"ya yumrukla, ya demokrasi ile huzur sağlanır!"

2006-06-25 21:40:00

"ya yumrukla, ya demokrasi ile huzur sağlanır!" s. demirel özlü sözleri  söylemekte üstüne olmayan eski cumhurbaşkanı kendi tarihini bu iki kelime ile anlatabilmiş. onun huzur anlayışı sonucu kaç darbe geçirdi bu ülke? bir bakarsınız demokrasi fedaisi olur, bir bakarsınız şapkasını alır gider. şimdi ailesi biraz sıkıştı ya, yumruğunu masaya vuruyor. benim ile uğraşmayın, nereden vuracağımı bilemezsiniz! huzurlu günlerini arıyor sanırım. şimdi demokrasi olduğuna göre neyi aradığını sormaya gerek var mı? bu sefer şapkasını alıp gitmeyecek ama! bu süreç içinde her kişi bir şeylerden rahatsız, rahatsız olmasını gerektiren bir süreçten de geçiyoruz. hukuk sadece söylemde kaldığında, yapılması gerekenler yapılmıyorsa o zaman huzursuzluktan bahsetmek için çok şey aramaya gerek yok. bir hukuk kuralının herkese uygulanabilir olması gerekir, ayrıcalık ve istisnai durum yaratılmamalı. fakat adamına göre hukuk işletildiği için huzursuzluk hat safhasına varıyor. büyük depremler öncesi biriken enerji gibi bir birikim var, bu birikim küçük depremlerle mi atlatılacak, yoksa büyük bir dönüşümle mi? onu belirleyende dışarıdan gelen tetikleme ile ilgili diye düşünüyorum. her şeyi ile dışa bağlanınca, tetikleyici unsurları da dışarıda aramak gerek! iyi bir hafta sonu geçirmeniz dileği ile.     29.10.2005  ismail cem özkan... Devamı

kaç çocuğun iç organları tam?

2006-10-17 21:39:00

van'dan sonra malatyada bir olay patladı ki, şu anda sağda solda o konu üzerine sohbetler duymaktayım. bir süre konuşulup diğer konuşulanlar gibi unutulup gidecek bir konu. çocuk yuvaları, yaşlılar yurdu kimsesizlerin kaldığı sığınma evleri bütün bunlarda olanları gömemezlikten geliyoruz. peki bütün bu kurumlar var olmak zorunda mı? her türlü rejim altında var olacak elbette. yani sadece bu döneme ait bir problem değil, geçmişte olduğu gibi, ileride de olacak. fakat onlar halı altına iteklediğimiz konular zaman zaman gündeme gelir, sanki hiç bilemiyormuşuz gibi her şeyi yeniden tartışır, kararlar alır sonra unutur gideriz. bir dünyada yaşıyoruz ki, her an kimi yalnız kalacağı belli değil. şu anda yanımızda olan bir çocuk yarın çocuk yuvasında tek başına kalabilme ihtimalinin yüksek olduğu süreci geçiyoruz. bir trafik kazası, deprem, yada herhangi biri doğal afet sonucu yanımızdaki gözümüz gibi baktığımız çocuğumuz yalnız kalabilir ve bu yuvalarda olabilir. bu yuvalarda yaşayanlar kendi istekleri ile oraya gelmedi. bir felaket sonucu oradalar. bu felaket doğal olayların sonucu da olmayabilir, bir ekonomik kriz, bir savaş sonucu da olabilir. hiç bir kişinin garantisi yok, nerede yaşayacağı konusunda. bakın en zengin olanlar ve gıpta ile baktıklarımızın sonlarını, kimi cezaevinde, kimi yurtdışında kimi ne olarak yaşıyor? hortumcu olarak andıklarımız bir zamanlar sosyete toplantılarının vazgeçilmezleri değiller miydi? yani çok param var, yok sosyal güvencem var başıma gelmez diye düşünmeyin, çünkü hiç beklenmedik olaylar insanları düşünmedikleri sonlara sürükleyebilir. şimdi konumuza döneyim. çocuk yuvasında baş gösteren daha doğrusu hep varolan bir gerçeğin medya tarafından fark edilmesi ile yeniden gündeme gelmesi ile konuşur olduk. bu gibi yuvalarda yaşayan çocukların kaçı gerçekten topluma kazanılabiliyor? istanbulda kimsesiz çocukların yaptığı olaylar ortaya çıktığında hatta linç etme girişimlerde bulunulduğunu unutmuyorum. peki bu çocukla... Devamı

neden bayrak dağıtılır?

2006-06-25 21:38:00

abd sokaklarında abd bayrakları asılıdır, çünkü onlar henüz devlet gücünü halk üzerinde hissettiremediklerindendir. her grup kendi kültürünü yaşar. abd vatandaşı üst kimlik olarak vardır ve kimsede bu üst kimliğe sahiplenmez. ispanyol ispanyoldur, italyan italyandır ... orada. abd vatandaşıyım denmez. o vatandaşlık duygusunun geliştirilmesi için ve sürekli anımsatmak için asılır bu bayraklar. bakın abd topraklarında ve rejimi altında yaşıyorsunuz demektedir. peki türkiyede buna ihtiyaç var mı? şimdi filistinli biri israil toraklarında balkonuna bayrak assa bir anlamı olur. peki işgal edilmemiş bir ülkede bu kadar bayrak sevgisi neden? yoksa kendilerinin işgal altında olduklarını mı sanıyorlar? yoksa türk olduklarından kuşku duyup, türklüklerini mi kanıtlamaya çalışıyorlar? neden balkona, yola bayrak asılır? cumhuriyetin ilk yıllarında bayrak asılırdı, çünkü henüz kimse bunun farkında değildi, o yeni düzeni hissettirmek için yollar bayraklarla süslenirdi. sonra bayraklar azaldı, azaldı ve resmi dairelerle sınırlı oldu. şimdi yeniden bayraklar fazlalaşmaya başladı. hatta bazı belediyeler bayrak dağıtıyor. şaka değil bazı belediyeler bayrakları cumhuriyet hediyesi olarak dağıtıyor. neden bayrak dağıtılır? ben birinden kuşkulanıyorum, o kuşkulandıklarım gelecek benim ülkemi alacak, türklüğü öne çıkarmam gerek diye değil mi? bu ülkenin insanı neden ona ihtiyaç duyar ki? bir de işi abartmışlar, devasa bayraklar dalgalanıyor bu ülkenin kalelilerinde, şehirlerin girişlerinde. yahu kardeşim o kaleyi, şehiri yeni mi işgal ettin de bayrağını bu kadar büyük dalgalandırıyorsun ve kime karşı? burada ulusalcılık ve başka şey aramayın, bu şekilde bayrak asanlar ancak 1933 almanya sokaklarında görülen histerik bir durumdur, o zamanlarda her ev yeni alman bayrağını her pencereye, balkona asmışlardı. sonu ne oldu hepimiz tarihten biliyoruz, anlatmaya gerek var mı? bayrak asılarak ülkeyi yöneten ılımlı islam protesto ediliyorsa, o zaman başka yöntemler bulun… ... Devamı

ırkçılık...

2006-10-17 21:36:01

peki neden yazdım bu azınlık ve ırkçılık konusundaki düşüncelerimi? belki düşünmüşsünüzdür, cem durduk yere neden yazdı? hayır durduk yere yazmadım elbette, beni rahatsız eden gelişmeler üzerine düşüncemi belirtmekte uygun gördüm. peki ne rahatsız etti beni? son günlerde cumhuriyet konusunda yapılan açıklamalar ve bir takım insanların yollara çıkması ile düşüncemi açıklama ihtiyacı duydum. nedir son dönemde gelişmeler. kırmızı elma koalisyonu mu? onun gelişimi mi? abartılacak bir durum değil bu koalisyon, o yüzden o gruba dahil olanları ciddiye dahi almıyorum. beni rahatsız eden başka gelişmeler. ülke ılımlı bir islami düşünceyi savunan iktidarın elinde. onun iktidarda olmasını çekemeyen bir de çoğunluk muhalefeti vr. çünkü hükümet ülkenin %30 unu temsil ediyor, elde var olan seçim yasaları gereği. ülke iktidarına faşist bir parti da geçebilirdi, bu seçim sistemi içinde. bu hükümete muhalif olan ordu ve onun emekli üyeleri sol söylem kullanarak bir kesmi etrafında toplamaya çalışıyor. bu arada kemalizm olduğundan çok abartıldı ve ırkçı bir söylemin ortasına oturtuldu. kemalizmde ırkçı yaklaşımların var olduğunu geçmiş deneylerimizden biliyoruz. bu muhalif dalga eşliğinde ırkçılık meşrulaştırılıyor, her türü ırkçı örgütlenmelerin önü açılmaktadır. kuvvayi milliye adı altında toplanan bu ırkçı kesim, çeşitli illerde şubeler açmaktalar. günlük köşe yazarları bu tip örgütlenmelere destek vermekten çekinmiyor. hatta biz ulusalcılar söylemi içinde kışkırtıcı yazı yazmaktan da çekinmiyorlar. denize düşen yılana sarılırmış söylemi içinde, muhalif dahi olamayan muhalif kesim kendisini ırkçı söylemlerin içine hapsediyor. yök gibi bir kurum ilk defa bu kadar meşrulaşıyor ve onların yöneticileri demokrasi kahramanı gibi ortada dolanabiliyorlar. yök ırkçı bir kurumdur ve ülkede var olan tüm bilimsel çalışmayı yok eden bir yapılanmaya sahiptir. ne çabuk unutuldu 1402 sayılı kanun ile işinden olan üniversite çalışanları.. üniversitede yaşayan ve bilimsel ... Devamı

azınlıklara karşı gösterilen hoş görü, o ülkenin gelişmişliğini

2006-06-23 21:36:00

dünkü yazımda azınlık konusunda değinmelerim olmuştu ve kısaca anımı yazmıştım. şimdi daha başka bir açıdan azınlık kavramı üzerine yazmaya devam edeyim dedim, çünkü eksik kalmış yönlerinin olduğunu gördüm. bir ülke coğrafyası içinde yaşayanların bir bölümü çoğunluğu temsil edebilir, o onların suçu değildir. o çoğunluk üyeleri başka bir coğrafyada da ise azınlık üyesi olabilirler. çoğunluğuz diye kendi çıkarına gelen her şeyi yapmayı düşünenler, uluslararası arenada ise yalnızlığın içinde kalmaya mahkumdurlar! israillilerle filistinliler, filistin topraklarında birbirlerine karşı yıllardır savaş vermekteler. aynı gruba dahil iki halkın evladı, fransanın başkentinde yan yana gelmek zorunda kalıyorlar, çünkü fransız ırkçılarının ortak hedefidirler. ırkçı kafa ayrım gözetmez, kendinden olmayan her şeye saldırır. türkiye toprakları içinde yaşayan her kültürden insan birbirleri ile çatışma içinde olabilir, fakat yurtdışına gitti mi, o ülkenin ırkçıları tarafından saldırıya uğrarken ayrım gözetilmez. tek suçları türkiyeden gelmedir orada! yoksa dini inançlara ve sahip olduğun kültürün ayrımında dahi değildir ırkçı tarafından. ırkçılık bazen belli bir coğrafya ile sınırlı iken, başka bakış açılardan evrenselde olabilir. örneğin renk ayrımına yönelik ırkçı saldırıların coğrafyası yoktur. geçenlerde abd'de beyaz ırkçı nazi hareketi, beyazlar dışında her şey yok edilsin diye gösteri yaptılar. aynı nazi grubu hangi ülkeye giderse gitsin, ki bu grubun üyeleri, danimarka, isveç, norveç, hollanda ve de almanyada örgütlü olduklarını haklarında açılan davalardan biliyorum. yani sırf sarı ırkın üstünlüğünü öne alıp, ortak düşman ilan ettikleri siyahlara karşı yıllardır savaşmaktalar. onların hakim oldukları iş yerlerinde renk ayrımına göre işçi alınmaktadır, kişinin bilgi ve tecrübesine göre değil! coğrafya ile sınırlı olan ırkçılıkta insanlığa karşı işlenen bir suçtur. çoğunluk üyeleri devlet erkine sahip oldukları için soykırım gibi suçlamalar ile karşı karşıya gelme... Devamı

ulus devlet, homojen bir topluluğa hükmetmek ister.

2006-06-23 21:35:00

bir anımı daha yazayım, nede olsa artık yaşlandım. yaşlanan insan anılarını yazarmış!.. yurtdışına gittiğimde bir şeyi fark ettim, geldiğim topraklara o kadar çabuk uyum sağladım ki, görenler şaşkınlıklarını gizleyemediler. önceleri benim için doğal olan bu durum, başkaları için doğal olmadığını sonradan fark ettim. gitmeden önce ben bu topraklarda bir azınlık üyesiydim. ilk defa azınlık üyesi olduğumu ortaokulda yediğim dayak ile anlamıştım. benim zamanımda din dersi seçmeliydi. o yüzden o dersi seçmiyordum. bilinçli olarak seçmiyordum, çünkü sunni inancı benim yetiştiğim kültüre yabancıydı. ilk okulda din dersi içinde arapça bir şeyler öğretilmeye çalışıldığında ezberleyememiş hatta o dersten zayıf dahi almıştım. sonra bu tip ezberlemelerin olduğu derslere karşı hep uzak durmuştum. çünkü bana bir şey ifade etmiyordu ezbere öğretilen şeyler. mantığı yoktu, ezberle ve ders geçene kadar. kısaca köprüden geçene kadar ayıya dayı deme gibi bir durum! ben ayıya ayı diyenlerdenim, neden dayı diyecekmişim ki? neyse dayak yedikten sonra anladım ki, ayı her zaman köprü üzerinde dayı oluyor! din dersine girmediğim için din dersi öğretmeni ahlak dersinde de dini konular işliyordu, bu şekilde beni islamlaştıracağını sanıyordu. ben de öğrenmiştim ya, ayıya her zaman köprü üzerinde dayı demeyi. dersi geçtim ama dayakta yemiştim çoğunluk üyesi taraftarlarından. o günden sonra kendi kültürüme döndüm, öğrendim. semah dönmeyi, hem de 15 yörenin semahını , ırkçı olanlardan uzak durmayı ve onlar ile mesafemi korumayı öğrendim. yaşam içinde insan öğreniyordu. azınlık üyesiydim ve çoğunluk tarafından dışlanıyordum. o yüzden kendi kültürümden olanlar ile birlikte olmaya daha dikkat ettim. tabi çoğunluk üyesi olupta diğer kültürlere saygılı olanlarda benim iyi dostlarımın arasında yer aldı. onlar gibi dışlayamazdım, eğer dışlamış olsaydım, onlar gibi sıradan bir kafatasçı olur çıkardım. benim geldiğim kültürde; kendine ne kadar saygılıysan başkasına da o kadar saygılı olmayı ö... Devamı

yurtdışına ilk çıktığım günlerdi...

2006-10-17 21:34:00

yurtdışına ilk çıktığım günlerdi, o zamanlar yılmaz güney filmlerinin hepsini videodan seyretmiştim. çünkü o tarihlerde yılmaz güney filmleri türkiyede yasaktı. yasaklı ne varsa yurtdışında serbestti. şimdi kanal 7 dahi yılmaz güney filmlerini yayınlamakta. o tarihlerde video salgını vardı almanyada yaşayan türkler arasında. türkçe ne kadar video varsa herhalde her evde mevcuttu. kemal sunal gibi konuşuyordu büyük çoğunluk. çünkü onun türkçesi hakim olmuştu evlerde. ülke onlar için uzakta ama bir video bandı kadar yakındı. yıllarca iteklenmişler ve kendilerini birer mark olarak gören ülkeye karşı özlem duyuyorlardı, bu özlemi ilk bitiren almanya için köln radyosu olmuştu. günde 20 dakika ile yarım saat arasında değişen radyo yayını beklenir ve o saatte tüm konuşmalar susar, memleketten gelecek haberler dinlenirdi. vücutları her ne kadar almanyada ise de kalpleri hala geldikleri topraklarda atıyordu. yıllar geçti, teknoloji hızlı ilerledi ve hiç hayal edilemeyecek bir gelişmeyi son 1 yılın içine sığdırdık. ülkeye telefon etmek için artık telefon kulübelerinin önünde beklemiyorduk, bir de her arandığında çıkmaz, düşmezdi, türkiye! düşünce bir de evde yoksa kimse diye endişe duyulurdu. ya şimdi, her evde bir türk kanalı seyrediliyor ve kemal sunal konuşmalarının yerini daha başka konuşmalar alıyordu. telefon etmek için artık telefon kulübeleri beklenmiyor, her an elinden düşmeyen cep telefonu ile de karşındakine ulaşabiliyordun. ülke kalkmış almanyanın içine girmişti sanki! fakat almanyanın gizemi türkiyede yaşayanlar için hala bir sır. oralar hala cennet olarak gören hayal yolcularını varlığını burada yaşadığım süre içinde gördüm. türkiye almanyada yaşayanları artık euro olarak görmüyor şimdi lobi olarak görmeye başladı. roller değişmiş, bu rollere uygun vatandaş aranıyordu. hala da bulmuş değil türkiye, aramalarını sürdürüyor. lobi ne demek? hiç düşündünüz mü? lobi, almanya içinde türkiye çıkarlarını hangi koşulda olursa olsun korumak anlamına geliyor. ... Devamı

insan yaşadığını yazıyor, düşündüğünü yazamıyor ama her zaman!

2006-06-22 21:33:00

gecekonduda oturan vatandaş, bizim çadıra ne ihtiyacımız var, evimiz zaten onu aratmıyor! evinin önünde toyota arabasını içinden bağırıyordu! apartmanda oturan hemen mağazalara koşup çadır alıp parklara sererken bir yandan da söyleniyordu, fırsatçı ib..ler diye, çünkü normal fiyatın kat kat fazlasına almıştı çadırını. henüz kurmaya çalışıyordu o küfürleri savururken. çadır kurmanın ne kadar zor olduğunu kurmaya çalışırken öğrendim. bir yandan panik durumlar insanın kafasını sakin çalışmasını engellediğini düşündüm. ben bir yandan acaba resim çeksem mi diye iç geçirmeler içindeydim. bu durumda siz olsanız resim çeker misiniz, yoksa yardım mı edersiniz? ben ikincisini seçtim, henüz resim çekmedim. sizce doğru mu yaptım? insan yaşadığını yazıyor, düşündüğünü yazamıyor ama her zaman! şu anda türkiyenin gündemi van'dan atıyor, okuyorum gazetelerden. çıkarma üzerine çıkarma yapıyorlar! van kendini canavarı ile tanıtamadı ama bir savcı sayesinde tüm ülkeye tanıttı. renkli gözleri ile kedileri bile bu durumdan kıskanmıştır. kim anıyor şimdi kedilerini? van'ın bir de kahvaltı kültürü gelişmiş, ama oraya gidenler sanırım kahvaltı dahi etmeden yollara dökülüyordur! kalesi ve bir adadaki kilisesi dahi şimdi gündemde olmayan il oldu van! bir ülkenin başbakanı uçağa binmeden ya da uçakta ülke sorunları ile düşüncelerini açıklıyor. sormazlar mı adama, o ülkenin toprağını mı beğenmiyorsun da orada açıklamıyorsun? uluslararası sahada açıklama yapıldın mı suç unsuru teşkil etmiyor? ileride belki mahkeme önüne çıkarım korkusu hakim bu son başbakanlarda! çünkü hakim sorduğunda sen böyle böyle açıklamada bulunmuşsun, o da der ki efendim türkiye topraklarında açıklamadım o beyanatı, ve mahkemelerin alanına girmez! onun yargılama alanı buraları değildir deyip beraatını isteyebilir!... ya da dar alanda sesi daha gür çıktığını mı düşünür bir insan. bir gözlemim var, bir yürüyüş kortejinde giderken bir köprü altına gelindiğinde kitle tüm gücünü ses tellerine verip b... Devamı

deprem üzerine...

2006-10-17 21:32:00

dün akşam söylentiler üzerine dışarıda çadır ve arabalarda geçirdik. ayaz bir geceyi parçalayan yaktığımız odun çıtırtılarıydı. belli bir saatte kadar uykusuz direnmeye çalışsan da bir süre sonra gözler aşağıya doğru iniyor, elbette bunda soğunda etkisi var. düşünün bir ülkenin başbakanı ve hükümeti, kaç gündür sallanan ilin halkına bir geçmiş olsun demedi. burada toplanan paralar şimdi pakistana ulaştı. parayı almayı bilen hükümet, geçmiş olsun diyemiyor. çünkü derse hele gel kardeşim, bak raporlarla belirlenmiş yerlerin yeniden inşaatı, güçlendirilmesi gerek. izmir ilinin hastanelerinin % 90 nı yeniden güçlendirmeye ihtiyacı varmış. okulların durumunu sormaya gerek var mı? valilik binası dahi çatlamış. afet idare merkezidir orası!.. itfaiye ve ilk yardım araçlarının girmeyeceği sokak ne kadar izmir'de biliyor musunuz? sanırım ilin %60'ına bu araçlar giremez. sokaklar çok dar ve o dar sokaklarda park edilmiş araçlar var. şehirin en planlı yerinde oturuyoruz, ona rağmen bir anda yol daralabiliyor. izmire yapılmış bir çok site var, bir bölümü zaten heyelan altında, eğer 6 dan yüksek bir deprem olursa ve 30 saniye sürerse her birinin yok olacağı düşünülüyormuş. bak bunu ben duydum. ama gördüğüm narlıdere üstündeki narkent erozyon tehlikesini uzun süredir yaşıyor, kaymayı önlemek için yapılan duvarlar çatlamıştı. depremlerden sonra görmedim ne haldedir diye.. izmir şanslı günlerini yaşıyor, daha kötü olabilirdi. bütün bunlara rağmen izmir sokaklardaydı. yazlığı olan ise yazlıklarına kaçtı. her sallantı sonrası ana yollar kapanıyor. bu da ayrı bir not olarak düşeyim dedim. İzmir kaderi ile baş başa kalmış bir görünüm izliyor, sadece sürekli değişen dedikodular ile panik bir kez daha körükleniyor. Panik olunca da artık, paniksiz insan kalmıyor sokaklarda, grip virüsü gibi yayılıyor gidiyor. Sokaklar şimdi boş, parklar çadırlara emanet. Sessizlik her yere hakim, yer altından gelecek sesi bekliyor! Köpek ulumalarını dinleyen ve ona göre tahmin yürüt... Devamı

deprem izmiri çok sevdi...

2006-06-21 21:31:00

deprem izmiri çok sevdi bırakmıyor kaç gündür. bu sefer gece bire yaklaşırken kendini anımsattı. aman tanrım ne o sallantı, biraz uzun sürdü bu sefer. sefer diyorum merkez üssü seferihisar! dışarıya fırldık, ne oluyoruz der gibi, sonra dışarıda ateş etrafında kaç şiddetinde olduğuna dair tahminler, ve radyo ile açıklanan sonuç 5,9 şiddetinde olmuş. arkasından artçılar gelmiş. bu arada tüm telefonlar yine kesildi, telefon sorununa çözüm getirilmesi gerekli, düşünsenize,bir yıkıntı altına kalan vatandaş yardım için birini arıyor, sonuç hüsran! ulaşamıyor, servis dışı gibi anlamsız kelimeler. ne anlatır bu kelimeler? telefon acil durumlar için önemli olduğunu bir kez daha hissettirdi. her şey gönlünüzce olsun!.. izmir ve civarında oturan arkadaşlara yeniden geçmiş olsun derim, deprem yağmuruna tutulduk sanırım, yağmurdan ve doludan kaçış yok gibi, paniklenmeyin ve sakin davrandığınızda daha güvenli olacağınızı bilin derim. çünkü panik anında ne yapacağını bilemeden kendine ve çevrene zarar verebilirsin. öncelikle sakin ol! hepinizi sevgiyle kucaklıyorum..   haa dışarıdan gelir gelmez duygularımı yazmak istedim, bu da benim terapim!..   21.10.2005  ismail cem özkan... Devamı

dünyanın en yüksek dağı...

2006-10-17 21:30:00

everest dünyanın en yüksek dağı, sanki dünyanın zirvesi diyebiliriz. bu dağ ile ilgili bir film izledim, orada benim ilgimi çeken dağa tırmananlar değil elbette, onlar kendi egolarını tatmin için en tepeye çıkmaları benim açımdan ilginç değil. fakat beni ilgilendiren bölüm, bu dağın en doruğuna çıkarken yanlarında bir çok eşya taşımaları ve taşıdıklarını geri götürmemeleri üzerine olan bölüm. dünyanın zirvesini bile insanoğlu kirletmiş. yanlarında götürdükleri oksijen tüplerini, bittiği yere bırakıp dönmüşler. dağın zirvesine çıkmak için kurulan ve daha çok turistlik tesis haline dönmüş olan kamplarda ise içme suyunda koli basili varmış, yani insan pisliği! düşünebiliyor musunuz, dağın zirvesinde içme suyu dahi kirlenmiş! şimdi içme suyu dediğimiz, bildiğimiz musluktan akan değil elbet, kar ve buzdan oluşuyor. bunları eritip içme suyu elde ediyorlar. insan dışkısı o karı kirletmiş. zirvenin biraz üzerine çıkalım, ne göreceğiz? bir çok uydu! lojistik amaçlı, televizyon vericisi, bilimsel, askeri vs. vs. vs. diye giden bir çok araç! uzay boşluğunda dünya yörüngesinde dönüp duruyorlar. orada da bir pislik yaratmış insan! gök, yer, su her yerde pislik! dağın zirvesinde insan dışkısı olurda uzayda olmaz mı? bence olur! yaşam boktan oldu deriz ya ara sıra, gerçekten oldu mu dersiniz? uzay filmlerinde neden insandan başka canlı olmadığını şimdi daha iyi anlamaya başlıyorum!   20.10.2005  ismail cem özkan... Devamı

okulları izliyorum her sabah...

2006-06-22 21:29:00

okulları izliyorum her sabah. şu anda oturduğumuz ev bir okula çok yakın. hani eskiden çan çin gibi çalan zillerin yerini şimdilerde bir müzik almış. hani tüpçülerin araçlarından çıkan zile benziyor. tek farkı kadı sesi yok! tüpçü araçta ne çalıyor, milaaangaaaaz! peki okulda ne çalması gerek? okullara reklam alınması gerek, her zil çalmada bir marka öne çıkarılıp okula katkı sağlansın! duvarlara resimler asılmalı, içinde reklam olan! böylelikle depreme dayanıklı hale getirilir okullar! velilerden alınan şu dayanışma ücretleri de tarihe karışır! okul kantininde gerektiği kadar reklam yapılan ürünlerde olmalı! şimdi diyeceksiniz ki, hayırdır eğitimi ne hale getirdin? ben türkiyede eğitim olduğuna inanmıyorum ki, asker disiplini ile çocukları belli bir düzene getirmeye çalışan sistemi görüyorum! pavlovun köpeği var ya, hani zil çaldığında ağzından salya akan, işte eğitimden anladığımız bu olsa gerek! her sabah çocuklar okulun önüne diziliyorlar, belli bir sıra ile dersliklere girmek için. sonra mikrofonda bir ses. dikkat! hazır ol! ve türküm çalışkanım diye başlayan bir başka ses onu izliyor. tüm çocuklar bir ağızdan türküm, çalışkanım! varlığım türk varlığına armağan olsun! diye de bitirip derslere giriyorlar. şimdi bu durumu kim savunur bilemem ama ben hiç hoş görmüyorum. ülkemiz çok kültürlü bir toplumdur. her kültüre saygı duyulmalı. hiç bir kişi biri için veya ırk için kendini feda etmemeli. yaşamak en önemli meziyet. ve okullarda sevgi öğretilmeli, fedai olmak öğretilmemeli. o eğitimden geçen kişi, elbette birilerinin tetikçisi olur. elbette o ülkede durmadan yeni kahramanlar çıkar. yeni rambolar ülke içinde çekici gelir. yola çıkan varlığını kime emanet eder? her gün yüzlerce insan yolda ya sakat kalıyor, ya da ölüyor. askeri disiplin içinde eğitildiği için olsa gerek, başkasının yol hakkına sahip duyacağına tecavüz ediyor! güçlü olan ezer! varlığı türk varlığına armağan olsun! yollar gözü karaların olsun! vatan sağ olsun! askeri dis... Devamı

kuşları severim, gökyüzünün efendisidirler!

2006-10-17 21:28:01

kuş meselesini konuşacaktım kaç gündür, fakat o da erozyona ya da depreme uğradı ve gündemden düşüverdi! unuttuğumu sanıyordum ama bugün birden anımsadım. kaç günden beri guguk sesi ile uyanmıyorum. hani şu kuş gribi türkiyede gözüktü ya, o günden beri yok kuşlar gökyüzünde! hep balkona gelen güvercini gözüm arıyor, yok! onlarda göçmen kuşları değil ki, göçmen kuşlarının arkasına takılıp gitsinler. sığırcıklar vardı hani yerde zıplaya zıplaya gidenler, onları da göremiyorum. konak'a gidiyorum, şu güvercinleri abdülhamitin diktirdiği saat kulesinin etrafında göreyim diye, bakmadan geçiyorum oradan! yok yok, ne oldu bunlara? yoksa hepsini yok mu etti insanoğlu? kuşları severim, gökyüzünün efendisidirler! özgürlüğü kanatlarını altına alıp dünyayı dolaşırlar. sizin hiç kuşlarla ilgili anınız var mı? benim çocukluğumdan beri şehir kültürünü iç içe gördüğüm guguk kuşunun sesini, her sabah onun sesi ile uyanmanı getirmiş olduğu huzuru! sığırcıkların peşinden koşmam, çocukluğumda! bir ara haşarı mı haşarı, yaramaz mı yaramaz olmuştum. kendi ellerime yaptığım sapan ile kuşların arkasından attığım taşlar. sonra farkına vardım ve bir daha atmadım kuşların arkasından taş. uçamayan kuş, tavuklar. bir ara köyde yaşadım, kısa bir sürede olsa. o köyde bir horoz vardı, değme köpeğe taş çıkarırdı. müthiş bir bekçiydi. tanımadığının kafasına zıplar ibiklerdi! kuşlar hayatımızın bir alanına girer ve çıkar, ama hep bilinç altımızda yer ederler. çocukken kim beslemedi evinde muhabbet kuşunu? ben büyüdüm, kuş cennetlerini görmeye gittim. orada uçanları seyretmek bütün yorgunluğu alıp götürüyor. hatta bir gün eski bir kız arkadaşımla çırılçıplak soyunduk, kuş cennetinde çılgınca ama kuşları da rahatsız etmeden aralarına katıldık. doğanın bir parçası olmak farklı bir duygudur. şimdi aklınızdan ne hınzırlıklar geçiyordur, ne fanteziler düşünmüşünüzdür. o düşündüklerinize hemen yanıt vereyim. kuş cennetinde kuşlarda sevişmiyor mu? iki çıplak karşı cinsten insan, elb... Devamı

artıçılar eşliğinde...

2006-10-17 21:28:00

şu anda artıçılar eşliğinde çaktırmadan sallanıyorum. sanki içimde bir şey sallanıyor, ya da öyle hissediyorum. ama sonuç olarak sallanıyorum. sabah yatağımdan kalkacağım, henüz yeni yatmıştım ama bir anda uyku tutmadı ve kalktım, ne hissedeyim dersiniz? uykuda değilim hayır, uyanığım ve hala sallanıyorum! akşam eve geldiğimde 500 ün üzerinde sallanmışız. burada daha çok hissediliyor, çünkü deprem alanına çok uzak değiliz!.. şu anda bu satırları yazarken de sallanıyorum. ama hoş bir sallantı, içimde bir çocukça duygu hakim, sallanacakta sallanıyormuşum gibi. çocuklar gibi sallanıyorum ama bu sefer tüm izmirlilerle birlikte. kimse kimseye el ile işaret etmiyor, adama bak, kaç yaşında hala salıncağa biniyor diye! çünkü herkes salıncakta! neyse bu salıncaklı durum bir hafta sürecekmiş, eğer sallantı durursa insanlar ani fren yapmış otobüsteki gibi yere yuvarlanacaklar gibi bir his var içimde. içimdeki çocuk çok şımarık, durmadan dalga geçiyor kendisi ile! ne demek efendim ne demek, benim ile dalga geçiyor! koca adam olmuş, bak bak korkuyor! ne dersin işte bağırıyor, kızılmaz ki, çocuk işte! geldik bugüne, bugün vallahi bir sabah hissettim, bir de şimdi hissediyorum sallandığımım. çünkü arkadaşlarla birlikte günümü geçirdim. yaşam her şeye rağmen devam ediyor ve günler şöyle böyle geçiyor!.. bir arkadaşıma müthiş bir şaka yapmışlar, onu anlatmadan geçemeyeceğim. bu depremler sonrası sandalyesini alıp dışarıda oturmaya çıkmış arkadaş. sakin sakin otururken ağaca doğru sandalyesinin arka ayaklarını yerde tutp kendini geriye doğru itmiş. bir süre o şekilde oturmuş, sonra geri normal haline dönmüş. bu arada çevreyi gözlemliyor, bir yandan da belki geçmişini düşünüyormuş. yani dalmış gitmiş. bir anda sandalyesinin ileri geri sallandığının farkına varmış, gözlerini yummuş ve içinden neler neler geçiriyormuş. hani derler ya, bendi bezi atmış. tansiyonu düşmüş, paniklemiş. ne oluyor bu kadar sarsıntı diye çevresine bakarken, sadece kendisinin o kadar sarsıldığını... Devamı

randevu verilir mi depreme?

2006-10-17 21:27:00

randevu verilir mi depreme? ben randevuya gelmeyen biri için sevineceğimi hiç düşünmezdim, gelmedi! deprem bilicilerin tahminleri ve randevuları tutmadı ve gelmedi. hiç üzülmedim üstelik. bir yazımda da bahsetmiştim, annemin panik olduğunu. aslında haksızda değil, geçmişte yaşamış olduğu depremlerden sonra. onun panik durumunun yenebilmesi için dışarıya çıktık tıpkı diğer izmirliler gibi. izmir şehri boşalmıştı, üçüncü depremden sonra! yazlığı olmayanlar ise evlerinde geçirmek zorundaydılar bu randevu gecesini! ben de arabayla bir süre sokakları gezdim. gezi saatim gecenin bir yarısıydı. bir çok evin ışığı yanıyordu. korkularını yenmek için mi, yoksa burada biz yaşıyoruz, eğer bir şey olursa unutmayın mesajımıydı? bir çok evde ışık yanmasına yanıyordu ya, parklarda, bahçelerde ve pazar yerlerinde bir çok insanda ateş yakmış, etrafında randevuyu sessizce bekliyorlardı. sessizliği bozan bir telefon sesi ve gidenler gelenler.. evlerde ışıklar sabaha kadar sönmedi, sokaktaki insanlar ise soğuğa fazla dayanamayıp evlerine doğru yollandılar. inatçı bir kaç kişi kalmıştı, sönmekte olan ateşi sönmesini engellemek için ellerinden geleni yapıyorlardı. yanan bir kamp ateşi değil, randevuyu bekleyenlerin ateşiydi. ateş sabaha kadar yandı, ta ki ben sabahın ilk işaretini veren ezanın sesini duyana kadar! gün ağarırken gökyüzünü bulutlar kapladı, o saate kadar gökyüzü yıldızlarla dans ediyordu. bu kadar insanı sokakta ve ışıkları açık görünce aklıma cem'ce düşünceler peydahlandı! demek ki, insanların büyük bir çoğunluğu oturduğu binaya güvenmiyor! eğer güvenmiş olsalar japonyadaki diğer insanlar gibi rahat rahat yatabileceklerdi evlerinde. şimdi dikenlerin üzerinde geçirilen gecenin arkasından bir çok soruda kaldı. deprem bilimcilerin ya da bilicilerin açıklamaları insanları demek ki sakinleştirmeye yetmiyor, ki ben 24 haberlerini izleyene kadar işin bu kadar ciddi olduğunu bilmiyordum. demekteydiler ki, 24 saat içinde daha şiddetli deprem gelebilir, dikkatli... Devamı

deprem...

2006-10-17 21:26:00

her ne kadar sakin olmayı öğrendim desem de bazen sakinlik çevredeki hareketliliğe kapılıp yok olabiliyor. daha önceki yazılarımda da belirttim panik bulaşıcı bir hastalık olarak yorumluyorum, tıpkı korku gibi! bugün izmir içinde fazla kalmadım, izmir'in şirin bir ilçesi menderes'teydim. orada öğlen tatili zamanı yemek yemeye gittiğimde deprem ile ikinci defa karşılaştım. sabah ki karşılaşmamı anlatmıştım daha önce. sakin sakin yemeğimi yedim, fazla hissetmedim, ayağa kalkıp dışarıya fırlayan insanları gördüğümde yabancı biri gibi baktım. karşımda oturan adem dost deprem oluyor, hissetmiyor musun dediğinde sallandığımızı fark ettim. demek ki yemek yemeye daha çok dikkatimi vermişim! bir süre sonra ikinci defa sallandık, meğerse her iki depremde sabah ki depremden daha şiddetliymiş. haberlerde öğrendim. belediye başkanı ile kapıda karşılaştık, hayırdır dedim neden dışarıdasınız? gülerek yanıt verdi, sende biraz önce burada olsaydın anlardın! meğer belediye binasını bayağı bir sallamış, doğaldır dedim, tüm kamu kurumları ihale ile alınıp, ucuza mal ediliyor! sonrası malum, önce okullar, sonra kaymakamlıklar, daha sonra ise belediye binaları yıkılıyor evlerden önce! bugün deprem yani yersarsıntısı içinde geçirdik, biraz önce okuduğum habere göre ise sabaha kadar devam edecekmiş, o yüzden bana müsaade dışarıya çıkıyorum.. yarın göndereceklerimi bugünden gönderdim... sevgiyle kucaklıyorum, dost sıcaklığı içinde kalın.. biraz ısınızı izmir'e gönderin, burada bir çok insan sıcak bir merhabaya ihtiyacı vardır diye düşünüyorum.. öptüm..   bu arada izmir'e yakın oturan dostlarıma ve izmirde oturanlara sıcak bir merhaba!..   17.10.2005  ismail cem özkan... Devamı

depremi ilk defa bu kadar yakından hissettim.

2006-10-17 21:25:00

depremi ilk defa bu kadar yakından hissettim. yatıyordum yatağın sallantısı ile uyandım. önceleri hiç farkına varmadım, sallanıyordum, hayırdır dedim ne ola ki, rüyada insan bu kadar sallanmaz ki! neyse bu arada başımda annem, hadi kalk yavrum deprem oluyor! daha önce yaşadığı için depremi daha bir heyecanlı ve panik halde olduğunu gördüm. daha sakindim, gerçi daha önce deprem yaşamıştım ama hep uykuda rastladığım içinde farkında olmamıştım. daha sonra komşulardan öğrenmiştim ya da haberlerden! annem sakinleşmek için şimdi akraba, komşuyu telefonla arıyor, eh sakinleşti sayılır! ilk duygularım ne diye sorarsanız, ilginç bir durum, aynı televizyonlarda gördüğüm gibi bir arkaya bir ileriye doğru sallandık. bu sallantı biraz uzun sürdü gibi. bu sallantıya benzer bir durumu lunaparkta yaşamıştım. almanyada tabi ki, çünkü türkiyedeki lunaparklar çok güçlü adrenalin arayanlara göre yapılmış, benimde o kadar güçlü adrenal salgım yok! lunaparkta yürüyüş bantları vardı, oradan yürürken bir bant depremde olduğu gibi sallanıyor, insanlar yere yuvarlanıyor, yuvarlanamayanlar ise zafer havasında çevreye bakıyor. beni merak ettiniz değil mi, o bantta düşüp düşmediğim konusunda! ben önce insanları izledim, hemen bandın üzerine çıkmadım yani, ee tedbirli insanım! sonra çıktım, dışarıdan görüldüğü gibi değil, gerçekten insan düşüyor!.. ben ne yaptım biliyor musunuz? yardım ediyor ayaklarında yerde başkasına tutundum! aslında ben de düşmüştüm ama hiç bozuntuya vermedim! sabah sabah sallanarak uyandım. tüm mahalle sokakta, okul öğrencileri okulun bahçesinde. ve ben sakin sakin oturdum yazı yazıyorum.. çünkü yaşamda sakin olmayı öğrendim!...   17.10.2005  ismail cem özkan... Devamı

pazar sohbeti...

2006-10-17 21:24:00

pazar sohbetini yapmadığımı düşünebilirsiniz. aslında yapacak bir konu bulamadığım için yazamadım! çünkü o kadar önemli bir şey yaşamadım yaşama da o kadar tanıklık yapamadım bugün! ne yaptım dersiniz, pazar klasiği sadece yattığımı ve gazete okuduğumu düşünebilirsiniz, ki haklısınız derim! fakat sabah erken saatlerde bit pazarına gittim. izmir'i tanımak için bir de bit pazarına uğrayın derim. eski resimler, eski eşyalar aklınıza ne gelmeyecekse bit pazarında bulabilirsiniz. her şehirde vardır aslında bit pazarları. bugüne kadar gezdiğim bir çok şehirde gitmişimdir. ne yazık ki yanımda götürmemişim kameramı. o yüzden resim yok! bit pazarına gidince insanın gözüne neler neler takılmıyor ki, eski resimler, kaldırıma düşmüş kitaplar, kullanan için çok değerli olan eşyalar orada sadece tezgahta duran bir eşyaya dönüşmüş. ne hayaller vardır tezgahta sergilenen eşyalarda. her biri bir tarih! şu anda başucumuzda sakladığımız bir eşyanın ileri bir tarihte bu tezgahlarda olmayacağını kim garanti edebilir? tozlu yollarda tezgahları gezerken geçmişim gözlerimin önünden geçti gitti. vazgeçemeyeceğimi düşündüğüm nice eşyam nerededir şimdi? belki bir bit pazarında birini bekliyordur! kaldırıma düşen sadece insanlar değil, kitaplarda olduğunu gördüm. yazarı onu ne hayallerle yazdı, ne gibi emek gizli, o kitabı büyük heyecanla alan ve okuyan ne gibi hayaller kurmuştur onu okurken, ya şimdi? kaldırımda sadece hayat kadınları beklemiyor, kitaplarda! bir vazo, hangi salonu süslemiş? camekanlara konan ve evin en değerli eşyaları olur ya, camekanların arkasına konur, hemen hemen her evde olan ve kadınların büyük incelikle gözleri gibi baktığı eşyalar. şimdi kaldırımdalar! özel albümdeki resimler! tek tek bakıyordum, geçmişin insanlarının gözlerine. bazıları çok yıpranmış bazıları hala yeni, çok iyi korunmuş! o güne uygun kıyafetlerle çekilmiş resimler, gözlerdeki umutlar, şimdi kaldırımdalar! tozlu yolların tozunu üzerlerine alıyorlar, belki tarihin tozu üzerimize ... Devamı

yeni kahramanlar yaratmakta üstümüze yok!

2006-10-17 21:23:01

yeni kahramanlar yaratmakta üstümüze yok! hem de hiç gündeme alınmayan biri bir anda gündemin tam ortasına düşüveriyor! bundan bir süre önce trt gibi devlet televizyonundan ayrılmasına karar verenler, arkasından göz yaşı döküyorlar! o ayrılışı kaç kişi merak edip sormuştur, acaba neden bu sohbet programa son verdiniz? yazarın görevi yazmak, ayrılmış olmasına rağmen yaptığı işi yarım bırakmayacak kadar disiplinli bir insanın yaptığını yağmış ve üretmeye devam etmiş. 12 eylül rejimi tüm medyadan sanatı, romanı ve şiiri dışlamıştı. şimdi o rejimin yetiştirdikleri şairine sahip çıkıyor! atilla ilhan öncesi de bir çok değerli yazarımız bu dünyadan göçtü, peki neden bu kadar kitleselleşemedi ölümü? kitaplarının satışı belli olan birinin ne kadar çok seveni varmış! bu kitlesel katılım ve toplumun sanatçısına sahip çıkmasından çok memnun oldum ama kafamda da bir çok sorunun olduğunu inkar edemem! bu kitlesel katılıma ayrı duruşu mu etki yaptı? kemal tahir ile birlikte anılıyor büyük şair, neden? çünkü ikisi de farklıydı ve genel söylemler içine sığdırılmayan şeyler söylüyorlardı. İkisinin de ortak yanı olmasına rağmen tarihe bakışta büyük ayrımlar taşıyorlardı. resmi ideolojinin dışında ve sol ideoloji içinde de kendine yer bulamayan bu iki yazarın ortak anılması tesadüfi olmasa gerek! fakat hala benim kafamda soru şu, neden durduk yere bir kahraman ilan edildi ve tüm gazetelerin ve televizyon kanallarının ilk haberi olmasına taşındı? acaba demekteyim, bu arada gözden kaçırılması gereken önemli bir gelişme mi oldu? kuş gribi, ab ek protokolü, sakalı şerif meselesi.. düşünüyorum, düşünüyorum bulamıyorum. bu arada gözden ne kaçtı? nato'nun ermenistan’da ki toplantısı mı? ırakta yeniden oluşturulan devlet mi? kıbrıs'ta bilmediğimiz bir şey mi oldu? kürt diyarında yeniden başlayan çatışmalar mı? gözümüzden ne kaçırılıyor? ben bulamadım, eğer bulursanız bana bildirin!.. bir anda göz önünde (popüler kültür anlamında) olmayan birinin ölümü bu ka... Devamı

korku toplumu ne zaman olduk?

2006-10-17 21:23:00

korku toplumu ne zaman olduk? ne zamandır her şeyden her karanlıktan korkar olduk? bunun üzerine düşünmem o kadar eski değil, biraz öncesine kadar da aklıma getirmemiştim! korkular panik gibi geçici bir hastalık durumu olarak tanımlıyorum! fakat toplumsal olarak korkularımız çok eskilere dayanır. ne zaman göçebe yaşantıyı bırakıp yerleşik yaşama geçtik o günden sonra korkular üzerimizden eksik olmadı diye düşüncelere dalıyorum. padişahlar kendi topraklarının üzerinde yaşayan ahaliyi düzene sokmak için korkuyu sürekli topluma yaymışlardır! o kadar ileriye gitmişler ki, kimin ne içececiğine kadar padişah karar verir konuma gelmiş. kimin ne kadar vergi vereceği, kimin ne kadar askere evlat vereceği her şey bir merkezden kararlaştırılmıştır! yani korku bir merkez tarafından mı kontrol ediliyor? peki tarih boyunca korkuya karşı mücadele eden insan, yerleşik topluma geçtikten sonra korkuyu kontrol edebileceğini öğrendikten sonra kendi amaçları yönünde kullanılmasını hiç düşündünüz mü? evet, günümüzde topluma verilen korkular kontrol edilebilen korkulardır! belli dozda verilen korkular belli bir süre sonra anlamsızlığı ile karşı karşıya kalan ahali, korkuyu yenene karşı minnet duygusunu güçlendirmiş oluyor! devlet bu aşamada önem kazanıyor! çünkü korkuyu en iyi kontrol edebilme aracıdır! tarihimizde kısa bir gezinti yapalım ne dersiniz? 4. murat içki yasağı koyarak içki içenlere karşı zulüm uygulamış. peki bu durumda korkuyu yenmek için ne yapmış tebaasındaki insanlar. mizahı geliştirmiş ve en güzel fıkralar o dönemde üretilmemiş mi? en karanlık dönem tarihimizde abdülhamit dönemidir. karanlık çağıdır osmanlı imparatorluğunun. bu karanlık çağda akla hayale gelmeyen işkenceler yapılmış, arkadaş arkadaşından korkar hale gelmiş! abdülhamit gizli servisini kontrol etmek için dahi başka bir gizli servis kurdurmaktan da çekinmemiş! o kadar ileriye gitmiş ki, azınlık vatandaşların evlerini kırmızı çarpı işaretiyle işaretletmiş ve onları göçe zorlamış. zaten bi... Devamı

panik!

2006-10-17 21:22:00

panik! yaşantımızın bir vazgeçilmesi mi olmaya başladı son yıllarda? önceleri deli dana hastalığı yüzünden tüm avrupa ülkelerinde büyük bir panik yaşanmıştı. o yaşantı içinde oradaydım! hayatımda hiç yemediğim etleri o dönemde yedim. panik bulaşıcı bir hastalık olarak görüyorum. örnek mi bu duruma? düşünün bir kez, en işlek caddedesiniz, bir anda biri yukarıya bakıp koşmaya başlıyor bu durumda ne yaparsınız? düşünmeden koşarsınız değil mi? çünkü o kişinin panik durumu aynı anda sizi kuşattığını durduğunuzda anlarsınız! uçakta gidiyorsunuz bir anda türbülansa girdi ve uçak türk karayollarında giden araç gibi zıplamaya başladı, ne olur? çocuklar ağlamaya büyükler kendini sıkmaya başlar ve sonra panik! birileri dua ederek bu durumdan kurtulmaya çalışır, birileri ise içer! bir anda tüm uçak panik halini alır! birde bunun kara yolunda giden olarak düşünün? hiç otobüste giderken otobüsün sallanması neden panik yapmaz insanı? sınav öncesi elleri terleyen ve bendi benzi atan biri ile karşılaştınız, acaba aynı sınava girdiğinizi düşünürsek sizinde bir panik durumu yaşayamayacağınızı kim söyleyebilir? üniversite sınavlarında bu durumu görmüşsünüzdür! sınav kapısında heyecanlanan, ne yapacağını bilmeyen birileri!.. kuş gribi geldi ama insanlarımızda bir panik başlamadı! panik olanlar şimdilik üretici, çünkü giden tavuk, hindi ve kaz olarak değil de, para olarak gördüklerinden paniklenen üreticileri kaç gündür tv'den izliyorum! köylüler ise olaydan haberleri yok, neden öldürecekmişim, günah efendim diyenleri.. çünkü panikten sanırım köylülere durum tam anlatılmamış! kimler panik halinde kimler değil? panik bulaşıcı bir hastalıktır, bakarsınız türkiyede bir kaç gün sonra beyaz et ve yumurta tüketimi en düşük seviyelere inebilir! panik hasatlığının yayılmasına bağlı bir durum! paniksiz bir gün geçirmeniz dileği ile.. sevgiyle kalın..   11.10.2005  ismail cem özkan... Devamı

dağlardaydım dün...

2006-10-17 21:21:00

dağlardaydım dün. gökyüzünde yağmur bulutları asılıydı, sabah biraz soğukça bir gündü izmir'de.  cep telefonun sesi ile uyandım. kahvaltı dahi yapmadan yollara çıktım. tam zamanında varabilmek için narlıdere'den konak'a hızlı bir şekilde vardım. konak çevresinde park yeri aradıktan ve bulduktan sonra buluşma noktasına tam zamanında vardım. beni davet eden ve zirve dağcılık kulübü yöneticisi hafize yiğit ile merhabalaştıktan sonra yerime geçtim. artık dağa çıkmaya hazırdım. gideceğimiz yön yeni foça ilçesine bağlı bir dağ seçilmişti. uzun zaman spor yapmayan biri için dik yamaçlarda yürümek biraz itici geldiğini söyleyebilirim. amaçlanan yere dört dolmuş vardık. kısa bir konuşma ve uyarılar sonucunda yürüyüşümüze zeytin ağaçlarının altından başladık. yeşilin dansı vardı yeryüzünde. güneş yakıcı olmasa da gökyüzündeydi. sabahki yağmur bulutları yerini hafif bir esintiye bırakmıştı. grubun en arkasından gidiyordum, bol bol resim çekmek ve bir de hareketsizliğin getirmiş olduğu herhangi bir yorgunluğa yer vermemek için kaslarımı ve nefesimi ekonomik kullanmak için! en arkadan gidene artçı deniyormuş, bu şekilde öğrenmiş oldum. arkada giden grup olarak yanımızda çocukların olması yadırgatmaz sanırım. yürüyüşe her yaş grubundan insan katılmıştı. her biri uzun zamandır yürüyüş yaptığından rahattılar. çocuklar oynayarak ve bir oyun yeri havasında yürüyüşlerine katılıyorlardı. doğaya ait olan o en güzel seslerini çıkarıyorlardı. çocuk sesleri doğanın bir parçasıdır. benim için zorlayıcı olmayan bir tırmanış ile dağın doruğuna tam varmasakta belli bir yerinden sonra aşağıya doğru kocabeyli köyüne doğru yürüyüşe geçmeden kısa bir mola verildi. bu mola yeri çöpten geçilmiyordu. meğerse askeriyede eğitim amacıyla bu dağlarda yürüyüş yapıyormuş ve onların bıraktığı çöp yığını ile karşılaşmışız. oraya daha önce gelenlerin yalancısıyım vallahi!.. kısa bir mola sonrası çıkış kadar rahat bir şekilde aşağıya doğru grup halinde yürümeye başladık. her yol kend... Devamı

çığlıkların içine bir yenisi daha eklendi.

2006-10-17 21:20:00

bugün cumartesi, çığlıkların içine bir yenisi daha eklendi. pakistan ve hindistan sınırında meydana gelen yersarsıntısı sonucu dünyayı kaplayan çığlıklara bir yenisi daha eklendiğini maalesef duymuş oldum. yağmur ormanları gerektiği kadar yağmur almadığı için dünyanın akciğeri maalesef yok olmaya doğru gidiyor. meksika körfezini vuran tayfun çığlıkların yükselmesine sebep olmaya devam ediyor. bbc haberlerine göre ise abd başkanı bush tanrı ile konuşuyormuş ve yaptığı savaşları tanrı adına yaptığını iddia etmiş! el kaide evrensel çapta bir tv yayına başlamış, tanrının sesi adı altında! çığlıklar her yerimizi kuşatırken acaba kulaklarımız bütün bunlara alışıyor mu? bütün acıları duymaz, görmez olmuşuz. evimizin balkonundan çıkıp evin yanında olan parka dahi bakamaz konuma gelmişiz! parklar işgal altında, yollar işgal içinde. fransız sokakları eskisi gibi isyankar değil, her an bir köşeden çıkacak ve oluşacak çatışmayı haber vermiyor. fransa sokaklarına bakan yabancıların oturduğu binalar ateş içinde kalırken, içindeki çığlıklara kulaklarını kapamış komşular duyar oldum! nerede kaldı, özgürlük için yürüyen o onurlu insanların torunları? şimdi sokaklar daha bir boş, daha bir pis! karnaval zamanı çıkıp şaklabanlık yapan sıradan bir vatandaş olduk, karnaval bittiğinde sokakları yine eskisi gibi boşluğa bırakabiliyoruz! avrupa son nefesini verirken, dünyanın bir yerinde oraya adım atacağını düşünen kitlelerin hayali ile karşılaşmak ve şahit olmak bile ilginç geldi bana. çünkü tek kurtuluşun, tek çıkış yolun o olduğu öğretildi yıllarca. bir yönden de haklılar, çünkü büyük bir belirsizlik içinde kendi etrafında dönmekten kurtulmuş olacak ve yeni bir hedefe doğru gidecek bu insanlar. umut ederim hayal kırıklığı fazla olmaz, en azından kendi kuyusundan çıkmış olacak, bunun içinde olsa destekliyorum!.. bu yeni yola karşı mayınlar döşemekten ve geleceğe müdahil olmak isteyenler elbette olacak. askeri darbeleri özleyenler elbette bu durumdan rahatsız olacaktır... Devamı

dünya çığlıklar içinde yok oluyordu.

2006-10-17 21:19:00

dünya çığlıklar içinde yok oluyordu. tarih durmadan dramların üzerinde yükseliyor gibi bir duyguya kapılmıştım, hızlı bir şekilde akıyordu. peki tarihin neden bu kadar acelesi vardı ve nereye doğru koşuyordu? kim bilebilir, nereye koştuğunu? tanrı adına cinayetler işlenmesi normal karşılanmaya başlanmıştı. en huzurlu günlerde dahi cinayet işleniyordu dünyanın her hangi bir yerinde. tanrı adına yapılan savaşları geriye bıraktığımızı sanıyordum, şimdi yeniden alevlenmekte. müslümanların en önemli ayı olan ramazan ayında tanrı ile birleşip iç temizliğini yapması gerekenler, aç olan komşusunu doyurmak zorunda olanlar; cenneti, kılıçların ve bombaların gölgesinde görenlere karşı sessiz kalması ile acaba bu suça ortak olmuyorlar mı? ulus adına verilen kararlar sonucu bir çok kültür ve insan ortadan kaldırılmıştı, fakat şimdi devam eden bu çılgınlık ne adına yapılıyor? dünya çığlıklar altında yok olurken senin çığlığını duyan olur mu?   07.10.2005  ismail cem özkan Devamı

parklar ve bahçeler bugünlerde...

2006-10-17 21:18:00

parklar ve bahçeler bugünlerde uyuşturucu kullananlara ve sokak serserilerine emanet olmuş! akşamları bir yeşil alandan geçerken bir çalının arkasından tiner çeken birinin size saldırmaması ihtimali giderek azalıyor. izmir konak belediye başkanı artık park ve bahçe yapmalarına ve var olanların kapatılması için o yörede oturan vatandaşlardan istek geldiğini belirtti. bu istemin sadece elbette küçük bir ilçeyle sınırlı değil, tüm türkiye çapında düşünmek gerek! nasıl oldu da tiner çekenler sur diplerinden veya duvar diplerinden kalkıp şehrin tam orta yerine ve yaşam alanların içine girme cesareti gösterebildiler? çünkü bunları ancak türk sinemalarında görmeye alışık olduğumuz sahneler artık gündüz gözü ve her yerde görmeye başladık! tiner çekende, uyuşturucu kullananda bizimi vatandaşımız, bu konuda ayırım yapmıyorum, fakat bu bizim vatandaşlarımızı korumak ve sağlıklarına kavuşturmak için neden kimse elini kımıldatmıyor? görünümde sağlıklı olduğu topluma neden korku yaymalarına izin veriliyor? sağlıklı toplum sağlıklı bireylerden oluşur tümevarım şeklinde düşünürsek acaba demekteyim, bizim toplumumuzun sağlıksız olduğunu mu vurgulamak istiyorlar birileri dışarıya karşı! çünkü içerideki sağlıksız olduğunu hiç bir zaman göremez! ben bunların tesadüf olduğuna inanmıyorum, ama belki sizlerin düşüncesini alırsam bu konudaki düşüncelerim yerli yerine oturur! siz ne demektesiniz, bu insanların parkları bahçeleri işgal etmesini? yoksa bizim çocuklarımızda mı o bahçelerde bir şeyler çekmekte? izmir'de uyuşturucu kullanım yaşı 12 olmuş, yani ortaokula düşmüş. okulda okuyan bir öğrenci, kendisine iyi davranmadığını düşündüğü öğretmenini rahatlıkla bıçaklayabiliyor, saldırabiliyor. üstelik bu saldırıdan sonra okulda da okumaya devam ediyor. peki bu normal mi? ana caddeler kapkaça teslim, parklar tinercilere, okul önleri uyuşturucu satıcılarına.. peki bizler nerede yaşamak hakkımız var?   aklıma bir fıkra geldi bu soruyu sordukta sonra, anlatamadan geçemey... Devamı

yeni uygu devletler !

2006-10-17 21:17:00

abd yeni uygu devletler topluluğunu dün resmen kurduğunu ilan etti! türkiye'nin ab içine alınması için kulis çalışmalarını yürüten abd resmi olarak yeni bir abd'nin kurulduğunu tüm dünyaya canlı yayın ile ilan etti! şimdi kafanız karışmıştır nedir bu uydu abd kavramı? amerika birleşik devletlerini oluşturan tüm kültürel unsurlar biliyorsunuz ab içinde de var, tek farklı olarak orada devletleşmiş, köklü geçmiş birikimi ile birlikte durmaktadır. avrupa birleşik devletleri (abd) amerika devletinin oluşumundan farklı ama içerik olarak aynı özelikleri taşımaktadır. abd iki büyük sömürge devletinin hakimiyeti altında kurulmuştur. fransız ve ingiliz sömürgelerine karşın avrupadan göç etmiş büyük göçmen birliklerinin oluşturmuş olduğu birlikler yeni bir devlet kurmuştur. bu birliktelik tamamı ile bir sermaye birliği temeline oturmakta ve ulusal çıkarın kişisel çıkar ile eş değer görüldüğü bir yapılanmaya geçmiştir. modern kapitalizm abd topraklarında kökleşmesi tesadüfi değildir, çünkü kıta avrupası bunu yakalayabilecek bir devlet yapılanmasına uygun değildir. çünkü kıta avrupasında oluşturulmuş olan sosyal devlet kavramı ve bismark tarafından geliştirilen devlet bürokrasisi yeni teknolojiye direnme eğimli olmuştur. işte ingiltere’de başlayan yeni liberal dalga bu direnici kırmak için sosyal devlet kavramını rafa kaldırmış, yerine teknik devlet kavramını oturtmaya çalışmaktadır. bu geçiş almanya ve fransa'da geniş halk kitlesi içinde huzursuzluk yaratmıştır, fakat bu geçişe direnebilecek bir de örgütlenme yaratamamıştır. bunda en büyük etken iktidarda sosyaldemokrat iktidarların olması, direniş örgütleyecek örgütlerin yani sendikalarında resmi desteklediği parti olması nedeniyle alınan kararlar karşısında teslimiyetçi tutumu sergilemişlerdir. türkiye'nin ab içine resmi olarak adım atması abd'nin ab içindeki elini kuvvetlendirmiş, ve uluslar üstü firmaların hareket alanını daha da geliştirmiş olduğunu kısa bir zamanda göreceğiz! türkiye ab içi... Devamı

geriye dönüşler tek başına olmuyor!

2006-10-17 21:16:00

bugün pazar, yine bir hafta sonu! benim gibi çalışmayan için pazar'ın bir anlamı var mı? aslında yok, sadece gazete sayfalarının fazlalığı dışında bana bir anlam ifade etmiyor. türkiye'den artık gitme zamanımın geldiğini anımsatıyor takvim yaprakları. sürekli yaşadığım şehir köln, beni beklemese de ben gideceğim. çünkü orada kazanılmış bazı haklarım var ve o haklar yüzünden o şehri terkedemiyorum. yani maceraya atılacak kadar bir cesaretimin olmadığını düşünüyorum. belki bir çekim gücü olsaydı arkama bakmadan gidebilirdim, şimdi o çekim gücünden ne kadar yoksun olduğumu düşünüyorum. gelecek perspektifim günü kurtarmak ile mi sınırlı? son günlerde bu sınırımı düşünmeye başladım. günü kurtarmak mı sorun yoksa yarını daha güzel kılabilmek için harekete geçmek mi? bir çoğumuza yarın kavramının ne kadar göreceli olduğunu konuşmalarımda çıkardım. çünkü bazılarımıza göre belki yarın bir çocuk büyütmek ve onun geleceğini garantiye almak! bazılarımıza göre ise bir kariyer.. bazılarımıza göre ise yaşam nereye sürüklerse orada yaşamak ve hiç düşünmeden. bir gün nasıl olsa yaşam her birimiz için sonlanacak, bireysel sonlanma ya da toplu sonlanma fark etmiyor, şu andaki alışkanlıklar içinde yaşamaya devam ediyoruz. alışkanlıklar değişir mi? belli bir yaştan sonra alışkanlıkların değişebileceğine inanıyorum ama güç olduğunu biliyorum. bir güvence olmadan alışkanlıklar değişmiyor. kaç kişi kendi alışkanlıklarını ret edip farklı bir kulvarda yürümeyi denedi? bunca sene yaptığım ve eğitimimi ret edip yeniden yaşamımı kurgulayabilir miyim? kaç senedir bunu deniyorum ama hala bir cesaret gösteremedim. belki biri yanımda olsa başaracağım diye düşünüyorum. çünkü dayanışabileceğim biri yanımda olması bana güç vereceğine inanıyorum. eskiden hiç geleceği görmeden uçağa atlayıp bir başka kültüre ve ülkeye gidişim ne kadar kolay gelmişti. şimdi tanıdığım bir ülkeye ve kültüre girişim ne kadar zor geliyor.   geriye dönüşler tek başına olmuyor! siz hiç yaşan... Devamı

dün denize baktım!

2006-10-17 21:15:00

dün denize baktım, içinde binlerce küçük balık gördüm. bir bahar tarlası gibi her yer yemyeşildi, içinde büyümekte olan tohumun o güzel evrimini su yüzeyinde gördüm!binlerce balık bir arada, binlerce dalga su yüzeyinde!bir şeyler oluyor, güzel günlerin habercisi gibiydi, binlerce balık ve su!deniz bahar ayını şimdi yaşamakta dedim, biz sonbaharı yaşarken.suya baktım, balığı gördüm!balığa baktım, yaşamı gördüm!o an içimden bir de rakı olsa demedim, hayır ne rakıyı düşündüm ne başka bir şeyi, evrende küçük bir balık olduğumu düşündüm! balık ve deniz iki ayrılmaz bir bütün! 30.09.2005  ismail cem özkan Devamı

ışıkların oynaşmasını gördüm

2006-10-17 21:14:00

ışıkların oynaşmasını gördüm dün arnavut kaldırımı olan sokaklarda. birbirinin içine girmiş ışıklar sokağa ayrı bir güzellik kazandırmıştı. serin bir hava hakimdi oysa gökyüzünde. serinlik hiç bir şekilde içimin üşümesini yanında getirmemişti, aksine daha bir neşe ile sokaklardaki ışıkların dansını seyrediyordum. ayaklarımı onların ritimlerine bırakmış, sokağı tek tek adımlıyordum. sokaklar kimliklerimizin kazanıldığı önemli mekanlardan biri. bütün dünyada sokaklar var, insana ait olan yerleşim yerlerinde! insanın olduğu ve yerleştiği yerlerdeki sokaklar o sokağın içindekilerini de biçimlendiriyor. irlanda da dablin'de protestanların oturduğu sokak, katolikler ile buluştuğu oktaya kocaman bir duvar örülmüştü yıllar önce ingiliz sömürgeler tarafından! duvarın her iki tarafında da sokak lambası sokağı aydınlatmakta, her iki taftada çocukların çığlıkları duvarları okşamaktadır. birbirinden habersiz büyümekte çocuklar iki duvar arkasında. hiç görmedikleri ve seslerin buluştuğu bu sokaktaki çocuklar babalarının nefreti ile büyümekte, hiç yüzlerini görmediği yaşıtlarına. bütün savaş bölgesinde ki çocuklar silahlar ile oynamakta, silahlar çünkü günlük yaşamın bir parçasıdır. silahın olduğu yerde kaba güç hakimdir sokaklara. sokaklarda kaostan korkan şehirli vatandaşlar ise, kaos olacağına diktatörlükler olsunda düzen devem etsin demekte ve her türlü insan haklarına karşı olan şiddeti görmemezlikten gelmektedir. kaos çünkü ırakta yaşanmaktadır, orada ne yaşama hakkı vardır ne de insan hakları! en azından yaşama hakkını korumak için diktatörlere ses çıkarmayan çoğunluk oluşmakta. korku artık bizi yönlendirmekte ve yönetmekte. sessiz bir çoğunluğa döndük, yeter ki kaos içinde yaşmayalım diye. aramızdaki duvarlar artık bir şey anlatmıyor. çünkü nefret birinde varsa tümünde vardır, çünkü geçicidir! birbirinden habersiz yetişenler bir gün karşılaştıklarında şehrin içinde kaybolmuşluklarının da farkına varabilirler mi? hangi şehir senin aşk şehrindir? hangi şe... Devamı

kardelenler yeşermişti ...

2006-10-17 21:13:00

kardelenler yeşermişti dağlarda karların arasında. kendi sıcaklığı ile karları eritip güneş ile buluşmuştu. ilk buluşmanın keyfi ile kafasını gökyüzüne çevirip neşe ile bakmıştı. kar tanesi yanında artık bir su taneciğine dönüşmüştü. ya buharlaşacak ya da diğerleri ile buluşup küçük bir su akıntısı oluşturacaktı. su taneciği tıpkı kendisi gibi arkadaşları ile güneş sayesinde buluşmuştu. yukarıdan aşağıya doğru akıyordu, düşündü hiç gidemez miyim ilk hareket ettiğim noktaya, döndü direndi fakat yok yok başaramadı, çünkü arkadan öteki su tanecikleri acele acele hareket edip kendisin yukarıya doğru hareket etmesini engelliyorlardı. artık kendisini o gruba dahil edip neşe içinde büyük bir gürültüyle aşağıya doğru hareket etmeye başlamıştı. yeni katılanlarla birlikte neşeleri daha çok artıyor ve sesleri daha gür çıkıyordu. sanki döl yuvasına doğru gidiyorlardı, büyük bir neşe içinde. küçük bir akıntı oldular, sonra büyüdü büyüdü ırmağa dönüştüler, önlerine ne gelirse alıp götürüyorlardı. dağları aşıyorlar yollardan geçiyorlar ama hep aşağıya doğru gidiyorlardı. gittikçe güçleniyorlar, güçlendikçe neşeleri artıyor ve sesleri de gür çıkıyordu. güneş zaman zaman damlaları kendilerinden alıyordu, bazen oluyorlardı gökkuşağı, bazen oluyorlar felaket, bazen ise bereket oluyorlardı, karışıyor, karıştırıyorlardı. ilk toprağa değdiklerinde çıkan kokuyu içine çekti, daha bir neşelenmişti. kendisi gibi olanların buluştuğu bir okyanusa doğru gidiyorlar sanıyordu. nereye baksa hepsi tıpkı birbirine benzeyen damlalar, fakat yakından bakınca her biri farklı. güneş daha çok damlayı yukarıya çekiyordu, çekile çekile azalmışlardı! bir baktı ve ilk defa görüyordu, ince ince taşları. taşlar o kadar çoktular ki, artık damlardan fazla olduğunu gördü. birer birer gökyüzüne doğru uçuyorlardı.. tam güneş gökyüzüne vurduğunda sıra kendisine geldiğini gördü ve o an kendini bıraktı ve gökyüzüne doğru süzüldü. süzülürken anladı, bu kol çölde kumların arasında güneşe yenik düşmüştü! gel... Devamı