ismail cem özkan
111 Takipçi | 40 Takip
Kategorilerim

Sevdiğim Fotoğraflar

Gitmek İstediğim Yerler

Benim Tarzım

Okumak İstediklerim

İzlediklerim

Gezdiğim Yerler

Evim İçin

Deneme

Günlük

Diğer İçeriklerim (1943)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (111)

bu sefer açık yazayım dedim!

2006-10-19 22:16:00

bi de unuttum benim mynet'deki web adresim iptal olmuş! neden olduğunu bilmiyorum. o yüzden artık maillerimde bir tek web adresim yer alıyor.. demek ki, mynet web adreslerini gerekli gördüğünde iptal ediyormuş! neyse canım oradaki resimlerim şimdi sadece benim bilgisayarımda duruyor.. beni görmek demek naçizane yüzümü görmek değil diyen bir büyük gibi konuşayım da, bende büyük olayım! düşüncelerimi görmektir beni görmek! valla ben yinede kendimi web sayfamda sergiledim, demek ki sadece kelimler anlatmıyor kişileri! kendimce kendimi anlattım, başkasını değil! kendimi anlatırken yaşadığım çağı da anlatmışım bir ucundan! eh bizler sadece tarih sahnesindeki dipnotu görevini görür müyüz, görmez miyiz bilemem ama kendimizce yorumluyoruz yaşamı.. her kibi de unuttum benim mynet'deki web adresim iptal olmuş! neden olduğunu bilmiyorum. o yüzden artık maillerimde bir tek web adresim yer alıyor.. demek ki, mynet web adreslerini gerekli gördüğünde iptal ediyormuş! neyse canım oradaki resimlerim şimdi sadece benim bilgisayarımda duruyor.. beni görmek demek nacizene yümüz görmek değil diyen bir büyük gibi konuşayımda bende büyük olayım! düşüncelerimi görmektir beni görmek! valla ben yinede kendimi web sayfamda sergiledim, demek ki sadece kelimler anlatmıyor kişileri! kendimce kendimi anlattım, başkasını değil! kendimi anlatırken yaşadığım çağıda anlatmışım bir ucundan! eh bizler sadece tarih sahnesindeki dipnotu görevini görür müyüz, görmezmiyiz bilemem ama kendimizce yorumluyoruz yaşamı.. her kişi yaşamı başka algılar ve yorumlar.. bende bana göre yorumluyorum, bazılarınız kızabilir, bazılarınız benim gibi düşündüğünü düşünür! aslında her birimiz farkı düşünürüz ve algılarız yaşamı.. sessiz bir çığlıktır her birimizin duruşu! sessiz çoğunluk isterse değiştirebilir yaşamı! fakat sessiz kalmayı ve izleyici olmayı tercih eder! vurdumduymaz olduk! bu sefer açık yazayım dedim! gelmeyen sesler karşısında!.. 03.03.2006 ismail cem özkan... Devamı

birazda olsa sesimi yükselterek, sessiz olunmadığını vurgulamak

2006-10-19 22:14:00

zaman zaman okuduğum haberlere gazeteler izin veriyorsa ki, şu ana kadar milliyet ve hürriyet gazetesi izin vermekte, eskiden radikal gazetesi veriyordu. kısıtlı imkanlar içinde düşünceyi en iyi şekilde ifade etmek için bir imkanı ben kendimce uzun zamandır kullanıyorum. orada yazdığım her yazıya kendi adım ile katıldım, kendi düşüncelerimi bu kısa yazılar içinde belirttim. birazda olsa sesimi yükselterek, sessiz olunmadığını vurgulamak içinde olsa. kim okuyor oraları bilmiyorum, fakat ben en azından sessiz kalmadığımı biliyorum ve elimdeki olanak bu kadar olduğundan ancak kelimelerim ile yorumluyorum. daha uzun soluklu yorumlarımı ise sizin ile paylaşıyorum. o paylaştıklarım ise değişik web sitelerinde yayınlanıyor. düşüncemin ne kadar çok uzağa giderse o kadar bu evrensel köyde tek başıma olmadığımı duymuş olmaktayım.. bazen sizlerin maillerini dolduruyorum, fakat benden olmayan hiç bir mailide göndermiyorum. kendi emeğim ve kendi düşüncemi paylaşıyorum. bu paylaşımımda bana yorumları ile kendi düşüncesini belirten tüm dostlarıma teşekkür ederim.. sadece bunu paylaşmak istedim! benim ile düşüncesini ve kendi duygularını paylaşmayan arkadaşlarında kulaklarını çınlatmak istedim! iki gündür bir sürü uyarı mesajı gönderdim, demek ki o kadar yoğun ki arkadaşlar hiç cevap vermeye gerek bile görmüyorlar.. bizim iş yoğunluğundan kendimizi unuttuğumuzu en yakınım olan sizlerden görüyorum! çok yoğunsunuz! hiç vaktiniz yok! iş beklemez! dostlar bekler düşüncesindesiniz! ama yanıldığınızı da söylemek isterim. bir düşünün bu yaşa gelene kadar kaç dostunuz oldu, kaçı uzun soluklu olarak günümüze taşındı? çok yoğunusunuz, çokkkkk! insanca sarılmayı unuttuk, insanca merhaba demeyi artık anımsamıyoruz bile! çook iş var yetiştirilmesi gereken! teknoloji insana daha çok zaman kazandıracak, hobilerimizi geliştireceğimizi düşünüyorduk, ya şimdi? teknoloji var olan zamanımızı da çaldı, kendimize dahi zaman ayırmaz olduk.. çok yoğunuz, çooook! merhabalımız bile... Devamı

Her birimiz seyirciyiz!

2006-10-19 22:12:00

Havalar bir garip oldu, bir açıyor bir kapıyor!   Sadece havalar mı, gündemimizde bir açıyor, bir kapıyor. Bazı günler iç açıcı haberlere şahit olurken, şimdi daha çok kara bulutların gökyüzünü kapladığı bir dönemden geçiyoruz.   Irak, Afganistan gibi sıcak savaşın olduğu yerler ve diğer yandan sıcak savaş olmasa da çatışmaların olduğu ve yeni çatışmalara gebe olan bir dünya.   Global çapta büyük bir çatışmanın kaçınılmaz olduğunu gösteren işaretler, diğer yandan ekolojik dengelerin altüst oluşu.   Kutuplardaki en büyük buz parçalarının koptuğuna dair haberlerin satır aralarında rastlarken, sosyal boyuttaki kopmalar ve sıçramalara da şahit oluyoruz. İnsanlığın büyük bir bölümü bu sıçramaların ve kopuşların farkında dahi değiller. Günlük koşturmalar ve iş yerlerini kaybetmeme kaygısı yüzünde dünyadan elini eteğini çekmiş, kendi işi ile baş başa yaşamaya devam etmektedir.   Sessiz çoğunluğu ortaya çıkaran günümüzün global dünyası, kendi politikalarını fütursuzca sahneye koyuyor. Gerektiğinde piyonları ile yeni oyunları sahneye koymadan uzak durmamaktadır. Bizler, her birimiz bu oyunda sadece seyirci konumundayız. Aydınlar sahnede değildirler, türbinden olayları izlemek ve yorumlamakla meşguldürler. Bazıları ise tv kanalarında maaşlı olarak yorumcu olarak çalışmaktalar. Maaşa bağlanmadan önce daha özgür düşünen bu yorumcularımız ise, maaş almaya başlar başlamaz, iş yerini kaybetmemek için patronun kötü bir borazanı olmaktalar. Kısaca parayı veren, istediğine düdüğü çaldırıyor.   Her birimiz seyirciyiz!   Her birimiz oturduğumuz yerden, ekranlar karşısında dünyadaki gelişmeleri izliyoruz. Sadece izlemekle kalıyoruz. Çok az bir kesim ise eline kalemi alıp yorumluyor. Çünkü dünyayı değiştirecek ve dönüştürecek felsefecilerimiz kendi hayatlarının peşinden koşmaya devam ediyorlar.   Karl Marks 11. tezinde vurguluyordu; felsefeciler bugüne kadar yorumlamakla yetindiler, bundan sonra yorumlama yanında değiştirmek görevle... Devamı

Ben bu senaryolara hayat veren senaryo yazarlarını hep merak etm

2006-10-19 22:10:00

Sudan’da keçi ile cinsel ilişkiye giren birine, keçi ile evlendirmesine yerel mahkeme karar almış. Bir de tecavüzcüden üstüne başlık parası almış keçinin sahibi! *** Amerika’ya göçmen olarak gitmiş bir Türk ailesi, oğlunu askere göndermemek için 'Kurtlar Vadisi' adı altında çekilen filmi izleteceğini basına söylemiş! Kurtlar Vadisini izleyen çocuk ben Rambo değil, mafya olacağım derse ne olacak? *** Kadınların büyük kesiminde görülen idrar kaçırma olayını, kendilerine sakladıklarını bir araştırma sonucunda öğenmiş durumdayım! Çocuklarımıza kızım ya da oğlum altına kaçırma bak öcüler gelir diye anlamsız korkutmaklardan vazgeçip, bunun tıbbi bir çözümü olduğunu da uzun yıllardır biliyoruz! Demek ki, anne ve anne adayları kendilerine söylemiyorlar bu gerçeği! Doktora gidip bu sorunundan bir an önce kurtulup, daha sağlıklı bir ortamda yaşamaya devam edeceğini! *** Bir çocuk geçmişte yaşadığı tecavüz olayını hala üstünden atamamış ama tecavüz edenler dışarıda özgürlüklerini yaşmaya devam ediyor! *** sol kendi gündemini belirlemek için hem İstanbul’da hem de İzmir’de farklı zeminlerde toplantılar yapılmış! İstanbul’da yapılan toplantı sanırım küçük olsun benden olsun toplantısıydı! *** Almanya içlerine doğru yayılan kuş gribi ise burada gazetenin ilk sayfalarında ki yerini korumaya devam ediyor. Ren ırmağı boyunca devam eden karnaval ise, eskiye göre katılımın az olduğu, harcamaların daha çok sokağa taştığı bir görünüm sergiliyor. Eski karnavallarda restoranlarda ve cafelerde yer bulunmazken, şimdi sadece birahaneler önünde kuyruklar oluyor! Bir iki bira ile gününü geçirmeye çalışıyor karnavalcılar! Sokaklar eskisine göre daha sönük ama eğlence bir turizm sektörü olmaya devam ediyor! *** Almanya’da fakirlik artmakta, nüfusun % 13 'ü fakirlik sınırının altında yaşamaya çalışıyor, gıda tüketimi kişi başına azalmaya devam etmekte ve 2. dünya savaşından sonraki en kötü yıllarını, yapılan reformlardan sonra yaşam... Devamı

Sorular sorulmaya başladın mı, adımlar da atılmaya başlanmış dem

2006-10-19 22:08:00

Ulus devlet kapitalizmin sonucu mu, neden mi?   Ulus devlet nasıl ortaya çıktı, neden ulus devlete ihtiyaç duyuldu?   Günümüzün yıkıcı sonuçlarına sebep olan ulus devlet, nasıl ortaya çıktığını hiç merak ettiniz mi?   Neden ‘toplum sözleşmesi’ bu kadar önemli oldu?   Sorular sorular, kişinin günlük yaşayışını belirliyor!   Soru sormadan her şeyi kabul edip kaderdir diyenler daha mutlu, çünkü başına gelenler hep başka güçlerin işleri olduğunu düşünür.   Felaketlerin en büyüğünü insanlığa yaşatan ulus devlet, günümüzde eski gücünü kaybetmiş, yeni biçimlere doğru dönmektedir.   Global politikaların günlük yaşantımıza hakim olması ile birlikte, ulus devlet sınırları da kalkmakta, yeni sınırların oluşmasına doğru gidilmektedir.   Günümüzde devam eden ulus devlet savaşları da verilmektedir.   Bunu sol adına yapanlar dahi gözükmektedir.   Dünyanın değişimini teorik olarak kabul edenler hala değişimin farkında dahi değiller.   Ulus devlet tüm yıkıcılığı ile tarih sahnesinde yerini alırken, yerine gelen ve gelmekte olan sistem daha mı kanlı bir gelecek hazırlıyor bizlere?   Yoksa refah mı?   Bize neler sunuyor?   Şu anda gözle görülür, elle tutulur bir olumlu gelecek sunmadı, sadece ‘enseleri karartmayalım, güzel günler gelecek!’ söylemi önümde durmaktadır.   Elbette, karanlık dönemlerin sonunda güzel günler gelecek!   Bu güzel günlerin uzunluğu ne kadar olacak orası belli değil!   İkinci dünya savaşı sonrası insanlık hızlı bir gelişim ile karşı karşıya kaldı, göreceli olarak geçmiş yüzyıllardan daha iyi ve daha demokratik ve de huzurlu günlerini yaşadı.   Şimdi o güzel çikolata günleri sona ermiş ya da ermekte olduğunu hissetmekteyiz!   Yeni bir çalkantılı bir döneme giriyoruz ya da girdik!   Bu dönemde kimler ayakta kalacak, kimler tarih sahnesindeki yerlerini alacak?   Ulus devlet başlarda sermaye biriki... Devamı

Kimse solun tarihini bilmiyordu ama sol adına eylem yapıyordu!

2006-10-19 22:44:00

Eskiler ne der bilmiyorum ama eskiye doğru bir baktığımda ilginç olaylarla karşılaşıyorum. Türk solunun temel taşlarını oluşturan gençlik nasıl oldu da sol dalgadan etkilendi? Etkilenirken neler yaptı? Başlangıçta ne düşünüyordu, şimdi neler düşünmekte? Bütün bu soruları sorduğumda bana ne, ne anlamı var diye düşünebilirisiniz, fakat bizim bugünkü duruşumuzu anlayabilmek için yararlı olduğunu düşünmekteyim. Bu benim tercihim elbette, kişilere göre tercihler değişir. İlk gençlik hareketi 68 gençliği olarak tarihimize geçti, peki bu 68 gençliği neden sol kulvarda kendini tanımladı? Ülkemiz o dönemlerde hala köylü çoğunluğun yaşadığı bir dönemdi, şehir nüfusları bugünkü gibi milyonlardan bahsedilmezdi. Şehir kültürü, her ne kadar kendileri ortadan kaldırılsalar da, azınlıklardan alınan kültür bir şekilde devam ediyordu. Yeni yeni gecekondular şehirleri kuşatmaya başlamıştı. Teknolojinin geriliği sayesinde, köyden kente göçler bugünkü gibi bir kamyon tut hemen şehre yatağı at şeklinde olmuyordu. Yani göreceli olarak yavaştı. İlk gençlik hareketinin içinde yer alanlar, kendi yerleşim yerlerinden çıkmış, okuma imkanına hak kazanmış şanslı gençlerinden oluşuyordu. Teknoloji çok az, o dönemlerde köylere lüks girmemiş, birçok bölgede hala gaz lambası kullanılıyor, hatta onun bir önceki versiyonu çıra yanıyordu! Elektrik ülkenin küçük bir bölümünde kullanılıyordu. Günümüzde sıradan olan eşyalar o dönem için çok lüks sayılırdı. Lüks (bir çeşit aydınlanma aracı) bile henüz ortalıklarda gözükmüyordu. Hava kararınca titrek ışıkların altında kısa sohbetler yapılır sonra gün aydınlanmasına kadar yataklara gidilirdi. Birçok olanaktan yoksun olan bu gençler şehirlere geldiğinde, akıllarında o güne kadar canlandıramadıkları şeylerle karşılaşmışlardı. Neden kendilerinde yoktu? Çelişki içinde kalmışlardı, hatta birçoğu ayakkabıyı bile ilk defa şehre giderken giymişti. Yoksulluk tüm halkın üzerindeydi, küçük azınlık olanlar ise şehir burjuvaları arasında yer alıyorlar... Devamı

Hayal ürünü olan film kahramanları hepsi katil!

2006-10-19 22:06:00

Ne kadar çok dünyayla bağlarımızı koparacak alışkanlıklarımız var!   Onlardan vazgeçtiğimiz an evrensel bir köyün vatandaşı olabiliyoruz.   Fakat vazgeçmek o kadar kolay değil, geçmişin getirmiş olduğu alışkanlıklar ve yanlış bilgi birikimi de var.   Geçmişten günümüze hep olumlu şeyler birikip gelmez, olumsuz yargılarda gelir.   İnsanlık zaman birimi içinde bu olumsuz tecrübeler yeni hataların oluşmasını da beraberinde getirir.   Olumsuz tecrübeler ise, bizlere yeni hataları beraberinde getirmektedir.   ******* Birisi benim kutsalım, kimse söz söyleyemez diye ayaklanır.   Ayaklanmayı bahane eder, yağmalamaya kadar gider.   Bir başkası bizim ulusal kurumumuzdur, her türlü özveriyi göstermek gerek der ve sömürülmeyi baştan kabul eder.   Daha bir başkası, her şeyi bildiğini düşünür ve kimseyi dinlemez.   En uzaktaki ise, ben dünyanın sahibiyim, her türlü olay benim denetimde olsun der.   Onun içinde dünyanın her yerinde kendisine bağlı fedailerini yerleştirmiştir.   Fedaileri kendisine tapan değil, maaş alanlardır. Hasan Sabah'ın fedaileri gibi değildir.   Her birinin ortak bir noktası vardır.   Şiddet!   *****   Dünya son günlerde birbirinden bağımsız gibi duran şiddet dalgası ile çalkanırken, kış olimpiyatları müthiş bir görkemle oynanmaya devam ediyor.   Hitler rejimi altında da olimpiyatlar olmuştu, üstün ırk temsilcisi alman sporcu bir siyah sporcu karşısında yenilgiye uğradığında, Hitler spor alanını terk etmişti.   Kendi ırkı kaybetmeyeceğine karşı inancını ilk defa orada kaybetti!   ***** Bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinde, kendi doğrularını tüm topluma dayatanlar çok olur.   Hatta kim daha iyi dayatırsa o daha üstün görülür ve ona biat edilir.   Biraz zayıfladığı an onun ile alay edilir, eski günler unutulur, acınır bile.   Bir de cezaevine düşmüşse, en masum kişi olur.   Kader kurbanı olarak... Devamı

Dünya dönüyor!

2006-10-19 23:44:00

Dünya dönüyor!   "Dünya dönüyor sen ne dersen de!" Yıllar önce bu şarkı hepimizin ağzında bir nakarat olarak dururdu, şimdi dünyanın dönüğünün dahi farkında değiliz. O kadar bir hızın içine kendimizi kaptırdık ki, ne yaptığımızı ne düşündüğümüzü bilecek kadar da değiliz. Bir derenin, ırmağa buluşması, ırmağın akıntısına kapılmak gibi, bir yerden bir yere doğru hızlı bir şekilde akıyoruz. Nereye gittiğimizi bilmeden. İçgüdülerimizle bir şeylere karşı gelmemiz gerektiğini düşünüyoruz, bir şeyler yapmak gerektiğini hissediyoruz, fakat bunu seslendiremiyoruz. Kendiliğinden buluşmalar oluyor. Bir şeylerden rahatsızız, fakat bu bizi rahatsız eden şeyin ne olduğunu somut olarak ortaya koyamıyoruz. Bir küçülme yaşamaktayız. Gün geçtikçe daha da yalnızlaşıyoruz. Yalnızlaşan insan, hızın getirmiş olduğu savrulma içinde eskiden kalan bütün değerlerinde yok olduğunun farkında. Son yüzyılın belki en hızlı dönemecinden geçiyoruz. Bir gün içinde yenidünya kuruluyor, içinde yer almaya çalışıyoruz. Teknolojik hız, siyasi hız derken hıza dayanamayan araçlar gibi bir yerlerimizden bir şeyler kopuyor. kopan sanki geçmiş.. Geçmişimizden günümüze taşıdığımız bir kaç eski dost! Onlara da gerektiği kadar zaman ayıramıyoruz. Her şeyimiz iş dünyasının oluşturmuş olduğu yeni çevre. Yeni çevre yeni ortamlar hep yüksek binalar içinde olmaya başladık. Yüksek binaların bir katında, bir dairesinde dışarının güzelliğine bakmadan bilgisayar ekranına bakarak yaşıyoruz. Pencereden dışarıya bakacağımıza, başka penceredeki rakamlara bakmak sanki normalmiş gibi gelmeye başladı. Kariyer uğruna yaşamını yaşayamayan kaç kişi var bu çalışma dünyası içinde? Her birimiz yalnızız! Üst üste kulmuş dairelerin oluşturmuş olduğu bir getto. Her birimiz o gettolarda yaşayan yalnız kişiler olduk. İlk büyük katlı binalar nasıl oluştu hiç düşündünüz mü? Venedik şehrine doğru gittiğinizde, eski binaların içinde üst üste konmuş yüksek binaların olduğu bir semte ulaşırsınız! Adı getto! Ç... Devamı

çıkar olduğu sürece de sınırlar olacaktır!

2006-10-19 22:04:00

Sınırlar... Ülke sınırları, kişilerin sınırları bir de yazının sınırı var! Bir yazı yazayım dedim, bir sürü kısıtlama ile birlikte geldi! Yazının yayınlanacağı yerin belli bir grafiksel sınırları var. O sınırlara uyulmayınca yazı ya bölünüyor, ya da anlamını kaybediyor. Yazıları da sınırladık, tıpkı kendimizi sınırlamamız gibi! Günlük yaşantımız içinde kaç defa özgür olduğumuzu hissedebiliriz? Gerçekten içimizden geçtiği gibi konuşabiliyor muyuz? Söylemeyi isteyipte, söyleyiş biçimimizi belirleyemediğimiz için kaç cümleyi unuttuk? Sınırlar sadece siyasi olarak ülkeleri ayırmıyor, aynı zamanda kültürel olarakta bölünmeyi yanında getiriyor. Sırılar içinde ve yakınında oturanlara bir bakın. Meriç nehrinin bir sağına bir de soluna bakın. Ne kadar büyük fark göreceksiniz? Mardin’in sınır köylerine bir gidin, oradan iki sınır tarafındaki ailelere bir bakın! Her biri akraba, onların yaşam tarzları ve düşünce yapıları ne kadar farklılaşmış! Sınırlar sadece siyasi olarak ayrılmayı değil, kültürel olarakta ayrılığı sembolize ediyor. Sınırlar olunca, o sınırlar dahilinde düşünceni açıklayabiliyorsun! Toplum içindeki sınırları hukuk maddeleri belirler, tabi ki hukuk devletinde! Hukuk devletinde ise kuralların bir kez delinmesi demek, değişimin habercisi anlamına gelir. Kendi tarihimiz içinde ki sınırların ihlali olayı sürekli olmuştur, eğer sınırlar ihlal edilmeseydi, ileri bir adım atabilir miydik? Dinde de sınırlar var, o sınırlar uzun bir zamandır reform edilmemiş, olduğu gibi korunmuştur. Olduğu gibi korunan kurallar bir süre sonra gericileşir ve tutucu olur. Esas amacından çok farklı bir konuma ulaşır! Durdurulan ve değişime kapatılan o yasalara bir müdahil olduğunda, tutucu kesim ve değişim ve çıkarını kaybedeceğinden korkanlar, din elden gidiyor diye feryadı basıp, etrafı rahatlıkla kan gölüne döndürebilmektedir. Çünkü korunması gereken kutsallıktır. Kutsal şeyler eleştirilmez, tartışılmaz, değiştirilemez! Sınırlar değiştirilemez ve mutlak... Devamı

Başı bağlı eşi olan bir dış işleri başkanı.

2006-09-14 10:02:00

AB ve Türkiye konusunda bir oturum yapılsa orada neler söyleyebilirim diye düşündüm! Geçtiğimiz bu günler içinde büyük bir sınav vermektedir, Türkiye AB karşısında! Karikatür sonrası dünyada gelişen olaylar ve Türkiye’deki yansımaları avrupadan dikkatlice izlenmektedir. Türkiye’nin tavrı sivil dünya ve gelişmiş dünyanın demokratik kurallarına saygılı mı değil mi konusunda verilen büyük bir sınav. Trabzon’da gelen cinayet haberi ile Türkiye’nin AB normlarının dışında olduğunu söyleyenlerin eline büyük koz verilmiş konumdadır. Bunun yanında hükümetin sağduyu çağrısı da burada yankı bulmaktadır. AB komisyonu içinde olanlar Türkiye’deki alevi azınlığın tavrı ve bu olaylar karşısındaki durşunu da ilgi ile izlediklerini söylemeden edemeyeceğim. Çünkü her fırsatta Türkiye nüfusunun büyük çoğunluğunun Sünni inancından olduğu vurgulansa da alevi inancından da söz edilmeden geçilemiyor. Çünkü laik duruş ve özgür iradeleri ile alevi inancı Türkiye’nin demokrasi sibobu olarak görülmeye devam etmektedir. Türkiye’de diğer ülkelerdeki gibi sokak eylemleri olmaması büyük bir şans, bu şans cuma günü ortaya çıkacak manzara ile ne hal alacağı henüz belli değil. Çünkü Türkiye içinde örgütlü olan radikal islam hareketleri cuma günlerini kendilerine uzun zamandır eylem günü ilan etmiş konumdalar. El Kaide gibi uluslar üstü örgütlerin temsilcilerinden bazılarının Türk olması veya Türkiye vatandaşı olması tesadüfî değildir. Halifeliği ortadan kaldıran Kemalist rejim onlar için en büyük düşman ve yok edilmesi bir yapı olarak ortada durmaktadır, çünkü Türkiye diğer İslam ülkelerine batıda duruşu ve kendisine özgü laiklik inancı ile kötü örnek olmaya devam etmektedir. Türkiye sanıldığı gibi Arap dünyası içinde çok tanınan bir ülke değildir. Hatta Araplar halan eski düşman olarak gördükleri o sarıklı Osmanlı subayları olarak algılamaya devam ediyorlar. Son Arap dünyasına seyahat eden başbakan ve eşi de bu inancın yükselmesine katkı sundular... Devamı

Bir karikatür yapıldı ve bütün dünya değişti!

2006-09-13 10:00:00

Karikatür konusuna birde ben laf atayım diyeyim! Gerçi aziz nesin olsaydı o karikatürü ülkemizde bastırırdı ki, olay olanın aslında olay olmadığını kanıtlardı. Galyana gelmiş ve kendilerini Muhammed’in torunu olarak görenler ortalığı ateş çemberine döndermişler. Suriye’de başlayan ateş yakma durumu, daha önce Türkiye’de denenmişti. Biliyorsunuz, Sivas’ta cehennemin ateşi olarak ve bir yandan da alahuuuuu ekber diye haykıran kesim tarafından kullanılmıştı. Ateş yanıyordu ve o ateşi, cehennemin ateşi görenler kendilerinden geçmiş bir şekilde, ritüel hareketler ediyordu. Bu sefer ateş evrensel bazda yakılmakta, hatta o kadar kendilerinden geçmişler ki, neyi protesto ettiklerini unutmuşlar. Yağma ve linç kültürü yeniden canlanmış durumdadır. Bir karikatür yapıldı ve dünya ayaklandı demek bana saçma geliyor, çünkü daha öncede Muhammed’in karikatürleri yapılmıştı ve yayınlanmıştı. O zaman ki şartlar mı bu ayaklanmayı sağlamadı? Peki bu Müslümanlar neden durduk yere ayaklandı, kim bu işten kar ummakta!? Karikatür yayınlandı ve bütün dünya değişti demek bana hala saçma geliyor! Türkiye’de her zaman, uç kesimler uç eylemler yapar, bunu sağ sol olarak düşünmeyin, nerede neyin ucu varsa ülkemizde olur! Neden uç eylemler ülkemizde olur ve neden ilk olarak bu ülkenin topraklarında hayat bulunur? Sivas aydınlığa karşı linç kültürünün hayat bulduğu bir şehirdir. Trabzon onun aşağısına düşmemek için her fırsatta linç girişimlere ön ayak olmuştur. Hatta bir kiliseye gidip yaşı küçük çocuk kullanılarak İslam adına cinayet işlenmektedir. Bilirsiniz ki, aile içi cinayetler her zaman 18 yaşından küçük çocuklar kullanılır. Aile meclisi alır kararı, en küçük ve eli silah tutan uygular! Ateş ile oynamayı küçük çocuklar yapamaz ama akıl hastanesinden alınan raporları olanların ellerine benzin kutuları verilir ve bir yerler yaktırılır! Eski tarihi yalılar ve evler teker teker yakılır ve yerlerine betonarme yüksek binalar dikilir! Ateş... Devamı

anneni anımsaman için, anneler günü!

2006-09-12 09:59:00

çalışan insan sadece işi ile ilgilenebiliyor, okumaktan ne kadar uzaklaştırıldığını çalışma yaşantım içinde gördüm. sadece okumaktan mı? günlük yaşantımız içinde çok önemli arkadaşlarımızı tek tek kaybedip, iş arkadaşlarının kısır çevresi içinde de kaldığımızı gördüm. iş hayatında geçirdiğimiz zaman, evde ailemiz ile geçirdiğimizden fazla. evdekiler dahi bir süre sonra yabancılaşıyor. her şeyi iş ve onun çevresi belirlemeye başlıyor. sunni olarak oluşturulan bu çevre ise insana tatminsizlik vermekte, tatmin olmak için değişik yollar aranır oluyor. son yıllarda artan bireyselleşme ve onun sonucu da gelişen bireysel suç oranlarda da artma oldu. kendini sosyal hissetmek için maçlara gidenler bile orada ne kadar birey olduklarını yaşayarak görüyorlar. tuttukları takımın taraftarları ile birlikte her türlü küfürü edenler, hatta birbirleri için canlarını verecek düzeye gelen, toplu saldırı ve kavgaya girenler, o 90 dakika biter bitmez hiç bir iz bırakmadan yaşamın günlük koşturması arasında yok oluyor. renk yoldaşlığı da maştan maça canlanıyor ve sonra yok oluyor. günümüzde geçmiş yaşadığımız an ve o anı bitirdiğimiz an, geçmiş unutuluyor. balık kafalı insanlar olmaya başladık. o kadar ki, geçmişin birikimi olan bütün değerler meta haline getirilmiş ya da unutulmuş! sevgilini ve eşini anımsaman için, sevgililer günü! anneni anımsaman için, anneler günü! dini günleri ve tatil günlerini anımsaman için, bayramlar! en sevdiğin kişilere sevgini göstermen için, doğum günleri! bu günler da olmazsa, kendimize dahi zaman ayıramıyoruz! geçmişin tüm birikimlerini son sanayi devrimi ile teker teker ne kadar hızlı tüketmekteyiz! son yıllarda en çok okunan kitapların, postmodern tarzda yazılmış kitaplar olması tesadüfi mi? her şey ama her şey birbirinin içine geçmiş, roller karışmış! ben nerede hangi rolü oynayacaktım? işte, emekçi, evde baba, yatak odamda koca! gerçekten şimdi nerede ne rolü oynuyordum! çalışan insan sadece işi ile ilgilenebiliyor, okumaktan n... Devamı

neden bu kadar yoğunuz?

2006-09-12 09:58:00

günlük gazetelerimi okudum, artık maillerime bakayım dedim! bir baktım ki, mail yok! bir arkadaştan sadece tek satırlık günaydın! ne hatır soruluyor, ne başka bir şey! anla ne anlarsan anla der gibi! en azından ondan bir günaydın yazısı geliyor, ya gelmeyenler? ben de inadına her gün merhaba kartı göndermeye devam ediyorum. hem de hiç bir zorunluluğum olmadığı halde. çünkü koşturmacalar sırasında unutturulmaya çalışılan bu kelime ile birlikte geçmişin birikimini de günümüze taşıyor merhaba! fakat nedense merhaba dememek için direnenlerimiz var! işleri çok yoğun! o kadar yoğun ki, başların kaldıramıyorlar! gönderdiğim merhaba kartına bir bakıp ya siliyor, ya da bir başkasına iletiyor! sonuç, yine o günlük koşturmaları arasında merhaba demeyi unutuyor! unutulan sadece merhaba mı? insan kendisini unutuyor! peki insan ne yapar? dostuna gülümser! eskiden sokaklarda ne kadar çok duyulurdu, günaydııııııııın, merhaba! ya şimdi? şimdi sadece politik mesaj veren selamlar duyuluyor! selamın aleyküm, alayküm selam! ya da baş başa vurulan tokuşma sesleri! ilkel milliyetçilik! silah sesleri sokaklara hakim olmuş! kapkaçın hakimiyeti ile günlük yaşantımıza bakar olduk! her yerde, her şeyde bir acelecilik var! nereye koşuyoruz? neler yapıyoruz? neden bu kadar yoğunuz? neden bir merhaba dahi demeyiz? "hey halkım unutma beni!" diyen sesler de artık sokaklarda yankılanmıyor! hey halkım günaydın ya da merhaba demeyi unutma! çünkü çarkın içinde kimliksizleşiyoruz! isyan edin ve bugün merhaba ya da günaydın deyin dostlarınıza! beni de bir dost olarak görüyorsanız, merhabama karşı bir merhaba diyebilirsiniz! merhaba!   01.02.2006 ismail cem özkan... Devamı

olaylara nasıl baktığın değil, nereden baktığın önemli değil mi

2006-09-11 09:56:00

olaylara nereden baktığın önemli, nasıl baktığın değil! buna en iyi örek aşağıda anlatacağım fıkradır!   Temel ve Dursun, kumsalda gezerken, bir de bakmışlar önlerinde Alaaddin'in Sihirli Lambası durumu.. Almışlar ellerine lambayı şöyle bir dokunup okşamışlar. Fiiiiiiisssssssss... Cin dışarıda. Cin, bir Temel'e bakmış, bir Dursun'a. Sonra dile gelmiş: - Kusura bakmayın ben sizinle uğraşamam.. Alın size üçer yumurta, her kırdığınız yumurta için bir dilek tutun. İstekleriniz yerine gelsin... Cin uçup dönmüş lambasına, Temel ile Dursun ellerinde yumurta ayrılmışlar kumsaldan. Aradan yıllar geçmiş.    Olaydan sonra birbirlerini görmeyen iki kafadar karsılaşmışlar. Temel, Dursun'a sormuş: - Ula Tursin, ne ettin yımırtaları? - Valla Temel, ilkini kırdım, çok para istedim, bitmeyen bir param var..  - Eeee! İkincisu... - Onu da kırdım, çok güzel bir hatun istedim.  Şimdi dünyalar güzeli bir karım var.. - Üçüncüsünü neettin? - Onu kirdum, sağlık istedim.. Hiç hastalanmadan yaşayıp gideyrum.. Peki sen ne ettin yımırtaları? - Sorma senden ayrıldım eve geldim, tam eşikten girerken ayağım takıldı, yumurtanın biri yere düsti kırıldı... Ben de, hassiktir be, dedim.. Demez olaydım, evin içi sik doldi..- Eeee! Sonra?- Bir ev dolusu sikle ne yapayım, dedim, kırdım ikincuyu,  bütün sikleri götürmesini istedim. - Yaaa! Peki sonuncıyı ne ettun? - Ne edeyim? Kırdım sonuncuyu da, benimkini geri getir, dedim     şimdi bu fıkrayı okuyunca düşüneceksiniz bu adam ne anlattı, her biriniz farklı farklı algılayacaksınız, hatta bazılarınız katıla katıla gülecek! fakat bir de olayın şu boyutunu düşünün! yunanistan ile türkiye misali.   yunanistan ve türkiye eşit koşullarda ab içine girmek için başvuru yaptı, her ikisinin elinde de aynı olanak vardı. ya şimdi? fıkradaki durum gibi değil mi?   olaylara nasıl baktığın değil, nereden baktığın önemli değil mi dostlar! &... Devamı

politik arenada ise sıcak havalar esmeye devam ediyor!

2006-09-10 09:54:00

yeryüzü soğuklara teslim oldu, politik sahne ise ısınma dönemindeydi hala. avrupa yeni yörüngesine otururken, bağdat'ta saddam’ı çarmıha gerecekler, saddam’ın şovu karşısında ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. yeryüzünü soğuklar teslim aldığını söylerken, sadece kendi yaşadığımız yerkürenin bu bölümünden bahsediyoruz, çünkü avusturalya ve yeni zellanda da aşırı sıcaklardan dolayı orman yangınları hızlı bir şekilde devam ediyordu. kuzey kutbundan kopan buz kütlesi, üzerinde balık avlamaya çalışan rus balıkçılar ile fırtınalı denizde sürüklenmeye devam ediyordu! siyasette, tıpkı buzun erimesi ve denize karışması gibi hızlı bir şekilde ilerlemekte. alman başbakanı israil'de yeni stratejik anlaşmasının çizgisini konuşurken, komşu filistin topraklarındaki seçim sonucuna karşı sessizliğini koruyor. önce amerikanın nasıl bir tepki vereceğini bekleyerek, ırak konusunda almanya’nın düşmüş olduğu o kara mizahi duruma düşmek istemiyor. amerika’dan daha hızlı bir iran düşmanı olduğunu ilan eden fransa ise, soğuklar ile mücadele ediyor, tıpkı diğer avrupa ülkelerindeki gibi! yeni değişen avrupa politikasını nasıl amerika sularına bırakacağını iç hesaplamasını yapıyor, çünkü bugüne kadar ırak işgalinden beri, iç kamuoyuna amerika karşıtlığı gibi bir politik çizgi görünümü verdi. fransa, en iyi dostu almanya’nın nasıl yüze gülerek el altından başka işler yaptığı ortaya çıkınca, kandırılmış olmanın getirmiş olduğu şaşkınlığı yaşamaya devam ediyor. ab kendi içinde güvensizliği, ülkeler arasında daha da derinleşmekte. ikinci dünya savaşı sonrası, güvensiz döneme doğru kulaç atmakta. italya'da faşist bayrakları maçlarda boy göstermeye başladı. hollanda'da ise sokakta hangi dil konuşulsun tartışması en üst konumda. almanya’da okullarda ve okul bahçelerinde almanca konuşulması gerektiği, eğer kendi ana dilinden konuşan olursa ona bahçe temizlemesi gerektiği söylenirken, bir başkası daha da ileri gitti, o bahçe temiz... Devamı

uyum burada asimilasyonun öteki adıdır!

2006-09-10 07:52:00

son dönemde avrupanın lokomotifi almanya’da bir şeyler oluyor. ulus devlet gereği içindeki tüm heterojen yapıların asimilasyon olmasını isteyen devlet bürokrasisi ve devletin tutucu kanadı, okullarda öğrencilerin almanca dili dışında başka dilin konuşmasının yasaklanmasını istedi. bu suretle öğrencilerin asimilasyonun daha kolay olacağını ve alman toplumuna daha iyi uyum sağlayacağı düşünülmektedir. uyum burada asimilasyonun öteki adıdır. üniter devlet içinde başka unsurların olmasını ve geliştirmesini istemez! ikinci ilginç gelişme hollanda da yaşanmaktadır. bu ülkede okullar değil, sokaklarda dahi flamanca dışında başka dilin konuşulmasını yasaklama yoluna gitmek istedi. ülke tek ulus, tek dil, tek kültür kavramını yeniden canlandırmak isteyen bu anlayış, avrupa gibi çok kültürlü bir devletleşme sürecinde ortaya çıkıyor. avrupa birliği geleceğinden umutlu olmayanlar, kendi ülkelerinde, kültürlerini korumak adına daha tutucu bir duruş izlemekteler. bu istemleri ortaya getirenler, sanılmasın nazi örgütlerleridir. nazilerin istemlerini bile sağlayan bu anlayış sahipleri, ülkelerinde sosyal demokrat etiketini taşıyanlarda olabilmektedir. ulus devletin yeniden gündeme gelmesi tesadüfi olmasa gerek! abd kendi istemleri yönünde avrupada hükümetler kurdurmaya devam ediyor. kendisine karşı direniş gösteren fransa bile amerikanın yanında, hatta ondan daha ileri giderek amerikan düşmanlarına düşman olmuş, onlara nükleer tehditler yapmaktadır. vatikan'da ise başka gelişmeler olmaktadır. ölen papa 6. paul'un cinsel hayatı yayınlandı. bütün cinsel güdülerden uzak durması beklenen papanın hem kadınlar hem de erkekler ile ilişkide olduğu kamuoyuna duyurularak, son papanın eros üzerideki açılımları ile eşcinselleri kiliseye çekmeye çalışılmaktadır. tutucu katoliklerinde tutuculuğu biraz daha törpülenerek, dinin tamamı ile siyaset dünyasından çıkması da hızlandırılmaktadır. ortadoğuda radikal islamın önlenemeyen yükselişi abd başkanın yanlış politikası... Devamı

çok mu tarih kitabı okuyorum!

2006-09-09 09:50:00

almanya´da neler oluyor? hiç kimsenin aklına gelmeyen ayak oyunları burada da gün yüzüne çıkmaya başladı. kaçırılan milli tutuklu arkeologumuzun cebinden, rehineleri kurtarmak amacıyla verilen paralar çıkmış. bu paraları alman devleti resmen yalanlamıştır, hiçbir teröriste para vermedik, anlaşma yapmadık diye! üstüne üstelik askeri bir dosya kaybolmuş! nasıl kaybolduğunu kimse bilmiyor. bizdeki gibi ne yanmış, ne de fare yemiş, kaybolmuş! kim sorumlu o dosyadan, o da bulunamıyormuş! hep bizde olacak değil ya, milli kavramını ödünç aldığımız ve daha sonra sahiplendiğimiz almanya’da da milli kavramı hala çok güçlü! milli futbolcular emekli olunca dahi almanya adına çalışmaya devam ederler! nerede olurlarsa olsunlar, almanya’nın çıkarı için her türlü özveriyi gösterirler! backenbauer bunlardan biri! kaç senedir uluslararası karşılaşmalarda almanya’nın en üst sıraya çıkmasına yardım etmiştir, kağıt üzerinde de olsa! bu seneki dünya kupasının burada oynanacağını sağlamıştır! kaçırılan milli arkeologumuzun üzerinden rehineler için para çıkınca kafalar karışmış! bir de alman gizli servisinin ırak’ta savaş sırasında, pardon işgali sırasında amerikan güçlerine her türlü yardımı yapmış! o dönemde de ırak işgaline karşı açıkça direniş gösteren schröder hükümeti, yeşiller partisi lideri fischer ile dünyayı dolaşıyordu, bu işgale karşı gelmek için! fransızlar kendilerini kandırılmış hissediyorlardır şimdi! onlarda madem öyle deyip, iran’a karşı amerikalılarla birlikte hareket etmeye başladılar! almanya’da neler oluyor, allah aşkına bir bilen anlatsın! bir yandan fabrikalar taşınıyor, bir yandan işinden olmamak için her türlü özveriyi gösteren işçi, bir yandan işinden atılan polisler! en zor olanda sosyal yardım alarak yaşayanların durumu! yıl sonu gelen ödemelerini nasıl yapacaklar? üstüne üstelik bir de radyo tv için ödenen aylık paralar! off offf kömür gibi yanıyorum! sibirya soğuklarında donuyorum offf offff! diye t... Devamı

haber para ile alınır mı?

2006-09-08 11:48:00

aşağıda yazdığım cümleler namuslu gazeteciler için söylenmedi, tamamı ile adlarına 'gazeteci' ve 'muhabir' etiketi takanlar için söylenmiştir...   haber paralı olur mu? milli katilimiz ve yeni mesihimiz aldığı paralarını kardeşi aracılığı ile açıkladı! hatta başkan bush ile de görüşüp ona tavsiyelerde bulunmak istediğini de açıkladı! parayı veren kurumların gazeteler ve gazeteciler olduğunu açıkladı, katil kardeşi! bu ülkede katil kardeşi olmak varmış, her türlü masrafın birileri tarafından karşılanıyor! sonra bunları açıkla, açıklarken dahi para kazan! belki de bir diyeti öde! açıklama yaptığı teve sahibinin de eski dostu değiller mi, yolları bir yerlerde kesişmişlerdir! bir diyet! yüzlerce gazeteci teklifte bulunmuş kardeşinin anlatımıda, fakat bizim türk gazeteciler para ile hiç haber almadıklarını iddia etmekteler! şimdi para ile haber almak ahlaksızlık mı? bence değil! hem de hiç değil, haberi almak için bir adam tutarsın, ki ona muhabir denir! muhbir ile arasında ince bir çizgi vardır! muhbir gördüklerini devlete açıklar, muhabir ise gazete patronlarına açıklar! gazete patronları gerekli gördüklerini de kamuoyuna açıklar. devlet ise gerekli gördüğünü kamuoyuna köşe yazarları aracılığı ile sızdırır! gazete sahipleri ise gerekli gördüklerini devlete verir, kamuoyuna açıklamaz! biri haberi sızdırırsa hemen ellerindekini yayınlar! muhbir ile muhabir arasındaki ince çizgiyi kısaca açıkladıktan sonra, haber para ile alınmasına geçelim! elbette para ile alınmakta. hem de bir çok aracı kullanarak! haber atlatma olaylarında elde edilen haberlerinde, para ile ya da günümüz deyimi ile hediye alınmadığını kim söyleyebilir? neden bizde bir eylem yapılır ve saklanır? vermişsen vermişsindir! önemli olan o verdiğin para karşılığında ya da hediye karşılığında istediğin haberi alıp, kullanabildin mi? muhabirler neden tutulur? neden maaşlar verilir? neden haberler pahalıdır? köşe yazarları normalde muhabire göre daha ucuzdur... Devamı

bir ülke düşünün, hala düşünmek suç!

2006-10-19 08:48:00

bir ülke düşünün, biri karar veriyor ve yanlışlık eseri serbest kalıyor katil. sonra prosedür uygulanıyor ve karar bozuluyor. tekrar serbest kalan yakalanıyor.   bir ülke düşünün, tecavüz için gelen adam, geldiği evin kapısını kırıyor. o sırada polis suç üstü adamı yakalıyor. sonra bu adamı savcı görüyor ve serbest kalıyor. gerekçe sabit adresinin olması! peki sabit adresi olmayanı ne yapıyor, sabit adres veriyor!   bir ülke düşünün, kapkaç yapan çocuk suç üstü yakalanıyor. çocuk çok rahat. hatta çevresine gülücükler yayıyor. daha da ileri gidiyor, kendisini yakalayanlara tehditler yağdırıyor. savcı karşısına çıkıyor ve serbest kalıyor.   bir ülke düşünün, şehrin en işlek caddesinde karı koca kavgası, olmuş bir aile kavgası. tüm aile ve sülale orada. karşılıklı silahlar patlıyor, yaralı var. polis olaya geç müdahale ediyor. orada olanları yakalayıp savcıya çıkarıyor. yakalananlar biraz önce kavganın hırsını üzerlerinden atmış, rahat adımlarla hayatın içine giriyorlar!   bir ülke düşünün, savcısına neden yanlış karar verdin diye soru sorulmuyor!   bir ülke düşünün, hakimlerin, savcıların mal varlığı bilinmiyor! yetki üzerine yetki verilen, sivil yaşamda dahi işlediği herhangi bir suçtan dahi hemen yargılanamıyor. özel yetkiler içinde olan bu kişiler, hiç bir şekilde trafik cezası dahil verilmiyor.   bir ülke düşünün, memurunu koruyan yasa, memurunu haksızda olsa korumaya devam ediyor.   bir ülke düşünün, güzel gelecek isteyen gençleri sokak ortasına cezalandırılmalarına sessiz kalıyor!   bir ülke düşünün, adamına göre hukuk işletiliyor!   bir ülke düşünün, hazineden geçinenlerin mal varlıkları araştırılmasın.   bir ülke düşünün, hala düşünmek suç!   peki bu ülkeyi tanıdınız mı? 21.01.2006 ismail cem özkan... Devamı

ne demek globalizm?

2006-09-08 09:46:00

devlet elindeki tüm işletmeleri özel sektöre devrediyor! globalizm adı altında uygulanan yeni dünya düzeninde tek değişen, devlet tekelinden özel sektör tekeline kaydırılıp dünyanın yönetilmesini uluslar üstü şirketlere verilmesidir. bu devir işlemeleri sırasında bir çok dünya ülkesinde direnişler oldu. hatta latin amerika ülkelerinde devlet yönetimi sol ele geçirdi. fakat ülkemizde olduğu gibi devir işlemleri devam ediyor. sosyal devlet kavramının vaz geçilmez unsuru olan eğitimin parasız ve eşit şekilde yapılması, yani fırsat eşitliği ilkesi son yıllarda tamamı ile ortadan kaldırılmıştır. bugün alınan bir karar ile devlet, özel sektör elinde olan özel okullara öğrenci teşvik yapmaya devam ediyor! sonuçta aslında devlet bu eğitim işinden tamamı ile elini çekecektir! şu anda gündemde olan üniversiteler vs gibi tartışmalarda ortadan kalkacak gibi gözüküyor! üniversiteler tartışması gündemden düşerse, islami kesimin tek mücadele alanı olarak kalan başörtü sorunu da kökten çözülmüş olacak! özel okullara giden öğrenci başına devlet 1000 ytl para yardımında bulunacak, bu yetmedi, eğitim için çekilen kredilerin faizlerinin yarısı devlet tarafından özel bankalara ödenecek, hatta bu da yetmedi, kontenjanı boş olan özel okullara burslu öğrenci gönderilecek! eh devletimiz daha ne yapsın? elinden geldiğince özelleştiriyor! sosyal devlet ise tarihin tozlu raflarında yerini alacak! sosyal devletin birinci kuralı neydi? fırsat eşitliği! peki nerede kaldı fırsat eşitliği? tarihte! evet her şey teker teker tarih olurken, bilgi birikimi olmayan, yaşadığı toplumu ve çevreyi yorumlayamayan yeni bir kuşak yetiştirmek! tıpkı yumurta için beslenen tavuklar gibi! yumurtası biten tavukları bu sefer kuş gribi bahanesi ile devlet alıp hepsini telef edecek ve sonra onlardan kuş yemi yapacakmış! gelecekte yumurtadan, pardon verimlilikten düşen gençleri ne yapacaklar? toplama kamplarına mı koyacaklar? hayır hayır, toplama kamplarına değil, huzurevlerine yerleştirilecek v... Devamı

burada da bir tiyatro oynanıyor!

2006-09-07 05:42:00

yaşam içinde bir gün içinde de bir yılı yaşayabiliyor insan! bugün alman kanallarında haberlerin veriliş sırasına göre bende kısaca konulara değineyim! fransa iran'a karşı amerika ile nükler bir saldırı planı yaptığını işledi. biliyorsunuz, iran kendisi nükleer satral kurdu ve bu santralın üretime ve nükleer deneme çalışmalarına başladı. nükleer silah üreteceği kuşkusu içinde olan amerika, israil ikilisine batı dünyası da komple destek vermiş durumda. ırak olayında olduğu gibi, bu sefer yalnız bırakmamıştı batı ülkeleri! batı, iran’a karşı yapılacak harekette açık destek vereceklerini belirtiyorlar! aslında tehdit ediyorlar!   Irak işgali sırasında ve sonrasında biliyoruz ki, almanya işgali askeri olarak desteklememişti, hatta eleştirmişti açıkça! fakat bugünlerde ortaya çıkan yeni bilgiler ışığında, askeri olarak orada olmayan alman devleti, istihbarat (bnd) olarak, orada savaşta amerikan tarafında savaştığı ortaya çıktı! eski başbakan ve onun içişleri başkanı bugünlerde sorular altında ama yanıt vermiş değiller! ne gibi tiyatro oynanmıştı o günlerde! hükümet destekli savaş karşıtı gösteriler olmuştu. almanya sokağa dökülmüştü!   cia ajanı olarak yetiştirilen bin laden, şimdi amerikaya karşı savaşmakta. bugün  amerikaya karşı saldırmazlık anlaşması önerdi. eğer bu anlaşmaya yanaşmazsa amerikaya saldıracağı tehdidinde bulundu.   burada da bir tiyatro oynanıyor, fakat roller sanırım biraz iç içe giriyor, sonra ayrılıyor, sonra yeniden iç içe giriyor. post modern bir roman okur gibi oluyor insan!   bugünü yazmaya çalışan tarihçilerin kafası çok karışacak, çünkü bir kaç ay önce düşmanca tavırlar içinde olanlar, şimdi ortak hareket etmekteler!   bizde, kuş gribinden dolayı kaç kanatlıyı ortadan kaldırdığımızı hesaplıyoruz! sibiryadan gelen soğuk havanın istanbul’u teslim alacağını ve hayatın duracağı korkusu var! istanbul’da bir gün üretim olmazsa sanırım çok kötü sallanır ülkemiz! ... Devamı

liberal ekonomi bu olsa gerek!

2006-09-06 09:40:00

felaketleri kara dönüştürmek için pinekleyen akbabaları görmekteyim! akbabalar pazarda fiyatları artıranlardır! kuş gribini kara dönüştüren diğer sektörler, tıpkı akbabalar gibi insanların başları üzerinde dönmekteler! akbabalar sadece küçük işletmeciler mi? elbette değil, bu kuş gribinde en çok kar eden firmaların başında uluslararası ilaç firmalardır! ilaçları dahi karaborsaya düşürüp, akbabaların çoğalmasını sağlamaktalar! balık fiyatları kuş gribi sayesinde tavan yapmış, balıkçının yüzü gülmekte! hastanede son çığlığını atan çocuğun çığlığı yanında, onun gülümsemesi tüm ekranları dolduruyor! okullarında su olmayan çocuklar, her türlü hastalığa açıkken, birileri altın ile döşenmiş banyolarda suyun o güzel sıcaklığı altında ne hülyalar görüyordur!   akbabalar şu anda dünyanın her yerinde uçmaktalar! nerede felaket var, orada onların karnı doyuyor, kasalarını büyütüyorlar!   akbabaların da sınırı yoktur, her ülkeye her topluma girerler ve orada ne var ne yok yağmalarlar! akbabalardan sonra çakallar gelir! geri kalanları da onlar götürür! çakallar ve akbabalar birbirlerini hiç rahatsız etmezler! kollarlar birbirlerini hatta! akbaba gökyüzünde hareket ederken, çakallarda onlara bakarak o tarafa doğru koşarlar!   çocuğunu hastaneye götüremeyen babanın dramı daha sonra ortaya çıkar. eşini kaybettiği hastanedir orası ve borcu kalmıştır geçmişten!   akbabalar gökyüzünde daireler çizerek uçarlar! her şey güvenli olduğunda iner ve leşi parçalarlar!   güveni sağlayanda günümüzde devlettir! devlet her türlü önlemi alır! sonra akbabalar gelir! arkasından çakallar!   felaketlerden kar elde edenler sadece bizdekiler değildir! ırakt'ta yaşanan felaketten kimler kar elde etmekteler! camileri bombalayanlar, kendilerini yok ederken, bu işten en çok kar elde edenler kimlerdir? her felaketi kara dönüştürenler, her zaman var olmuştur!   felaketlerden ders çıkaracağımıza kar elde etmeye bakıyoruz! liberal ekono... Devamı

milli kahramanlar tenhada buluşmayı sever!

2006-09-06 11:56:00

mavi elbise sanırım ecevit mavisi olarak ünlenmişti siyaset dünyamızda! şimdi milli kahraman ve katilimiz ile de ünlenme yoluna gitti! ecevit mavisi gömlek üzerindeydi, milli kahramanımızda eşofmanla ün yapmakta. "mavi mavi mavileşelim, gel tenhada buluşalım" türküsünü söyleyen millimiz, sakin bir yer aramakta! elbette kendi seçtiği kişiler ile buluşuyor olamaz!   derin devlet açıklaması yapan genelkurmay, öyle bir şey yok dedi! genelkurmay, durduk yere neden açıklama yapma gereği duydu ?   milli kahramanımız ve katilimize çürük raporu verenler belli! cezaevinden çıkaranlar kimler, hangi hakim olduğu belli değil!   galdio diğer devletlerde kaldırılmış olmasına rağmen ülkemizde neden kaldırılmadığı hiç açıklama yoktur. 12 eylül askeri darbesi öncesi ve sonrası bu kurumun neler yaptığı neden açıklanmaz?   genelkurmay açıklama ile kendisini kutsal, dokunulmaz ilan etmektedir! eğer eleştiri yapılacaksa onu da ben yaparım havasındadır!     kanunlar ile kurulan ve soğuk savaş eseri olan gladio, ülkemizdeki yaygın adı ile kontrgerilla, ya da özel harp dairesi görevinin başında olduğunu genelkurmayın yayınlamış olduğu bu bildiri ile bir kez daha duyurulmuş oldu!   los angels times gazetesinde bir yazı yazıldı! denildi ki orada; demokratikleştikçe islami ülkeler daha İslamcı olacak! ülkemizde ki demokratikleşmekten anladığımız ise, askerin ülke yönetiminden elini çekmesi olarak algılanıyor! ordu siyasetten uzaklaştıkça ülkemizde islamcı hükümetler değil, devletin dönüşeceği vurgusu yapılmıştır!   dünyada bir alanda da birinci olduğumuzu bugünkü gazetelerden öğrendim! fenilketonüri hastalığı çocuklarda beyni harap ettiği ve ileri derecede zeka özürlü olmasına yol açıyormuş, bu da akraba evliliği çok olan ülkelerde fazlaymış! ülkemiz bu alanda da birinciliği elinden bırakmamış!   internet ortamında bilgi yarışmaları var. en kısa zamanda kim doğru yanıt verirse ona puan verilir. bu yarışmaların daimi k... Devamı

çocuklar neden en basit hastalıktan dahi ölmekte?

2006-09-05 09:36:00

bozkırlarda taş bulmak güçtür, onun için binaları kerpiçten yaparlar! çölde de durum farksızdır. çöldeki yüksek kültürler kerpiç gibi zamanın ve rüzgarın gücüne dayanamaz ve hiç iz bırakmadan insanlık tarihi içinde yok olurlar! kerpiçlere işlenmiş o güzelim el sanatı olan resimler ve heykelcikler çöl kumları içinde yok olmuştur. arap akımları afrika çölleri içine yayılmaz iken afrika´da büyük bir kültürün yaşadığını taşlara bıraktıkları izlerden anlaşılıyor, fakat bu büyük kültürel değişim zaman içinde açlık ve sefalete bırakmıştır. şimdi afrika deyince akla, aids, açlık ve iç savaşlar gelmektedir. tarih sahnesine ilk çıkan insan, afrika´dan çıktığı farz ediliyor. daha sonra asya çöllerini aşıp, çinin en doğusuna kadar yayıldıklarını ve orada zor koşullar içinde ki insanlar ilk silahları da orada keşfediyorlar. günümüzde avlanan insan ilk defa orada olduğu kabul görüyor. insanın ataları orada avlanmak için bir araç kullanmış! çok ilkel olduğu için hemen aklınıza uçları demir olan oklar ve sopalar gelmesin! doğa içinde kırılmış ağaçları kullanarak kendini koruyabileceğini, hem de karnını doyurabileceğini bugünkü o topraklarında görülmüş! doğudan batıya göç eden insanlar, mezopotamyanın bereketli topraklarında ilk tarımı kendi yararları şeklinde kullanmayı öğrenmişler ve öğrenmekle kalmamışlar kendinden sonra gelen kuşağa aktarmayı da becermişler! öğrendiklerini kendinden sonra gelenlere aktardığı için insan, diğer canlılardan üstün olmaya başlamış! üstünlük savaşını günümüzde de sürdürülmekteler! insanlık tarihi, doğaya karşı üstünlük amacıyla verilmiş savaşlarla örülüdür! sadece doğa ile değil, kendisine karşıda savaşmaktadır! günümüz insanı daha çok kendini yok eden amiplere benzemeye başladı! doğanın tüm ekolojik dengelerini kendi yararına dönüştürmeye çalışırken, doğada kendini korumak için savunma araçları ile ortada durmaktadır.   insanın biçimlendirdiği doğada yaşamak istemiyorum. börtü böcek ve her türlü sesin duyulacağı bir ortamda... Devamı

almanya’daki hareketin maddi destekleyicileri amerikadadır

2006-09-04 09:34:00

kafalarını kazıyıp kendilerine neonazi (yeni nazi) ismini takan dazlaklar ile bugün bir yerde karşılaştım. o an düşünmeye daha çok başladığımı söyleyebilirim. dazlaklar neden kafalarını kazıtırlar? 1920'li ve 30 yıllara gittim. o yıllarda nazi hareketi küçük bir grup olarak münih´te etkin olmaya başladıklarında hitler henüz bu teşkilatın başında değildi. daha sonra geldi ve ideolojik çalışmaları ve pratikteki zekası ile liderlik vasfına hemen erdi! weimar cumhuriyeti rejim içinde, kendini daha iyi halka tanıtabilmek için, darbe girişiminde bulundu ve başarısız oldu. münih'te cezaevinde yatarken kavgam adlı eseri ortaya çıkardı. mahkumlara yaptığı propaganda ile onlar üzerindeki etkisini hemen aldı. gelen avukatları aracılığı ile ve ziyaretçileri sayesinde kendisi içeride kitabı dışarıda bir yazar oldu. askeri kıyafetler içinde tek tip giyen yandaşları askeri yürüyüşlerinden vazgeçmediler. ss birliklerinin başı ve hitler öncesi parti başkanının homoseksüel olması hitlerin işini daha da kolaylaştırdı ve onu zamanı geldiğinde bertaraf etmesini bildi. dikkat edilirse ilk iktidara gelir gelmez öncelikle homoseksüel ve lezbiyenlere karşı tavır aldı. (ilk tutuklanmalar köln şehri içinde olduğunu buradaki şehir müzesinde okumuştum.) hitler iktidara gelirken kullandığı propaganda araçlarının başına en son olarak gobels gibi bir dehayı katınca iktidar yolu açılmış oldu. sembolleri ile her gün günlük yaşamın içinde daha etkin olmaya başlamışlardı. yolsuzluk, rüşvetin diz boyu gittiği o kargaşa yıllarında yandaşlarını askeri disiplin içinde tutup, önce alman diyerek, onların hizmetine girmesi ile birlikte sıradan halkında umudu olmayı kısa sürede başardı. hitlerin kullandığı yöntem öncelik ile ne olduğunu tekrar düşünelim! kıyafet! gamalı haç! daha sonra ise başın üstünde daha çok saç, kulaklar hizasını kazıyan ya da sıfıra vurduran saç modeli! askeri yürüyüş ve marşlar! bütün bunları alt alta koyunca ne ile karşılaştığımı anlamışsınızdır! dazlakl... Devamı

sonunda milli kahramanımız serbest kaldı!

2006-09-03 09:32:00

milli adını ne kadar çok duyar olduk! milli eğitim bakanlığı, milli savunma bakanlığı, milli güvenlik kurlu gibi devlet kuruluşları yanında milli sıfatını taşıyan başka kurumlar ve kişilerde vardır. milli sanatçı, milli futbolcu ve milli katil! milli adını alanlar yurt dışında ülkeyi en iyi şekilde temsil ettikleri kabul edilir. bizim katilimiz de önce bir genel yayın yönetmenini, sonra gider papayı öldürür ve milli kahraman ilan edilir. her olayı bir destandır türk gözünde! hakkında binlerce haber yapılır, binlerce derginin başyazı konusu olur. bir ülkenin başbakanından daha popüler olmuştur. türk dediniz mi, önce onun adı anılır! kirli ilişkilerde olmuş olması dahi göz ardı edilir! hatta onun yerine cezaevinde yatmayı göze alan eylemciler dahi olur! ne olur onu bırakında ben yatayım diyenlerde! önce askeri bir hapishaneden kaçırılır, daha sonra şartlı olduğu söylenen bir salıverme yasasından yararlanır ve serbest kalır! her serbest kaldığında ise, bir cinayet işlenir. failleri de belli olur bu cinayetlerin! kimi ve neden öldürdüğü ya da yaraladığı ise hep kara bir bez ile örtülür. her şey karanlıkta kalır ama milli katlimiz güneş alında serbest kalmanın sevincini bilinmeyen bir yerde yaşar! kimin gönderdiği belli olmayan bir otomobil ile alınır! kimin gönderdiğini merak ederseniz, trafik dairesine gidersiniz, o aracın kime ait olduğunu hemen bulursunuz değil mi? bizde bulunmaz! gerçek sahipleri farklıdır, kağıt üzerindeki ayrı! herkesin gözü önünde dolaştırılır araç ile ama kimse sormaz aracın sahibi kim diye! karanfil ve gül ile karşılanır, hatta türk geleneği gereği bir de kurban kesilir! milli kahraman şimdi nasıl hikayeler uyduracağını düşünür, nasıl bir görev kendisini beklediğini bilmeden! bazı işlerde görevlendirildi, fakat görevlendirenlerinde gerçek isimlerini kendisi de bilmiyordur belki! milli dava için verilen görevlerin hepsini yerine getirdi! hem de bireysel olduğunu söylediği eylemler ile! bireysel eylemler yapar ama cezaev... Devamı

şimdi çığlıklar her yeri kaplamıştı, tıpkı rüzgar gibi!

2006-09-02 09:30:00

pencerenin önüne oturmuştu, dışarıdaki dalgaları seyrediyordu. denizin hırçınlığı bugünlerde başkaydı. gökyüzü kara bulutlar ile kaplanmıştı. insanın içini karartacak bir hava hakimdi. bir yandan televizyondan gelen haberlerin sesi kulağını tırmalıyor, bir yandan da denizin sesi. ellerin altında tuttuğu kafesi okşamaya devam ediyordu içgüdüsel olarak. kafes boştu. sanki orayı hiç kimse kullanamamıştı. kafes boştu. ellerinin altındaydı. dışarıdan gelen denizin sesi, duvarları sanki yalıyordu. rüzgar yeryüzünün hakimiydi. elleri üşümüş gibi birbirine yakınlaştırdı, kafesi kucağına yerleştirdi. kafes ve deniz! ikisi de birbirine ne kadar uymaz şeylerdi. denizi kafese sığdırabilir misin? sığmaz! akvaryuma sığar mı? güldü! kuşları kafese tıkarken, gökyüzünü de kafese koymuyor muyduk? akvaryuma konan balık ile gölü, denizi sıkıştırmıyor muyduk? gökyüzü şimdi isyanlardaydı, yeryüzünü rüzgar hakimiyet altına almıştı. karşı kıyıdan gelen ışıkların oynayışını izlemeye daldı. televizyondaki ses durmadan değişiyor, içeriye yanıp sönen bir ışık demeti salgılıyordu. doğubeyazit´te başlamıştı, yeryüzündeki çığlıkların bir tanesi. allahın buyruğu demişti baba, allahın lütfüdür, biz bir şey yapamayız! kader demişti, çığlıklar içinde. anne allaha dualar ediyordu, çığlıklar karşısında! her şey allah bilir ve onun çizdiği yola karşı gelmek günahtı. kucağında duran kafesi eliyle aldı ve masaya götürdü. eski yerine bıraktı. kafes hep burada gazetenin üstünde dururdu. şimdi gazetesiz koymuştu. masanın üzeri ne kadar boş gelmişti. herşey boştu. yeryüzünün hakimi rüzgar olmuştu. sessizlik hakim olmasını istedi içinden, fakat ses heryerde yankılanıyordu. kuşlar eskisi gibi özgür uçuyorlardı. martılar denizin üzerinde rüzgara sanki baş kaldırıyorlardı. kanatlarını açmışlar sabit bir şekilde duruyor gibiydiler. deniz dalgası iyice kabarmış, yeryüzünü yutacak gibi büyümekteydi. martılar gökyüzünün yeni hakimleri diye düşündü. kafese baktı, iç geçirdi. ... Devamı

biz bize benzeriz, bir şekilde!

2006-08-31 09:28:00

zemzem suyu temizliği saflığı sembolize eder. dünyanın değişik yerlerinde kutsal inanıldığına inanılan sular vardır. islam dünyası için en önemli su ise, ve her hacının tadına baktığı sudur. bu suyun bakımından sorumlu bir türk profesör atanmış ve müslüman olmayan bilim adamlarının yapmış olduğu su üzerine incelemelerini tersini kanıtlamak için gitmiş! avrupalı bilim adamları suyun kalitesinin çok kötü olunduğunu ve kirli olduğu sonuca varmışlar. bizim bilim adamımız* ise onların kullandığı yöntemi değil de, kendisine ait bir bilimsel yöntem kullanarak bu kutsal suyun kutsal yönlerini ortaya serivermiş. hatta suyun kaç insana yeteceği konusunda da kesin elinde veriler olmuş! her hacı görevi görenlere bir fincan içinde ve törensel olarak verilen bu zemzem suyu, toplam 5 milyon insana yetecek kadarmış! o rakamın üzerinde çıkarıldığında su yerine sadece balçık bulmak mümkünmüş! zemzem suyunun satmanın yasak olduğunu ve oraya gelenlere bedava dağıtıldığını belirtilmektedir. hatta her hacı dönemi ülkemizde zemzem suyu olarak satılan suların zemzem ile alakası olmadığı ve dolandırıcılar tarafından uydurulduğu belirtilmekte bu okuduğum yazıda! suudi yönetimi suyun satışını yasaklamış olmasına rağmen, cidde havaalanında turistlik olarak satılmasına izin vermiş! sınırlı miktarda satılan bu su kutsal topraklardan gelenleri en çok rağbet ettiği turistlik eşya oluvermiş! su üzerine yapılan röportajdan öğrendiklerim elbette sadece bunlar ile sınırlı değil, suyun yerleşim birimi içinde olan üç ayrı kaynaktan beslendiğini ve bu kaynakların korunması için suudi yetkilileri her türlü önlem aldığı belirtilmektedir. su kaynakları yerleşim birimlerinin altında olduğu içinde kirlenme kaçınılmaz olarak düşünüyorum. şimdi suudi yetkileri acaba nasıl önlem aldıklarını da düşünmeden edemiyorum! ne gibi yöntemler alınmış bilmiyorum ama umut ederim ki, o şehirde alt yapısı modern kurallara göre oluşturulmuş olsun! bizdeki gibi alt yapısı olmayan milyonluk şehirde olabilir! ... Devamı

bizim ülkenin havası mı farklı, suyu mu?

2006-08-30 09:26:00

kuş gribi üzerine birazda ben fantezimi çalıştırayım dedim! neden kuş gribi durduk yere türkiye'yi vurdu da başka ülkeyi vurmadı? komplo teorilerine çok inan bir millet olduğumuz için, bu benim komplo teorime de inana olacaktır! bu anlatacaklarım sadece bir hayal ürünüdür, gerçekler hiç bir alakası yoktur!   hitchcoc kuşlar adlı filmini anımsıyorsunuzdur. kuşlar insanlara saldırmaktadır. bütün bir kasaba neye uğradığını şaşırmıştır. türkiye´deki kuşlar saldırmıyor, fakat insanlar durmadan onları yok etmek için ölüm makinelerini çalıştırmıştır, uçabilecek ne varsa yok etmeye başlamışlar. histerik durum gösterdiğini, sanırım içinde yaşadığımız için göremiyoruz. bu gribe karşı önlem geliştirmek için bilim adamlarımızı laboratuarlarda çalıştırmak gerekirken, bizler ilk akla gelen ve en kolayını seçtik. uçan ne varsa yok etmeye başladık. bu canlıları bir yerde izolasyon etmek fikride hiç düşünülmedi, acaba kaçı ölmekte, kaçı bu mikrobu taşımakta? otobüslerin altı üstü ilaçlanırken, otobüsün içinde bilmem ne dayı ya da yengenin elinde ki canlı tavuk ya da kuş bir bakıyorsunuz kuşadasına ulaşıp oradaki canlılara sıçrayabiliyor!   bu virüsü ab tarafından üzerimize atıldığını düşünüyorum! ab türkiye’deki tarımın sanayileşmesini istemekteydi. şehirlerdeki ve köylerdeki küçük aile işletmelerin ortadan kaldırılıp bir tarım sanayisinin oluşmasını arzulamaktaydı. yani türk tarımına bir çeki düzen verilmesi gerekmekteydi. bu kuş gribi bunu rahatlıkla hayata geçirecek bir olanak yarattı, eğer bu grip olmasaydı bu kadar, kolay ve direniş olmadan köylülük üretimi olan organik tarım ortadan kalmayacaktı! doğal şartlarda yetişen tavukların ürünü olan köy yumurtası tadı artık günlük yaşantımızdan çıkmaktadır! sanayi ürünü olan yapay yetişmiş tavukların yumurtalarına alışacağız! kokusuz, renksiz ve ne olduğu belli olmayan yumurtalar uzun zamandır marketlerde yerini almıştı, fakat hala halkımızın büyük bir bölümü köy yumurtasına karşı ilgi gösterme... Devamı

tüm ülkenin sokakları kan ile sulanacakmış!

2006-08-30 09:24:00

yarın ülkemizde toplu kıyım olduğunu öğrendim! almanlar toplu kıyımlar için toplama kampları icat etmişlerdi, bizler belki alışkanlık gereği sokaklarda o işi halletmeye devam ediyoruz! hatta başını kesip ellerini kollarını serbest bırakıp sokakta dolaşmalarına dahi izin veriyoruz! yarın bütün sokaklar kan ile temizlenecekmiş! bütün sokaklar, daha sonra deri toplayıcılar ile dolacak! kim önce geldiyse deriyi o götürecek! eskiden tek bir kurum toplardı, şimdi ise her türlü yardım derneği toplama hakkı var! ankara´daki deniz fenerini nereden bilsin, ama deniz feneri ayağına gelecek! derisini almaya! biraz önce kestiği hayvanın derisini mi verecek, yoksa kendi derisini mi verecek, onu veren düşünsün! yarın tüm sokaklar kan ile sulanacak, sonra kanlar temizlenirken yeni kıyafetlerini giymiş çocuklar el öpmelere çıkacak! öpecek eller elbette önce kana bulanmış olan eller olacağı kaçınılmaz! komşusu kurban keserken, birisi gidecek bankadan veya başka yerden borç bulacak ve kurban kesecek! diyanet ne gibi açıklama yapıyordu, onu duyan dahi olmayacak! borç içinde olanın kurban kesmesi allah katında bir değeri yok ama sokağında bir değeri olacağı kesin! her bayram geldiğinde ülke içinde gözle görülür bir kategorize ve ayrışmalar göze çarpar, özelikle oruç zamanı! kim oruç tutuyor kim tutmuyor diye ışık takibinde bulunulur! ışığı yanmayanlar ise hemen dedikodu malzemesi olurlar! kurban kesileceği zamanda aynı mekanizma işler, kim kesti, kim kesmedi diye bakılır! hatta kesmeyenlere de bir adet, yağlı tarafından bir parça et gönderilir! hiç değilse kokusundan faydalanıyorsunuz, birazda yağından faydalanın diye! bir kaç gün kelle paçalar sokaklarda yakılan ocaklarda pişirilir, tüm kokusu sokakları kaplar! kediler, köpekler bayram eder! bu kurban bayramında bir çok kanatlı kümes hayvanları göremeyecek, çünkü onlar daha önce ateş çukuruna atılmış oldular! çöpleri eşeleyen tavuklar, horozlar olmayacak! kediler ve köpekler bu sefer tek başlarına çöpleri dolan... Devamı