarında oturan arkadaşlara yeniden geçmiş olsun derim, deprem yağmuruna tutulduk sanırım, yağmurdan ve doludan kaçış yok gibi, paniklenmeyin ve sakin davrandığınızda daha güvenli olacağınızı bilin derim. çünkü panik anında ne yapacağını bilemeden kendine ve çevrene zarar verebilirsin. öncelikle sakin ol! hepinizi sevgiyle kucaklıyorum..   haa dışarıdan gelir gelmez duygularımı yazmak istedim, bu da benim terapim!..   21.10.2005  ismail cem özkan... Devamı

dünyanın en yüksek dağı...

2006-10-17 21:30:00

everest dünyanın en yüksek dağı, sanki dünyanın zirvesi diyebiliriz. bu dağ ile ilgili bir film izledim, orada benim ilgimi çeken dağa tırmananlar değil elbette, onlar kendi egolarını tatmin için en tepeye çıkmaları benim açımdan ilginç değil. fakat beni ilgilendiren bölüm, bu dağın en doruğuna çıkarken yanlarında bir çok eşya taşımaları ve taşıdıklarını geri götürmemeleri üzerine olan bölüm. dünyanın zirvesini bile insanoğlu kirletmiş. yanlarında götürdükleri oksijen tüplerini, bittiği yere bırakıp dönmüşler. dağın zirvesine çıkmak için kurulan ve daha çok turistlik tesis haline dönmüş olan kamplarda ise içme suyunda koli basili varmış, yani insan pisliği! düşünebiliyor musunuz, dağın zirvesinde içme suyu dahi kirlenmiş! şimdi içme suyu dediğimiz, bildiğimiz musluktan akan değil elbet, kar ve buzdan oluşuyor. bunları eritip içme suyu elde ediyorlar. insan dışkısı o karı kirletmiş. zirvenin biraz üzerine çıkalım, ne göreceğiz? bir çok uydu! lojistik amaçlı, televizyon vericisi, bilimsel, askeri vs. vs. vs. diye giden bir çok araç! uzay boşluğunda dünya yörüngesinde dönüp duruyorlar. orada da bir pislik yaratmış insan! gök, yer, su her yerde pislik! dağın zirvesinde insan dışkısı olurda uzayda olmaz mı? bence olur! yaşam boktan oldu deriz ya ara sıra, gerçekten oldu mu dersiniz? uzay filmlerinde neden insandan başka canlı olmadığını şimdi daha iyi anlamaya başlıyorum!   20.10.2005  ismail cem özkan... Devamı

okulları izliyorum her sabah...

2006-06-22 21:29:00

okulları izliyorum her sabah. şu anda oturduğumuz ev bir okula çok yakın. hani eskiden çan çin gibi çalan zillerin yerini şimdilerde bir müzik almış. hani tüpçülerin araçlarından çıkan zile benziyor. tek farkı kadı sesi yok! tüpçü araçta ne çalıyor, milaaangaaaaz! peki okulda ne çalması gerek? okullara reklam alınması gerek, her zil çalmada bir marka öne çıkarılıp okula katkı sağlansın! duvarlara resimler asılmalı, içinde reklam olan! böylelikle depreme dayanıklı hale getirilir okullar! velilerden alınan şu dayanışma ücretleri de tarihe karışır! okul kantininde gerektiği kadar reklam yapılan ürünlerde olmalı! şimdi diyeceksiniz ki, hayırdır eğitimi ne hale getirdin? ben türkiyede eğitim olduğuna inanmıyorum ki, asker disiplini ile çocukları belli bir düzene getirmeye çalışan sistemi görüyorum! pavlovun köpeği var ya, hani zil çaldığında ağzından salya akan, işte eğitimden anladığımız bu olsa gerek! her sabah çocuklar okulun önüne diziliyorlar, belli bir sıra ile dersliklere girmek için. sonra mikrofonda bir ses. dikkat! hazır ol! ve türküm çalışkanım diye başlayan bir başka ses onu izliyor. tüm çocuklar bir ağızdan türküm, çalışkanım! varlığım türk varlığına armağan olsun! diye de bitirip derslere giriyorlar. şimdi bu durumu kim savunur bilemem ama ben hiç hoş görmüyorum. ülkemiz çok kültürlü bir toplumdur. her kültüre saygı duyulmalı. hiç bir kişi biri için veya ırk için kendini feda etmemeli. yaşamak en önemli meziyet. ve okullarda sevgi öğretilmeli, fedai olmak öğretilmemeli. o eğitimden geçen kişi, elbette birilerinin tetikçisi olur. elbette o ülkede durmadan yeni kahramanlar çıkar. yeni rambolar ülke içinde çekici gelir. yola çıkan varlığını kime emanet eder? her gün yüzlerce insan yolda ya sakat kalıyor, ya da ölüyor. askeri disiplin içinde eğitildiği için olsa gerek, başkasının yol hakkına sahip duyacağına tecavüz ediyor! güçlü olan ezer! varlığı türk varlığına armağan olsun! yollar gözü karaların olsun! vatan sağ olsun! askeri dis... Devamı