Şekerpare

2015-05-06 10:28:00

Şekerpare   Bir tatlı ismidir ama aynı zamanda ismi kadar tatlı anıları olan bir Türk filminin adıdır. Şener Şen, İlyas Salman, Şevket Altuğ, Yaprak Özdemiroğlu … performansı ile hep hafızalarda kalmasının getirmiş olduğu bir samimiyet vardır. Elbette bu hissiyatın oluşmasında filmin sık sık ekranlara gelmiş olmasının da bir etkisi olabilir. Geçmiş Yeşilçam filmlerinde ki samimiyet, duygu yoğunluğu her türlü hataları yok eder gönüllerde yerini alırdı. Kalitesiz film kullanılmış, ses düzeni bozukmuş, ışık yanlış yerde yanlış açıdan verilmişin hiçbir önemi yoktur. Samimiyet, amatör ruh, amatör ruhun getirmiş olduğu aksaklıkların hepsi bir samimiyet içinde yok olur gider. Beyaz perdeye koşan insanların ana hedefinde gülmek, eğlenmek ve birazda kendi söyleyemedikleri hiciv vardır. Onu sanatçılar söyler, seyirci alkışlar. Hep birlikte söylemiş gibi için de kalmış bir öfkenin dışa vurumudur kahkaha ve alkış.    Klasik bir Türk filminin sahneye aktarılması ve tiyatro perdesinin arkasından sahnede seyirciye ulaşması büyük bir risktir, çünkü her oyuncu, her rol, her konuşulan dil, hareket, mimik film ile karşılaştırılacak, filmin etkisi ile bir ön yargı ile bakılacak. Çünkü karşılaştırma yapacağımız elimizde koskoca bir film ve o filmin unutulmaz replikleri vardır. Engin Alkan sanırım kendisine ve yaptığı işe çok güveniyor ki böyle bir riski göze almış ve filmi bir müzikal seyirlik içinde sahneye koymuş. Koymakla kalmamış her bir noktasına kendi duygusunu, düşüncesini ve de yorumunu katmış. İyi mi yapmış, kötü mü onu siz de izledikten sonra karar verin, ben sadece kendi duruşumdan sahnede izlediğime yoğunlaşmaya çalışacağım, çalışacağım diyorum çünkü filmin etkisinden kur... Devamı

İstanbul Türkiye’dir!

2015-05-01 22:04:00

İstanbul Türkiye’dir!   1 Mayıs geçti, arkasında gaz bulutu ve acı bırakarak. Her sene bir Mayıs yaklaştıkça gazetelerde önce sendika başkanlarının demeçleri, arkasından vali, başbakan ve yetkili yetkisiz kişilerin sözleri... Bir inatlaşma havası verilir. Arkasından “her yer taksim, her yer direniş!” denir ama taksim her sene (yasaklar geldiği günden beri) ulaşılmaya çalışan bir nokta olur. Olmasının tarihi nedenleri vardır, olmaması zaten anlamsızdır. İşgal altındayken bile izin verilen meydan da 1 Mayıs kutlamaları, işgal sonrası uzun bir süre hiç izin verilmemiş, yetmişli yıllarda tekrardan işçiler meydanlara çıkmaya başlamışlar. İşçilerin bir daha bu meydana gelmemesi için, ülkede darbe için koşulların tekrardan hazırlanması için kontrgerilla provokatör bir eyleme imza atmıştır. Kitlenin üzerine silah sıkmıştır. Silahların patlaması ile meydanda panik hakim olmuş ve bu panik koşulları altında meydana panzerler girmiştir. Panzerler ortamı daha da karmaşık hale getirmiş ve insanlar can havli ile kaçmaya başlamış ve kaçış yolu olarak Kazancı Yokuşu kullanılmıştır. Düzensiz kaçışın etkisi ile insanlar Kazancı Yokuşu’nun girişinde ezilerek hayata veda etmişlerdir. Bu olay sınıfa verilen bir gözdağıdır. Korkutmaktadır. Taksim sınıfın meydanı olmuştur o olay ile birlikte. Korkunun sökmediği, birlik ve beraberliğin sembolüdür. Sınıfını nefes aldığı ve sözünü haykırdığı yerdir.    Taksim ve çevresinde yaşananlar aslında bize başka şeyi gösteriyor, çünkü burada ne yaşanırsa yaşansın ülkede başka yerde 1 Mayıs olmamış gibi algılanır ve yaşananlar her daim gündemin ilk sırasına fırlar. Bu tesadüfen mi böyledir? Elbette değil, çünkü İstanbul Türkiye’nin kendisidir ve ... Devamı

Özür dilemek!

2015-04-25 08:57:00

Özür dilemek!   Pişmanlığın seslendirilmiş halidir, bireyler arasında özür dilemek bir anlamda bir kültür göstergesidir, çünkü özür dileyenin aslında ne kadar geniş açıdan bakabildiğini ve erdemini gösterir. Kan davalarında özür dilemek aşiretler arasında husumete son veren ve barış yemeği ile taçlandırılan bir süreci anlatır. Devletin özür dilemesi ise kısaca “pardon!” demektir, vereceği tazminatını alıp almayacağınızı sorar, korkudan almayanın tazminatını da bütçeye aktarır!   Devletlerin özür dilemesi ancak devlet adına sorumlu olan birinin bir heykel karşısında diz çöküp çelenk koyması da olabiliyor, Polonya’da öldürülen Yahudiler için Willy Brandt Almanya adına Varşova Gettosu Anıtı önünde diz çöktü, özürü o şekilde yaptı ve gerekliliğini de arkasından yerine getirdi. Şili, İngiltere, Sırbistan, Bulgaristan, Fransa, Avustralya, Amerika özür dileyen devletlerdir. Devletlerin özür dilemesinin nasıl olduğunu bu özürleri nasıl gerçekleştirdiklerine bakarsanız daha iyi anlaşılır. Özür tek başına bir şey ifade etmez, her özrün gereklilikleri vardır ve gereklilikler yerine getirildiğinde özür kabul edilir. Çünkü söz ile yapılan özrün hiçbir anlamı olmadığı “Dersim Özürü” ile daha iyi anlaşılır. Meclis kürsüsünden çıkıp “özür dilemekse işte diliyorum, özür dilerim!” demek özür dilediğin kesim tarafından kabul edildiği anlamına gelmez. Gelmediği içinde o kürsüden söylenen her hangi bir balon cümle gibi kısa sürede patladı ve yok oldu. Özür dilemenin ikinci koşulu karşı taraftan... Devamı

Acı çekenler bilir…

2015-04-24 05:16:00

Acı çekenler bilir…   Acı çekenler doğruları bilir, sessizce resmi doğruyu ret eder.   Durduğumuz noktalar farklı olunca, kullandığımız cümleler de farklı oluyor, seçtiğimiz kelimeler de! Duruş noktasıdır insanın dünyaya bakışını belirleyen!   Hayat içinde neyi farz etmiyoruz ki, gerçeklik ile kafamızda ki gerçeklik ile karıştırmayalım… Aynı olaya bakanlar kafalarında ki gerçeklik ile anlatmaya başladığında o olgunun bir çok anlamı olduğu ve her birey tarafından başka anlamlar yüklendiğine şahitlik edebilirsiniz. Sanki her birimiz farklı bir kültürde yaşıyormuşuz gibidir, şaşırtıcı olan içimizden konuştuğumuz ile dışarıya bıraktığımız sesler arasında ki farktır, çünkü bulunduğumuz toplumun doğrularına inanmadığımız halde katılıyormuş gibi onun dili ile konuştuğumuza kulağımız bir çok kere şahitlik etmiş, beynimiz bunu kabul etmese de güvenlik için sineye çektiğini unutmayalım! Bireyler kendi güvenliğini bulunduğu toplumun düşünce ve hareketine uyum sağlayarak sağlamış, farklı olmanın ve öteki olmamanın ne kadar kötü bir şey olduğunu kendi yaptığımız ötekileştirme ve farklılaştırma sonucunda oluşturduğumuz kanaatlerdir.   Bizler toplumun içinde, toplumun rengini, dokusunu ve biçimini üzerimizde taşıyan ama aslında üzerimize yapışmış olan bir asalak sürüsünün kelimeler veya fısıltılara dökülmüş cisme bürünmüş bireyleriyiz. Toplumun tüm hastalıklarını eğitim ile üzerimize alırız ve ömür boyu o toplumun yanlış davranış biçimini normal ve olağan görerek yaşarız. Ne zaman başka topluma çıkarsak o normal olanların aslında normal olmadığını gelen tepkilerden öğreniriz. Örneğin sizin toplumda çocuk nikahı normal olur... Devamı

Soyut devletin, somut cezası!

2015-04-24 01:03:00

Soyut devletin, somut cezası!     Devlet kavramı soyuttur, ele tutulmaz, gözle görülmez ama etkisi itibarı sonucu hissedilen bir sistemdir. Devletin olduğu yerde zulüm hep vardır, çünkü devlet düzen adına içinde yaşadıkları insanları uysallaştırmak ister.  Uysallaştırmanın birinci yolu disiplindir. Devlet, insanları uysallaştırmak için çeşitli organları kullanır, en başta eğitim, arkasından güvenlik güçleri, güvenlik güçlerinin hareket alanını belirleyen yasalardır. Devlet olan her yerde eğitim devletin ihtiyacına yöneliktir. Ulus devlet olduktan sonra devlet için eğitimin önemini anlamış ve tek tip ve homojen yaratmanın en önemli aracı olduğu keşfetmiştir. Ulus devletin ilk ‘Toplumsal Sözleşme’sini teorik olarak hayata geçiren J. J. Rouseau Emile adını verdiği kitapta eğitimin önemini ve yanlışlarını eleştirdiği için sürgün edilmiştir. Eğitim, silahlı güçlerden de önemli bir savunma aracıdır.   Devlet, güçlü ve hakim olan sınıfın hizmetindedir, kim ki devlete hakimdir, çıkarları yönünde devletin organlarını kendi çıkarları yönünde dönüştürebilir ve yeni savunma araçları ortaya çıkarabilir. Her sistemde ve sınıflar olan her yapıda devlet varlığını koruyacaktır.   Devlet, erk sahibinin çıkarına uygun olarak emekçilerin cebinden parayı alır ve onların kasasına sermaye birikimi yapmaları için atar. Sermayenin hangi amaçlar ile kullanılacağına elbette devlete sahip olan ideolojinin çıkarları karar verecektir.   Somut duruma göre, somut tahlil yapalım! Devlet, sürekli olarak benim cebimden bir şey alıyor, karşılığında benim aldığım; acı, zulüm, işkence, orantısız muamele, ayrımcılık, aşağılanma ve... Devamı

Öze dönen düşünceler…

2015-04-23 00:29:00

Öze dönen düşünceler…   Toplumumuzun kara noktaları o kadar fazladır ki, o kara noktalarda neler yaşandığını kimse tam olarak bilemez. Ortada fısıltılar, destanlaştırılmış hikayeler dolanır ama kimse o karanlık zaman diliminde gerçekten neler yaşandığını bilemez ama sonuçları hep ortadadır. Azalan, yok olan ve bir birine kuşku ile bakan halklar, kültürler arasında ayrılmanın daha da derinleştiğine şahitlik ederiz.   Karanlık noktalar miras aldığımız Osmanlı döneminde de olabildiğince çoktur. Fıtrat dönemi diye adlandırılan dönemlerde, ne zaman iktidarda zafiyet gösterse Alevi katliamı ortaya çıkar, zafiyetin üstü örtülür. İmparatorluk sınırları içinde geçmişte ulus devlet kavramı yokken ulus kırımından daha çok mezhep, din katliamları, hatta soykırımları olurdu. Fransız devrimi sonrasında batıdan başlayarak doğuya doğru ulusların bağımsızlık savaşları ve sonuçlarını imparatorluk yaşayarak öğrendi.   Balkanlarda baş gösteren savaşlar Osmanlı tabası içinde yer alan Müslüman azınlığın üzerine dış destekli Bulgar, Sırp, Yunan haklarının oluşturmuş olduğu milisler elleri ile katliamlar gerçekleştirildi, korku ve güvensizlik bir Balkan devleti olan Osmanlı’yı doğuya doğru çekilmesine sebep oldu. Osmanlı Balkanların küçük bir toprağında, yani Trakya ile sınırlı topraklarda kalmaya mahkum edildi. Her savaş, her anlaşma Osmanlı’nın bir parçasının kopması anlamına gelmektedir. Ulus devleti fikri ve yayılması batı toplumlarını atomize ederken, aynı şey ve daha ağrı Osmanlı toprakları içinde geçerli oldu. Her ne kadar kendi sınırları içinde sermaye birikimi yapan devletler, geçmişin birikimi ve aşağılık kompleksini bir anlamda parçalayarak ve yeniden oluşturan devletler ile yok edi... Devamı

Tarih kullanılarak yalan söylenmeye devam ediliyor!

2015-04-22 06:08:00

Tarih kullanılarak yalan söylenmeye devam ediliyor!   Sosyal - siyasi gelişmeler de tarih bilinmeden üzerine konuşmak ve yorumlamak eksiktir, öncelikle bugünü anlamak için geçmişte yaşananları iyi bilmekten geçiyor. Bugüne bakabilmek içinde gerçek anlamda belgelere ve karşılaştırmalı tarihe bakmaktan geçer, çünkü belgeler çoğu zaman devletin ya da erk sahibinin lehine sonuç çıkaracak şekilde düzenlenir ve yorumlanması sağlanır. Resmi tarih söylemi boşuna söylenmiş bir söz değildir, çünkü resmi tarih o anlık iktidarın ihtiyacına yanıt verecek tarih bilgisinin kuşaklarına aktarılmasını sağlar. Kısaca yalan söyler. Belgeler ile yalan söylenebilinir mi, elbette. İşine gelen belgeleri görüp, tek yönlü olarak olaya bakarsanız yalana ortak olmuş olursunuz. Örneğin 12 Eylül mahkemelerinin tutanaklarını bile incelerseniz, büyük bir yalanın nasıl örgütlendiğine şahitlik edersiniz. O örgütlülük içinde masumların işkence altında hayatında hiç gitmediği mekanda işlenen bir cinayetin katili, faili olarak mahkum edildiğini bugünden bakarak bulabilirsiniz. Kısa sürede suçu ortadan kaldırmak adına, failler bulunmuş, idama mahkum edilmiş ve ceza uygulanarak o suç aydınlatılmıştır! Faili bulunan suçun defteri de kapanmıştır.   Her şey anlatıldığı ve okullarda öğretildiği gibi değildir. Tarih resmi yalan söylemek için uydurulmuş bir bilim dalı oldu...   Ermeni tehciri adı verilen ama bugün bir çok devlette soykırım olarak tanınan 1915’de yaşanan olayların sonuçlarını yaşamaktayız. Uzun süreden beri devam eden ve kuşaktan kuşağa aktarılan resmi tarih söyleminin de sonuna doğru gelmekteyiz, çünkü sadece Osmanlı ... Devamı

Kan gölünü okyanusa çevirmeyin!

2015-04-20 08:24:00

Kan gölünü okyanusa çevirmeyin!   Ulus devletin varlık sebebi sermaye birikimi yapmaktır. Kapitalistler var olan devlet yapısını kendi amaçları doğrultusunda ve ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yeniden düzenlemiştir. İmparatorluk bu yeni düzen ile çatışmalı olmadığı sürece biçimsel olarak yaşanmasına izin verilmiş, yazılı ya da yazılı olmayan toplumsal sözleşme iktidarda olanın ihtiyacına göre düzenlenmiştir. Hukuk devleti anlayışı bir anlamda yeni devlet anlayışının ve ihtiyacının sonucunda doğmuştur. Keyfiyet yerine kuralları belli bir düzen içinde yaşamak anlamındadır. Hukuk devlet işleyişinin düzenli, sistemli ve ihtiyaca karşılık veren, tüketimi ve üretimi düzenleyen, çalışan ve işveren arasında ki ilişkileri kurallar ile sözleşme altına alan bir devlet anlayışıdır.  Kapitalist sistem hukuk devlet anlayışını kendi ihtiyacı sonucunda ortaya çıkarmıştır. Sosyal devlet anlayışı 1917 devrimi sonrası ortaya çıkmış ve kapitalist sistem altında yaşayan işçi sınıfının uysallaştırması amaçlı kullanılmış bir düzenlemedir. Toplumsal sözleşme içinde işçi sınıfına göreceli olarak haklar verilmiş ve bu haklar emperyalist anlayış ile diğer ülkelerden gelen artı değerin ulus devlet içinde yaşayan halk ile paylaşımını ortaya çıkarmıştır. Soğuk savaş bitimine kadar ulus devlet anlayışı içinde sosyal devlet varlığını korumuş ve ortada tehdit edecek bir sistem olmadığında liberal devlet anlayışı ile birlikte ortadan kaldırılmıştır. (Bugün bir çok devlet içinde hala sosyal devlet anlayışının kalıntılarının gözükmesi, o ülkelerin hala sosyal devlet olduğunu söylemek için artık yeterli değildir.)  Ulus devlet anlayışı içinde sosyal demokratlar sosyal hukuk devleti savunmuşlardır. Bir ç... Devamı

Gün geçmiyor ki…

2015-04-16 19:35:00

Gün geçmiyor ki…   Gün geçmiyor ki bir göçmen gemisi (dediğime bakmayın gemi çöpe gitmek üzere olan su üzerinde duran metal yığını) üstünde insan yığını. Bu insanları bir metal yığını üzerine bırakıp denizin ortasında kaderleri ile baş başa bırakan bir sistem. Çoğu ayağını toprağa basamadan ölecek, bir çoğu da zayıf düşen bedenlerine giren virüs ve mikroplar yüzünden ölecek, hele çocuklar savaştan kaçarken ve savaşın ne olduğunu tam bilemeden yok olup gidecek. Her biri bir istatistik rakamı, her biri sanki bu dünyada hiç yaşamamış, nefes almamış, hayalleri olmamış gibi insanlar. Her biri Akdeniz sularına gömülen ve bir daha haber alınamayan faili meçhul cinayetin mağdurları. Onlar, mülteci olmak isteyen göçmenler. Fakir, iç savaş ve işgal edilmiş ülkelerinden kaçan ve savaş, çatışma, aşağılanma dışında hiçbir şey görmemiş insanların hareketidir, mülteci yolları. Zengin olana, daha istikralı olana, ekranlar aracılığı ile gördükleri ve çocukların oyun bahçelerinde gülerek oynadıkları, baba ve annelerine içten haykırdıkları, cilveleştikleri ülkelere doğru akın ediyorlar. Onların nüfus hareketleri gelmekte olan bir dünya savaşının da habercisi hatta dünya savaşının göstergesidir. Mültecilik bir savaşın açık olarak gösterildiği ve zengin fakir ayırımının daha da keskin olarak yaşandığının kanıtıdır. Mülteci olanlar kaçmak dışında başka yaşama şansı kalmayan insanlardır, elbette başka tercihi olabilecekken, mülteciliği bir macera olarak gören küçük bir azınlığı da gözden uzak tutmamak gereklidir. Onların varlığı bu çelişkiyi ne ortadan kaldırır ne de küçültür. Dünya ü... Devamı

Karanlıkta kaldık, karanlıktan hala çıkamadık!

2015-04-02 03:09:00

Karanlıkta kaldık, karanlıktan hala çıkamadık!   Bir gün herhangi bir ülke değil, yaşadığımız ülkede ülkenin üçte ikisi karanlıkta kaldı. Kafalar karıştı, ne yapacağını bilemeyen esnaf hemen jeneratör almak için satan firmalara ulaşmaya çalıştı. Olanlar ise mazot almak için en yakın petrol bayisine koştu. Dükkanların önlerinde irili ufaklı jeneratörler ve onların oluşturmuş olduğu ses kirliliği var olan kirliliğe biraz daha katkı sundu. Acaba ülkede bir şeyler mi oluyor diye bir birine merak içinde soran bakışlar ve anlama telaşı içinde insanlar, seçim de yok ama diye ünlem ile biten cümleler kurmaya başlıyor. O ana kadar kimsenin aklına gelmeyen neden sonuç ilişkileri hemen ortalık yere serilip dillendirilmeye başlıyor. Acaba devlet büyüklerinden birine suikast mı oldu? Evet, bir yerde bir şeyler oldu ama ulaşılması ve bilgilendirilmesi istenmiyor! Karmaşık duygular ve anlamsız cümleler! Sorunun ekonomik bir karşılığı mutlaka vardır, çünkü en işlek zamanlarda dükkanların kasaları çalışmıyor, fiş kesemedikleri için alış veriş aksıyor. Kredi kartı ile alış veriş yapma alışkanlığı olanların ceplerinde nakit para yok! Oturmuşsun bir cafe de ya da lokantada bir şeyler ısmarlamışsın, kartın cebinde ama kasa çalışmıyor!  Her yer karanlık nidaları bile sokaklardan duyulmuyor, ne radyo ne de cd çalarlardan ses çıkmıyor, çünkü elektrik yok, ezgilerin yerini jeneratör motorları almış, takatakataka… Bazı bürolar karanlığa mum ile karşı koyuyor ama çalıştıracakları bilgisayarlarının pillerindeki şarj bitmek üzere. Yazdıklarını mail olarak atma imkanları da kısıtlı, çünkü cep telefonunu modeme dönderip yapacak ama çekim alanı sorunu var! Van dışında her yerde elektrikl... Devamı

Sondan başa doğru!

2015-04-02 00:48:00

Sondan başa doğru! Genelde anlam vermediğim şey, henüz olayların başındayken en son yapılması gereken eylem biçimini en başta yapılmasıdır. En son yapılması gereken eylem biçimi de insanın kendi vücudunu bir bombaya döndürmesi ve yok etmesidir. Kısaca, son çaredir ve bu son çareyi hiçbir kişinin yaşamasını istemem. El yordamı ile yol almaya kalktığımızda ne zaman nasıl bir duvar ile karşılaşacağımızı bilemeyiz. Kirli savaşın yaratmış olduğu yakın tarihimizin dehlizlerinde bir çok olay iç içe geçmiş ve kimler tarafından yapıldığı bugün bile tartışmalıdır. Soğuk savaş süreci sonrasına birçok tarihçi “karanlık savaş” adını takmış. Bu karanlık savaş süreci içinde; işgaller, iç savaşlar, dünya savaşından farkı olmayan kitlesel kıyımlar, ortaya çıkarılan yeni düşmanlar ve bu düşmanlar için orantısız güç şeklinde son teknolojinin prova edilmesi… Toleransın yerini yargısız infazlar aldı. Yargısız infazların katilleri ise ‘meçhul’ şekilde aramızda sessizce dolanmaya devam etmekteler. Karanlık savaş süreci içinde ölüm kutsanmış, kutsal amaçlar uğruna bir çok insan ‘canlı bomba’ olarak kendisini patlatmıştır. İdealist bakış açısıyla bu eylem biçimine anlamlar yüklenmiş ve savaşta birey bir silaha dönderilmiştir. “Amaca giden her yol mubahtır, ölüm ise en kestirmesidir.” anlayışı ‘global’ güçlere karşı savaşanların içinde yaygınlık kazanmış ve bu sayede iki taraflı bir korkunun da inşaat süreci tamamlanmıştır. Korku hem düşmana hem de örgüt içinde gelişebilecek olan muhalefete karşı savunma ve saldırı aracı olarak ortada durmaktadır. Lideri için ölen, liderinin sözünü iki etmeyen ve... Devamı

Örtülü cinayet!

2015-03-30 21:29:00

Örtülü cinayet!   Devlet kendisini korumak adına bir çok yan örgüt kurar ve bu örgütler her daim örtü altındadır ve bu örtüyü devletin gizli kasasından finans ederler. Çünkü devletin kamuoyunda görülmesini istemediği yüzü bu örtü altındadır. Örtü sadece devletin değil, uluslararası güvenlik kurumların oluşturmuş olduğu ve kara parayı kontrol altında tutacak olan yapıları da örtü altına alır ve destekler. Ulus devleti mantığının dışında evrensel olarak oluşturulmuş kurumların yan örgütlenmeleri de bu örtü altındadır ama devletin ne kadarından haberi vardır bilinmez, çünkü örtü altında oluşan karanlık noktalarda bizim hiçbir zaman bilemeyeceğimiz olaylar ve olgular oluşmakta ve dağılmakta ve de yeniden oluşturulmaktadır.  Devlet temel varlık sebebi, var olan sistemin korunması ve kapitalizmin ihtiyacı olan güvenlik şemsiyesini istenilen yerlere kadar uzanmasını sağlamaktır. Burada amaç evrensel olarak işleyen kapitalist sistemin işleyişine yönelik olabilecek saldırıları bertaraf etmek ve sistem için gerekli olan kara paranın kontrollü bir şekilde yirmi dört saat hareket halinde olmasını sağlamaktır. Kapitalist sistem kara paraya ihtiyaç duyar ve bu paranın kontrolü bir şekilde lazım olan yerlerde kullanılmasını sağlamaktır.  Kara paranın kontrol dışına düşmesi demek, kapitalist sistemin felç olması anlamına gelir yani öngörülmeyen yerde kapitalist sistem dışı bir sistemin oluşması ve yaşaması için olanak doğabilir ki, bu sistemin işleyen çarkının dağılması anlamına gelir. Kapitalizm kendisinden önce yaşamış olan tüm sistemlerin birikiminden yararlanan ve kendi sistemini daha uzun yaşayabileceği ortam hazırılar. Kendi içinden doğan ve doğal d&u... Devamı

Nüfus çoğalınca ne oluyor?

2015-03-25 06:24:00

Nüfus çoğalınca ne oluyor?   Devletler, kendi nüfusunu artırmak için kendi egemenlik toprakları altında yaşayan ailelere ve çocuk yapabileceklere bir çok teşvik vermektedir. Yeter ki nüfus artsın! Evrenimizin sınırları bellidir ve üzerinde yaşayan canlıları besleyebileceği kaynağı kıttır ve o sınırına yakın bir döneme doğru geçtiğimizi bilim insanları belirtmektedir. Nüfusun artması, savaşları kaçınılmaz kılmakta ve kıt kaynakların daha da kirlenmesi anlamına gelmektedir. Her üretilen çöp, yer altı ve üstü kaynaklarımızı yok etmekte ve üretim için ayrılan alanların da yok olmasına sebep olmaktadır. Kaynakların kıt olması onları birer ticari metaya döndürmektedir.  Sanayinin bir parçası olan kaynaklar için insanlar, birbirinin üzerine basarak o kaynağa ulaşacaktır ya da doğanın onlara vereceği cezaya kayıtsız teslim olacaklardır.   İnsanlık, doğa karşısında hakim ve kontrol ediyor olarak algılanabilinir ama doğa her zaman insanın bu algısının yanlış olduğunu zamanı gelince en acımasız şekilde göstermektedir. Her canlı çöp üretir, üretilen çöplerin bir şekilde ekolojik dengenin üstünde olduğunda çevreye zarar verir ve var olan ekolojik dengenin bozulması anlamına gelmektedir. Denge bir bozuldu mu, doğanın yeni bir dengeye ulaşması öyle kolay değildir, çünkü doğanın alışık olduğu zaman döngüsü, biz insanların son yıllarda yakaladığı zaman döngüsünden farklıdır ve daha ağırdır. İnsan doğa döngüsünü bozmak ile kalmamış, kendisi için işleyen zaman döngüsünü de hızlandırmıştır. Eskiden daha uzun zamanda yapılan işler, teknolojinin gelişimi ile daha kısa zamanda yapmaktadır. Örneğin insan dünyanın her yenide daha ucuz, daha hızlı bir... Devamı

Son nefese doğru yolculuk!

2015-03-22 17:24:00

Son nefese doğru yolculuk!   Ortaçağ'da Avrupa'da 'Cadı Avı' adı altında masum ama toplum içinde öne çıkan kadınları yok etmek amacı ile uydurulmuş bir ölüm oyunu vardır. Cadı avında kadının hiç kurtulma şansı yoktur, çünkü kadın ateşin içine atılır ve ateşten sağ kurtulursa cadıdır ve öldürülmesi gereken  şeytandır. Eğer ateşin içinden çıkamazsa masumdur, Allah günahlarını affetsin diye papazlar arkalarından dua eder. Bugün Avrupa mezarları içinde kaç kadının yanmış cesedinin külleri vardır bilinmez, çünkü bu av; Avrupa içinde gelişmesi muhtemel tüm kadın hareketlerinin zamanından önce çıkmış halini yok etmiştir. İlerici, var olan toplumsal değerlere karşı baş kaldırmış, hatta bilmeden var olan değerleri sorgulamış tüm kadınları cadı ilen  edilerek yok edilmişlerdir.  Bu cadı avının yaratmış olduğu kültür ne yazık ki bugün dahi varlığını korumakta ve gerek görüldüğünde erkek kadın ayrımı yapılmadan tüm insanlar üzerinde uygulanmaktadır. çünkü cadı avında  savunma hakkı yoktur, verilmiş olan karara uyulması zorunludur, kısaca son nefesi hangi koşul altında olursa olsun vermek ile yükümlüdür, av için hedef olan kişi.  Cadı avı için öncelikle koşullar oluşturulur ve hazırlanır. Hedefteki kişi üzerine bazı suçlar atılabilmesi için ortam hazırlanır, moda değim ile kumpas kurulur ve o kumpasın masum hedefinde ki kişi artık bilmeden oluşturulan girdabın içine sokulur. O girdap içinde olan kişi, ne kadar çırpınırsa çırpınsın, ne kadar haklı olduğunu haykırırsa haykırsın artık oluşturulan atmosfer içinde bir süre sonra 'suçlu' olduğunu kendisi bile kabul edip, kaderine r... Devamı

Duygusal tepki!

2015-03-19 13:41:00

Duygusal tepki!   Sol, 12 Eylül yenilgisinden sonra kendisini izleyici konumda, olayların arkasından sadece yorum yapar halde buldu. Bu yorumcu konumuna o kadar alıştı ki, Marks’ın 11. Tez’i sadece geçmişte söylenmiş güzel bir söz olarak algılanır oldu. Zaman zaman o söz kullanılsa da, nasıl olsa devrimcileri değil, felsefecileri ilgilendiriyor algısı bilinç altına işlenmiş olduğunu düşünüyorum. Bu ihtiyaç yok algısı sanırım solun kılcal damarlarına kadar işledi! 12 Eylül sol tarihi için önemli bir kırılmanın ve yenilginin tarihidir. Her ne kadar kendisini yenilmiş hissetmeyen solcular olsa da genel anlamda sol yenilmiş olduğunu bugün yaşanan kriz ortamına bakarak rahatlıkla söyleyebiliriz, çünkü sol gündemi sadece yorumlamak ve birbirinin açığını aramak ile geçirmekte, içinde ki liberallerden temizlenme telaşı ve yorgunluğu içindedir. Sol kırılmanın etkisi ile bir çok değerli üyesini sağın liberal rüzgarına kaptırmış olmasına rağmen, sağ sularda politika yapan liberallerin bir bölümü hala kendilerini solcu görmekte ve sol adına konuşmaya ve geçmiş anıların yarattığı rüzgar ile çevresine hayran kitlesi toplama telaşı içindedir. İşverenin sağcı olması, işçinin işçi olmaktan çıkarmaz, o yüzden medya alanında sağ medyada çalışanlar patronların çıkarına uygun yazı yazarken, hala kendilerini solda görmeye ve solcu gibi özel yaşamında devam etmekteler. Ki bireylerin iş dünyası ve özel yaşantısı arasında ki çelişki artık çelişki olmaktan çıkmış, patronu için kalem oynatmak bir işçinin yapması gereken görev olarak algılanır olmuştur. Bir fabrikada ki işçi ile medya çalışanı kendisini eş görerek, yaptığı iş ve sonucunu da... Devamı

Komşum Hitler

2015-03-17 22:06:00

Komşum Hitler   Herhangi bir şehirde, eski bir binanın bilmem kaçıncı katında bir mutfak. Aynı zamanda konuklarını ağırlayacak kadar geniş. Eski yapı olduğu için kapılar mutfağa açılmaktadır, çünkü geçmişte soba ile ısıtıldığı için kış ayarlında kapılar kapalı kalır ve ısıtılırmış. Şimdi soba yok, kapılar her daim açıktır. Günlerden herhangi bir gün, ev sahiplerine misafir gelecektir. Selçuk, evin erkeği. Bir iş yerinde çalışmaktadır ve patronundan beklentisi vardır. Yıllarını iş yerinde geçirmiş, çalışmasının karşılığı olarak kademe yükselmesi beklemektedir. Beklentisi sonucu bir gün patronunu ve eşini evine çağırmıştır. Ebru, Selçuk’un eşidir ve bir iş yerinde çalışmaktadır. Bir de oğulları vardır ve okul tatil olduğu için kamptadır. Aykut, bir iş yerinin CEO’sudur. Eşi Gamze ev kadınıdır ve kendisini blog yazarı olarak tanıtmakta ve moda sosyal dünya içinde kendisine yer aramaktadır. Kendisine yarattığı dünyanın içinden o role uygun davranmaktadır. Sesini inceltmekte ve davranışları ile bu sese uygun bize göre abartılı davranışlar içindedir. Sosyal dünya içinde arkadaşları vardır ve kocasının ilgisizliği dışında başka ilgilenenlere gönlünü kaptırmıştır ve o kaptırdığı kişinin aynı zamanda cenazesinin olduğu zamandır. Ama kocasından sakladığı ilişkiyi açık etmemek için cenazeye gitmemiş, kocasın çalışanın evine bir akşam üstü yemeğe gelmişlerdir. Her şey normal gibi gözükmektedir. Ebru ve Selçuk aralarında ki sorunları bu akşam için unutup, mutlu aile profili çizeceklerdir. Her şey normal ve patronun gözüne girmesi için olması gereken özen gösterilmiş günlerden biridir. Konuklar gelir, salondan zaman zaman sesler gelmektedir. Gelen se... Devamı

Belgeler yaratılırken, masumlar ceza alır, suçlular aklanır!

2015-03-14 21:25:00

Belgeler yaratılırken, masumlar ceza alır, suçlular aklanır!   Ülkemizin klasik bir ahlak anlayışı vardır ve bu ahlak anlayışı yasalarımıza da kağıt üzerinde sinmemişse de yasaları uygulayıcılarının ‘kanaatlerine’ etki etmiştir. “Ölen her daim suçludur, yaşayanlar kader kurbanıdır, af edilmesi ve hoş görülmesi gereklidir!” bu anlayış doğrultusunda aflar meclis sıralarından el kaldırılarak geçilir, cezaevleri bir boşalır ve kısa zamanda eskisinden daha fazla insan o boşalan yeri doldurur. Tarihimizin sürekli tekrarlayan refleksleri arasında bu durumu görebilirsiniz. Bizim gibi ülkelerin başka bir refleksi vardır ki, bağımsız olduğu söylenen kurumların bağımsız olmadığı, ülkeyi idare eden erkin görüşlerini yansıttığını ve o görüşler doğrultusunda belgeler oluşturduğu, belgeler oluşturmakla kalmayıp erk görüşüne uygun yeni bir tarih yazıcılığına soyunduğunu görebiliriz. Hakim güce göre kendi konumunu ve duruş noktasını değiştiren bir bürokratik yapımızın varlığını ne yazık ki ret edemeyiz. Kendisini toplumun üstünde gören, toplumu yönetilmesi gereken bir ‘sürü’ olduğu, o sürüye akıl verilebileceği ama o sürüye ait bireylerin itiraz edenlerin cezalandırılabileceği bir düzenleme söz konusudur. O yüzden bizim gibi ülkelerde fikir hürriyeti her daim tartışma konusu olmakla kalmamış, aynı zamanda fikrini açıkça açıklayanların cezalandırıldığı bir devlet anlayışının hakim olduğunu yakın tarihimize bakarak dahi anlaşılabilinir. Mahkemeler aldıkları kararlar ve uygulamaları ile her daim vicdanları rahatlatan uygulama içinde olmamış, dönemsel ihtiyaçlara göre oluşturulmuş olağan üstü yetkili mahkemelerin genelde kararları siyasi iradenin ihtiyacına göre yapılmışt... Devamı

Yazmayacaktım ama yazayım!

2015-03-07 11:42:00

Yazmayacaktım ama yazayım!   HDP ile ilgili bir çok şey medyada paylaşılıyor, paylaşımlarda sanki bir şeyler gözden kaçırılıyor... HDP bölge partisidir, (kuruluş amacında bölge olmaktan çıkma gibi bir hedef koymuş olsa da) bölge sorunları ile ilgilenen ‘etnik kimlik’li politika yapıyor. Ülkemizde etnik kimlikli tek siyasi partide değildir. HDP oluşturan politika mücadele ile oluşturulmuş ve değişerek bugüne gelmiştir. Onları aptal, akla ihtiyacı olan insanlar olarak da görmeyin, çünkü mücadele insanları daha da olgunlaştırmış, kime nasıl davranacağını bilecek kadar Kürt merkezli politikaları vardır. O odak noktasına göre tercihlerini belirliyorlar ve ona göre davranıyorlar. Etnik kimlikli bir siyasi oluşumun sol, sosyalist vb diye etiketlemeye çalışmak sanırım siyaset tarihi içinde ayrı tartışma konusudur, fakat HDP kitle partisidir ve kitle partisi refleksini etnik duruşuna göre vermektedir. Diğer Kürt siyasi oluşumlar içinde merkez solu temsil ediyor diyebiliriz, çünkü bugün ülkemizde Kürt kimliğini merkezine almış tüm yapılar onlara göre kendilerini konumlandırmaktalar ve tanımlamaktalar. Seçimler yaklaştı, kişiler tercihlerini sandıkta yapacak. Her birey kendisine göre tercih belirtir ki, bu her bireyin hakkıdır. HDP, masa başında yapılan bir pazarlığın tarafıdır. Bu masada mazlumun temsilcisidir. Devlet karşısında elinin güçlenmesi için barajı geçip meclise girmesi gereklidir, aksi halde devlet elini pazarlıkta daha da güçlendirmiş olarak masanın başında oturmaya devam edecektir. Kürtlerin alacağı her hak, azınlıkların kazanacağı bir özgürlük alanı olacaktır. Çok kültürlü, çok dilli, ister istemez çok dinli, mezhepli bir toplumun &oum... Devamı

J.S. Bach notalar ile canlandı.

2015-03-01 22:05:00

J.S. Bach notalar ile canlandı.    Müzik tarihinin önemli bir kırılma noktasında yer alır, o müziğe matematiği, kuralları ve birbirini takip eden dizinleri getirerek müzik (klasik) bir anlamda onun ile yeniden doğdu, bugüne kadar müzik ile ilgilenenlerin temel başlangıcı kabul edildi. O notları ile hayatı betimledi, yeniden notlar ile yarattı ve dinleyicisine bu evrensel dil ile seslendi. Notalar, onun kendisini ifade edebildiği, gelecek kuşaklara bir sözünü aktarabileceği araç olmuştur. Bu kadar güzel cümleleri Orçun Orçunsel konser öncesi heyecanını yenmek adına yaptığı konuşmada öğreniyoruz. Her konser ayrı bir heyecandır, çünkü yorumcu kendi yorumu ile izleyiciye binlerde yıl önce söylenen sözü aktartacaktır. Elbette her aktarılan söz her ne kadar o yıllara ait gibi gözükse de günümüzde de bir şeyler ifade edebilmek için günümüze ait imgelerden de söz etmesi kaçınılmazdır. O dönemde sanatçıyı etkileyen ve bize yabancı olan halk kültürünün bir benzeri günümüzde de insanları etkilemektedir. Değişmiştir ama uyandırdığı duygusal dokunuşlar aynıdır. Aynı şekilde hüzünlenir, aynı şekilde seviniriz, sadece uyarıcılar da değişim olmuştur. Bach bir Protestan eğitiminden geçmiş, ailesinde müzisyendir. Büyük bir orkestrayı kuracak ve yedekte de müzisyenlerin olacağı kadar geniştir. Yaşadığı dönemlerde müzisyenler kendilerini saraylarda, şatolarda o dönemin zenginlerine bir şeyler çalarken ve bestelerken bulur. Halk ile kilisede buluşur, kilise orgu ile halka notlar ile seslenirdi. O dönemlerde müzisyenler geçimlerini parası olana isteği şeklinde notlar armağan etmek ve onlara hayat vermek ile sağlarlardı. Bu müziğin seyrini, notların h... Devamı

Sylvia

2015-02-28 00:51:00

Sylvia   Bale, belli figürlere, adım atışlara dayalı dans ve müzikli gösteri türüdür diye tanımlamışlar. Bale hiç izlemeyenlerin bu satırdan ne anlar bilemiyorum ama sözün hiç kullanılmadığı, söz yerine adımlar ve vücut dilinin muhteşem birlikteliğine müzik şahitlik ediyor ve aynı zamanda yönlendiriyor ya da tersi söz konusu da olabilir. Bütün bunların bileşeni ile oluşurken, sahne ve sahne içinde dekor, kostüm ve ışığında bu muhteşem şölene katkıları ile seyirci ile buluşan bir sanat dalının klasik bir eserine şahitlik ettim. Klasik bir konu, birden ilk bakışta aşık olanlar, ayrılık ve sonra birleşme. Bu basit ve binlerce yıldır işlenen bir konunun bale ile yeniden anlatılması ve öykü süzgecinin yeniden ele alınıp işlenmesi ile oluşmuş Sylvia. Yunan efsanesinin güzel perisi Sylvia ile Aminta'nın aşkının anlatıldığı ve 3 perdeden oluşan temsil henüz ilk perdesinde, daha perde açılır açılmaz dekor sizi büyülüyor ve büyülü bir masalın içine davet ediyor.   Birinci perde - Kutsal Orman Sahne muhteşem derinlik hissi veren bir orman içinde geçmektedir. Orman içinde ağaçlar birbiri ile kucaklaşmış, her yaprağın altında sanki bir göz olacakları izlemek ister gibidir. Orman içine yansıyan ışık, derinliği daha da güçlendirmiş ve Eros bir köşeden hareketsiz olarak izlemektedir. Ta ki kendisine verilecek göreve kadar sessiz, hareketsiz olarak tanrı sabır ile orada her şeyi görmekte ve hissetmektedir. Bale, tapınma amaçlı yapılan orman dansı ile başlar. Aminta, tökezleyerek düşer ve ayini bozar. Aminta'nın tutku ile sevdiği Sylvia o sırada aşk tanrısını aldatmak için avcıları ile beraber gelir. Aminta kendini gizlemeye çalışır fakat Sylvia izi fark eder v... Devamı

Yenilerek zafer elde etmek!

2015-02-26 21:24:00

Yenilerek zafer elde etmek!   Zafer denen kavram görecelidir, bazı yenilgiler de zafer hanesine yazılır. Yenilmiş orduların ülkeleri genelde yenilgilerini kendi halkalarına zafer olarak anlatır ve yeni bir tarih yazımına girişirler. Eğer kapalı bir toplumsa ve diğer ülkeler ile iletişim yoksa o ülkenin insanları uydurulan bu tarihe inanır ve resmi tarihin yetiştirdiği bireyler yenilgilerini zafer olarak kutlar ve gurur duyarlar. Resmi tarih bir anlamda kendi halkına yalan söyleme aracıdır ve bunu yasal olarak yapılır ve hiçbir şekilde vicdan rahatsızlığı bırakmaz. Çünkü devletlerin vicdanı olmaz, hesaplaşacağı kimseler yoktur! Her iktidar devletin resmi tarihini kendi çıkarına göre değiştirip yeni tarih yazdırabilir ve bu yeni tarihin gerçek ve tek doğru olduğunu iddia bile edebilir. Tarih yazıcılar eli ile oluşur ve yazıcılar da her daim güçlünün yanında, mazlumun karşısındadır. Çünkü her yazıcı profesyoneldir. Devletlerin uzak tarihi kadar yakın tarihi her daim tartışmalıdır, çünkü yakın tarih günlük politikaya daha çok etki etmekte ve algı oluşumunu sağlamaktadır. Devlet algılar ile yönetilir! Her seçim bir anlamda tarihin yeniden yorumlanmasıdır, çünkü erk sahibinin değişimi anlamındadır, erk sahibinin gücü ile orantılı olarak tarih yazımı değişiklik gösterir ve erk sahibinin ihtiyacına göre tarihte bazı ayrıntılar öne çıkarılıp zafer kazananların gururu günümüz insanına yansıtılır. Tarih algıları biçimlendirir! Tarih yazıcıların yalanlarını ortaya çıkaran romana ve öykülerdir. Kalmışsa eğer sözlü edebiyatımız ve türkülerdir. Bunlar resmi tarihin sağlamasını yapabileceğiniz unsurlar olmasına rağmen, eğlence aracı görülmesi nedeni ile kimse bu konuda karşılaştırmalı... Devamı

Sanattan kimse korkmaz, sanat korkutucu değildir.

2015-02-08 01:57:00

Sanattan kimse korkmaz, sanat korkutucu değildir. Hangi sistem altında yaşarsanız yaşayın, hangi rejim altında olursanız olun sanattan kimse korkmaz, sanat korkunç değildir. İktidar, iktidar koltuğunu kaybedeceğinden endişelenerek iş yapar ve endişesini bastırmak için; baskı araçlarını kendi hizmetine sunulan hukuki, ahlaki, geleneksel kuralları en sonuna kadar kullanır. İktidarın amacı daha fazla iktidarda kalarak yaratmış olduğu çıkar ilişkisi ortamından olabildiğince yararlanmak ve kendi çevresine çıkarsal ağı daha karmaşık oluşturup, iktidar koltuğunda uzun süre kalmayı amaçlar. İktidar ilişkileri, karmaşık çıkar ilişkilerin bir biri ile olasılık üzerinden kurgulanması, ilişkilerin uzun süre devam ettirmesi üzerine kuruludur. Her çıkar ilişkisi başka çıkar ilişkisi ile çatışır ve bu çatışmanın yaratmış olduğu krizi iktidardaki yönetebildiği sürece koltuğunda oturur. İktidar olan her yerde kriz vardır, uzun süre iktidar kalmanın birinci koşulu krizleri yönetebilme yetkisini elinde tutabilmek ve yönetebilmektir. Krizi yönetemeyenler tarih içinde yerini kısa sürede alır. Her çıkarsal ilişki bulunan zaman içinde daha karmaşık hale gelir, her şeyi ile paralele giden çıkarsal ilişkiler bile bir zaman sonra yolları çelişir ve daha çok pay elde etme hırsına dönüşebilir. Bu çıkar ilişiklerin çatıştığı ortamda kaos oluşabilir, kriz bu kaos ortamın sonucudur. İktidarda kalmanın ve iktidar yolunda oluşan korkuların hiç biri sanat ve sanatçı ile ilişkili yoktur. Ancak iktidara gidiş yolunda kullanılan söylem ve daha keskin ve direkt anlatım aracı olarak sanat eserlerinden ve sanatçıdan yararlanır. Bu araçlar da parası olana ve güce göre sanatçının tercihi önemli rol oynar. Kullanan kim olursa olsun (i... Devamı

Cansız bedenler çürürken…

2015-01-29 02:16:00

Cansız bedenler çürürken…   Etrafta cesetler nefes almadan yatıyor. Üzerlerinde ne bir leş yiyici, ne de leş yiyerek geçinen insan vardı. Sessizlik ortamı kucaklamış, etrafta biraz önce yaşanan savaşın son izi olan duman dağılıyordu. Savaş artık mertçe değil, görünmeyen yerden gelen bir bombanın yer yüzüne yakınken patlaması sonucu bir hançer şeklinde insanın arkasından saplanmasıydı. Düşmanı görmüyordun, nasıl biri, ne konuşur, nasıl yaşar gözünde canlandırmadan onun attığı bir bomba ile yok oluyorsun. Ne bir ses kalıyor geriye, ne de yaşayan her hangi bir şey. Cesetler sokakların içinde, kapı önlerinde, kokuşmaya henüz başlamadan öyle duruyor. Zaman durmuş gibi gözükmesine rağmen, zaman sürekli kendi devinimi içinde yol almaya devam ediyordu. Bir çok insan ise o ölüm anını beyaz ekranları aracılığı ile şahitlik yapıyordu, bir direğe bağlanmış kameralar aracılığı ile. Ölüm, sessizce kucaklıyordu tüm yaşayanları. Yaşayanlar ise bir birini boğazlıyordu. Her boğazlama ise birilerin elini ovuşturmasına yol açıyor, kasalarına giren dolarları düşünüyordu.  Birileri ise ertesi gün çocuğunu hangi kreş yuvasına yazdıracağını düşünmekte ve kreş parasını nasıl ödeyeceğini hesapları içindeydi. Savaş yaşandığı yeri yok ediyor, diğer yerlerde ise savaştan elde edilen sermeye birikimin getirmiş olduğu göreceli refahı yaşıyordu. Tarih sayfaları kan ile doluydu. Kan geçmişin izlerini, kelimelerini, zaferlerini şanlı, onurlu, onursuz, yenilmiş, kazanılmış şekilde yazıyor, soykırıma uğramışları ise hiç anmadan geçiyordu, çünkü soykırımın yaşayan çocukları yoktu, yok olan nesillerini, atalarını ansınlar, dillendirsinler. Sessizlik ölüm anında... Devamı

Seçimler yaklaşırken…

2015-01-16 22:57:00

Seçimler yaklaşırken…   Seçimler yaşadığımız çağın olmazsa olmazıdır, dağda ki çobanın oyu ile fabrika sahibinin, sahnelerin yıldızının da oyu tektir, birbirinden ne üstündür ne de aşağıdır. Ama varoşlarda yaşayanların oyları bir araya geldiğinde birbiri ile benim oyum daha değerli, senin oyun daha değersiz tartışmasını sonlandırmış, benim dediğim olur demiş. Elbette bu sözü söyleyebilmesi içinde dış etkin güçlerin çıkarı o yönde olması önemliymiş. Varoluşlar şehirleri kuşattı ve sonunda aldı ve yağmalamaya girişti. Varoşlar oluşurken (henüz gecekondu mahalleri iken) yoktan rantı yaratmayı öğrendi, iktidara gelince her şeyi ranta dönderip koltuğunu sağlama alacak kadar çevresinde bir çıkar birliği kurdu. Seçim ve partiler çıkarlar birliği üzerinde sözünü söyler, düşünce ve özgürlük daha sonra gelir! Siz hiç ben özgürlük istiyorum diye seçime giren siyasi partiyi, göremezsiniz. Özgürlüğü parçalara ayırır, işine gelen özgürlüğü öne çıkarır, diğerlerini yok sayar, iktidara geldiğinde diğerler özgürlük isteklerini dillendirenleri de yok etmek, asimile etmek için eline geçen gücü onlara karşı kullanır. Başörtüsüne özgürlük isteyenler, Alevilerin inanç özgürlüğünü yok sayması kadar doğal ne olabilir! Başörtüsüne özgürlük diye imza kampanyalarında sıraya girip imza atanların önemli bir bölümü kariyer, iş, bazı imtiyazlar elde etme adına imza atmış, ama özgürlük istemi olan Alevileri yok saymış, hatta görmezden gelmiş. Zamanı gelince onlarda özgür olsun diye fısıldamışlar, özgürlü... Devamı

Örgüt, ölüm ile büyür!

2015-01-16 10:54:00

Örgüt, ölüm ile büyür!   Örgüt olabilmenin temelinde hedef olmak zorundadır ve bu ortak hedefleri olan insanlar bir araya gelir, ikinci aşamada para gelir. Para olmadan örgüt olunmaz, çünkü işleyiş ve hareketin temelinde para yatar. Para olmadan artık gönüllü olarak bir yerden bir yere yürümez!  Üçüncü koşul ise lojistiktir.  Lojistik hem örgüt iç işleyişi hem de hedefler yönünde hareket alanı sağlayan ana yoldur. Bu yol olmadan insan ya da canlılarda olduğu gibi damardan bir şey akmayınca yapı çöker ve ölür. Devletler yol olmadan var olamazlar örneğin, o yüzden devlet hükmettiği yere en kısa sürede ulaşabilmesi için yolları geliştirir, yolda mola yerleri, ve ikame depoları oluşturur ve lazım olduğunda en kısa sürede o malı oradan alıp hedefe ulaştırmak ile yükümlüdür. Eğer bunu yapamaz ise örgütsel işleyişini kaybeder ve kaos ve kriz yaşar. Kriz yönetimi en kısa sürede krize yol açan sorunu çözmekten geçer. Lojistik aynı zamanda olası krizi yönteme ve çözme aracıdır. Örgüt olmanın olmazsa olmazı bu üç saç ayağıdır, bir tanesinin eksik olması örgüt olmanın dışında geçici organizasyonlar / inisiyatif / proje vb. adını alır. Örgüt olmak için kurumlar ve bireyler planlı ve eş güdümlü hareket etmesi zorunludur. Örgüt olmanın tarifi içinde devamlılık esastır. Örgüt içinde bireylerin ve kurumaların hareketleri baştan kabul edilmiş kurallar tarafından belirlenir. Böylece belli bir iş, eş güdümlü, iş bölümüne ve uzmanlaşmaya dayalı bu sistem sayesinde yerine getirilebilecektir. Örgüt k&u... Devamı

Hamidiye korucu derken…

2015-01-14 19:42:00

Hamidiye korucu derken…   Tarihin bize fısıldadığı bir çok gerçek vardır ve bize der ki yaşananlardan ders almak insanlık tarihinin gereğidir, insanlık ancak ders alarak ilerler, aksi halde bulunduğunuz noktada kalır ve kendi kuyunuzu ve sonunuzu hazırlarsınız. Hamidiye alayları ve korucular konusuna yukarıdan baktığımızda şaşırtıcı bir benzerlik ile karşılaşırız. Hamidiye Alayları, çoğunluğu Kürtlerden oluşturulmuş silahlı birliktir. Ermenilere karşı kurulmuş olmasına rağmen, amacı dışında Kürdistan eyaleti içinde yaşayan Süryaniler, Ezidiler ve Alevilere karşı katliama girişmiş, hatta Kürdistan eyaleti dışında Karadeniz sahillerine kadar bölgede etkili olmuş bir birliktir. Hamidiye Alayları devletin silahları birlikleri dışında yöre halktan oluşturulan bir sivil silahlı birliktir. Öncelikle askeri eğitim almamış ama yörenin koşuları içinde silah kullanabilen erkek bireylerden oluşan birlikler, ellerinde ki silahlardan güç alarak kendilerine göre Müslüman olmayan kim varsa ya da su, otlak yüzünden kanlı olduğu aşiret üyelerine karşı katliama girişmesi ve yağmalama olayları o günün koşulları içinde olağan karşılanmış, hatta görmezden gelinmiştir.  Yeter ki devlet bölünmesin, ayrılmaya en yakın halk olan Ermenilerin devleti olmasın anlayışının üründür. Devlet, Ermenileri düşman ilan etmiş, onların hak arayışlarını ve özgürlük istemlerini açık savaş ilanı olarak algılamış ve bu algıya uygun olarak savaş koşullarında dahi olmayan önlemler almıştır. Abdülhamid’in Hamidiye Alayları, Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgeler ve bu bölgede iç içe yaşayan Kürtlerden devşirme bir gönüllü, gönülsüz ama Ermenilerin mallarının ve topraklarının vaat edildiği bir sü... Devamı