kardelenler yeşermişti ...

2006-10-17 21:13:00

kardelenler yeşermişti dağlarda karların arasında. kendi sıcaklığı ile karları eritip güneş ile buluşmuştu. ilk buluşmanın keyfi ile kafasını gökyüzüne çevirip neşe ile bakmıştı. kar tanesi yanında artık bir su taneciğine dönüşmüştü. ya buharlaşacak ya da diğerleri ile buluşup küçük bir su akıntısı oluşturacaktı. su taneciği tıpkı kendisi gibi arkadaşları ile güneş sayesinde buluşmuştu. yukarıdan aşağıya doğru akıyordu, düşündü hiç gidemez miyim ilk hareket ettiğim noktaya, döndü direndi fakat yok yok başaramadı, çünkü arkadan öteki su tanecikleri acele acele hareket edip kendisin yukarıya doğru hareket etmesini engelliyorlardı. artık kendisini o gruba dahil edip neşe içinde büyük bir gürültüyle aşağıya doğru hareket etmeye başlamıştı. yeni katılanlarla birlikte neşeleri daha çok artıyor ve sesleri daha gür çıkıyordu. sanki döl yuvasına doğru gidiyorlardı, büyük bir neşe içinde. küçük bir akıntı oldular, sonra büyüdü büyüdü ırmağa dönüştüler, önlerine ne gelirse alıp götürüyorlardı. dağları aşıyorlar yollardan geçiyorlar ama hep aşağıya doğru gidiyorlardı. gittikçe güçleniyorlar, güçlendikçe neşeleri artıyor ve sesleri de gür çıkıyordu. güneş zaman zaman damlaları kendilerinden alıyordu, bazen oluyorlardı gökkuşağı, bazen oluyorlar felaket, bazen ise bereket oluyorlardı, karışıyor, karıştırıyorlardı. ilk toprağa değdiklerinde çıkan kokuyu içine çekti, daha bir neşelenmişti. kendisi gibi olanların buluştuğu bir okyanusa doğru gidiyorlar sanıyordu. nereye baksa hepsi tıpkı birbirine benzeyen damlalar, fakat yakından bakınca her biri farklı. güneş daha çok damlayı yukarıya çekiyordu, çekile çekile azalmışlardı! bir baktı ve ilk defa görüyordu, ince ince taşları. taşlar o kadar çoktular ki, artık damlardan fazla olduğunu gördü. birer birer gökyüzüne doğru uçuyorlardı.. tam güneş gökyüzüne vurduğunda sıra kendisine geldiğini gördü ve o an kendini bıraktı ve gökyüzüne doğru süzüldü. süzülürken anladı, bu kol çölde kumların arasında güneşe yenik düşmüştü! gel... Devamı

unutkanın biri yola çıkmış, nereye gideceğini bilememiş!

2006-10-17 21:12:00

unutkanın biri yola çıkmış, nereye gideceğini bilememiş! bende bugün kelimelere güvenip yola çıkıyorum, ne yazacağımı bilmiyorum! bir keman ustası, kemanına ses verdiğinde tüm canlılar mest olur sakinleşirmiş. bu özelliğinin bilincinde olan kemancı bir gün şehir hayatından bıkmış ve afrikanın en ilkel yerine gitmiş ve doğa ile baş başa yaşamaya başlamış. kemanına ses verdiğinde tüm yırtıcı hayvanlar doğal hallerinden çıkıp uysal bir kediye dönüşüyorlarmış. kemancının etrafına toplanıp, sessizlik içinde kemanın sesini dinliyorlarmış. bir gün yaşlı bir aslan gelmiş, aç mı aç, yorgun mu yorgunmuş. bir kemancının etrafında bir çok canlı, her biri sessizce kamcıya baktıklarını görmüş. yaklaşmış, bir pençe darbesi ile kemancıyı orada yere yıkmış ve bir güzel parçalamış. bunu hayretler içinde izleyenler, aslana yanaşmış, ne yaptın demişler? aslan sadece kulaklarını kabartıp "hıı!" demiş. çünkü yaşlı aslan sağırmış! sesleri duymazmış.. bunu çetin altan anlatmış, ben de kendi kelimelerimle aktarayım dedim! tarihimizde e kadar çok kulağı işitmeyenler, bir çok yaşantıyı yok ettiler! ne kadar değerli güzel insanlarımız yok oldu! sağırlığı ile ünlü olan ismet inönü, işine gelmediği kelimeleri duyduğunda, ellerini kulaklarına götürürmüş, ve ne dedin diye de sorarmış!... ismet inönü gibi nice politikacılarımız tarihimizde olmuştur! nice kemancılarımız sessizce aramızdan ayrılmış. yolcunun teki yola çıkmış, yorgunluktan bi tap düşmüş ve han aramış, gidip postu sermek için. gitmiş gitmiş ve bir kapının önüne postu sermiş! oradan geçen biri hemşerim demiş, geldin de bir hanın önüne mi post serdin, gir içeri rahat rahat yat! yaşantımızda kaç kişi hedeflediği yere tam vrdığında postu serip yatmış ki? kaçı hana girip doğru dürüst bir oda da yatmıştır? tarihimize bir bakalım, hep yarı yolda kaldığımızı görürüz. eller gider mersine biz gideriz tersine! mersin'e eller varmış, ortada mersin kalmamış! göçmenlerin oluşturmuş olduğu bir şehir değil, teksasın bir ilç... Devamı

insanın en son gelişen organı neresidir?

2006-05-09 21:11:00

insanın en son gelişen organı neresidir? biliyorsunuzdur kesin! gözleriymiş! ben bunu bilmiyordum yeni öğrendim. şimdi bunu öğrenince aklıma neler geldi biliyor musunuz? doğal olarak bana ne dediğinizi duyar gibiyim! saygısızlık olmasın diye ve beni kırmamak için sesinizi çıkarmıyorsunuz. vallahi ister saygısızlık deyin, ister bilgiçlik deyin ben ne düşünüyorsam yazmaya devam edeceğim gibi, çünkü beynimi her zaman taze tutuyor bu yazma işi. hep çocuk kalıyor en azından beynim! ee vücudum yaşlandı, bari beynimi çocuk bırakayım değil mi? gözler en son gelişen organ olduğundan olsa gerek, çevremizdeki bir çok şeyi göremiyoruz! bunun halan gelişmekte olan gözlerimize bağlayalım... çünkü gelişimini tamamlayamamış bir organ ile algılayabildiğimiz kadar algılıyoruz dünyayı!.. yani suçu fazla yoğunlukla verilen bilgilere ya da eksik bilgilere bağlamayalım. fizyolojik olarakta bir suçlu bulundu! gözlerimiz! Kör müsün önünü görmüyorsun kardeşim diye bağıran birine, gözlerimiz kısıp evet henüz gelişiyor diyebiliriz! fazladan karikatürize oldu değil mi, eh ne yapalım son dönemde çizeceğime yazmaya daha önem verdiğimdendir!.. bu gidişle bir karamizah yazarı olur muyum ne dersiniz? 14.09.2005  ismail cem özkan... Devamı

karanlığın kölesi olmayın!

2006-10-17 21:10:00

bazen sinirlendiğim oluyor, her şeyi yok edeyim, yok edeyim düşüncesi hakim oluyor! olmadık kişileri tehdit eder konuma geliyorum zaman zaman, o zaman derin bir nefes alıyorum ve ne yapıyorum demekteyim. gözümün dönmesine izin vermiyorum. çünkü gözün döndün mü geriye dönüşü imkanı olmayan bir hata yapabilirsin. kaba güçle elde edilen başarıların kalıcı olmadığını gördüm. bu bireysel ya da toplumsal! bir süre korkutarak bir köşe sıkıştırdığın kişi, zayıf anını hiç affetmez! kaslarını geliştirmiş kişiler, bu dünyayı ben yarattım edasıyla dolaşan para sahibi kişiler, her şeyi satın alabileceğini inanlar kaba gücü her şekilde kullanırlar, çünkü onlar insanlık tarihinden ders almamış cahil yaratıktırlar! maalesef işte bugünkü dünyamızın sahibi bu yukarıda saydığım kişiler! tarihte bu kişilikte bir çok kişi yaşadı, kim anımsıyor onları? sebahattin ali hala sınırda öldürülen bir aydın olarak değil, yazdıkları ile karanlığa karşı vermiş olduğu savaşın bir kahramanı olarak ayaktadır. peki onun ölümüne sebep olanları kaç kişi anımsıyor? aydınlanma dönemin tüm filozoflarının yazdıkları hala okunurken, o dönemde görev yapmış kaç güvenlik görevlisi ve devlet adamının ismini kaç kişi bilebilir? bugün tüm dünyanın kaderini elinde tutan pentagon generalleri ile onun şakşakçılarının kaç tanesi gelecekte bilinecek? bu dünyayı güzellik kurtaracak diye yazan sait faik ada hikayeleri ile hala anımsanmaya devam edecektir! aman ha aman ne olursa olsun, gözünüzü karartmayın, karanlığın kölesi olmayın! çünkü karanlığın efendileri her sorunu kaba güçle çözeceğine inanlardır!.. "dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlar her şey!"   14.09.2005  ismail cem özkan... Devamı

yarışma içinde olan gençler!

2006-10-17 21:08:00

son dönemde türkiyede sahneye çıkan sanatçılara ulaşabilmek için büyük mücadele veren genç kesim ile ekranlar aracılığı ile sık karşılaşıyorum. birbirini ezmekten çekinmeyen ve biran önce sahneye ulaşıp, sahnede işini icra eden kişiye dokunmak için her türlü zoru göze alan bu insanları nasıl tanımlarsınız? avrupanın değişik yerlerinde bir çok konser izledim. hiç bir zaman sahneye ulaşmak için bu şekilde mücadele eden ile karşılaşmadım. burada karşılaştıklarımı ise hayretler içinde önceleri izliyordum. fakat bir gün bunları düşünürken anladım! çünkü bu insanlar ilk eğitime başladıkları günden itibaren yarışma içinde yetiştiriliyorlar. amaç hedef, nasıl ulaşırsan ulaş! sürekli yarışma içinde olan bu gençler, kendilerini gösterebildikleri her alanda yarışıyorlar! bir hedef olduğunda hiç düşünmeden koşuyorlar! sonuçta ne olursa olsun! sahnedeki sanatçıya dokunup aşağıya inen gencin yüzündeki mutluluğa hiç baktınız mı? çıkarken hırpalandığından hiç iz yok! büyük bir gurur içinde elleri yukarıda sahneden iniyor! acaba bu sahnelere koşan gençler mi suçlu, yoksa popüler kültür mü? gelin ikilem içinde kalmayın, çünkü sorun başka yerde yatıyor! sahneye koşan gençleri görürken, bir hediye dağıtılırken yaşanan kaosu gördüğümde her birinin ortak yönünü gördüm. amacına ulaşan büyük bir mutlulukla çevresine gülen insanlar ve ona hınç ile bakanlar!   son dönemde bu sahne ve eşantiyon dağıtımlarda yaşanan kaoslar yanında benim ilgimi bir başka şeyde çekti! ee kardeşim senin ilgini ne çekmiyor ki diyebilirsiniz! haklısınız, dünyaya yeni gelmiş biri gibi çevreme bakıyorum da ondandır! hala çocuk gözlüyüm yani! konuma döneyim, kendimi bu kadar övdüğüm yeter! son dönemde yaşanan linç girişimleri! evet linç girişimlerinde de aynı gözlere ve hareketlere de şahit oldum! hedef kitle belirleniyor ve hiç birbiri ile alakası olmayan kişiler o hedefe doğru koşuyor. bu sefer dokunmak değil, kaba kuvvet öne çıkıyor. çünkü hedefe ne kadar sert vurursa o kadar kendini kala... Devamı

karanlığa karşı bir duruştur mizah!

2006-10-17 21:05:00

karikatür; ülkemizin gerçekliğinden bağımsız düşünülemez ! ülkemizde ne kadar çok çelişki varsa onu çizgisine taşır karikatür. O yüzden bir karikatürcü için cennet ülkedir. Kaynağı kesinlikle tükenmez! Çelişkileri her an yaşayan, aldığı kararlarda dahi çelişkiyi üzerinde taşıyan bu toprağın insanı, kendi ile alay edebilecek yükseklikte bir kültürel birikime de sahiptir. İşte bu birikim üzerinde bu topraklar birbirinden değerli mizah sanatçılarını çıkarmıştır. Bu mizah sanatçılarının bir bölümü sözlü edebiyat içine girmiş olsa da yazılı ve çizgili mizahta köklerini sağlam temeller üzerinde yükseltmiştir. Cumhuriyet öncesi başlayan karikatür serüveni, cumhuriyet sonrası daha bir ivme kazanarak bugünkü seviyesine yükselmiştir. Şu anda ülkemizde birbirinden değerli, büyük çizgi ustaları mevcuttur. Çelişkilerin ve yasakların bu kadar yüksek olan ülkede karikatüründe büyük yol katletmesi tesadüfi değildir.   karanlığa karşı bir duruştur mizah! mizahçı karanlığa karşı aydınlığın yanında yer almalıdır. Aydınlık yarınlar için çizgi ile kendi duruşunu belirleyen bir geleneğin devamıyız. Cemil Cem  Abdülhamit’in karanlık dönemlerinde cumhuriyeti savunmuş ve o kurulana kadar çizgisinden ödün vermeden savaşmıştır. Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte artık karanlık dönem bitti, aydınlığın karikatüre ihtiyacı yok diye çizgiyi bırakmıştır. Fakat yanıldığını çok kısa sonra yeni çıkan karikatüristler göstermiştir. Cumhuriyet Abdülhamit’in karanlık dönemlerinden daha başka sorunlar ve çelişkiler ile gelmişti. Yeni çizerlerde elbette toplum sorunlarından uzak durmamış ve çizgileri ile yönetenleri eleştirmeye devam etmişlerdir. Çizgi cumhuriyet tarihimiz içinde önemli bir yer tutar, çünkü çizgi ile sorunlara parmak basanlar, hapsolmuş, sürülmüşlerdir. Fakat karanlığa karşı duruşu da değiştirememiştir bu baskılar! Çizgi ülkemizde her zaman karanlığa karşı saffını belirlemiş, fakat bir takım çizerler ise çizgilerini karanlığın lehine doğru çizmeye başlamıştır... Devamı

kapkaç kültürü...

2006-10-17 21:04:00

kapkaç kültürü ne zaman hayatımıza girdi? sanki yıllardır bu kültür ile baş başa yaşıyormuşuz gibi his duymaktayız! nasıl oldu da bu kadar alıştık? her şeyin miladi olduğu gibi bu kapkaçında miladi var mı? nasıl oldu da sokaklara kadar kapkaç girdi? yoksa kapkaç başka bir ideolojinin ürünü müydü? evet efendim, her kötülüğün başlangıcı olarak nedense hep askerlerin sisteme müdahale ettiği günleri görürüm! 12 eylül askeri darbesini hazırlayanlar bilinçli bir tercihte bulunmuş ve sokakları kan gölüne döndermişlerdi. 12 eylül akşamı Washington’da sevinç çığlıkları atılıyor ve onların çocukları yönetime el koyduğu haberi gidiyordu! peki bu gidiş beklenmiyor muydu? elbette bekleniyordu! 12 eylül öncesi en büyük sol grubu oluşturan dev yol liderlerinden oğuzhan müftüoğlu yıllar sonra bir gazetede açıklıyordu! haber bize gelmişti ve çatışmaları durduralım diye diğer örgütlere haber gönderdik, ciddiye alınmadı! bağıra bağıra gelen bir darbenin ayak seslerini bir yana bırakıp, yaşama mücadelesi verir konuma gelmiştik.önemli olan yaşama hakkıydı, o hakkı kim sağlarsa onun önünde eğilmeye hazırdık! ve bir gün 12 eylül günü askerler yönetime el koyduğunu duyduk! sabah kalktığımızda marşlar radyodan yayınlanıyor, televizyon sürekli bildiriler yayınlıyordu. beş general ortak açıklamada bulunuyordu! bir gecede sokaklar kan gölü olmaktan kurtulmuştu! hiç ses duyar olmadık! seslerin yerini sessizlik almıştı! uzun zamandır yollara düşen demir parmaklık gölgeleri gündüzleri de tüm yeryüzünü kaplamıştı sanki! bitmişti her şey ve can güvenliği gelmişti! kim getirirse getirsin yaşama hakkını getiren karşısında boyun eğilecekti! eğildi de! silah ve bomba seslerinin yerini şimdi başka şeyler almıştı. her bodrum sanki işkence haneye çevrilmiş ve her aileden biri olmak koşuluyla o işkence hanelerden geçmişti! 12 eylül yaşamın her alanına kökten değişiklikler getiriyordu. baştan bunun farkına kimse varamamıştı. büyük bir değişim ve geriye dönüşün bir ifadesiydi... Devamı

başkaların hayallerine bakarak!

2006-10-17 21:02:00

başkaların hayallerine bakarak hayal kuranlar! başkalarının üzüntüsüne kapılıp hüzünlenenler! başkalarının mutluluklarına bakıp mutlu olanlar! kendileri dışında hep dışarıdaki bir avuç insana bakarak gününü belirleyenler! hafta sonuna doğru yaklaştın mı tv ekranlarını kaplayan magazin programlarına takılıp kalıp, dışarıdaki gelişmelerden bi haber yaşayanlar! magazin programları ise bir avuç insanın hüzünü, mutluluğu ve şarlatanlığının dışında bir şey olmayan boş programlar. ekrana bir kaç şarlatanın özel yaşantısını, siluetini koy haftayı belirle! üstelik bu ses sanatçılarına da sanatçı diye iltifatta bulun! ekrana çıkabilmek için canlı yayınlarda özel yaşantısını sergilemekten çekinmeyen gözden düşmüş ses sanatçılarının görüntüleri! ünlü olabilmek için kafasında bardak parçalayanlar.. kelimeleri ile saldırgan kişiliğe örnek olabilecek ne kadar olumsuz tip varsa ekranları kapladığı an, işte halkımız bunu istiyor diyip her ekrana yaydın mı, ülke süt liman oluverir! enflasyon düşer! ay sonu dertler unutulur! kahve falı baktırmak için özel kahvehaneler açılır! nazar boncuğu taşıyan, muska taşıyanlar her sokakta cirit atar! derlerinden kurtulmak için mezar başları dolup taşar! nerede ağaç görse, ki ülkemizde gittikçe azaldı! bir bez parçası takıp dilekte bulunanlar! her işini allaha emanet ettiği için, son dönemde artık dini günler kaçırılmaz oldu, her dini günde kandil kutlama mesajları olan kartlar hazırlanıp göndermeler.. bir de hindistan’dan geldiği iddia edilen ve ne anlama gelmeyen dualar.. bak ben yaptım oldu diye gönderilen mistik yazılar.. günümüzü doldurdu! kendimiz haricinde hep başkasının yaşantısını yaşar konumda olduk! birbirini beğenmeyen, en güzel kıyafeti giymek için birbirini ezen insanlar sokakları doldurmuş durumda! en güzelini giymek için kapkaç yapmaktan çekinmeyen.. en güzelini almak için hırsızlık yapmaktan çekinmeyen.. alt tabakadan olduğunu bir an olsun unutmak için piyango, loto alıp hülyalara dalan insanlar dold... Devamı

dokunulmaz alanlar var mı?

2006-10-17 21:00:00

dokunulmaz alanlar var mı türkiyede? güvenlik güçlerinin hiç bir şekilde dokunamadığı yerlerden bahsediyorum! örneğin tbmm bahçesine milletvekili olarak girdiğin andan itibaren dokunulmazlık var! cumhurbaşkanlığı makamında dokunulmazlık var!.. bu mekanlara bir de cami avluları katıldı! ya da avlu demeyeyim de cami bahçesinin içi ve dışı! burada gösteri yapanlara dokunulmuyor! sol görüşlü arkadaşlar acaba cami avlusunun önünde bir gösteri yapsa demekteyim, dokunma olup olmadığını görmek amacıyla! bakalım gerçekten mekandan dolayı mı dokunulmazlık yoksa belli görüşü ve ideolojiyi savunanlara yönelik mi? dokunulmaz milletvekilleri var! dokunulmaz hakimler ve yargıçlar.. valilere dokunulmaz, yani idari memurlara.. peki bu ülkede başka kime dokunulmazlık var! cami avlusunda gösteri yapan hilafet taraftarlarına!.. şimdi dokunulmazlık kalksın dedin mi, karşına bu işten karlı çıkanları karşına almış olmuyor musun? en iyisi hiç karşı çıkma, girmişiz bir alamete, gideriz... yahu bu söz nasıldı, unuttum!..   04.09.2005  ismail cem özkan Devamı

dünyanın sonu geldi!

2006-10-17 16:12:00

dünyanın sonu geldi dedi çocuk babasına, babası ona boş ver dünyanın sonunu ben ay sonunu nasıl getireceğimi düşünüyorum dedi. evet dün dünya barış günü nedeniyle bir etkinlikteydim, izmir fuarı içinde açık hava sahnesinde! etkinliğe katılımın az olduğunu gördüm, neden dedim öncelikle? kendimce yanıtlar ararken yukarıdaki baba oğul konuşması geldi aklıma! insanlar artık ay sonunu nasıl getireceğini düşündüğünden, çevresinde gelişenlere karşı duyarsızlaşmışlar. bir gün önce bağdat'ta ne olduğu daha net olmayan bir nedenden dolayı büyük bir panik yaşanmış ve bir köprü üzerinde bine yakın insan hayatını kaybetmiş. bir dünyanın sonunu anlatıyordu oradaki çığlıklar! o çığlığı atanlar duyumsamıştı, dünyanın sonunun geldiğini! new orlians şehri sular altında kaldığında çığlılıklar sokakları doldurmuştu, o çığlıkları da yalnız oradakiler duydu ve yağmaya başladılar! her felaket sonu yağmalamak acaba bir kültür mü? insanlık için yağma ne anlama geliyor? karanlık ve aydınlık çizgisi üzerinde duran bir geçiş mi? yağmalanan sadece geçmişin birikimi mi, yoksa gelecek mi? dünya hem ekolojik olarak çok kötü günler yaşamaya başladı, hem de 2. dünya savaşından sonra en kanlı dönemini yaşadığını toplu ölümler ile görmekteyiz! dünyanın sonu geliyor, ama biz insanlar ay sonunu nasıl getiririz diye düşünmekteyiz!.. dünya barış gününde daha çok acılar güne damgasını vurdu! 02.09.2005  ismail cem özkan ... Devamı

her pazarın bir de ertesi var!

2006-05-12 22:13:00

bende ertesi günü bir sohbet konusu bulayım demedim, sadece o sohbet konusu her gün gözümün önünde! izmir'e geldiğim günden beri iki güne bir sular kesiliyor sonra tekar geliyor. merak ettim ve izledim yolları, neden kesiliyormuş diye! borular patladığı için iki de bir izmir sokakları eşiliyor, sonra yeniden kaplanıyor, üstelik asfalt ile.. iki gün sonra kapanan yerden tekrar su sızıyor, tekrar kazılıyor ve tekrar kapanıyor. bu arada bizde susuz kalıyoruz efendim! şimdi bunu elbette her birimiz görüyoruz, büyük şehirde yaşadın mı görmemek imkansız mı? her büyük şehrin sorunu susuzluk! ben bu boru patlamaları ve yeniden kaplanmaları üzerine düşüncelere daldım. hep siyasi nedenlerden dolayı düşüncelere dalınmaz ya, bugünde su konusunda dalayım dedim! şimdi bu borulardan gelen suyu bir çoğumuz içiyoruz, peki bu borular sadece su mu taşıyor? yanında taşıdığı bir çok mineral ve pislik ile birlikte virüste taşımakta! toplu olarak ishal olan bir kasabamız dahi oldu bu geçen günlerde değil mi efendim! neyse büyük şehirlerde toplu olarak zaten zehirlendiğimizden bu su borulardan gelene karşı güçlüyüz bize hiç bir şey olmaz diyenlerden olabiliriz! geçenlerde istanbul büyükşehir belediyesi sular idaresi bir açıklama yapmıştı. geçmişte istanbul toplu olarak zaten zehirlenmiş, bu zehirlenme sonucunda kaç kişi hayatını kaybetti, ya da ömründen kaç ayını sildi bilinmez, çünkü bu konuda yapılmış bir araştırma yok! yer altına döşenen her bir borunun bir ömrü var, bizdeki boruların ömrü çoktan dolmuş olmasına rağmen, hala kullanılmaktadır. peki ömrü dolan bu borular acaba bize ne gibi virüsü taşıyor? bu borular neden son kullanım tarihi dolmadan değiştirilmesi düşünülmezde hep geçici çözümlemelerle idare edilir? kaç defa asfalt ile kaplanan yerler tekrar tekrar açılıp asfalt ile kaplanır? peki bu yapılan tüm çalışmalar acaba yeniden boru döşenmesinden çok mu ucuz olduğu için yapılmakta? evet benim kafamdan geçenler acaba sizin kafanızdan geçti mi, merak ettim işte!... Devamı

pazar sohbeti

2006-10-12 22:12:00

pazar sohbetime bu hafta da devam edeyim dedim, çünkü nasıl olsa sohbetime karşı gelen ve düşünce belirten çok az! her konuştuğum demek ki kabul görüyor, şikayet dahi gelmiyor! kendi düşüncesini her hangi bir konuda açıklayanda yok! genelikle kendilerine gelen mailleri iletmekten başka bir işlev göstermeyen dostlarım olduğu sürece, ben de istediğimi söylerim!.. bu hafta sonu hiç ilginiz dahilinde olmayan bir konuya değineyim dedim! ermenistan ve azerbeycan arasındaki dağlık karabağ sorunu! şimdi durduk yere nereden çıktı bu dağlık karabağ sorunu diye düşünebilirsiniz. geçen hafta içinde rusya toprakları içinde buluşan bu iki ülkenin devlet başkanları toplantısı sırasında yapılan bir açıklama üzerine ben de düşüncemi belirteyim dedim. bu açıklamayı abd dışişler bakanlığ ve genelkurmay başkanlığı ortak yaptı! dediler ki, anlaşın, ne olursa olsun anlaşın ve bu sorun ortadan kalksın! hemde en kısa zamanda sorunu çözün diye direkt olarak iki devlet başkanına yazılı ve sözlü olarak söylendi! peki bu söylemi yapma yetkisi var mı bu ülkenin? açıklayayım evet var, çünkü arabulucu ülkelerden bir tanesi abd! ben bu açıklamayı duyduktan sonra kafamda hinlikler, cinlikler dönmeye başladı! hem de binlerce tilki dolaştı, hiç birinin kuyruğu diğerine değmedi! abd o bölgeye son yıllarda daha çok önem verdi, hatta beşbin askeri gürcistan’da koşullandırdı! aynı zaman içinde gürcista’nın abhaza bölgesine de rus askerleri koşullandı, resmi dışı doğal olarak! fakat bu anlaşma gürcistanı direkt etkilemiyor! direkt etkilenecek ülke daha güneyde bir ülke, bizimde doğumuzda olan ülke! evet anladınız iran! iran her iki ülkenin aralarındaki bu sorunu çözdüğü an direkt etkilenecek bir ülke! peki nasıl? iran'ın coğrafyasına ve kültür mozaiğine bir bakalım hemen anlaşılır! iranın kuzey batısı azeri ve ermeni vatandaşlardan oluşmakta, fars halkı o bölgede azınlığı oluşturmaktadır. abd nükleer santralı bahane ederken, işin içine birleşmiş milletleri de ... Devamı

silahları susturun!

2006-10-12 22:10:00

"maganda kurşunu yine bir çocuğu sonsuzluğa uğurladı!" "düğünde havaya atılan ateş sonucu eğlence hüzün ile sonlandı!" "nereden geldiği belli olmayan kurşun, lise öğrencisini bisikletin üzerinde yakaladı!" "arabasına çarpıp kaçan şoförü, silahı ile takip edip kurşun yağmuruna tuttu!" "komşusunun gürültü yaptığına sinirlenen, silahı eline alıp komşu evde kim var kim yok kurşun yağmuruna tuttu!" ... buna benzer günlük haberlerde ya okuyoruz ya da duymaktayız! bazılarını ise kanlı görüntüler eşliğinde seyretmekteyiz, evimizin içindeki pencereden! peki bütün bunlar normal mi? önlemi alınamaz mı? aklınıza bir çok soru gelebilir. gelmesi de normal. çünkü yolda başınıza her an isabet etmeyeceğinizi nereden bilebilirsiniz? izmir şehri her akşam kurşun sesleri gökyüzünü aydınlatıyor! akşam olup, gece yarısını vurduğunda, içki aleminden çıkanların gökyüzüne ne diye bıraktığı belli olmayan kurşunların bıraktığı sesler geceye işliyor! gece karanlığı içinde naralar eşlik ederken, kendisini polise şikayet edeni arayan bir magandanın ağız dolu çığırtmaları sokakları doldurmaktadır! peki bütün bunlara kim izin verdi? geçmişi o kadar eski değil, hiç gereksiz iken bir kaç silah ithalatçısının kasasını doldurmak için yasal silah alımına izin verildikten sonra silahlar her eve yasal olarak girmiş oldu! her üç kişiden biri silahı olduğu düşünülürse tehlikenin boyutları ne kadar üst seviyede olduğu düşünülebilir. kan üzerinden para kazanmak bu olsa! sokaklarımızda bu kadar tehlike varken, neden insanlar silahlar sussun dendiğinde yan yana gelemez! silahlar sussun! silahların susması içinde yaşantımızdan çıkarılması gereklidir. var olan tüm özel silah ruhsatları iptal edilsin! tüm silahlar toplatılsın! yeniden silah satışına izin verilmesin!   bırakınız yapsınlar, bırakınız kar elde etsinler mantığı tüm ülke toprağını kana bulamıştır. ve silahlar sussun!  21.08.2005  ismail cem özkan... Devamı

uzay filmlerinden sonra aklıma daha başka konu geldi!

2006-05-08 22:09:00

kovboy ve polisiye filmlerinde ki sahneler yıllardır üzerinde düşündüğüm bölümlerdir. hatta bir film firmasına teklifte bulunmuştum, o konu üzerine bir sosyolojik ve psikolojik analizi barındıran bir dokümanter film konusunda. doğal olarak ret edildi! çünkü o piyasanın sahibi zaten bu tip filmleri çekiyor! neyse konuya gireyim hemen! amerikan polisiye filmlerinde başlayan daha sonra avrupa sinema ve tv yapımcılarına kadar sıçrayan piyasası bol olan ve iyi para kazandıran macera filmlere! bu filmlerin ortak bir yönü var. işkence! evet her filmde kahraman kötü adamlara karşı her türlü zoru kullanmakta serbest! eğer bir olayı aydınlatmak istiyorsa kahraman kanuni yönden değil, kanunların aslında sadece kağıtta kaldığını gösterir gibi, kendi bildiği yöntemlerle olayı çözüyor ve film sonunda bir güzel kadın ve madalya ile ödüllendiriliyor! bu filmlerde ortak yön, muhbirler! muhbirlere kahraman ya iyilik şeklinde bir şey yapıyor ve karşılığını istiyor, ya da bazı karanlık işlerine göz yumarak bilgiye ulaşmayı hedefliyor, fakat bazı filmlerde açık açık rüşvet veriyor! bu rüşvet ve başka davranış şekilleri kurumu bağlamıyor, sadece yapanı bağladığı kesin olarak belirtiliyor. evet kurumların ve yasaların aslında bu şekilde uygulaması yok, özgür polisin kendi inisiyatifi ile almış olduğu uygulama olarak perdeye yansıyor. hedefteki adama ulaşmak için her türlü işkence sahneleri perdeden içimize kadar işlemekte, hatta zaman zaman alkışladığımızı duyar gibi oluyorum! sorgu sırasında polislerin kaba kuvvet uygulaması rutin bir işmiş gibi gösteren sahneler hemen hemen her sorgu odası sahnesinde gösterilmektedir. peki bu durum insan hakları ve yasalara aykırı değil mi? ülkemizde işkenceyi durdurun diye bağırırken, perdelere yansıyan amerikan ya da batı yaşantısı işkenceyi meşrulaştırmıyor mu? işkence ve zor yaşantın bir parçası olarak yansıtılmıyor mu? türkiye'de yapılan bir araştırmaya göre türkiye’de yaşayan kişilerin %68', i sanırım, şu anda tam y... Devamı

gelecekle ilgili filmler

2006-10-12 22:07:00

uzay filmlerini ve gelecekle ilgili filmleri seyrederken hiç dikkatinizi çekti mi bilmem ama benim bir şey hep dikkatimi çekmiştir! geleceği gösteren filmlerde hiç bir dünyaya ait hayvan veya canlı kullanılmamaktadır! hiç gördünüz mü kedi, köpek? hatta akvaryum balıkları dahi yok! yani gelecekte insanoğlu kendi dışındaki tüm canlıları yok etmiş olduğu izlenimi mi veriyor? yoksa şu anda dünya üzerindeki canlıların tek tek soyunun yok olmasını doğal olduğunu ve gelişimin bir sonucu mu olduğunu vurgulamak istiyorlar? uzay veya gelecek zamanda dünya sadece eski bir yer ve yıkıntılar içinde yaşanmayacak bir yer olarak mı tasarlanıyor? bu tasarım şu andaki global politikalara örtüşüyor mu ne dersiniz?    19.08.2005  ismail cem özkan Devamı

dil birlikteliği

2006-10-12 22:04:00

dil birlikteliği sorunu var mı türkiye aydınının? bu soruya kim hemen evet ya da hayır diyebilir? ben diyemem gerçekten! dil bir toplumun yaşantısı ile birebir ilgilidir. toplum nasıl yaşıyorsa dil de o şekilde gelişir! peki dilin gelişimi iyi olsa toplumun gelişimini etkileyebilir mi? etkileyemez birebir ama iyi yönde gelişimi tetikler diye düşünüyorum! eğer aydınlar dili iyi ve zengin kullanabilirlerse kendi okuyucusununda dilini zenginleştirir, kendisinden sonra gelecek yazar adayının da daha zengin cümle kurmasına olanak tanır. peki son dönemde üretilen eserler, hepsi için demesem de büyük bir bölümü dil fakiri ürünler olarak görmekteyim. daha çok sansasyonel haberlere ve olaylara yönelik çalışmalar yapılarken, roman okumayı özendirici ve dili geliştirici eserler yayınlanma olanağı dahi bulamadan yok olmaktalar! günümüzde yayınevleri, parası olan yazarın kitabını basmaktadır, bunda da haklılar, çünkü kitaplarını satabilecekleri ve okuyucuya ulaştırabilecekleri olanaklardan yoksundurlar! bu yoksunluk bir elin parmak sayısını geçmeyen yayınevleri için geçerli değildir! çünkü bu yayınevleri kendi kitapevlerini kurarak, kendi yayınlarının satışını daha öne almak için her türlü reklam aracından yararlanmakta ve okuyucuyu şartlandırmaktalar! şartlanan okuyucu yeni bir yazarın eserini nasıl okur? eş dost ve tanıdık aracılığı ile ulaşan yazarın elinden aldığı kitap ile o yapıt ile tanışır! yazarlar, kitap fuarlarında da kendilerini iyi tanıtamamakta hatta buna olanak dahi bulamadıklarını geçen sene gittiğim istanbuldaki kitap fuarında gördüm. yayınevi gerekli parayı bulabilirse orada bir stant alıp kendi yazarını ve kitaplarını okuyucuyla buluşturabilir! fakat okuyucu belli yayınevleri ve belli yazarların dışındaki yazarlara ilgi göstermediklerini, o yazarlarında gelmişken değişik yayınevini ziyaret edeyim, en azından bir kitabımı büyük yayınevinden yayınlayabilmek için tanıdık aramayla geçiriyorlar! çünkü benim eski dostum olan ünlü olmayan yazar arkad... Devamı

12 eylül

2006-10-12 22:00:00

solun ışığının sönmesi 12 eylül askeri darbesi ve arkasından sovyet devletlerinin tek tek yok olmasında aramak gerek! çünkü tanklar altında kalan sol, kendini toparlarken bir de uzaydan düşen glasnost bombası ile karşı karşıya kaldı! sosyal devlet o tarihten beri dünya üzerinden tasfiye edilirken, sağ da kendini nereye koyacağını bilmeden kişiliksizleşti. iki tarafta birbirini etkileyerek politika üretirken, şimdi iki tarafında ideolojisine uymayan bir global politika ile kaos içinde ne yapacağını bilmeden bir perspektif sorunu ile karşı karşıyadır. sağ yoktur politik arenada, sadece şekilsiz sağcı politikacıların günü birlik demagojileri vardır arenada! arena içinde demagoji ile ilerlemeye çalışanlar ise, geçmişte savundukları ideolojilerden uzaklaşıp, piyasanın belirlediği insan tiplemesine dönüştüler. dün abd emperyalizmi ile kavgalı olanlar, şimdi onun bekçiliğini yapmaktalar. demagoji temel sorunlara yanıt üretemediği için ülke daha keskin sorunlar ile karşı karşıyadır. şimdi bu sorunları çözecek bir iskenderin kılıcı aranmaktadır, fakat iskender dünyada olmadığını bilmekteyiz! aydın insanların tek tek yok edilmesi aslında tesadüfi değildir, onları yok edenler, arenanın çeteler tarafından ve para ile kontrol edebileceğini düşünen demagoglardır. en büyük demagog süleyman demirel, artık kendi çevresini koruyamaz hale geldiğinde, her bir evlatlığı devlet hortumcusu olduğu ortaya serilivermiştir! şapka taşıyan asalaklar, şimdi başka şeyleri taşımaktan gocunmuyorlar, hatta gururlu şekilde bir ülke içinde maliye bakanlığı dahi yapabilmektedir! tarihe bakarken veya sosyal olaylara bakarken siyah beyaz olarak bakılmaz, çünkü hiç bir olay siyah ve beyaz kadar homojen renklerden oluşmaz! 1992 yılında bir birine karşı kurşun sıkanlar yine aynı yıllar içinde balık üretme için firmalar kurup, ankara çankaya’da ortak büroda ticaret yapmışlardır. o firma hala aktiftir, ve iki zıt kutup burada ortaktır. hiç bir olay dışarıdan gözüktüğü gibi değildir. mumcu... Devamı

hey halkım unutma bizi!

2006-10-12 21:58:00

diye yazmıştı bir gün uğur mumcu ve unutulup gitti! unutulan sadece kelimeler mi, onun ne uğruna verdiği mücadelede birer magazin boyutu ile anılır oldu. eğer ananlar var ise! unutulanlar sadece yer yüzünde bir ara yaşamış insanlar mı, onların alın teri ile biriktirdikleri kültürel birikimlerde teker teker unutulup yok olmuyor mu? o birikimlerin getirmiş olduğu o zenginlik yerini sığlaşmış ve soyut şeylerin aldığını düşünmekteyim. yaşam geçmişten bir kopuşu ifade etmeye başladı! geçmişte yapılanlar ya destanlaştırılıyor ya da yok sayılıyor. var olanlar ise daha çok çarp, çırp ve de zengin ol, paran varsa her şeyin vardır düzlemine indiriliveriyor. para kazanmak içinde artık okumaya ne gerek, git istanbul’a kapkaççı ol, daha çok para kazanırsın! ne gereği var okuyupta, sorunları mantık ile çöz, kaba kuvvet ve para bütün sorunları çözmüyor mu? bütün verilen eğitim bunu üzerine oturmuyor mu? çocuklarınızı okula göndermeyin, aptal yapıyorlar! evet bu anarşist düşünceyi ilk duyduğumda şaşırmıştım, tıpkı sizin şu an şaşkınlığınız gibi! okul çocuğun hayal dünyasını yok ediyor ve sistemin hayallerini ve ufuksuzluğunu beyne aşılıyor. o beyin asıl yeni şeyler düşünebilir? düşünemediği için türkiye’den evrensel boyutta bilim adamı ve düşünür olmuyor! aptallaştırılıyoruz! aptallaştığımızı yakın zamanda anlayamayacak düzeye geleceğiz, çünkü her şey bize doğal gelecek! kapkaç artık günlük yaşantımızın bir parçası! profesörler dahi bilimsel çalışmalarını bu kapkaç mantığı ile yapmaktalar! kendi ürettikleri bir yeni şey olmamasına rağmen türkiye topraklarında profesörden bol bir şey yok! kapkaç zenginleri ise hala bu toprakların en güzel yerlerini sömürmeye devam ediyor. sıradan gecekonduda yaşayan da aynı mantık ile bir toprağa konmamış mı? bu toplum içinde yaşayan her birey bir şekilde kapkaç yapmıştır! o yüzden kapkaç yapanlar yaptıkları yanlarında kalıyor ve hiç ceza almıyorlar! hırsızlık yapıyor, polis yakalıyor sonra savcı bırakıyor! devlet... Devamı

siyah poşetler!

2006-10-10 22:33:00

bir de ben belirteyim şu siyah poşetleri! siyah poşetler elde ediliş sürecini öğrendiğimde şaşırdım, çünkü siyah poşetler eski plastiklerden üretilmekte. peki bu eski plastikler nereden toplanıyor ve nerede şekil değiştiriyor? işte her gün elimizin altından geçen bu poşetler, -özelikle pazara gidenlerin hepsinin elinde bulunmaktadır.- insan sağlığına müthiş bir etkisi olduğunu biyokimyacılar açıkladılar. peki bu şekilde etkileyen bu siyah poşetler neden hayatımızda sürekli? ucuz olduğu için diyeceksiniz elbette. evet ucuz olmasını yanında ülkemizin dağı tepesi plastik olduğundan hammadde sorunu olmamasından kaynaklanıyor. ucuz işçi ve ucuz hammadde eklenince işte her gün elimizin altından bir kez de olsa geçen bu siyah poşetler ile karşılaşıyoruz. ben gerçi bunlar ile 12 eylül sonrası muzır neşriyatı engellemek için poşet içine sokulduğu zamanlarda tanımıştım. playboy gibi dergiler yanında bir kaçta kitap poşet içine konmuştu. poşet sansür anlamına geliyordu geçmiş günlerde. şimdi ise kanser anlamına geliyor. bu siyah poşetetlerin imalatında kullanılan plastikler hastane çöplerinden toplanıyor. hastanede hangi amaçla kullanıldığı belli olmayan plastikler eritilerek ve içine siyah boya dökülerek siyah rengi alan bu poşetler birer virüs deposu olarak günlük hayatımıza girmiş bulunmakta. bu siyah poşete elini değen veya içine koydukları meyve ve sebzeleri tüketirken çeşitli kastorojen maddeyi de içimize aldığımızı öğrenmiş bulunmaktayım. bu ülkede kanser vakalarının u kadar artmasının arkasında sadece çernobil aramayalım, çünkü çernobilden daha büyük tehlikeleri bizzat biz yaratmaktayız ve de yaymaktayız! siyah poşeti elinize aldığınızda bir düşünün derim! önlem almak senin elinde! gazeteden yapılan eskiden kesekağıtları vardı, ne güzeldiler! pazara giderken hasır çantalar vardı! iplik torbalar vardı, hem de boş taşırken hiç yer kaplamazlardı. filelerdi onlar. eski filmlerde kaldılar birer birer! eskiden sağlığımıza mı daha dikkat ederdik, yoksa biz mi... Devamı

haftasonu ve izmir!

2006-10-10 22:30:00

bugün günlerden pazar, bir çok bölgedeki sıcaklardan farklı bir sıcak hakim gökyüzüne ve de yeryüzüne! dışarıya yumurtayı kır pişsin derler ya, işte öyle bir sıcak ve bu sıcakta serinlemek için gidilen denizden ise kızarmış şekilde dönme riski var! sadece kızarmayla kalsa insanoğlu, kanser olma riskinin en üst olduğu zamanlardır. cilt kanseri son dönemlerde dünyada ve de gençler arasında yaygınlaşmış. onu bilim adamları ozandaki deliğin gün geçtikçe büyüdüğüne ve küresel ısınmanın getirmiş olduğu sonuç olarak bilgi sunmaktalar. bu küresel ısınmaya karşı hiç bir tepki vermeyen ve üstelik deliğin daha çok açılmasını sağlayan G8 ülkeleri kendi vatandaşlarına bu kanserin ulaşması sonucu ne gibi önlem aldılar! vatandaşa uyarı! güneşe çıkarken güneş ışınlarını aza indiren güneş yağı ve nemlendirici kullanın! evet vatandaşına bu uyarıyı yaptılar! bu uyarı sana yönelik yapılmış değildir, o G8 ülkeleri vatandaşları için yapılmıştır! peki bu güneş yağları ve nemlendiricileri üretimi ne kadar ve nerede yapılmaktadır? nerede yapılırsa yapılsın ülkemizde bir taklidi yapılır ve de piyasaya sürülür. orijinalinden hiç bir şekilde ayıramayacağınız bu yağlar acaba gerçek anlamda güneşe karşı koruyucu olabiliyor mu? işte bu konuda yapılmış bir çalışma yok, onun yerine duygularım ile söyleyebilirim ki, balın taklidini yapan bu millet, elbette hiç bir yararı olmayan sıvıyı yapmış ve satıyorlardır! aman tanrım ne demekteyim? hiç bir yararı olmayan demekteyim, ne yararı kardeşim zarar! zarar üretiyorlar. o sıvıyı sürenlerin başına ileride ne gelebilir? hiç kanser riski olmayan bile kanser oluvermiş! çayda bakın radyasyon yok, ben içiyorum bir şey olmuyor! diyen generallerin ve politikacıların olduğu bir ülkede gerçekler nasıl açıklanır?! çünkü o çayı içerek halkı gerçeklerden uzaklaştıran kişiler hala hiç bir şekilde yargılanmamıştır, onları koruyan anayasa maddesi henüz değiştirilmemiştir.  serinlemek için evlerde ve işyerlerindeki klimalar nasıl insanı hasta ... Devamı

çöl sıcakları

2006-10-10 22:29:00

buralarda çöl sıcakları olunca, insanın aklına sadece çöl ile ilgili konular geliyor! aşkı için kendini çöllere süren ferhat geliyor. günümüzde kaç insan bu şekilde öykü canlandırabilir kafasında. artık ne aşkı için, ne de idealleri için kendini çöllere sürecek insan yoktur! fakat sana şu kadar para veriyorum benim için şu sina çölünü geçte gel dersen o zaman farklı, ne sina kalır ne de afrika ortalarında ki çöl! bakın safari yarışmaları için kendilerini çöl ortasına süren insanlara! cipleri ile o zor koşulları geçmeye çalışan binlerce insan. ne için? sonucunda kazanacağı ödül için! işte günümüzde artık her şeyin belirleyicisi olmuş para! para için çölleri aşan, uzaya giden insan! çöl kumlarına yazı yazan kaç şair kaldı günümüzde? ben çöl kumlarına yazı yazmadım ama gökyüzüne yazdığım kelimeleri savurdum. bakalım kaçı size ulaşabilecek? 05.08.2005  ismail cem özkan Devamı

islam ve kemalizm

2006-10-10 22:26:00

iki ayrı uçta gibi gözükmelerine rağmen birbiri içine girmiş iki dünya görüşünün günümüzde yeniden kucaklaştığını tartışmalar eşliğinde görmekteyim. kemalizm, bugüne kadar sanki laiklik adı altında özelikle geleneksel islam uygulamaları arasına çizgi çekilme ihtiyacı duymuştu. 12 eylül 80 darbesi ile birlikte islam devlet birimleri içinde yayılma imkanı kazanmış, hatta devlet ideolojisini belirler konuma gelmiştir. bunun sonucu olarak dış dünyada 'laik devlet' sıfatı yerine 'ılımlı islam' tabiri kullanılmaya başlanmıştır. bugünlerde manifestosu açıklanan kemalist islam görüşü yaşamda bir karşılığını bulmuştur. bugüne kadar nurcu tarikatının en büyük kesmini oluşturan fettullah grubu türk islam tezinin yanında, misaki milli sınırlar içinde kendini belirleyen kemalizm ideolojisi ile hayat bulmaya çalışan kesim ile yollarını ayırmaktadır ya da yollarını daha çok güçlendirmekteler. klasik olarak sosyal demokrat görüş içinde hayat bulan kemalizm, şimdi gerçek sahipleri tarafından  kabullenilmektedir. geç kalmış bir durum olarak görmekteyim. kemalizmin geçek sahipleri şimdi tarih sahnesine çıkarken, bugüne kadar sol olduğunu söyleyen kemalistler, altlarından kayan bu zemine nasıl sahip çıkacaklar, benim merak ettiğim bir konu. kemalizm içinde her türlü sol versiyonu çıkarmak için, tarihi sapıtmaktan ve kendi amaçları doğrultusunda kullanmaktan çekinmeyen sol versiyonlar, sağ kesim içinde hayat bulan bu zemin kaymasına karşı nasıl direnecekler, ya da o zemin ile birlikte kendileri sağ içinde mi tanımlamaya devam edecekler? kemalizm, kendi ideolojisini kurarken tek din, tek mezhep üzerine kurgulamıştır. tek dinin resmi kurumu olan diyanet işleri başkanlığı kendini biçimlendirirken hanifi mezhebini kendi doğrusu olarak kabul etmiş ve ona göre örgütlenmiştir. diğer mezhepler ve dinler (lozan anlaşması içinde belirlenen azınlık dinler haricindekiler) yok sayılmış, onların dini ibadet yerleri kapatılmış, onlara ait dini eğitimler yasaklanmıştır. yen... Devamı

Özelleştirelim

2006-10-10 22:24:00

Özelleştirme konusunda bir de ben bir şeyler diyeyim dedim! Her kişi her konuda bir şey demekte bu ülkede ben de o kişilerden biri olarak bu konuda konuşmamam olmaz dedim ve bende kelimelerimi sevgili dostlarıma göndereyim dedim. Ne kadar çok tekrar eden kelimeler sıraladım değil mi? Evet dediğinizi duyar gibiyim. Ee serde Türklük var, konuya girmeden uzun uzun bir giriş yapılır. Ben de o girişi yapıyorum! Ben özelleştirme taraftarıyım! Şaka değil gerçekten taraftarıyım. Devlet elinde ne hastane, ne Telekom, ne postane, ne ordu, ne polis, ne bilmem ne kalmasın, hatta merkez bankası da olmasın. Bakın Amerika’da merkez bankası var mı? Yok! Yani devlet olabildiğince küçülsün ve asli görevine dönsün! Güçler arası denge görevini ve hakemlik görevinden başka bir şey yapmasın!. Ben üretenin yönetici olduğu bir sistemi savunuyorum. Çalışanların sahip olduğu yapılanmayı hayata geçirilmesinin taraftarıyım. Evet özeleştirme olsun ve tüm devlet kurumları çalışanlarına devredilsin! Söz, yetki, karar çalışanların olsun! Yoksa günümüzdeki gibi devlet kurumlarının tek tek tekellere ve uluslar üstü firmalara peşkeş çekilmesine karşıyım. Şimdi işçiler bir fabrika yönetebilir mi diye düşünenler olabilir. Elbette yönetirler, profesyonel yöneticilere yönetimi devrederek kardan pay alarak pekala yönetebilirler. Tüm işlemlerin saydam olduğu bir yapı kurulabilinir. Bakın iş bankasının tek sahibi var mı? İş bankasının büyük bir hissesi çalışanların ve iyi de kar eden ve çağın gereklerine uyan bir yapılanmaya sahip. Üstelik kapitalist bir firma! Hem de çalışanlara ait! Geçmişte başarılı bir şekilde kurulan işçi firmaları vardı, fakat ilkel kapitalizm mantığı içinde onların başarıları engellenmişti. Şimdi ben yeniden öneriyorum, özelleştirilen firmaların gerçek sahipleri çalışanlarına verilsin! Devlet elinde hiçbir fabrika kalmamalıdır. Çünkü devlet eli ile yönetilen bu işletmeler her iktidar değişikliğinde kadro şişirmesine yol açmış ve zarar edilen firmalara dön... Devamı

New York, Madrid, İstanbul, Londra

2006-10-10 22:22:00

11 eylülden sonra hiçbir şey dün gibi olmayacak! İlk ölümlerin duyulması ile birlikte New York şehrinden çıkan çığlıklar dünyaya bu şekilde yansıyordu. Hiçbir şey eskisi olmadı da! İşgaller terör ile mücadelesi altında meşrulaştırıldı. Birileri daha rahat hareket eder oldu. El kaide adı altında ne istediği belli olmayan bir örgütün global çaplı eylemleri ile birlikte dünya yeni dünya düzeninin politikası da net olarak açığa çıktı. Bu politikayı belirleyen kesim saldırılardan mutlu bir şekilde kendi kanunsuzluklarını meşru zemine oturtmuş oldu. El Kaide nasıl bir gelecek istiyor? Elde tutulan bir perspektifi yok. Afganistan tecrübesi gösteriyor ki, El Kaide ve onun ideolojisi ortaçağda yaşamı öngörüyor. Kısaca insanın daha çok köleliğini savunuyor. El Kaide özgürlüğü savunmuyor, tek özgürlük var onun için, hükmedenin özgürlüğü. El Kaide her ne kadar iktidar görmüş bir örgüt olmasına rağmen, Afganistan’ın işgali ile birlikte iktidarını da kaybetmiş konumdadır. Şu anda resmi olarak hiçbir devlette iktidar değildir, fakat kendini besleyecek değişik kanallara sahiptir. Ümmetçi bir bakış içinde sınırların olmadığı bir örgütlenmeyi başarmıştır. Her ne kadar Amerikan kaynaklı beslenen örgüt son dönemde bu kaynağından da yoksun kalsa yine Amerikan’ın yapmış olduğu yanlış eylemlerden de beslenmektedir. ABD ve onun desteklediği birlik ise şimdilik Katolik dünyanın oluşturmuş olduğu birlik görünümünü çizmektedir. Katolik inanışına sahip olan ülkeler çatışmaları din çatışması görünümüne giydirmeye çalışmaktalar. Roma kilisesinin başına gelen Benedikt 16. kendi önderliğinde, Katolik ve Ortodoks inanıcının sahibi ülkelerin oluşturacağı birlik kurup, çağdaş anlamda haçlı seferlerinin olmasını savunmaktadır. Buna destek veren ise El Kaide örgütün yapmış olduğu eylemlerdir. Kendini kutsal kurtarıcı olarak gören W. Bush her ne kadar papa ile çelişse de ortak noktada buluşmaktalar. Londra’da yapılan bu eylem geleceğe atılmış bir bombadır. Burada hayatın... Devamı

yer altı suları

2006-06-21 21:51:00

Yeraltı sularını temiz tutmak için arıtma tesisleri yapılması için bulunduğunuz yerin yönetimlerini zorlayın! Geleceğe bırakacağımız temiz su kalmayacak yakın bir zaman diliminde. Türkiye sanıldığı gibi su zengini bir ülke değildir, gün geçtikçe yanlış kentleşme sonucunda yeraltı ve yerüstü sular kaderine terk edilmekte ve çevreye mikrop yaymaktadır. Bir an önce bu durumun sonlanması için yerel yönetimler ve merkezi hükümetin politika oluşturması için baskı grubu kurulmalıdır. Yeraltı sularını kirletilmesine hemen şimdi dur denmelidir! Çarpık kentleşme sonucunda şehirlerimizde yeterli kadar kanalizasyon sistemi ve çöp arıtma tesisleri kurulmamıştır. Bunun sonucunda da sularımız kirlenmekte ve bizleri plastik şişe içinde satılan sulara mahkum etmektedir. Artık musluktan akan suların hepatit mikrobu yaydığını ve ülkemizde yaygın bir hepatit a, b, c hastalıklarının olduğunu görmek için zorunlu değiliz istatistiğe bakmaya, çevremize bakmamız yeterlidir sanırım. Çağdaş devlet olmanın birinci kuralı alt yapının insanlığa ve çevreye yararlı şekilde organize edilmesinden geçmektedir. Ülkemiz diğer alt yapı sorunlarının yanında yeraltı sularını düşünecek zamanı sanırım yok! Fakat yeraltı suları geleceğimiz için en önemli kaynaktır. Eğer yer altı sularının bu şekilde yok olmasına devam ederse gelecekte ülkemiz topraklarında tarım ve hayvancılık yapılamayacaktır. Musluklardan su içemediğimiz gibi banyo dahi yapamayacak konumda olacağız. Dışarıya bağımlı bir ülke konumuzu pekiştirmiş olacağız. Her şehre ve kasabaya arıtma tesisi yapılmalıdır. Çevreyi kirleten fabrikalar kendi olanakları içinde arıtma tesisi kurmak zorundadır. Toplu yerleşim yerleri planlanırken arıtma tesisleri de içinde planlanmalıdır. Aksi halde geleceğimiz çöplük ve pislik içinde yaşamaya mahkum olmamız anlamına gelmektedir. Evlerin içinin temizliğine önem veren aile yapısı artık çevresinin temizliğine ve görüntüsüne de önem vermelidir. Yeraltı suları geleceğimizdir, kirlenmesine hemen şimdi dur... Devamı

petrol borsada 60 doların üzerine çıktı

2006-10-10 21:50:00

petrol varil başına düşen ücret borsalarda 60 doların üstüne çıktı ve çok uzun zamandır gözükmeyen bu fiyat neyin habercisi olduğunu düşündünüz mü? "aman petrol canım petrol" nameleri eşliğinde superstarın eşliğinde eurovizyon yarışmalarına katılmıştık. o dönemde de bir petrol fiyatlarında oynanan oyunlar ile yüz yüzeydik ve ülkemiz yokluklar ve zam bombardımanı altındaydı. o günden bugüne çok değişti fakat tek değişmeyen bir gerçek petrol dünyasında baş gösteren bunalım. bu bunalım acaba sunni olarak mı yaratılıyor? ekonomi dünyası içinde zaman zaman sunni olarak yaratılan bunalımlar, o bunalımı yapanın koltuğundan eden gelişmeler ile istenmeyen sonuçla bitebiliyor. işte bundan ders alan bunalım yaratanlar daha kontrollü bunalımlar yaratmaya ve kendi çıkarları doğrultusunda gelişmelere izin vermekte. eğer kendi lehine gelişmiyorsa o zaman sansür uygulayarak gelişmelerden haberdar olmamamızı engelleyebiliyorlar. herhangi bir gerçek görüldüğü gibi olmayabilir! her gördüğümüz doğrular ise doğru olmayabilir! göreceli kavramlar doğru ve gerçek günümüzde, çünkü nereden baktığına bağlı doğu ve gerçek kavramı. benim izleyebildiğim gerçek ise, dünya ölçeğinde bir sermaye el değiştirmesi yaşanıyor. sermeye el değiştirirken biçimde değiştirmekte. eskiden olduğu gibi ulusal sınırlar ile ölçemiyorsunuz. sermaye sınırları ortadan tamamı ile kaldırırken dünya ölçeğinde de sermayeyi yani parayı kontrol etme sorunu ortaya çıktı. siz bakmayın ordular sadece sınırları koruyor, hayır orduların şimdiki tek varlık sebebi belki de kara parayı kontrol altına almak için vardır! kim bilebilir değil mi? boşuna değil son dönemde gelişen profesyonel ordu kavramı. neyse konuyu dağıtmayayım. petrol fiyatlarında gelişen bu gelişme büyük bir bunalımın olduğunu gösteriyor. bu bunalımdan acaba nasıl düze çıkar dünya sermaye sahipleri henüz belli değil, çünkü bu bunalım öyle kolay kolay atlatılacak gibi gözükmüyor, çünkü kısa dönemli gelen bu fiyat artışları gösteriyor ki, bunalım artık de... Devamı

AKM neyzen adlı bir oyun

2006-10-10 20:40:00

izmir'de bugün neyzen adlı bir oyuna gittim. mey tiyatro Atatürk Kültür Merkezi Konak'ta sahneye koymuştu. davetli olarak bir de oraya gideyim dedim ve de gittim. gitmezseydim zaten bu yazıyı yazmazdım değil mi? oyun neyzenin çocukluğunda başlıyor ve hayatının sonlandırdığı döneme kadar ki değişimini anlatmaktadır. başarılı bir şekilde sahneye konan oyu aslında tek kişilik bir oyun. fakat oyunda bir sema ve semah grubu zaman zaman eşlik etti. sahnenin bir köşesinde durup gitar ve mandolin ile eşlik eden sesi hoş ve de kendi hoş bir bayan vardı. ee gözümde onu görür değil mi? koca sahne köşedekine ilişti gözüm!.. oyun başarılı bir şekilde tek kişilik olarak kurgulanması sonucunda hayat bulmuştu. oyun günümüze yönelik eleştirileri ile işlenmişti. neyzen osmanlının aydınlarından bir hocanın oğludur. sürgün gittikleri bodrumda hayata gelmiş ve bodrumda yani baba evinde korkuyu tanımış. ilk gençlik yıllarına kadar sarılık hastalığı ile uğraşırken sürgünde kimliği biçimlenmiştir. abdülhamid'in kanlı elleri her yerdedir ve o kanlı eller her yere uzanmıştır. o karanlık dönemdeki aydınların etkisi vardır neyzenin üstünde. ney ile iyileşmekte ve o mevlevi törenlerin aslında aydınların nefes almak için kullandıkları bir perde olduğuna tanık olacaktır. çünkü bir arada olmak osmanlı gizli servisi tarafından basılmak anlamına geliyordu. basılan işkenceden geçmesi doğallaşmıştı. aydınlar tek tek sürgüne gider. sürgün yıllarında acı vardır, çünkü vatan her an içlerindedir. 1. meşrutiyetin ilanı ile sürgünden döner aydınlar. döndüklerinde sokaklarda gösteriler vardır, fakat bu özgürlüğün gerçek sahipleri kendileri olmadıklarını kısa sürede anlayacak, yine zulüm altında olacaklardır. işte neyzen geçimini ney ile karşılarken hicivli şiirleri ileride dikkatleri üzerine çekmiş ve sürekli kontrol altındadır. kara bir bulut gibi osmanlı topraklarının üzerine düşen abdülhamitin gölgesi altında ezilirken bir yandan ittihat ve teraki partisinin gölgesi vurmaktadır osmanlı topr... Devamı

kamusal ve dini alan tartışması

2006-06-10 20:39:00

günümüzde kamusal alan ve dini alanlar konusundaki tartışma belirli olan ayrım yerini bir kafa karışıklığına bıraktı.   bugüne kadar türban ve kamu alanı konusunda bir şey yazmadım, fakat son gelişen olaylar sonucunda bende düşüncelerimi açıklamayı uygun bulmaktayım.   avrupanın hiç bir şehrinde dini inançları kıyafetleri ile taşıyan devlet memuru yoktur.   dini sembollerin ve kıyafetlerin devlet dairelerinde olmaması tesadüfi değildir.   şu anda müslüman kadınların başlarına bağladıkları siyasi sembol haline dönüşmüş olan türban, katolik ve ortodoks hiristiyan düşüncesine taşıyanlarında başlarında farklı bir biçimde bulunmaktadır. bu benzerlik dikkate alındığında, sadece dini inançların mekanlarında ve kurumlarında görülen bu kıyafet, avrupada hiç bir kamu alanında görülmemektedir. acaba bunun oluşması için avrupadaki laik düşünce ne gibi bir mücadele ettik ki, tüban benzeri sorun ortadan kalktı.   türkiyede laiklik adı verilen ama gerçekte laiklikle ilişkisi olmayan uygulamanın yaratmış olduğu karmaşayı iyi değerlendiren, dini kullanan kesim, büyük bir kamuoyunu arkaya alacak şekilde propagandasında başarıya ulaşmıştır.   bu başarıya dini kendi amaçları yönünde kullanan kesmi besleyen düşünce, devlet içindede destek görmektedir. uzun süreli ve alttan alta gelişen bu destek sonucunda iktidara taşınmıştır. ödüllendirilmiştir.   bu ödülü veren ve hızlandıran 12 eylül rejimi ve onun destekçileridir.   laiklik adı altında zıtlaşma ile yaratılan bu durum türbanı simge olarak kullananların işine gelmiştir. laikliği doğru tanımlayamayan kesimler bu kesme hizmet etmiştir.   kamusal alanın kendine ait kuralları vardır, bu alanda hiç bir kimse inançlarından dolayı dışlanamaz, ayrıcalık sağlanamaz.   türban meselesi ile yapılan iş, belirli kesme kamu alanında öncelik (ayrıcalık) tanınma meselesidir.   şimdi camilerin içleri dini düşüncenin alanıdır. camiye giren oraya uygun kıyafet ile bu... Devamı

kariyer konusu

2006-10-10 20:37:00

kariyer konusunu hepiniz duymuşsunuzdur, peki nedir şu kariyer diye düşündünüz mü? çocuklarımızın hayatını kararttığımız şu kariyer ne? kendi yaşantımızı yaşayamadan yok ettiğimiz şu kariyer ne menem şey diye düşünüldü mü? kariyer uğruna dostlarından vazgeçenler, acaba kariyere ulaştıklarında o dostlukları yakalayabilecekler mi? ben dün akşamdan beri şu sınavlar ve sonuçları üzerine düşünürken kariyer meselesine gelip takıldım. neden sınavlar var? daha iyi bir mevki için, kariyer elde etmek için. kariyer şimdi mevki demek mi? yahu şu kariyer ne demek? düşünürken bir şey daha dikkatimi çekti, patronların kariyer sorunu var mı? örneğin bir otomobil fabrikasının sahibiyim diye övünen ve bunu kendine etiket yapan biri ile karşılaştınız mı? hanry ford bu şekilde övündüğünü hiç duymadım. daha doğrusu yazdığı yazılarda ve onun anısına yazılan yazılarda karşılaşmadım, fakat belli olmaz belki övünmüştür. ben okumamış olabilirim. hayatta her şeyi bilecek kudrete sahip değilim! bir insan ömrü boyunca 25 bin kitap okuyabileceğini bildiğim için her şeyi okuyan insan yaşamda olmayacak. neyse şu kariyer meselesine yeniden döneyim. kariyer çalışanlar arasında rekabeti artırmak için ortaya atılmış bir durum olduğu ile karşı karşıya geliniyor. yani kariyer çalışanlar arasında önemli. çalışmayanlar arasında kariyer diye bir sorun yok. çalışanlar arasında yaratılan bu durumu iyi kullanana sermaye sahibi, istediği verimi elde edip, işe yaramadığı an bir kenara atabiliyor. kariyerinin en üst noktasına ulaşmış biri, emekli ya da kızağa alındığında ne hisseder? hayatın ne kadar boş olduğu ile karşı karşıya gelmez mi? kariyer uğruna ya da daha güvenli bir gelecek yaratmak için günümüzü yaşayamadan yok ettiğimizi hiç düşündük mü? bugünlükte bu kadar sohbet yeter sanırım. hafta sonunuzu neşe içinde ve sevdikleriniz ile birlikte geçirmenizi dilerim.. 11.06.2005  ismail cem özkan... Devamı

karnesini alan çocuklar

2006-05-08 22:35:00

karnesini alan çocukların sevgili velisi olan arkadaşlarım, umut ederim canlarınız istediği gibi bir eğitim dönemini başarılı bir şekilde sonlandırmış olsun. her şey gönlünüzce olmasını dilerim. bu arada sınava girecek dostlarım ya da dostlarımın çocuklarına da başarılar dilerim.. sınav mevsimi açıldı, hadi çocuklar koş koş sınav yerlerine diye bağırasım geldi!.. neyse efendim başarılar dilerim. ne için ve hangi amaçla sınava giriyorlarsa girsinler umut ederim gönlündekiler olur..   eğitim konusuna değinince, hala yapılan zorunlu din dersi eğitimi ve tek yönlü olarak verilen tarih derslerinin anlamsızlığı gün geçtikçe daha sarsıcı bir şekilde kendini hissettirmektedir. zorunlu din dersi ile güya laiklik güvence altına alınacakken, artık türkiye´deki laikliğin laiklik olmadığı gün yüzüne çıkmış, sunni hanifi mezhebinin bir propagandası yıllardan beri yapılmaktadır. bu propaganda ise kimleri iktidara taşıdığı, gün gibi ortada olduğunu söylemek için kara çarşaflara bakmaya gerek yok sanırım!. türkiye´de trafik konusuda bir eğitim konusu olduğu için belirtmeden geçemeyeceğim, trafikte insana saygı yerine araca saygı temel alınmış. burada hiç bir trafik kuralı ve araçları insana göre yapılmamış, araçlara göre belirlenmiş. zebra şeridi olan yollar ne diye yapılmış onu anlamakta zorluk çekiyorum. o şeritlerde dahi araç öncelikli bu ülkede. eğer yaya öncelikli olduğunu düşünüp o şeritlere adım atarsa vay haline, ilk yardım aracını bekleyen yerde yatan birine hemen dönüşebilir.     10.06.2005  ismail cem özkan... Devamı