Seçim mi, referandum mu?

2015-08-08 09:34:00

Seçim mi, referandum mu?     Ülkemiz yakın tarihi içinde kırılma noktası olan 12 Eylül’den bu yana onun yaratmış olduğu bir çok kırılma yaşadık ama hiç biri sistemin ve rejimin yönünü değiştirmeye yetmediği gibi, darbe sonrası planlanan yolda daha istikrarlı bir şekilde yol almaya devam ediyoruz. 12 Eylül rotasını Ortadoğu bataklığına ve dinlerin çatışma noktası olacağı BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) içinde yer alacak şekilde evirildik. Bu evirilmemizde iç dinamiklerden daha çok dış dinamiklerin istemleri ve yönlendirmesi etkili olmuştur. Dış dinamikler ülkenin yeniden düzenlenme süreci zamana yayarak ve sinsice var olan rejimin tabanını boşaltı, obruk tabanı gibi 12 Eylül karanlığına bizi bırakıverdiler. Ülke delikten aşağıya bırakılırken, yerini ikame edecek olan yeni bir devlet yaratılma süreci yaşadık. Bu sürecin içinde devletin koruma mekanizmalarının tek tek zayıflatılması ve yerine yenilerinin ikame edilmesi sürecini olayları izlerken farkına bile varmadık. Susurluk geçmiş ile hesaplaşma olarak önümüze konulurken, aslında gelmekte olan için açılan bir yol olmuştur. Bugün kazaların artık içeriğine değil, kaç kişinin rakamsal olarak bilgisine sahibiz! Kazaları kimler yapar sorgulamak yerine, kader çizgimizin falına bakar gibiyiz! Ülke olarak ve geleneğimizde yer alan birikimlerimiz bizlere kazalardan ders almamayı öğretmiştir. Bir birine benzer kazalarda binlerce insanımızı kaybederiz ama önlemi dışarıda her hangi bir ülkede alınmasını ve bize dayatılmasını bekleriz. İç dinamiklerimizin tarih çizgisi içinde verilmiş rolleri iyi bir şekilde oynayan oyunculardan oluşmaktadır. Her ne kadar ellerinde senaryo bölüm bölüm verilmiş olmasına rağmen, bazı oyuncula... Devamı

Dördüncü güç!

2015-08-01 15:50:00

Dördüncü güç!   Toplum dinamikleri arasında güçlere rakamlar verilmiştir. Dördüncü güç olarak İngiltere’de bir görüşmenin halka sızdırılması ile basına dördüncü güç olma payesi verilmiş ve siyaseti denetleyerek sistemin çalışması için önemli bir işlevi de üstlerine bırakmıştır. Dördüncü güç olma yolunda ilk adımı atan amatör muhabirler o dönemde yakalanıp idam edilmiş ama gerçeklerin üstünü örtememiştir. Ülkemizde ise medya dördüncü güç özelliğini gösteremeden silinmiş ve embedded yapıya dönüşmüştür, o yüzden medyanın gücünü temsil eden rakamı başka bir güce devretmek istiyorum! Ülkemiz resmi olarak kurulduğundan bu yana sürekli çatışma koşulları içindedir. Devlet geleneğini Osmanlıdan olduğu gibi alan devlet yapımız yeni isimlendirme ve yeni özneler ile geleneği olduğu gibi sürdürmüş ve çatışma koşullarına özgü devlet kendisini korumak için çeşitli önlemler almıştır. Ülkemizde çatışmaların kökeni her daim devlet mekanizmasının koruyucu unsuru olarak görülen jandarmanın tarihi (1836’den başlar) kadar ve daha da gerilere kadar giden eskiliği söz konusudur. Siyaset sahnesine giren ve çıkan özneler toplum içinde önemli bölünmenin parçası olabildiği gibi aynı zamanda nedeni de olabilmektedir. Toplumsal yapımızda fay hatlarının temelinde ve yeni fay hattının oluşmasında bireylerin önemi tebaanın kul olmasından kaynaklanıyor olabilir. Çünkü tebaası kul olan toplumlarda birkaç birey toplumu düzenleyebilmekte ve gerek gördüğünde toplum içinde var olan farkl... Devamı

Yine kazacağız, yine kaçacağız!

2015-07-18 12:07:00

Yine kazacağız, yine kaçacağız!   12 Eylül sürecinin anlatılmayan yönleri hala var ve yaşadığımız süre içinde de sanırım olmaya devam edecek, çünkü yaşayanlar yaşadıklarını içlerinde yaşatırken, dışarıya en devrimci eylemi yapmaya devam ediyor. Gülümsüyorlar!   İşkencenin her türlüsünü, acının en derini, sistematik olarak uygulanan algı yönetimin en disiplinini yaşamış olanlar, özgürlüklerini göreceli olarak kazandıktan sonrada hala geçmiş ile olan hesaplaşmalarını yapamamış. O günlerin acısını gülümseyerek anımsamaya ve en zor koşulda kurulan arkadaşlıkların, yoldaşlıkların zaman içinde nasıl dağıldığını ülke ve evren sathına yayıldığına acı acı gülümseyerek dudaklarından dökülüyor, bazen anı kitap olarak karşımıza çıkıyor.   12 Eylül karanlığında en karanlık nokta olan cezaevlerinde yaşananların bir bölümü gün ışığına çıkmıştır. Anılar yaşananları süzerek ve acıları tam da olmasa yansıtır şeklindedir. Mamak, Diyarbakır, Metris gibi isimler öne çıkarken, sanki öte cezaevlerinde bir şey yokmuş gibi algılanır. Türküler, Müze tartışmaları, örgütlerin ‘şeflerinin’ yaşadıkları yerlerde yapılan destansı olaylar dışında sanki ‘öteki’ yerlerde yaşananlar hiç olmamış gibi üsten geçilir.   Karadeniz, Akdeniz devrimcilerini aynı işkence odasında buluşturan davalar, hücreler ve o sürece giden yolda yaşananlar anılar ve ortak kitaplar içinde yerlerini almaya başladı. Elbette yaşayanların önemli bir bölümü yaşadığını anlatacak kadar edebili dili olmaz, acının bırakmış olduğu izler ve travmalar bile yaşananları anlatamayacak şekilde olabilir. Fakat 12 Eylül kırılması zaman ge&cce... Devamı

Çocuklar katil olmasın!

2015-07-16 12:45:00

Çocuklar katil olmasın!   Çocuklar, çocuk gibi büyüme hakları ellerinden alındığının farkında bile değiller. Çünkü çocuklar hangi zaman içinde ve kime hizmet edeceklerini bilemeden hormonlu bir şekilde ve de doğadan uzakta büyümeye devam ediyor. Çocuklar beton binaları arasında ekranlar karşısında büyürken, hangi siyasinin gelecek perspektifine hizmet edeceğini bilemeden, ekran içinde savaş oyunları ile zamanını öldürürken, birey olarak odasından çıkmadan yaşamaya devam eder.   Çocuklar hangi ülkede ve hangi coğrafyada büyürse büyüsün, savaşın dolaylı ya da direkt ilişkisi içindedir. Geri kalmış ve bugün üçüncü dünya savaşının devam ettiği coğrafyalarda çocuklar oyun aracı silahların bıraktığı kovanlar ve kurşunlardır. Büyün hayal dünyasını savaş ve kan belirlemektedir. Eğer olanak bulursa Hollywood yapımı savaş filmlerinde kahramanlar gibi olmayı hayal eder! Yenilemeyeceğini ve kötü olanları öldüren bir kahraman!   Gelişmekte ve gelişmiş ülkenin çocukları ise bilgisayarlarına indirmiş oldukları ya da canlı olarak bağlandıkları oyun sitelerinde savaş sanatının inceliklerini öğrenirken, çizgi filmler aracılığı ile ölmenin bir oyun olduğu imajı içinde büyür. Silahşorun gözü ile keskin nişancı olarak düşmanı öldürür. Hatta bir çok oyun gerçek savaş sahnelerinden ve gerçek düşman olarak görülen askerlerin kıyafetleri ile oluşturularak hayat ile bağ kurulması sağlanır. Büyük Amerikalı işgalci güç askeri düşman gördüğü Afgan, ıraklı, ya da Ortadoğu ülkesinden birini hiç vicdan acısı duymadan öldürür.   &Ccedi... Devamı

Vestel, bir global firma mıdır?

2015-07-06 13:06:00

Vestel, bir global firma mıdır?   Türklerin övünç duyduğu firma sayısı dünyada pek fazla değildir. Nedeni ise teknoloji alanında ve pazarlama ve satış sonrası hizmet konusunda yeterli olumlu tecrübelere sahip olmamalarıdır, olanların ise bir elin parmak sayısı kadar olması şaşırtıcı değildir. Fakat bütün bu gerçekliğe rağmen dünya zenginler listesinde Türklerin yer alması şaşırtıcı ve onların gelirlerinin kaynaklarının her daim sorular altında kalmasına sebep olmaktadır. Yasalara, piyasa koşullarına uygun, bir marka olmuş firmalar evrensel olarak tanınmakta ve her ülkede kendisi için çalışan yan firma kurmuş ve yönetmektedir. Ulus devlet anlayışının bundan kırk yıl önce büyük değişime uğramasına sebep olan da işte bu piyasa koşullarının devletler üzerine yapmış olduğu baskıdır. Firmaların müşteriye yönelik hizmetleri; üretim ile sınırlı değil, üretimden ve çöpe kadar gidiş süreci içinde her basamakta oluşan tüm sorunlara çözüm getirmek ile yükümlüdür. Bu yükümlülük elbette yaşadığımız tecrübelerin ve tüketici mahkemelerin almış olduğu kararalar ile paralellik gösterir. Evrensel firma ile merdiven altı üretim yapan firma arasında ayrım işte buradadır.  Uluslar arası bir firma her türlü üründen ve tüketim alanında oluşan her türlü sorundan sorumlu olduğunu bilir ve ona göre tavır alırken kurumsal yapısını oluşturur. Bir çok otomobil firması hatalı ürettiği küçük bir parça için tüm otomobillerini servislerine çağırıp, o parçasını değiştirecek kadar olgun davranması diğer alanlar içinde geçerli olduğunu gözden uzak tutmamamız gereklidir. Kısaca bir firmanın gerçek anlamda marka olabilmesi i&cce... Devamı

Dinciler biat etme özgürlüğü için mücadele eder!

2015-06-30 14:03:00

Dinciler biat etme özgürlüğü için mücadele eder!   Dine inanalar ile dinciler arasında uçurum vardır, gerçekten inanlar gösteriş için meydanlara çıkıp kendi inancını ranta döndürmeye çalışmaz, bütün geleceğini bu dünyanın nimetlerine değil inandığı geleceğe ve Allah'ın buyruklarını yerine getirmeye adar. İnandığı yola uygun dünya nimetlerini israf şeklinde tüketmek ve gözü açlar gibi doymaz şekilde mal varlığına döndürmez, çünkü inanan paylaştıkça insan olacağını bilir ve dini bilgisini ve yüreğine fiyat biçmez. Dinciler, dini söylemler ile her şeyi kendi kişisel çıkarları için kullanır ve oradan elde ettiği geliri amaçları doğrultusunda kullanır. Dincilerin hakim olduğu siyasi yapılar tarihler boyunca iktidara gelip gitmiştir ama dincilerin hakim olduğu rejimlerde başka bir şeylerin yaşama şansı yoktur, homojen inanç uğruna öteki olanları yok eder ve dini söylemler içinde özgürlük alanı bırakabilir. İran örneğinde olduğu gibi dini rejimler içinde de laik bir düzen olabilir ama Hz. Muhammed sonarsı gelen tüm dinlere acımasız ve sorgusuz yok etmek için elinde ki tüm olanakları kullanır.   Dinciler ile dini söylem ve dini referanslar ile mücadele edilemeyeceğini Fransız devrimi bize anlatır. Fransız devriminde din dışında söylemler ile halk iktidara gelmiş ve dini olması gerektiği yere çekmiştir. Bugün Avrupa devletlerinde dini siyasi partiler yer almasına rağmen, hiç biri kendi inancını devlet içinde dominant olmasını ve dini kıyafetlerin devlet kurumlarında kullanılmasını savunmaz...   Din, insanlığın karanlık zamanlarının siyasi iktidarıdır...   Bu bilincin bizde oluşabilmesi için öncel... Devamı

Öncelikler yaşamda duruşu belirler!

2015-06-29 11:23:00

Öncelikler yaşamda duruşu belirler!   İnsanın yaşam kavgasında bazı şeyleri öncelikli görür ve o önceliklere göre duruşunu belirler. Kişisel tarihimiz içinde bir çok karmaşık olay içinde kendimize göre bazı şeyleri öncelikli olarak alır ve bazı şeyleri görmezden geliriz. Somut olaylar içinde somut duruma göre adım atarken bazı gelişmeleri görmezden gelip, hatta müttefik görüp işbirliği içinde önümüze gelen sorun ile mücadele ederiz. Her sorun özeldir ve o özel duruma göre tavır alır ve ona göre adım atar ve duruş belirleriz.   Yaşamın şablonu yoktur, hangi olaya nasıl davranacağımızı önceden bilemeyiz, duygusal tepkiler ile mantıklı görünen gerçekler üzerinden kendi gerçekliğimizi ortaya koyar ve adımlar (tepkiler) atarız. Herhangi bir olay göründüğü gibi olmadığı, geçmişi ve geleceği olduğunu ve olay bitmeden gerçek anlamda adlandıramayacağımızı biliriz ama elimizde değildir, olaylar yaşanırken kendimizce sonuçlar çıkarır ve sonuçların bizim lehimize olması yönünde tepkiler veririz. Adımları atarken önümüze gelebilecek sorunları minimize etmeyi ve o sorunu ortadan kaldırmayı hesaplarız. Kısaca kriz yönetimini iyi başarabilmemiz için iyi bir birikimimizin olması gereklidir. Hayata ve olaylara bakış açımız ne kadar geniş ise o kadar rahat sorunların üstesinden gelirken, açılmayan bir kapı önüne gelip sürekli omuz atarak o kapıyı açmaya çalışmak aslında krizi yönetemediğimizi ve hayatımızı karanlıklar içinde bıraktığımızı kanıtlar. Açılmayan kapı önünde radikal düşünceler içinde olursak aslında kendi kendimizi yok ettiğimizin farkına bile varmayız. Hayat içinde önü... Devamı

Loto toto yaşamın bir yansıması!

2015-06-23 13:09:00

Loto toto yaşamın bir yansıması!   Loto – toto kumara verilen devlet tarafından verilen isim. Kumar yasalarca yasaktır ama devlet yaptı mı adına da loto dedi mi yasaklar küçük bireylerin yaptığı ile sınırlı kalır. Devlet halk adına kumar oynatır, kerhane işletir, kerhaneden aldı vergiler ile kutsal mekanlar inşaat eder ve onu devlet olarak ben yaptık diyerek siyasi parti liderleri halkın parası ile yaptıkları ile övünürler. Aslında ortada bir kumar vardır ve görünmeyen devlet mekanizması içinde halkın cebinden alınan paralar ile halka hizmet yarışı!   Halk devletin yapmak ile yükümlü olduğu şeyleri liderler tarafından yapıldığında lütuf olarak alır ve değerlendirir. Aslında lider dediğiniz seçim ile gelmiş, kendisini zor ile seçtirmiş ve kendisinin toplumun önünde giden bir at yarışı olduğu imgesini ortadan kaldıran öznedir. Seçimler olan her yerde yarışan birileri vardır ve o birileri kumarda rulet masasında dönen toplun işaret edeceği delik olma özelliğini taşır. Rulet masasına halk giremez ama seçilmiş rakamlar yerlerini alır ve o rakamlardan birisine top değecek ve kazanan o seans için o rakam olacaktır. Şapkasını alıp gidecek ve yedi defa gelecek bir rakam! Lider dediğiniz sonuçta seçilendir, kazanandır. Onun kazanması ile birleri kazanacak ve sevinç çığlığı atacaktır.   Seçimler bir anlamda kumardır, çünkü kumarda kazanan ve kaybeden vardır. Her seçimde de birileri kazanır ve kaybeder. Parasını ortaya koyar, bir de kişiliğini, öter yandan adaylığını netleştirecek liderinin ağzına bakar, onun ağzından çıkacak özne olmak için her şey yapar. Rulet masasında yer alan rakamlardan biri olmak için malını, varlığını, çevresini, geçmişini, birikimlerini kısaca her şeyini ortaya koyar. Sonra se... Devamı

Tüketim zamanında her şey yarımdır!

2015-06-13 21:49:00

Tüketim zamanında her şey yarımdır!   Her kelimeye anlam veren bizleriz ve bizim geçmişimiz, algılarımız zaman içinde değişime uğruyor, kelimelere ve cümlelere yeni anlamlar yüklüyoruz. Değişim kaçınılmaz, kelimeler aynı ama anlamları farklı, her kelimeye zamanın ruhu şırınga ediliyor. O yüzden geçmişin en nadide eserlerini okuyamıyoruz, okuyunca da anlayamıyoruz… Gözyaşlarına neden olan hikayeler, romanlarda ki pasajlar bugün bize yabancı ve neden göz yaşını bu kelime ile düştüğünü çıkaramıyoruz... Her şeyimiz ile oynanıyor...   Yaşam,  sanırım birilerinin egosu üzerinde durduğu için olabilir mi, yoksa para ben de benim isteğim her şeyin üstünde diyen ve klasik kapitalist mantık içinde müşteri her daim haklıdır. Yani parası olan her daim haklıdır, çalışan bu haklı karşısında boyun eğmek ve onun egosu altında ezilmek zorundadır…   Genelde başakların verdiği rolleri iyi oynuyoruz, kendi seçimiz olan roller sadece gece yarısı yalnız kaldığınızda o da nadiren oynarız... Yaşamın her döneminde birilerine şirin gözükmek, çıkar ilişkilerimiz bozulmasın diye bizden beklenen role uygun davranışlar geliştirip, ona göre beklentilere yanıt vermek için çok uğraş veririz, hatta bir yarış atı gibi verilen hedefe ulaşmak için tüm enerjimizi harcarız. Bir avuç şeker ile de eğer başarırsak ödüllendiriliriz.   Boşluk olmasaydı, hayatın anlamı olmazdı... İyi ki boşluk var!   Hayatımız içinde bazı dönemler boşluk barındırır, bu boşluk anlarımızda karar verme sürecindeyiz. Nereye ve nasıl gideceğimizi bilmeden önümüze konan sınavlarda başarılı olmak adına gireriz. Puanımız nereyi tutarsa artık bizim planımız, geleceğimiz, yaşam çizgimiz, arkadaş &cced... Devamı

Bir dönem kapanırken…

2015-06-08 09:09:00

Bir dönem kapanırken…   Bir dönem kapanırken elbette başka bir süreç başladığı anlamına gelir. Kimse başlayanın nasıl bir son hazırlayacağını bilemez, yaşayarak öğrenir. 12 Eylül’den bugüne sürekli değişim yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz. Tipik Ortadoğu ülkesi konumuna geldik, ülkenin siyasi lideri bile tipik Ortadoğu liderleri gibi hukuk tanımaz, kanunları işlediği suçu ortadan kaldıracak şekilde düzenleyen biri oldu. Her yaptığını yasalara uydurmadı, yasaları yaptığına uydurdu.   Keyfi suçlamalar, keyfi emirler. Paranoyak düzeyde insanları cezalandırdı. Homojen, emir dinleyen kullar yaratma girişiminde bulundu. Gerçekleri değil, kendi gereğini kabul eden, o gerçek üzerinden kararlar alınmasını arzuladı. Yaratılan sanal gerçeklik, soyut hedeflerin peşinden her türlü eleştiriyi yok sayan, hoşgörüsüz, tek doğruyu bilen olarak emirler saldı sağa sola. Gizli kapaklı işler, örtülü ödeneklerin verdiği rahatlıkla kendi ülkesi dışında ülkelere ayar vermeye çalıştı. Binlerce insanın göç yollarına düşmesinden, katliam uğramasından, iç savaş koşullarının oluşmasından katkısını her daim gizli övünmeler ile kabul etti. Çıkarı ve hedefi için ülkeyi savaş çizgisi üzerinde tutmaktan, Osmanlı idealinin yeniden yaratacağı ve şanlı savaşlar ile kahraman olacağı düşlerini gerçek sanan, oturuşu, yürüyüşünü Kasımpaşalı delikanlı olmaktan çıkarıp, dünyayı Kasımpaşa görüp onun ağası olmaya heveslenen bir savurganlığın tipik bireyi ortaya savruldu. Savrulan sadece kişiliği değildi elbette, kendisi ile birlikte artıklarından nemalanan bir önemli çevre de bu savrulmanın ürünü olarak ortaya çıktı.   Her dönemin bi... Devamı

Bir bomba!

2015-06-08 01:19:00

Bir bomba!   Bir bomba ile bütün hayatının değiştiğini gelecek zaman içinde daha iyi anlayacak, ama bombanın bıraktığı keskin koku henüz dağılmadan bunun farkına bile varmayacak. Bomba yaşamın akışı içinde bir çok insan için son nefes olurken, tarih çizgisinin de kırılma noktası olacağını kimse önceden bilemezdi.   Diyarbakır, 5 Haziran 2015. HDP düzenlediği miting. Halk büyük bir coşku ile HDP eş başkanlarını beklemekte. Her mitinge olduğundan daha fazla coşku ve umut içinde. Devletin yıllar önce ‘Kürtler meclise girmesin’ diye ortaya çıkardığı %10 baraj. O baraj ya aşılacak ya da yıkılacaktı.   Riskli bir seçim.   12 Eylül ülkenin kaderinin ve konumunun değiştiği kırılma süreci anlatır. O dönemde yasaklar o kadar ileri boyuta taşınır ki, Kürtçeden başka dil bilmeyen analar mahpus damlarında çocuklarını görür ama konuşamaz. Çünkü Türkçe dışında tüm diller yasaklanmış, Kürtçe ve Kürtlerde zaten yoktular. Yok olanların konuşması mı olurmuş, siyasi organizasyonlar  mı? Olamazdı. Olamazdı ama Kürtlere karşı önlemeler alınır, Diyarbakır cezaevi Kürtler işkenceden geçirilir, işkence altında Kürtçe ifade alınır ama Türkçe savunma yapmaları istenirdi. Olmayan ve anlaşılmayan diller savunma içinde olamazdı. Olduğu an, anlaşılır dil olana kadar işkenceden geçirilir, savunma ihtiyaç duyulmadan cezası kesilir, kalemi kırılırdı. Kürtler yoktular ama cezaevleri onlar ile doluydu.   Devlet yeni rotasına doğru yapılanırken, Türkçe konuş! Afişleri sağa sola asılırken, direnişin ateşini de yakmıştı. Devlet olmayan halka karşı silahlı milislerini oluşturup, korucu köylülerden sivil bir düzensiz ordu k... Devamı

Sağ - sol yok, çıkar çatışması var!

2015-06-05 02:09:00

Sağ - sol yok, çıkar çatışması var!   Ülkemiz tarihinde her daim sağ sol çatışması varmış gibi hava yaratılır ve insanlar bu yaratılan sağ ve sol içinde yer alan cemaat, fraksiyon gibi şeylerin içinde kendilerini ifade etmeye çalışırlar ve bu cepheleşme ve çatışma durumunda da başarılı olunmuştur. 12 Eylül öncesi sürekli vurguladığımız bir cümle vardı, “sağ – sol çatışması yok, faşist katliam var ve ona karşı direnen devrimciler!”   Türkiye devleti kurulmadan önce, Osmanlı son dönemlerinde de devlet yapımız ve insana bakışımız kul, köle ve efendi ilişkisi içinde Almanya’dan gelen o dönemde henüz adı konmamış olan ‘toplum mühendisleri’ tarafından biçimlendirilmiş ve devlet hiyerarşik yapısı modern batı dünyasına uydurulmuştur.  Yeni kurulan cumhuriyet, Osmanlıdan aldığı devlet geleneğini ve anlayışını devam ettirmiş, padişah yerine cumhurbaşkanı oturtmuştur. O devrin zamanın ruhuna uygun devlet adamı ve devlet anlayışı hakim olarak kabul edilmiş ve ulus devleti bakış açısı içinde homojen toplum yaratmak için devlet adına baskı araçları kurmuş ve yönlendirmiştir. ‘Padişah’ adı yerine ‘Türk Milleti’ adına kararlar verilmiş ve padişahın keyfiyeti yerini alan yeni mekanizma aynı keyfilikte devletin çıkarı için önüne geleni ezmiş, yok etmek için her türlü aracı kullanmıştır.   Fransız devrimi sonrası feodal yapının tasfiyesi ve yeni rejimin oluşması sürecinde eğitimin önemi anlaşılmış ve homojen toplum için en gerekli şey ‘eğitim birliği’, ‘dil birliği’,  olduğu anlaşılmıştır. Bu sayede ulus devleti içinde yer alan diğer kültürler ve halklar asimilasyona uğratılmış ve onların yok olma ... Devamı

Devletin malı!

2015-05-31 21:26:00

Devletin malı!   ‘Devletin malı, yemeyen domuzdur!’ tekerlemesini çocukluğumda çok duyardım, çünkü o zaman her şeyin sahibi devlet ve o devletin de kurtçukları çoktu. Domuz biliyorsunuz Yahudi ve İslam geleneğine göre yemesi günah! Yani devlet malını yiyecekler bu tekerleme ile güya vicdan rahatlatıyor, günahı yiyor! Yemeyen ise ‘gavur’ olmuş oluyor!   “Yerli malı sonra çıkar kokusu” diyerek yerli olan her şeye karşı tiksinti, küçümseme eşliğinde liberal ekonomi geldi, ‘artık hiçbir şey karaborsada olmayacak, isteyen istediğini alacak!’ dendi, ama parası olana uygun bir söz olduğunu en kısa zamanda anladı, bu halk!   Liberal ekonomiye geçiş ile düşünce yapımızın değişmesini göstergesi, yaşama bakışımız ve yaşam içinde günlük olarak tükettiklerimizin göreceli olarak artığını bakarak söyleyebiliriz. Ne kadar çok tüketirsek o kadar çok liberal olmuş olduk. Tüketim, sadece mal üzerinde değil, fikir ve insan tüketimini de kapsadığını tarihin çöplüğüne bırakıldığımız da anladık!   Tüketim çılgınlığı yeni bir savunma aracını yükselen yıldız yaptı, din! Parası olanın çok tükettiği ve çok seyahat etmeye başladığı bir dünyada, tüketeni kuşatan ‘gecekondu’ mahalleri apartmana dönerken adı da ‘varoş’ oldu. Varoşlar, Lübnan’dan gelen Şii örtüme modelini kutsayarak direnme aracını saldırı aracına döndürerek şehri kuşattı. Önce, çekinerek girdikleri zengin semtlerdeki yeni yaşama giyimleri ile; önce yadırganan, sonra alışılan, daha sonra da modası ve kaliteli çizim eseri olan özgün eserleri ile tesettürlü ... Devamı

Gün doğarken…

2015-05-26 07:13:00

Gün doğarken…   Gün ağarırken kuşlar yeni ötmeye başladığında, köpekler gecenin yorgunluğu ile sokakları terk edip, kendileri için uygun bir yerde yatmaya doğru gidiyorlardı. Kuşlar ağaçlarda birbirine karşı kur yaparken, pencereme konan bir kumru derin düşüncelere dalmış gibi kafasını gövdesine doğru çekip hareketsizce duruyordu. Henüz horoz ötmemiş, tavuk sesleri gelmiyordu. Rüzgar yapraklara bir şeyler fısıldadı, yapraklar oynadı önce, sonra serçelerin hareketi ile dallar. Sessizlik dağılıyordu. Sessizlik gökyüzüne doğru kendisini bırakmış yerini doğanın sesinin yanında insanın yaratmış olduğu gürültü alıyordu. Araba, uçak, vapur sesleri geliyordu. Şehir canlanıyor, hareketli hale gelirken doğanın kendisine ait olan sesleri gürültü içinde yok oluyor, insan sabah telaşı içinde koşturmaya başlıyordu. İlk otobüs seferi başlamıştı, dolmuşlar gürültülü şekilde yolunu alıyor, kamyonlar şehrin içinde hafriyat taşımak için taşıyacakları yere telaş içinde ve önüne geleni ezecekmiş gibi gitmeye başlamıştı. Şehir, binlerce yılda oluştuğunu düşünür içinde yaşayana göre. Ama dışarıdan bakana göre ise şehir metropol olmadan önce ticaret yolunda oluşmuş ve ticari barışı sembol eden yer olarak görür. Savaşlar ticarette başarılı olamamış barbarların yağması üzerine kurulmuştur. Barbarlar başkalarının emeğini çalarak, yağmalayarak, çadırlarda yaşayarak yerleşik ticaret hayatı sonlandırıyor, altın yumurtlayan tavuğu kesiyordu. Elbette insanın kellesini de tavuk keser gibi kesiyor, sürekli bulunduğu yeri toprağını kan ile suluyordu. Kanın düştüğü yerde ene ot biter ne de yaşam olur orada. Çöl kan ile sulanmış toprağın kuma dönüşmesi ile ... Devamı

50 yıl geldi ve geçti…

2015-05-24 20:06:00

50 yıl geldi ve geçti…    50 yaşıma giriyorum, hiç düşünmediğim, aklımın ucundan geçiremediğim bir ömür yaşadım.   Bu ömür içinde acılar gördüm, gurbeti yaşadım, arkadaşlarımın arkasından son söz söyledim, toprağa düşenin üzerine toprak attım...  Kısaca yaşam başlangıçta vericiyken, zaman içinde hep alıcı oldu. Almaya da devam edecek...     Özgürlük türküsünü özgür bir ortamda Gezi Direnişi sırasında yaşadım, bu benim yaşamım içinde ki en büyük hediye oldu...    Dergi çıkardım, gazetede çalıştım, yazı yazdım, karikatür çizdim, fotoğraf çektim… Yaşamı kendimce hep kayıt ettim. Ettiklerimi hep kendimde saklamadım paylaştım. Kitap olmadı, albüm olmadı ama her yaptığım beni anlattı. Yaşantıma hiç ticari bakamadım, o yüzden kendi çıkarımdan daha çok düşüncemin çıkarının peşinden koştum.    Emekli olmadım, olmayacağım da...     Sigorta parası yatırmadım, devlet ile bağım yok...    Kavganın en önünde, ortasında ve sonunda oldum ama hep oldum...    Özgür bir dünya özlemi duydum, gerçekleştirmek için bugün dahi 11. tezi rehber aldım.    Devlet ile hiç işbirliğine ve uzlaşamaya girmedim, girenleri de her daim dönek, kendi çıkarı için her şeyi satan biri olarak gördüm, o yüzden devletten basın kartı dahi almadım gazeteci olarak çalıştığım zamanlar içinde. Alsaydım belki bugün bazı arkadaşlarım gibi müdür filan olur, iktidarın sevgili ellerini suratıma hissederdim…    Dinci hiç olmadım, dincileri her daim iktidard... Devamı

Direnişin resmi yapılıyor…

2015-05-22 23:19:00

Direnişin resmi yapılıyor…   Gezi direnişinden geriye kalanlar nedir diye sordu bir arkadaş, gezi henüz bitmedi ki geriye bir şey kalsın. Gezi direnişinin başlangıcından bugüne iki yıl geçti ve direnişin sonuçları, devam eden barikat ateşi ve kora dönüşmüş alevin sıcaklığı hala bir şekilde bizleri etkilemeye devam ediyor.   Gezi Direnişi 31 Mayıs günü polis baskını ile başladı. Polis ezan okunduktan sonra gaz tabancalarını ateşlemesi ile Gezi Parkı içinde kurulmuş olan çadırların içini doldurdu. Hazırlıksız yakalananlar ilk şaşkınlıklarını atlatır atlatmaz direnişe başlamıştır. Gezi Direnişinin birden büyüyeceği ve tüm ülkeyi kucaklayacağını başlangıçta hiç kimse düşünmemişti. Polisin orantısız güç kullanımı, çadırların yakılması, direnişçilerin karşılarında ki organizeli devlet gücüne karşı içgüdüsü ile savunmaya geçmesi birden ülkenin gündemi içinde dikkat çekmiş ve ertesi günde polis aynı sertlikte ve şiddet ile saldırması ile birlikte Gezi Direnişi artık park içinden çıkmış ve bir özgürlük mücadelesine dönmüştür. Özgürlük söylemlerinin direnişin ruhunu belirleyecek ve ülke sınırlarını aşan bir yankı bulacaktır. Devlet mekanizmasını kullanarak her türlü baskıyı kendisinde meşru görenlere karşı artık özgürlük türküleri söyleniyor, özgürlük sloganları atılıyordu. Polis ve yardımcı güç olarak kullandıkları zabıta güçleri bu gelişen durum karşısında şaşkınlık yaşamış, ‘dövdük, yaktık, küfür ettik ama gitmediler’ diye sanırım kendi içlerinde konuşmuş olabilirler.    Gezi bir direniş ateşi yakmış, ateş 31 Mayıs gü... Devamı

Savaş yorgunu olmayalım!

2015-05-21 06:55:00

Savaş yorgunu olmayalım!   Savaş yorgunu bir halkın torunları, savaşın gerçek yüzü ile karşılaşmadıkları için, yaratılan resmi tarih söyleminde uydurulan destanların havası ile daha fazla ırkçı ve görmediklerine düşman olmuşlardır. Düşmanlık kendini tanımam ve sevmezliğini getirmiştir. Çünkü kime ve nereye göre tanımlayacağını bilemeyenler, dünyanın tek sahibi, hükümdarı ve her millet tarafından anlaşılma zorunda olan biri olarak görmekte ve her yaptığını haklı ve doğru olarak görmektedir. Çünkü tarih bilgisi şanlı bir milletin evladı ve her daim zaferler ile taçlandırılmış uydurulmuş bir gerçeklik üzerine oturmaktadır.   Yorgun, kaçkın, toprak hasreti içinde yaşamış dedeler, savaşın gerçek yüzünü torunlarına anlatacak kadar uzun yaşayamadılar. Onlar arkalarına solmuş fotoğraflar ve kırpıntılar halinde kalmış anılar bıraktılar. Şimdi bir çoğunun mezarı bile yoktur, uğruna savaştıkları topraklarda, betonların istilası sonucunda sonsuzluk uykusuna yattıkları kabristanları bile sökülmüş, üzerine betonlardan oluşmuş, siteler, villalar, apartmanlar hatta bir bölümüne gökdelenler oturmuştur. O uğruna savaştıkları, işgal edilmiş şehirler bugün yoktur. Bugün ne için kan döktüklerini sorgulayacak bir durumda söz konusu değildir. Savaştıkları düşmanlarının bütün varlığı o toprakların üzerinde, onların dilini öğrenme ve onların ülkesinde doğum yapma telaşı içinde olan torunlar ve de onların çocukları vardır.   Savaş yorgunu bir halkın torunları, bugün savaşları ekranlar karşısında tanımış, bilgisayar oyunları ile içine girmiş savaşmıştır. Bir oyundur, o oyunun bir parçası olmayı ise askerlik yapmış, Kürtler ile savaşan şanlı... Devamı

Seçilmiş adam!

2015-05-19 12:41:00

Seçilmiş adam!   Bir ülkenin liderleri tesadüfen seçilmemiştir, tarih bilgilerimiz tesadüfen hiçbir şeyin olmadığını bize fısıldar. Yakın tarihimiz üzerine bilgilerimiz ise her zaman resmi okullarda öğretilen bilgiler ve sonradan romanlardan, anılardan öğrendiğimiz başka bir gerçek ile çelişir. Çelişkiler içinde tarihte ise doğu bir yerle saklanmıştır, bizim bulmamızı ister gibi dikkatimizi çekmediği yerden bize göz kırpar.   Dikkatimizi çekmeyen yerler ise her zaman gözlerimizin önünde olan ama o kadar çok güdülenmişiz ki o gözümüzün önündekini göremeyiz. Bakarız, elimiz ile dokunuruz, hatta kafamızdan yeniden yeniden yaratır, öyküleştiririz ama algılayamayız. Algılarımız başka bir ülkeye gidip, kendi toplumumuza bulunduğumuz yerin tarih bilgisi içinde baktığımıza başka bir kapının aralandığını hissederiz. Çünkü bize verilen ve güdülendiğimiz gerçeklerin gerçek olmadığı, birilerin çıkarlarına hizmet eden bilgiler olduğu gerçeği ile karşılaşırız. Her daim bir şeylerin altına süpürülen gerçekler özgür bir ortam bulduğunda ortaya çıkmakta ve algılarımıza hadi yıkılın ve yeniden kurulun emrini verir. Ama yıkılan yerine gelen gerçeklerin de ne kadar gerçek olduğunu bilemeyiz, çünkü karşılaştırmalı tarih yerine hala tek yönlü kaynaklardan beslenen ve kanıtlar bulunan ve da yaratılan kaynaklar ile yeni algılar oluşur ve yeniden güdüleniriz.   Tarih, yaşadığımız devletin resmi bildirimine göre 19 Mayıs günü Samsun’da başlar. Elbette tarih bir noktadan başlamaz, akan bir çizginin her hangi bir anına burası benim başlangıcım diye not düşülür. Doğum günlerimiz b... Devamı

18 Mayıs yaklaşırken…

2015-05-14 10:43:00

18 Mayıs yaklaşırken…   Deniz Gezmişler idam için günler sayarken, Mahirler cezaevinden kaçıp onları kurtarmak için Kızıldere yoluna düştüklerin de ülkenin başka yerinde halklar ile buluşup devrimci yolunu çizen başka bir lider vardır. Türkiye devrimci önderleri arasında silahlı propagandayı ve radikal değişimi kendi hedeflerine koyan İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşları partileşme yolunda önemli adımlar atıyor ve Türkiye devrimci geleneğine katkılarını sessizce sunuyordu.   İbrahim Kaypakkaya, Türkiye devrimci damarını dağlarda ve orada yaşayan hakların arasında zemin bulacağını tespit etmiştir.  O tespit ettikleri yerlerin geçmişini, demografik yapısı üzerinde uzunca bir süre çalışılmış, resmi söylemlerin dışında başka bir söylem ile devrimci çizgisini oluşturmuştur. Kültür devrimini ülkemiz koşullarına uyarlayan bir çalışmadır.   68 kuşağının yaşamış olduğu özgürlükçü havanın baskıcı ve zindanlar ile kuşandığı yıllarda, ülkenin kurtuluşunu Marksist ve Leninist bir parti ile olacağını düşüncede kalmamış, oluşturmuştur. Henüz parti ilk adımlarını atarken devletin tepkisini üzerine çekmiş ve kanlı bir sona doğru giden tarih çizgisi ülkenin benliğine işlemiştir.   İbrahim Kaypakkaya tercihlerini ve adımlarını atarken elbette biliyordu Dersim olaylarını ve vahşetini. O vahşeti yaşamı ve bir bölümü geri dönmüş köylülerin arasında ilk propagandasını ve görüşlerini açıklayacaktır. Elbette etki alanı sadece Dersim değildir, Malatya ve çevre illerde de bir destanın doğmasına neden olmuştur. İbrahim geçtiği geçmediği yerlerde bir söylem hayat bulmuştur, o bir devdir, o bir yoldaştır, o bir önderdir. Bu söylencelerin de el... Devamı

Ulus devlet kapitalist sistem için gerekliydi…

2015-05-11 19:57:00

Ulus devlet kapitalist sistem için gerekliydi…   Ulus devleti kapitalizm için gereklidir, işçi sınıfının iktidarında ulus devletine ihtiyaç yoktur, eğer ulus devleti içinde işçi sınıfının iktidarını kuruyoruz diyorlarsa orada kapitalist sistem gizli ve üstü kapalı bir şekilde varlığını koruyor anlamındadır, çünkü ulus devlet sadece kapitalistler için sermaye birikimi için gerekli bir başlangıçtı. Evrensel olan bir sistemin sınırlara ve paranın akışını engelleyecek farklılıklara artık ihtiyacı yoktur, çünkü sermaye kendi varlığını garantiye alırken aynı zamanda kara para ile yasa dışı işlerini yaptıracak araçlar da yaratmaya devam ediyor.   Feodal düzeni yıkan ve yeni bir sistem geliştiren kapitalizm başlangıçta ihtiyaç duyduğu ulus devletinden bugünlerde vazgeçiyor, çünkü artık ulus devleti ayağına bağ olmakta ve krizin esas nedenleri arasında yer almaktadır. Kapitalist sistem iki büyük buhranını dünya savaşı ile aşmaya çalışmış olmasına rağmen, yapısal olan krizini kısa süreli olarak ötelemekten başka şey yapamamıştır.   Kapitalist sistem kendi kendisini yenileyen ve her bunalım döneminde kendisine göre çözüm yolları bulan ve ömrünü uzatmaya çalışan bir organizasyondur. Bu organizasyonun kendisine özgü yasaları vardır. Bu yasalar başlangıçta ihtiyaç duyduğu sermaye birikimi için önemli olan ulus devletinin sınırlarını koruyan ve yeni sömürü araçları yaratmak için geçmişten aldığı emperyalist konumunu korumuş ve geliştirmiştir. Bugün ulus devleti fikrine sadece eskide kalmış ulus devleti içinde mücadele etmeye koşullanmış beyinler sahip çıkmaktadır. Kapitalist sistem evrenseldir, m&uum... Devamı

Şekerpare

2015-05-06 10:28:00

Şekerpare   Bir tatlı ismidir ama aynı zamanda ismi kadar tatlı anıları olan bir Türk filminin adıdır. Şener Şen, İlyas Salman, Şevket Altuğ, Yaprak Özdemiroğlu … performansı ile hep hafızalarda kalmasının getirmiş olduğu bir samimiyet vardır. Elbette bu hissiyatın oluşmasında filmin sık sık ekranlara gelmiş olmasının da bir etkisi olabilir. Geçmiş Yeşilçam filmlerinde ki samimiyet, duygu yoğunluğu her türlü hataları yok eder gönüllerde yerini alırdı. Kalitesiz film kullanılmış, ses düzeni bozukmuş, ışık yanlış yerde yanlış açıdan verilmişin hiçbir önemi yoktur. Samimiyet, amatör ruh, amatör ruhun getirmiş olduğu aksaklıkların hepsi bir samimiyet içinde yok olur gider. Beyaz perdeye koşan insanların ana hedefinde gülmek, eğlenmek ve birazda kendi söyleyemedikleri hiciv vardır. Onu sanatçılar söyler, seyirci alkışlar. Hep birlikte söylemiş gibi için de kalmış bir öfkenin dışa vurumudur kahkaha ve alkış.    Klasik bir Türk filminin sahneye aktarılması ve tiyatro perdesinin arkasından sahnede seyirciye ulaşması büyük bir risktir, çünkü her oyuncu, her rol, her konuşulan dil, hareket, mimik film ile karşılaştırılacak, filmin etkisi ile bir ön yargı ile bakılacak. Çünkü karşılaştırma yapacağımız elimizde koskoca bir film ve o filmin unutulmaz replikleri vardır. Engin Alkan sanırım kendisine ve yaptığı işe çok güveniyor ki böyle bir riski göze almış ve filmi bir müzikal seyirlik içinde sahneye koymuş. Koymakla kalmamış her bir noktasına kendi duygusunu, düşüncesini ve de yorumunu katmış. İyi mi yapmış, kötü mü onu siz de izledikten sonra karar verin, ben sadece kendi duruşumdan sahnede izlediğime yoğunlaşmaya çalışacağım, çalışacağım diyorum çünkü filmin etkisinden kur... Devamı

İstanbul Türkiye’dir!

2015-05-01 22:04:00

İstanbul Türkiye’dir!   1 Mayıs geçti, arkasında gaz bulutu ve acı bırakarak. Her sene bir Mayıs yaklaştıkça gazetelerde önce sendika başkanlarının demeçleri, arkasından vali, başbakan ve yetkili yetkisiz kişilerin sözleri... Bir inatlaşma havası verilir. Arkasından “her yer taksim, her yer direniş!” denir ama taksim her sene (yasaklar geldiği günden beri) ulaşılmaya çalışan bir nokta olur. Olmasının tarihi nedenleri vardır, olmaması zaten anlamsızdır. İşgal altındayken bile izin verilen meydan da 1 Mayıs kutlamaları, işgal sonrası uzun bir süre hiç izin verilmemiş, yetmişli yıllarda tekrardan işçiler meydanlara çıkmaya başlamışlar. İşçilerin bir daha bu meydana gelmemesi için, ülkede darbe için koşulların tekrardan hazırlanması için kontrgerilla provokatör bir eyleme imza atmıştır. Kitlenin üzerine silah sıkmıştır. Silahların patlaması ile meydanda panik hakim olmuş ve bu panik koşulları altında meydana panzerler girmiştir. Panzerler ortamı daha da karmaşık hale getirmiş ve insanlar can havli ile kaçmaya başlamış ve kaçış yolu olarak Kazancı Yokuşu kullanılmıştır. Düzensiz kaçışın etkisi ile insanlar Kazancı Yokuşu’nun girişinde ezilerek hayata veda etmişlerdir. Bu olay sınıfa verilen bir gözdağıdır. Korkutmaktadır. Taksim sınıfın meydanı olmuştur o olay ile birlikte. Korkunun sökmediği, birlik ve beraberliğin sembolüdür. Sınıfını nefes aldığı ve sözünü haykırdığı yerdir.    Taksim ve çevresinde yaşananlar aslında bize başka şeyi gösteriyor, çünkü burada ne yaşanırsa yaşansın ülkede başka yerde 1 Mayıs olmamış gibi algılanır ve yaşananlar her daim gündemin ilk sırasına fırlar. Bu tesadüfen mi böyledir? Elbette değil, çünkü İstanbul Türkiye’nin kendisidir ve ... Devamı

Özür dilemek!

2015-04-24 22:57:00

Özür dilemek!   Pişmanlığın seslendirilmiş halidir, bireyler arasında özür dilemek bir anlamda bir kültür göstergesidir, çünkü özür dileyenin aslında ne kadar geniş açıdan bakabildiğini ve erdemini gösterir. Kan davalarında özür dilemek aşiretler arasında husumete son veren ve barış yemeği ile taçlandırılan bir süreci anlatır. Devletin özür dilemesi ise kısaca “pardon!” demektir, vereceği tazminatını alıp almayacağınızı sorar, korkudan almayanın tazminatını da bütçeye aktarır!   Devletlerin özür dilemesi ancak devlet adına sorumlu olan birinin bir heykel karşısında diz çöküp çelenk koyması da olabiliyor, Polonya’da öldürülen Yahudiler için Willy Brandt Almanya adına Varşova Gettosu Anıtı önünde diz çöktü, özürü o şekilde yaptı ve gerekliliğini de arkasından yerine getirdi. Şili, İngiltere, Sırbistan, Bulgaristan, Fransa, Avustralya, Amerika özür dileyen devletlerdir. Devletlerin özür dilemesinin nasıl olduğunu bu özürleri nasıl gerçekleştirdiklerine bakarsanız daha iyi anlaşılır. Özür tek başına bir şey ifade etmez, her özrün gereklilikleri vardır ve gereklilikler yerine getirildiğinde özür kabul edilir. Çünkü söz ile yapılan özrün hiçbir anlamı olmadığı “Dersim Özürü” ile daha iyi anlaşılır. Meclis kürsüsünden çıkıp “özür dilemekse işte diliyorum, özür dilerim!” demek özür dilediğin kesim tarafından kabul edildiği anlamına gelmez. Gelmediği içinde o kürsüden söylenen her hangi bir balon cümle gibi kısa sürede patladı ve yok oldu. Özür dilemenin ikinci koşulu karşı taraftan... Devamı

Acı çekenler bilir…

2015-04-23 19:16:00

Acı çekenler bilir…   Acı çekenler doğruları bilir, sessizce resmi doğruyu ret eder.   Durduğumuz noktalar farklı olunca, kullandığımız cümleler de farklı oluyor, seçtiğimiz kelimeler de! Duruş noktasıdır insanın dünyaya bakışını belirleyen!   Hayat içinde neyi farz etmiyoruz ki, gerçeklik ile kafamızda ki gerçeklik ile karıştırmayalım… Aynı olaya bakanlar kafalarında ki gerçeklik ile anlatmaya başladığında o olgunun bir çok anlamı olduğu ve her birey tarafından başka anlamlar yüklendiğine şahitlik edebilirsiniz. Sanki her birimiz farklı bir kültürde yaşıyormuşuz gibidir, şaşırtıcı olan içimizden konuştuğumuz ile dışarıya bıraktığımız sesler arasında ki farktır, çünkü bulunduğumuz toplumun doğrularına inanmadığımız halde katılıyormuş gibi onun dili ile konuştuğumuza kulağımız bir çok kere şahitlik etmiş, beynimiz bunu kabul etmese de güvenlik için sineye çektiğini unutmayalım! Bireyler kendi güvenliğini bulunduğu toplumun düşünce ve hareketine uyum sağlayarak sağlamış, farklı olmanın ve öteki olmamanın ne kadar kötü bir şey olduğunu kendi yaptığımız ötekileştirme ve farklılaştırma sonucunda oluşturduğumuz kanaatlerdir.   Bizler toplumun içinde, toplumun rengini, dokusunu ve biçimini üzerimizde taşıyan ama aslında üzerimize yapışmış olan bir asalak sürüsünün kelimeler veya fısıltılara dökülmüş cisme bürünmüş bireyleriyiz. Toplumun tüm hastalıklarını eğitim ile üzerimize alırız ve ömür boyu o toplumun yanlış davranış biçimini normal ve olağan görerek yaşarız. Ne zaman başka topluma çıkarsak o normal olanların aslında normal olmadığını gelen tepkilerden öğreniriz. Örneğin sizin toplumda çocuk nikahı normal olur... Devamı

Soyut devletin, somut cezası!

2015-04-23 15:03:00

Soyut devletin, somut cezası!     Devlet kavramı soyuttur, ele tutulmaz, gözle görülmez ama etkisi itibarı sonucu hissedilen bir sistemdir. Devletin olduğu yerde zulüm hep vardır, çünkü devlet düzen adına içinde yaşadıkları insanları uysallaştırmak ister.  Uysallaştırmanın birinci yolu disiplindir. Devlet, insanları uysallaştırmak için çeşitli organları kullanır, en başta eğitim, arkasından güvenlik güçleri, güvenlik güçlerinin hareket alanını belirleyen yasalardır. Devlet olan her yerde eğitim devletin ihtiyacına yöneliktir. Ulus devlet olduktan sonra devlet için eğitimin önemini anlamış ve tek tip ve homojen yaratmanın en önemli aracı olduğu keşfetmiştir. Ulus devletin ilk ‘Toplumsal Sözleşme’sini teorik olarak hayata geçiren J. J. Rouseau Emile adını verdiği kitapta eğitimin önemini ve yanlışlarını eleştirdiği için sürgün edilmiştir. Eğitim, silahlı güçlerden de önemli bir savunma aracıdır.   Devlet, güçlü ve hakim olan sınıfın hizmetindedir, kim ki devlete hakimdir, çıkarları yönünde devletin organlarını kendi çıkarları yönünde dönüştürebilir ve yeni savunma araçları ortaya çıkarabilir. Her sistemde ve sınıflar olan her yapıda devlet varlığını koruyacaktır.   Devlet, erk sahibinin çıkarına uygun olarak emekçilerin cebinden parayı alır ve onların kasasına sermaye birikimi yapmaları için atar. Sermayenin hangi amaçlar ile kullanılacağına elbette devlete sahip olan ideolojinin çıkarları karar verecektir.   Somut duruma göre, somut tahlil yapalım! Devlet, sürekli olarak benim cebimden bir şey alıyor, karşılığında benim aldığım; acı, zulüm, işkence, orantısız muamele, ayrımcılık, aşağılanma ve... Devamı

Öze dönen düşünceler…

2015-04-22 14:29:00

Öze dönen düşünceler…   Toplumumuzun kara noktaları o kadar fazladır ki, o kara noktalarda neler yaşandığını kimse tam olarak bilemez. Ortada fısıltılar, destanlaştırılmış hikayeler dolanır ama kimse o karanlık zaman diliminde gerçekten neler yaşandığını bilemez ama sonuçları hep ortadadır. Azalan, yok olan ve bir birine kuşku ile bakan halklar, kültürler arasında ayrılmanın daha da derinleştiğine şahitlik ederiz.   Karanlık noktalar miras aldığımız Osmanlı döneminde de olabildiğince çoktur. Fıtrat dönemi diye adlandırılan dönemlerde, ne zaman iktidarda zafiyet gösterse Alevi katliamı ortaya çıkar, zafiyetin üstü örtülür. İmparatorluk sınırları içinde geçmişte ulus devlet kavramı yokken ulus kırımından daha çok mezhep, din katliamları, hatta soykırımları olurdu. Fransız devrimi sonrasında batıdan başlayarak doğuya doğru ulusların bağımsızlık savaşları ve sonuçlarını imparatorluk yaşayarak öğrendi.   Balkanlarda baş gösteren savaşlar Osmanlı tabası içinde yer alan Müslüman azınlığın üzerine dış destekli Bulgar, Sırp, Yunan haklarının oluşturmuş olduğu milisler elleri ile katliamlar gerçekleştirildi, korku ve güvensizlik bir Balkan devleti olan Osmanlı’yı doğuya doğru çekilmesine sebep oldu. Osmanlı Balkanların küçük bir toprağında, yani Trakya ile sınırlı topraklarda kalmaya mahkum edildi. Her savaş, her anlaşma Osmanlı’nın bir parçasının kopması anlamına gelmektedir. Ulus devleti fikri ve yayılması batı toplumlarını atomize ederken, aynı şey ve daha ağrı Osmanlı toprakları içinde geçerli oldu. Her ne kadar kendi sınırları içinde sermaye birikimi yapan devletler, geçmişin birikimi ve aşağılık kompleksini bir anlamda parçalayarak ve yeniden oluşturan devletler ile yok edi... Devamı

Tarih kullanılarak yalan söylenmeye devam ediliyor!

2015-04-21 20:08:00

Tarih kullanılarak yalan söylenmeye devam ediliyor!   Sosyal - siyasi gelişmeler de tarih bilinmeden üzerine konuşmak ve yorumlamak eksiktir, öncelikle bugünü anlamak için geçmişte yaşananları iyi bilmekten geçiyor. Bugüne bakabilmek içinde gerçek anlamda belgelere ve karşılaştırmalı tarihe bakmaktan geçer, çünkü belgeler çoğu zaman devletin ya da erk sahibinin lehine sonuç çıkaracak şekilde düzenlenir ve yorumlanması sağlanır. Resmi tarih söylemi boşuna söylenmiş bir söz değildir, çünkü resmi tarih o anlık iktidarın ihtiyacına yanıt verecek tarih bilgisinin kuşaklarına aktarılmasını sağlar. Kısaca yalan söyler. Belgeler ile yalan söylenebilinir mi, elbette. İşine gelen belgeleri görüp, tek yönlü olarak olaya bakarsanız yalana ortak olmuş olursunuz. Örneğin 12 Eylül mahkemelerinin tutanaklarını bile incelerseniz, büyük bir yalanın nasıl örgütlendiğine şahitlik edersiniz. O örgütlülük içinde masumların işkence altında hayatında hiç gitmediği mekanda işlenen bir cinayetin katili, faili olarak mahkum edildiğini bugünden bakarak bulabilirsiniz. Kısa sürede suçu ortadan kaldırmak adına, failler bulunmuş, idama mahkum edilmiş ve ceza uygulanarak o suç aydınlatılmıştır! Faili bulunan suçun defteri de kapanmıştır.   Her şey anlatıldığı ve okullarda öğretildiği gibi değildir. Tarih resmi yalan söylemek için uydurulmuş bir bilim dalı oldu...   Ermeni tehciri adı verilen ama bugün bir çok devlette soykırım olarak tanınan 1915’de yaşanan olayların sonuçlarını yaşamaktayız. Uzun süreden beri devam eden ve kuşaktan kuşağa aktarılan resmi tarih söyleminin de sonuna doğru gelmekteyiz, çünkü sadece Osmanlı ... Devamı

Kan gölünü okyanusa çevirmeyin!

2015-04-19 22:24:00

Kan gölünü okyanusa çevirmeyin!   Ulus devletin varlık sebebi sermaye birikimi yapmaktır. Kapitalistler var olan devlet yapısını kendi amaçları doğrultusunda ve ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yeniden düzenlemiştir. İmparatorluk bu yeni düzen ile çatışmalı olmadığı sürece biçimsel olarak yaşanmasına izin verilmiş, yazılı ya da yazılı olmayan toplumsal sözleşme iktidarda olanın ihtiyacına göre düzenlenmiştir. Hukuk devleti anlayışı bir anlamda yeni devlet anlayışının ve ihtiyacının sonucunda doğmuştur. Keyfiyet yerine kuralları belli bir düzen içinde yaşamak anlamındadır. Hukuk devlet işleyişinin düzenli, sistemli ve ihtiyaca karşılık veren, tüketimi ve üretimi düzenleyen, çalışan ve işveren arasında ki ilişkileri kurallar ile sözleşme altına alan bir devlet anlayışıdır.  Kapitalist sistem hukuk devlet anlayışını kendi ihtiyacı sonucunda ortaya çıkarmıştır. Sosyal devlet anlayışı 1917 devrimi sonrası ortaya çıkmış ve kapitalist sistem altında yaşayan işçi sınıfının uysallaştırması amaçlı kullanılmış bir düzenlemedir. Toplumsal sözleşme içinde işçi sınıfına göreceli olarak haklar verilmiş ve bu haklar emperyalist anlayış ile diğer ülkelerden gelen artı değerin ulus devlet içinde yaşayan halk ile paylaşımını ortaya çıkarmıştır. Soğuk savaş bitimine kadar ulus devlet anlayışı içinde sosyal devlet varlığını korumuş ve ortada tehdit edecek bir sistem olmadığında liberal devlet anlayışı ile birlikte ortadan kaldırılmıştır. (Bugün bir çok devlet içinde hala sosyal devlet anlayışının kalıntılarının gözükmesi, o ülkelerin hala sosyal devlet olduğunu söylemek için artık yeterli değildir.)  Ulus devlet anlayışı içinde sosyal demokratlar sosyal hukuk devleti savunmuşlardır. Bir ç... Devamı