Nüfus çoğalınca ne oluyor?

2015-03-24 21:24:00

Nüfus çoğalınca ne oluyor?   Devletler, kendi nüfusunu artırmak için kendi egemenlik toprakları altında yaşayan ailelere ve çocuk yapabileceklere bir çok teşvik vermektedir. Yeter ki nüfus artsın! Evrenimizin sınırları bellidir ve üzerinde yaşayan canlıları besleyebileceği kaynağı kıttır ve o sınırına yakın bir döneme doğru geçtiğimizi bilim insanları belirtmektedir. Nüfusun artması, savaşları kaçınılmaz kılmakta ve kıt kaynakların daha da kirlenmesi anlamına gelmektedir. Her üretilen çöp, yer altı ve üstü kaynaklarımızı yok etmekte ve üretim için ayrılan alanların da yok olmasına sebep olmaktadır. Kaynakların kıt olması onları birer ticari metaya döndürmektedir.  Sanayinin bir parçası olan kaynaklar için insanlar, birbirinin üzerine basarak o kaynağa ulaşacaktır ya da doğanın onlara vereceği cezaya kayıtsız teslim olacaklardır.   İnsanlık, doğa karşısında hakim ve kontrol ediyor olarak algılanabilinir ama doğa her zaman insanın bu algısının yanlış olduğunu zamanı gelince en acımasız şekilde göstermektedir. Her canlı çöp üretir, üretilen çöplerin bir şekilde ekolojik dengenin üstünde olduğunda çevreye zarar verir ve var olan ekolojik dengenin bozulması anlamına gelmektedir. Denge bir bozuldu mu, doğanın yeni bir dengeye ulaşması öyle kolay değildir, çünkü doğanın alışık olduğu zaman döngüsü, biz insanların son yıllarda yakaladığı zaman döngüsünden farklıdır ve daha ağırdır. İnsan doğa döngüsünü bozmak ile kalmamış, kendisi için işleyen zaman döngüsünü de hızlandırmıştır. Eskiden daha uzun zamanda yapılan işler, teknolojinin gelişimi ile daha kısa zamanda yapmaktadır. Örneğin insan dünyanın her yenide daha ucuz, daha hızlı bir... Devamı

Son nefese doğru yolculuk!

2015-03-22 08:24:00

Son nefese doğru yolculuk!   Ortaçağ'da Avrupa'da 'Cadı Avı' adı altında masum ama toplum içinde öne çıkan kadınları yok etmek amacı ile uydurulmuş bir ölüm oyunu vardır. Cadı avında kadının hiç kurtulma şansı yoktur, çünkü kadın ateşin içine atılır ve ateşten sağ kurtulursa cadıdır ve öldürülmesi gereken  şeytandır. Eğer ateşin içinden çıkamazsa masumdur, Allah günahlarını affetsin diye papazlar arkalarından dua eder. Bugün Avrupa mezarları içinde kaç kadının yanmış cesedinin külleri vardır bilinmez, çünkü bu av; Avrupa içinde gelişmesi muhtemel tüm kadın hareketlerinin zamanından önce çıkmış halini yok etmiştir. İlerici, var olan toplumsal değerlere karşı baş kaldırmış, hatta bilmeden var olan değerleri sorgulamış tüm kadınları cadı ilen  edilerek yok edilmişlerdir.  Bu cadı avının yaratmış olduğu kültür ne yazık ki bugün dahi varlığını korumakta ve gerek görüldüğünde erkek kadın ayrımı yapılmadan tüm insanlar üzerinde uygulanmaktadır. çünkü cadı avında  savunma hakkı yoktur, verilmiş olan karara uyulması zorunludur, kısaca son nefesi hangi koşul altında olursa olsun vermek ile yükümlüdür, av için hedef olan kişi.  Cadı avı için öncelikle koşullar oluşturulur ve hazırlanır. Hedefteki kişi üzerine bazı suçlar atılabilmesi için ortam hazırlanır, moda değim ile kumpas kurulur ve o kumpasın masum hedefinde ki kişi artık bilmeden oluşturulan girdabın içine sokulur. O girdap içinde olan kişi, ne kadar çırpınırsa çırpınsın, ne kadar haklı olduğunu haykırırsa haykırsın artık oluşturulan atmosfer içinde bir süre sonra 'suçlu' olduğunu kendisi bile kabul edip, kaderine r... Devamı

Duygusal tepki!

2015-03-19 04:41:00

Duygusal tepki!   Sol, 12 Eylül yenilgisinden sonra kendisini izleyici konumda, olayların arkasından sadece yorum yapar halde buldu. Bu yorumcu konumuna o kadar alıştı ki, Marks’ın 11. Tez’i sadece geçmişte söylenmiş güzel bir söz olarak algılanır oldu. Zaman zaman o söz kullanılsa da, nasıl olsa devrimcileri değil, felsefecileri ilgilendiriyor algısı bilinç altına işlenmiş olduğunu düşünüyorum. Bu ihtiyaç yok algısı sanırım solun kılcal damarlarına kadar işledi! 12 Eylül sol tarihi için önemli bir kırılmanın ve yenilginin tarihidir. Her ne kadar kendisini yenilmiş hissetmeyen solcular olsa da genel anlamda sol yenilmiş olduğunu bugün yaşanan kriz ortamına bakarak rahatlıkla söyleyebiliriz, çünkü sol gündemi sadece yorumlamak ve birbirinin açığını aramak ile geçirmekte, içinde ki liberallerden temizlenme telaşı ve yorgunluğu içindedir. Sol kırılmanın etkisi ile bir çok değerli üyesini sağın liberal rüzgarına kaptırmış olmasına rağmen, sağ sularda politika yapan liberallerin bir bölümü hala kendilerini solcu görmekte ve sol adına konuşmaya ve geçmiş anıların yarattığı rüzgar ile çevresine hayran kitlesi toplama telaşı içindedir. İşverenin sağcı olması, işçinin işçi olmaktan çıkarmaz, o yüzden medya alanında sağ medyada çalışanlar patronların çıkarına uygun yazı yazarken, hala kendilerini solda görmeye ve solcu gibi özel yaşamında devam etmekteler. Ki bireylerin iş dünyası ve özel yaşantısı arasında ki çelişki artık çelişki olmaktan çıkmış, patronu için kalem oynatmak bir işçinin yapması gereken görev olarak algılanır olmuştur. Bir fabrikada ki işçi ile medya çalışanı kendisini eş görerek, yaptığı iş ve sonucunu da... Devamı

Komşum Hitler

2015-03-17 13:06:00

Komşum Hitler   Herhangi bir şehirde, eski bir binanın bilmem kaçıncı katında bir mutfak. Aynı zamanda konuklarını ağırlayacak kadar geniş. Eski yapı olduğu için kapılar mutfağa açılmaktadır, çünkü geçmişte soba ile ısıtıldığı için kış ayarlında kapılar kapalı kalır ve ısıtılırmış. Şimdi soba yok, kapılar her daim açıktır. Günlerden herhangi bir gün, ev sahiplerine misafir gelecektir. Selçuk, evin erkeği. Bir iş yerinde çalışmaktadır ve patronundan beklentisi vardır. Yıllarını iş yerinde geçirmiş, çalışmasının karşılığı olarak kademe yükselmesi beklemektedir. Beklentisi sonucu bir gün patronunu ve eşini evine çağırmıştır. Ebru, Selçuk’un eşidir ve bir iş yerinde çalışmaktadır. Bir de oğulları vardır ve okul tatil olduğu için kamptadır. Aykut, bir iş yerinin CEO’sudur. Eşi Gamze ev kadınıdır ve kendisini blog yazarı olarak tanıtmakta ve moda sosyal dünya içinde kendisine yer aramaktadır. Kendisine yarattığı dünyanın içinden o role uygun davranmaktadır. Sesini inceltmekte ve davranışları ile bu sese uygun bize göre abartılı davranışlar içindedir. Sosyal dünya içinde arkadaşları vardır ve kocasının ilgisizliği dışında başka ilgilenenlere gönlünü kaptırmıştır ve o kaptırdığı kişinin aynı zamanda cenazesinin olduğu zamandır. Ama kocasından sakladığı ilişkiyi açık etmemek için cenazeye gitmemiş, kocasın çalışanın evine bir akşam üstü yemeğe gelmişlerdir. Her şey normal gibi gözükmektedir. Ebru ve Selçuk aralarında ki sorunları bu akşam için unutup, mutlu aile profili çizeceklerdir. Her şey normal ve patronun gözüne girmesi için olması gereken özen gösterilmiş günlerden biridir. Konuklar gelir, salondan zaman zaman sesler gelmektedir. Gelen se... Devamı

Belgeler yaratılırken, masumlar ceza alır, suçlular aklanır!

2015-03-14 12:25:00

Belgeler yaratılırken, masumlar ceza alır, suçlular aklanır!   Ülkemizin klasik bir ahlak anlayışı vardır ve bu ahlak anlayışı yasalarımıza da kağıt üzerinde sinmemişse de yasaları uygulayıcılarının ‘kanaatlerine’ etki etmiştir. “Ölen her daim suçludur, yaşayanlar kader kurbanıdır, af edilmesi ve hoş görülmesi gereklidir!” bu anlayış doğrultusunda aflar meclis sıralarından el kaldırılarak geçilir, cezaevleri bir boşalır ve kısa zamanda eskisinden daha fazla insan o boşalan yeri doldurur. Tarihimizin sürekli tekrarlayan refleksleri arasında bu durumu görebilirsiniz. Bizim gibi ülkelerin başka bir refleksi vardır ki, bağımsız olduğu söylenen kurumların bağımsız olmadığı, ülkeyi idare eden erkin görüşlerini yansıttığını ve o görüşler doğrultusunda belgeler oluşturduğu, belgeler oluşturmakla kalmayıp erk görüşüne uygun yeni bir tarih yazıcılığına soyunduğunu görebiliriz. Hakim güce göre kendi konumunu ve duruş noktasını değiştiren bir bürokratik yapımızın varlığını ne yazık ki ret edemeyiz. Kendisini toplumun üstünde gören, toplumu yönetilmesi gereken bir ‘sürü’ olduğu, o sürüye akıl verilebileceği ama o sürüye ait bireylerin itiraz edenlerin cezalandırılabileceği bir düzenleme söz konusudur. O yüzden bizim gibi ülkelerde fikir hürriyeti her daim tartışma konusu olmakla kalmamış, aynı zamanda fikrini açıkça açıklayanların cezalandırıldığı bir devlet anlayışının hakim olduğunu yakın tarihimize bakarak dahi anlaşılabilinir. Mahkemeler aldıkları kararlar ve uygulamaları ile her daim vicdanları rahatlatan uygulama içinde olmamış, dönemsel ihtiyaçlara göre oluşturulmuş olağan üstü yetkili mahkemelerin genelde kararları siyasi iradenin ihtiyacına göre yapılmışt... Devamı

Yazmayacaktım ama yazayım!

2015-03-07 01:42:00

Yazmayacaktım ama yazayım!   HDP ile ilgili bir çok şey medyada paylaşılıyor, paylaşımlarda sanki bir şeyler gözden kaçırılıyor... HDP bölge partisidir, (kuruluş amacında bölge olmaktan çıkma gibi bir hedef koymuş olsa da) bölge sorunları ile ilgilenen ‘etnik kimlik’li politika yapıyor. Ülkemizde etnik kimlikli tek siyasi partide değildir. HDP oluşturan politika mücadele ile oluşturulmuş ve değişerek bugüne gelmiştir. Onları aptal, akla ihtiyacı olan insanlar olarak da görmeyin, çünkü mücadele insanları daha da olgunlaştırmış, kime nasıl davranacağını bilecek kadar Kürt merkezli politikaları vardır. O odak noktasına göre tercihlerini belirliyorlar ve ona göre davranıyorlar. Etnik kimlikli bir siyasi oluşumun sol, sosyalist vb diye etiketlemeye çalışmak sanırım siyaset tarihi içinde ayrı tartışma konusudur, fakat HDP kitle partisidir ve kitle partisi refleksini etnik duruşuna göre vermektedir. Diğer Kürt siyasi oluşumlar içinde merkez solu temsil ediyor diyebiliriz, çünkü bugün ülkemizde Kürt kimliğini merkezine almış tüm yapılar onlara göre kendilerini konumlandırmaktalar ve tanımlamaktalar. Seçimler yaklaştı, kişiler tercihlerini sandıkta yapacak. Her birey kendisine göre tercih belirtir ki, bu her bireyin hakkıdır. HDP, masa başında yapılan bir pazarlığın tarafıdır. Bu masada mazlumun temsilcisidir. Devlet karşısında elinin güçlenmesi için barajı geçip meclise girmesi gereklidir, aksi halde devlet elini pazarlıkta daha da güçlendirmiş olarak masanın başında oturmaya devam edecektir. Kürtlerin alacağı her hak, azınlıkların kazanacağı bir özgürlük alanı olacaktır. Çok kültürlü, çok dilli, ister istemez çok dinli, mezhepli bir toplumun &oum... Devamı

J.S. Bach notalar ile canlandı.

2015-03-01 12:05:00

J.S. Bach notalar ile canlandı.    Müzik tarihinin önemli bir kırılma noktasında yer alır, o müziğe matematiği, kuralları ve birbirini takip eden dizinleri getirerek müzik (klasik) bir anlamda onun ile yeniden doğdu, bugüne kadar müzik ile ilgilenenlerin temel başlangıcı kabul edildi. O notları ile hayatı betimledi, yeniden notlar ile yarattı ve dinleyicisine bu evrensel dil ile seslendi. Notalar, onun kendisini ifade edebildiği, gelecek kuşaklara bir sözünü aktarabileceği araç olmuştur. Bu kadar güzel cümleleri Orçun Orçunsel konser öncesi heyecanını yenmek adına yaptığı konuşmada öğreniyoruz. Her konser ayrı bir heyecandır, çünkü yorumcu kendi yorumu ile izleyiciye binlerde yıl önce söylenen sözü aktartacaktır. Elbette her aktarılan söz her ne kadar o yıllara ait gibi gözükse de günümüzde de bir şeyler ifade edebilmek için günümüze ait imgelerden de söz etmesi kaçınılmazdır. O dönemde sanatçıyı etkileyen ve bize yabancı olan halk kültürünün bir benzeri günümüzde de insanları etkilemektedir. Değişmiştir ama uyandırdığı duygusal dokunuşlar aynıdır. Aynı şekilde hüzünlenir, aynı şekilde seviniriz, sadece uyarıcılar da değişim olmuştur. Bach bir Protestan eğitiminden geçmiş, ailesinde müzisyendir. Büyük bir orkestrayı kuracak ve yedekte de müzisyenlerin olacağı kadar geniştir. Yaşadığı dönemlerde müzisyenler kendilerini saraylarda, şatolarda o dönemin zenginlerine bir şeyler çalarken ve bestelerken bulur. Halk ile kilisede buluşur, kilise orgu ile halka notlar ile seslenirdi. O dönemlerde müzisyenler geçimlerini parası olana isteği şeklinde notlar armağan etmek ve onlara hayat vermek ile sağlarlardı. Bu müziğin seyrini, notların h... Devamı

Sylvia

2015-02-27 14:51:00

Sylvia   Bale, belli figürlere, adım atışlara dayalı dans ve müzikli gösteri türüdür diye tanımlamışlar. Bale hiç izlemeyenlerin bu satırdan ne anlar bilemiyorum ama sözün hiç kullanılmadığı, söz yerine adımlar ve vücut dilinin muhteşem birlikteliğine müzik şahitlik ediyor ve aynı zamanda yönlendiriyor ya da tersi söz konusu da olabilir. Bütün bunların bileşeni ile oluşurken, sahne ve sahne içinde dekor, kostüm ve ışığında bu muhteşem şölene katkıları ile seyirci ile buluşan bir sanat dalının klasik bir eserine şahitlik ettim. Klasik bir konu, birden ilk bakışta aşık olanlar, ayrılık ve sonra birleşme. Bu basit ve binlerce yıldır işlenen bir konunun bale ile yeniden anlatılması ve öykü süzgecinin yeniden ele alınıp işlenmesi ile oluşmuş Sylvia. Yunan efsanesinin güzel perisi Sylvia ile Aminta'nın aşkının anlatıldığı ve 3 perdeden oluşan temsil henüz ilk perdesinde, daha perde açılır açılmaz dekor sizi büyülüyor ve büyülü bir masalın içine davet ediyor.   Birinci perde - Kutsal Orman Sahne muhteşem derinlik hissi veren bir orman içinde geçmektedir. Orman içinde ağaçlar birbiri ile kucaklaşmış, her yaprağın altında sanki bir göz olacakları izlemek ister gibidir. Orman içine yansıyan ışık, derinliği daha da güçlendirmiş ve Eros bir köşeden hareketsiz olarak izlemektedir. Ta ki kendisine verilecek göreve kadar sessiz, hareketsiz olarak tanrı sabır ile orada her şeyi görmekte ve hissetmektedir. Bale, tapınma amaçlı yapılan orman dansı ile başlar. Aminta, tökezleyerek düşer ve ayini bozar. Aminta'nın tutku ile sevdiği Sylvia o sırada aşk tanrısını aldatmak için avcıları ile beraber gelir. Aminta kendini gizlemeye çalışır fakat Sylvia izi fark eder v... Devamı

Yenilerek zafer elde etmek!

2015-02-26 11:24:00

Yenilerek zafer elde etmek!   Zafer denen kavram görecelidir, bazı yenilgiler de zafer hanesine yazılır. Yenilmiş orduların ülkeleri genelde yenilgilerini kendi halkalarına zafer olarak anlatır ve yeni bir tarih yazımına girişirler. Eğer kapalı bir toplumsa ve diğer ülkeler ile iletişim yoksa o ülkenin insanları uydurulan bu tarihe inanır ve resmi tarihin yetiştirdiği bireyler yenilgilerini zafer olarak kutlar ve gurur duyarlar. Resmi tarih bir anlamda kendi halkına yalan söyleme aracıdır ve bunu yasal olarak yapılır ve hiçbir şekilde vicdan rahatsızlığı bırakmaz. Çünkü devletlerin vicdanı olmaz, hesaplaşacağı kimseler yoktur! Her iktidar devletin resmi tarihini kendi çıkarına göre değiştirip yeni tarih yazdırabilir ve bu yeni tarihin gerçek ve tek doğru olduğunu iddia bile edebilir. Tarih yazıcılar eli ile oluşur ve yazıcılar da her daim güçlünün yanında, mazlumun karşısındadır. Çünkü her yazıcı profesyoneldir. Devletlerin uzak tarihi kadar yakın tarihi her daim tartışmalıdır, çünkü yakın tarih günlük politikaya daha çok etki etmekte ve algı oluşumunu sağlamaktadır. Devlet algılar ile yönetilir! Her seçim bir anlamda tarihin yeniden yorumlanmasıdır, çünkü erk sahibinin değişimi anlamındadır, erk sahibinin gücü ile orantılı olarak tarih yazımı değişiklik gösterir ve erk sahibinin ihtiyacına göre tarihte bazı ayrıntılar öne çıkarılıp zafer kazananların gururu günümüz insanına yansıtılır. Tarih algıları biçimlendirir! Tarih yazıcıların yalanlarını ortaya çıkaran romana ve öykülerdir. Kalmışsa eğer sözlü edebiyatımız ve türkülerdir. Bunlar resmi tarihin sağlamasını yapabileceğiniz unsurlar olmasına rağmen, eğlence aracı görülmesi nedeni ile kimse bu konuda karşılaştırmalı... Devamı

Sanattan kimse korkmaz, sanat korkutucu değildir.

2015-02-07 15:57:00

Sanattan kimse korkmaz, sanat korkutucu değildir. Hangi sistem altında yaşarsanız yaşayın, hangi rejim altında olursanız olun sanattan kimse korkmaz, sanat korkunç değildir. İktidar, iktidar koltuğunu kaybedeceğinden endişelenerek iş yapar ve endişesini bastırmak için; baskı araçlarını kendi hizmetine sunulan hukuki, ahlaki, geleneksel kuralları en sonuna kadar kullanır. İktidarın amacı daha fazla iktidarda kalarak yaratmış olduğu çıkar ilişkisi ortamından olabildiğince yararlanmak ve kendi çevresine çıkarsal ağı daha karmaşık oluşturup, iktidar koltuğunda uzun süre kalmayı amaçlar. İktidar ilişkileri, karmaşık çıkar ilişkilerin bir biri ile olasılık üzerinden kurgulanması, ilişkilerin uzun süre devam ettirmesi üzerine kuruludur. Her çıkar ilişkisi başka çıkar ilişkisi ile çatışır ve bu çatışmanın yaratmış olduğu krizi iktidardaki yönetebildiği sürece koltuğunda oturur. İktidar olan her yerde kriz vardır, uzun süre iktidar kalmanın birinci koşulu krizleri yönetebilme yetkisini elinde tutabilmek ve yönetebilmektir. Krizi yönetemeyenler tarih içinde yerini kısa sürede alır. Her çıkarsal ilişki bulunan zaman içinde daha karmaşık hale gelir, her şeyi ile paralele giden çıkarsal ilişkiler bile bir zaman sonra yolları çelişir ve daha çok pay elde etme hırsına dönüşebilir. Bu çıkar ilişiklerin çatıştığı ortamda kaos oluşabilir, kriz bu kaos ortamın sonucudur. İktidarda kalmanın ve iktidar yolunda oluşan korkuların hiç biri sanat ve sanatçı ile ilişkili yoktur. Ancak iktidara gidiş yolunda kullanılan söylem ve daha keskin ve direkt anlatım aracı olarak sanat eserlerinden ve sanatçıdan yararlanır. Bu araçlar da parası olana ve güce göre sanatçının tercihi önemli rol oynar. Kullanan kim olursa olsun (i... Devamı

Cansız bedenler çürürken…

2015-01-28 16:16:00

Cansız bedenler çürürken…   Etrafta cesetler nefes almadan yatıyor. Üzerlerinde ne bir leş yiyici, ne de leş yiyerek geçinen insan vardı. Sessizlik ortamı kucaklamış, etrafta biraz önce yaşanan savaşın son izi olan duman dağılıyordu. Savaş artık mertçe değil, görünmeyen yerden gelen bir bombanın yer yüzüne yakınken patlaması sonucu bir hançer şeklinde insanın arkasından saplanmasıydı. Düşmanı görmüyordun, nasıl biri, ne konuşur, nasıl yaşar gözünde canlandırmadan onun attığı bir bomba ile yok oluyorsun. Ne bir ses kalıyor geriye, ne de yaşayan her hangi bir şey. Cesetler sokakların içinde, kapı önlerinde, kokuşmaya henüz başlamadan öyle duruyor. Zaman durmuş gibi gözükmesine rağmen, zaman sürekli kendi devinimi içinde yol almaya devam ediyordu. Bir çok insan ise o ölüm anını beyaz ekranları aracılığı ile şahitlik yapıyordu, bir direğe bağlanmış kameralar aracılığı ile. Ölüm, sessizce kucaklıyordu tüm yaşayanları. Yaşayanlar ise bir birini boğazlıyordu. Her boğazlama ise birilerin elini ovuşturmasına yol açıyor, kasalarına giren dolarları düşünüyordu.  Birileri ise ertesi gün çocuğunu hangi kreş yuvasına yazdıracağını düşünmekte ve kreş parasını nasıl ödeyeceğini hesapları içindeydi. Savaş yaşandığı yeri yok ediyor, diğer yerlerde ise savaştan elde edilen sermeye birikimin getirmiş olduğu göreceli refahı yaşıyordu. Tarih sayfaları kan ile doluydu. Kan geçmişin izlerini, kelimelerini, zaferlerini şanlı, onurlu, onursuz, yenilmiş, kazanılmış şekilde yazıyor, soykırıma uğramışları ise hiç anmadan geçiyordu, çünkü soykırımın yaşayan çocukları yoktu, yok olan nesillerini, atalarını ansınlar, dillendirsinler. Sessizlik ölüm anında... Devamı

Seçimler yaklaşırken…

2015-01-16 12:57:00

Seçimler yaklaşırken…   Seçimler yaşadığımız çağın olmazsa olmazıdır, dağda ki çobanın oyu ile fabrika sahibinin, sahnelerin yıldızının da oyu tektir, birbirinden ne üstündür ne de aşağıdır. Ama varoşlarda yaşayanların oyları bir araya geldiğinde birbiri ile benim oyum daha değerli, senin oyun daha değersiz tartışmasını sonlandırmış, benim dediğim olur demiş. Elbette bu sözü söyleyebilmesi içinde dış etkin güçlerin çıkarı o yönde olması önemliymiş. Varoluşlar şehirleri kuşattı ve sonunda aldı ve yağmalamaya girişti. Varoşlar oluşurken (henüz gecekondu mahalleri iken) yoktan rantı yaratmayı öğrendi, iktidara gelince her şeyi ranta dönderip koltuğunu sağlama alacak kadar çevresinde bir çıkar birliği kurdu. Seçim ve partiler çıkarlar birliği üzerinde sözünü söyler, düşünce ve özgürlük daha sonra gelir! Siz hiç ben özgürlük istiyorum diye seçime giren siyasi partiyi, göremezsiniz. Özgürlüğü parçalara ayırır, işine gelen özgürlüğü öne çıkarır, diğerlerini yok sayar, iktidara geldiğinde diğerler özgürlük isteklerini dillendirenleri de yok etmek, asimile etmek için eline geçen gücü onlara karşı kullanır. Başörtüsüne özgürlük isteyenler, Alevilerin inanç özgürlüğünü yok sayması kadar doğal ne olabilir! Başörtüsüne özgürlük diye imza kampanyalarında sıraya girip imza atanların önemli bir bölümü kariyer, iş, bazı imtiyazlar elde etme adına imza atmış, ama özgürlük istemi olan Alevileri yok saymış, hatta görmezden gelmiş. Zamanı gelince onlarda özgür olsun diye fısıldamışlar, özgürlü... Devamı

Örgüt, ölüm ile büyür!

2015-01-16 00:54:00

Örgüt, ölüm ile büyür!   Örgüt olabilmenin temelinde hedef olmak zorundadır ve bu ortak hedefleri olan insanlar bir araya gelir, ikinci aşamada para gelir. Para olmadan örgüt olunmaz, çünkü işleyiş ve hareketin temelinde para yatar. Para olmadan artık gönüllü olarak bir yerden bir yere yürümez!  Üçüncü koşul ise lojistiktir.  Lojistik hem örgüt iç işleyişi hem de hedefler yönünde hareket alanı sağlayan ana yoldur. Bu yol olmadan insan ya da canlılarda olduğu gibi damardan bir şey akmayınca yapı çöker ve ölür. Devletler yol olmadan var olamazlar örneğin, o yüzden devlet hükmettiği yere en kısa sürede ulaşabilmesi için yolları geliştirir, yolda mola yerleri, ve ikame depoları oluşturur ve lazım olduğunda en kısa sürede o malı oradan alıp hedefe ulaştırmak ile yükümlüdür. Eğer bunu yapamaz ise örgütsel işleyişini kaybeder ve kaos ve kriz yaşar. Kriz yönetimi en kısa sürede krize yol açan sorunu çözmekten geçer. Lojistik aynı zamanda olası krizi yönteme ve çözme aracıdır. Örgüt olmanın olmazsa olmazı bu üç saç ayağıdır, bir tanesinin eksik olması örgüt olmanın dışında geçici organizasyonlar / inisiyatif / proje vb. adını alır. Örgüt olmak için kurumlar ve bireyler planlı ve eş güdümlü hareket etmesi zorunludur. Örgüt olmanın tarifi içinde devamlılık esastır. Örgüt içinde bireylerin ve kurumaların hareketleri baştan kabul edilmiş kurallar tarafından belirlenir. Böylece belli bir iş, eş güdümlü, iş bölümüne ve uzmanlaşmaya dayalı bu sistem sayesinde yerine getirilebilecektir. Örgüt k&u... Devamı

Hamidiye korucu derken…

2015-01-14 09:42:00

Hamidiye korucu derken…   Tarihin bize fısıldadığı bir çok gerçek vardır ve bize der ki yaşananlardan ders almak insanlık tarihinin gereğidir, insanlık ancak ders alarak ilerler, aksi halde bulunduğunuz noktada kalır ve kendi kuyunuzu ve sonunuzu hazırlarsınız. Hamidiye alayları ve korucular konusuna yukarıdan baktığımızda şaşırtıcı bir benzerlik ile karşılaşırız. Hamidiye Alayları, çoğunluğu Kürtlerden oluşturulmuş silahlı birliktir. Ermenilere karşı kurulmuş olmasına rağmen, amacı dışında Kürdistan eyaleti içinde yaşayan Süryaniler, Ezidiler ve Alevilere karşı katliama girişmiş, hatta Kürdistan eyaleti dışında Karadeniz sahillerine kadar bölgede etkili olmuş bir birliktir. Hamidiye Alayları devletin silahları birlikleri dışında yöre halktan oluşturulan bir sivil silahlı birliktir. Öncelikle askeri eğitim almamış ama yörenin koşuları içinde silah kullanabilen erkek bireylerden oluşan birlikler, ellerinde ki silahlardan güç alarak kendilerine göre Müslüman olmayan kim varsa ya da su, otlak yüzünden kanlı olduğu aşiret üyelerine karşı katliama girişmesi ve yağmalama olayları o günün koşulları içinde olağan karşılanmış, hatta görmezden gelinmiştir.  Yeter ki devlet bölünmesin, ayrılmaya en yakın halk olan Ermenilerin devleti olmasın anlayışının üründür. Devlet, Ermenileri düşman ilan etmiş, onların hak arayışlarını ve özgürlük istemlerini açık savaş ilanı olarak algılamış ve bu algıya uygun olarak savaş koşullarında dahi olmayan önlemler almıştır. Abdülhamid’in Hamidiye Alayları, Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgeler ve bu bölgede iç içe yaşayan Kürtlerden devşirme bir gönüllü, gönülsüz ama Ermenilerin mallarının ve topraklarının vaat edildiği bir sü... Devamı

Haziran, Ocak ayında yaşanır mı?

2015-01-11 12:23:00

Haziran, Ocak ayında yaşanır mı?   Toplumsal olaylar projeler ile yönlendirilemez, biçimlendirilemez diye düşünürüm. Fakat benim bu düşüncemin ne kadar yanlış ve anlamsız olduğunu son otuz yıllık yakın tarihimize baktığımda anlıyorum. Siyasi yaşantımız içinde birbirinden ilginç projeler hayat buldu, hayat bulan projeleri kimlerin finans ettiğini hala bilemem, çünkü sonuçta kimler bu projelerden faydalandı diye baktığımda faydalananları anlıyor ve hissediyorum. Ülkemizde sol adına da bir çok proje yapıldı, hayata geçirildi, bir bölümü devam ediyor, bir bölümü sonlandırıldı. Dünyanın değişik ülkelerinde portakal rengini taşıyan, kadife dokunuşlu devrimleri organize edenler ülkemizde de projeler yaptı, yaptırdı, finans etti. Bugün dahi farklı isimler altında projelere devam ediliyor. Liberal düşünce kulüpleri en büyük devşirmeyi solcu bilinenler arasında devşirdi, yeni kurulmakta olan rejimin yedek değneği işlevini gördüler. Kafa karıştırma, muhalefeti parçalama, oluşmakta olanı engelleme şeklinde kendisini gösterdi. İktidarın sorunsuz bir düzlemde eline verilen programı uygulamak için ortam yaratıldı, yaratılan ortamda da en iyi şekilde yararlanmaları sağlandı. İktidar güçlendirildi, güçlendirilen iktidar ise rant alanları yaratmasını ve yaratılan rant ile toplumun nasıl nötralize edildiğini yaşayarak öğrendi. Para, baş eğmeyenlere bile baş eğdirdi, el etek öptürdü. Proje içinden proje çıkaranlar, kendi geleceklerini garantiye almak adına milletvekili dahi seçtirdi, ödüllendirildi. Başarılı projeciler toplum içinde hiç sorgulanmadı, onların projeci yönü görünmemeye özen gösterildi. Dışarıdan gelen para dağınık olan... Devamı

Karanlık savaş’ta cinayet karanlıkta işlenmez!

2015-01-10 15:06:00

Karanlık savaş’ta cinayet karanlıkta işlenmez!   Bir olayın anatomisi olay olup bittikten sonra, kadavraya kaldırılan ceset üzerinde yapılan analizler ile aydınlatılmaya çalışılır. Yaşadığımız çağda hiçbir şey göründüğü gibi değildir, taşeron eller işin görünür kısmını oluşturmuş olsa da hedef, amaç ve sonuç ilişkisi içinde taşeronların elleri sadece görmek istediğimiz olayı görmemizi sağlayan bir algı yönetme ve yönlendirme becerisinin sonucudur. Her gün dünyanın değişik yerlerinde toplu katliamlar, cinayetler işlenmektedir ki, bir çoğu profesyonellerin yaptığı iş olmaktan çıkmış, usta katillerin gönüllü olarak yaptığı işlere dönüşmüştür. Profesyoneller bir katliam yaptıktan sonra iz bırakmadan oradan ayrılıp, izini kaybettirmeyi hedeflerken, günümüzde son dönemlerdeki işlenen cinayetlerde katiller aksine yakalanmakta ve cinayeti işlediği için zafer işaretleri ile kutlama yapmaktadır. Bu da yeni bir algı ile karşı karşıya olduğumuz ve at izinin it izine karışmasını istemeyen ama yapılış itibarı ile baştan karışan ve algılar ile oynan bir stratejik oyunun parçasıdır. Fransa’da kanlı günler, sanırım başka ülkelere de sıçrayacak. Bu sayede küresel bazda oynan oyunun sadece bir bölümü sahneye sürülürken, bu işten henüz olayın dumanları ve kan izleri sıcakken kimlerin işine geldiği kafalarda soru işaretleri ile soyut resimler oluşmasına sebep olmuştur.  Bu soruların başında ülkede yaşayan azınlık üyelerin ne aralıkta ve zaman dilimi içinde usta birer katile dönüştürüldükleridir. Bireylerin en küçük hareketleri izlendiği, kara paranın küresel olarak izlendiği ve her para ve insan hareketinin kayıtlara girdiği bir d&... Devamı

Dünya mizah günü 7 Ocak’tır!

2015-01-08 16:04:00

Dünya mizah günü 7 Ocak’tır!   7 Ocak 2015 tarihi kanlı bir gün olarak mizah tarihine geçti. Mizah dergisi olan Charlie Hebdo dergisine yönelik saldırıda çalışanları, mizah yazarları ve karikatürcüleri hayatını kaybetti. Yapılan saldırı dergiye yapılmış gibi gözükse de aslında mizaha karşı yapılmış saldırıdır. Mizah elbette ilk defa saldırı altında değildir, sürekli mizah ve mizah yapanlar hakkında saldırılar düzenlenmektedir. Mizahın keskin dili, erk sahipleri ellerinde ki baskı araçları ile törpülenmekte ya da yok etmek için her türlü araç kullanılmaktadır.  Osmanlı zamanında padişah ve onun gölgesinden güç alanlar; mizah üretenlerin ve orta oyunu ile düzeni hicvedenlerin derileri yüzülmüş, şehir içinde eşek/ deve üzerinde yüzülmüş derileri ile halka sergiletilirlerdi. Bu sayede halka dilinize mukayyet olun, yoksa sonunuz bu adamlar gibi olur denirdi. Osmanlıda oyun bitmezdi ama mizahçıda bitmedi. Her dönem, her tiran yönetimi altında bile mizahçılar eserler üretmiş, halk ile kucaklaşmıştır. Osmanlı zindanları her dönem bir mizahçıya ev sahipliği yapmıştır. İşkence aletleri buna şahitlik eder. Osmanlıda arşivleri ve tarih yazıcılığını elinde bulunduranlar bu büyük mizahçıları yok saymış, hatta tarih defterlerinden silmek için her türlü oyunu oynamıştır. Sözlü olarak günümüze kadar gelen mizahi eserler, onları yaratanların simlerini fısıldar… Mizaha hoşgörüsü olmayan toplumlarda baskı, zulüm, tiran yönetim yaşamın günlük olayı olarak karşımıza çıkar. Osmanlı'dan miras olarak doğan Türkiye de aynı uygulamanın daha çağdaş hali ile karşılaşırız. Mizah yazarları, şairleri de aynı sonucun ... Devamı

Yalandan kim ölmüş!

2015-01-05 23:00:00

Yalandan kim ölmüş!   Tarih yalanlar üzerine kuranlar bugün yaşadığımız çarpıklığın ve kafa karışıklığının da temelini kurmuştur. Karşılaştırmalı tarih eğitimi ve anlayışı yerine tek doğrunun hüküm sürdüğü ve tek doğrunun mutlak ve değişmez olarak tarih sayfalarına yazıldığı kabul edenler, diğer ulusların tarihçileri karşısında afallayıp, ne savunacağını bilemez kanıt ve belge yoksunu birer ırkçı konumuna düşer. Çünkü onlara verilen eğitim kanıtlar üzerine değil, büyüklerin kabul etmiş ettiği doğrular üzerine kuruludur. Resmi tarih; iktidardaki erk ideolojisinin ihtiyacını karşılayan tarihi yalanlar bütünüdür. Bir ülkede resmi tarihin varlığı, o ülkede halkına karşı yalan söylendiğinin bir kanıtıdır. Gerçek tarih sayfaları arasında yalanlar arasına gizlenerek varlığını devam ettirir ama yaratılan ön yargılar var olan gerçeğin inkarını üzerinedir ve bu inkar edilen gerçekliğin kabulü yalanın kabulünden daha zordur. Bir ulusun resmi tarihini çöplüğe atmak ve yeniden oluşturmak demek, o ulusu yeni baştan düzenlemek ve yeni hedefler koymak anlamına gelir. Bir ülkede resmi tarihi devlet maaşı ile geçinen profesyonel yazıcılar dışında gönüllü edebiyat yazıcılar eli ile de yaratılır ve halka aslında benim yazdığım gerçektir denir. Söz arasında edebi eserler kurgudur, oradan gerçekleri öğrenemezsiniz vurgusu yapılır. Sanat, resmi tarihin hem destekleyici ve toplum içinde kabulün yaygınlaşması için bir silah olarak kullanılırken, tersi de aynı anda kullanılabilmektedir. Sanat zıtların bir arada olduğu ama erk sahibinin olanaklarını kullananların daha baskın olduğu bir çizgi izler. Elbette erk sahibinin ihtiyacına göre bu çizgi eğrilebilir… Romanlarda / &o... Devamı

Güvenlik açıkları büyürken…

2015-01-01 11:39:00

Güvenlik açıkları büyürken…   Devletin var olma sebeplerinden biri güvenliktir. Var olan düzenin devam etmesi ve sürekliliğin sağlanması için güvenlik çok önemlidir, hatta hayatidir. Güvenlik olmayınca devletin varlık sebebi tartışmaya açılması ve hatta devletin yok edilmesi kavramı bile gündeme gelebilir. Devlet kendi güvenliğini içinde oluşturmuş olduğu kurumlar aracılığı ile yapar. Sınıf mücadelesinin olduğu devlet organizması içinde, sınıflar arası dengeyi sağlamak ve bu dengenin elbette erk sahibi yönünde kullanılması devletin varlık sebebidir.  Ülkemiz koşullarını göz önüne alarak yaşadığımız sürece kısa bir göz attığımızda devlet kendi güvenliğini koruyabilmek için silahlı ve silah dışı bir çok güvenlik kurumu kurmuştur. Bismark tarafından geliştirilen emekli sandığı ve emekli için oluşturulan sosyal güvenlik şemsiyesi devletin varlık sebeplerinin en önemli savunma aracı olarak önümüzde durmaktadır. Çünkü insanların kaybedeceği bir şey olduğunda ondan vazgeçmesi çok zordur ve düzene karşı sesini ve gücünü gösteremez. Ulus devletinin başarmış olduğu en önemli güvenlik sistemi okulların yaygınlaştırılması, küçük bir zümrenin yararlandığı eğitim sisteminin ortadan kaldırılıp ülke sathında her vatandaşın çocuğunun zorunlu olarak okulda okutulmasıdır. Bu sayede Fransa örneğinde olduğu gibi, Fransız devrimi olduğunda Fransa’da var olan kültürlerin asimilasyonu gerçekleştirilmiş, tek ulus, tek dil, tek bayrak konusunda büyük başarılara imza atmıştır. Okullar devlet sistemi için en önemli savunma aracıdır.  Sağlık hizmetleri devletin başka bir savunma aracıdır. İngiltere’de olduğ... Devamı

Hayatımız proje!

2014-12-22 13:37:00

Hayatımız proje!   Soğuk savaşın son günlerinde proje kavramı yaşantımızın her alanına gireceğini düşünsek kimse inanmazdı ama projeler her nefes alışımızda yanı başımızda olmaya başladı. Projesiz bir anımız yok, her adımımızı, her hedefimizi, her dostluğumuzu, her sosyal medya gruplarımız bu projeler sonuçları ve işlevlikleri içinde yaşar olduk. Toplum mühendisleri toplumu daha iyi kontrol edebilmek ve yönlendirmek amaçlı bir çok teori üretiyorlar ve bunu toplumlar üzerinde deniyorlar. Her deneme başka sonuçlar çıkarmış olsa da her toplumsal katmana uygun, kültürel farklılıklar göz önüne alınarak damak tadına uygun şekerleme üretir gibi projeler üretilmekte ve hayat içinde sınanmaktadır. Amaç bellidir, proje parası olanın parasını daha güvenli hale getirmek, yaşanabilecek toplumsal hareketliliklerin başı daha küçükken yok etmek. Kısaca kontrol mekanizmasını daha işlevsel hale getirmek. Proje bir amaç etrafında zamanın kontrol edilebildiği bir süreçtir. Projecilere küçük hedefler konur, o hedeflere en az masraf ile nasıl ulaşılacağı ve ne kadar sürede bu amaca yaklaşık olarak varılacağı sorulur. Proje yazıcısı o konuda ayrıntılı bir rapor verir. Masraflar, zaman, kullanılacak insan ve hangi yöntemler bu projede daha verimli olacağı belirtilir. Projeye para verecek kurum ise bu veriler ışığında kendi bilimsel heyetine sorar, görüş alır ve olabileceği kabul edilerek araştırma ve geliştirme birimine verilecek paranın belki de yüzde bir masraf ile bu amaca ulaşılacağı hesaplanır ve tamam sözü çıktıktan sonra proje hayat bulur. Bu yaşamın her alanında uygulanan bir yöntemdir. Uzay çalışmasından, aile içi şiddetin önlenmesi konusuna kadar aklınıza gelecek her alan için uygulanan ve başarılı b... Devamı

Çok yüzlü şehirler!

2014-12-21 15:38:00

Çok yüzlü şehirler!   Şehirler ticaretin gelişmesi ile hayatımıza girdi, şehir yaşantısı ticaret ile orantılı bir şekilde büyüdü ve küçük yerleşimleri yuttu… Bugün gelişmişliğin çağdaşlığı ölçütleri arasında şehirleşme oranı yer alması tesadüfi değildir. Avrupa Birliğine giriş için ön koşullardan birinin köylü nüfusun genel nüfus içinde küçülmesinin yer alması bu şehirleşme ve ticaretin oranı ile ilgilidir. Şehirleşme aynı zamanda sanayileşme ve sanayi de ticaret ve kapitalist sistemin vazgeçilmezi borsa anlamına gelir.  Kısaca üretmeden, üretiliyormuş gibi yapılan kağıtların değer kazanması ve kaybetmesi… Borsa simsarların boy gösterdiği çağdaş kurnazlığın olduğu alanlardır, hiç artı değer üretmeden artı değerin paylaşılması… Şehirler, plansız ve düzensiz olarak başlangıçta gelişti, zaman içinde yolların önemi ortaya çıkınca, akıcı bir trafik ve üretilen malın en kısa sürede tüketiciye ulaşımı şehirlerin alt yapısı sorununa eğilmeyi zorunlu kılmış ve ona göre şehirler yeniden yapılandırılmıştır. Bu yeniden yapılanma elbette yeni rant alanların oluşması anlamına da gelmektedir. Her yerleşim birimi yeni ekonomi girdabının oluşması ve tüketimin artması anlamındadır. Her yeni oluşan şehir birimi aynı zamanda yeni sorunların oluşması ve var olan sorunların katmerleşmesi anlamına gelmektedir. Çünkü şehrin atardamarı olan arterler ona göre genişlemesi gerekirken, fiziki şartlar gereği buna imkan tanımamaktadır. Bu imkansız koşullar altında toplu taşım araçlarının gelişmesi bir zorunluluk olarak geniş halk kitlesi önüne gelmiş ve ulaşım hakkı bir insan hakkı olmasına rağmen, bu haktan yararlanmak için belirli bir ücret ödemek zorunlu kı... Devamı

Cibali Karakolu

2014-12-18 16:29:00

Cibali Karakolu   Nuits de noces (Bir Düğün Gecesi) adlı bir Fransız bulvar komedisinden Refik Kordağ ile Muammer Karaca tarafından uyarlanarak ilk kez 1955 yılında Karaca Tiyatrosu’nda sahnelenen ve o tarihten başlayarak 1972 yılına kadar pek çok temsil veren Cibali Karakolu son temsilinden 42 yıl sonra Şehir Tiyatroları Sahnelerinden seyircileri selamladı. Üç perde ile seyirciyi selamlayan oyun, ilk perdesi bir düğün, İkincisi düğün sonrası gerdek odası(salonu), üçüncü sahne bir karakolda geçmektedir. Cafer Sabah komiserdir, sert görünümlü çapkın biridir. Karısından çekinmesine rağmen, bir erkek çapkın olmalıdır düşüncesini hayata geçirmiş ve çapkınlık sırasında Necip Zoka ismini kullanmaktadır. Tesadüf sonucu sevgilisi karısı ile karşılaşmış olsa da isim karmaşalığından yararlanarak rahatlıkla ret edecek ve haksız konumunu ısrarlı sözleri ve kelime oyunları ile ortadan kaldıracaktır. Oyun basit bir çapkınlık, kadın erkek ilişkisi olarak ilk başta algılanabilir, fakat oyun günlük yaşama göndermeler ile hatta gönderme dışında direkt verdiği mesajlar ile kadın erkek ikiliğinden çabuk sıyrılıp bir orta oyun havasında, geçmiş bütün tiyatro geleneklerini, göreneklerini içine alacak şekilde yeniden biçimlenmektedir. Klasik tiyatro ile geleneksel tiyatromuz harmanlanmış, yaşamın can damarına mesajlar ileten, aynı zamanda eğlenmeyi öne çıkaran, bol kahkahalı seyirlik oyundur. Oyun o kadar güzel uyarlanmış ki, günümüzde yapılsa bunu ben yazdım diye altına imza atarlardı. Fakat geçmişin ustalar emeğe saygıdan olsa gerek, uyarlama yaptıklarını ve yeninden biçimlendirdiklerini saklamamışlar. Her yönetmen yeninden yorumlayarak sahneye koyar, her sahne geçmişin... Devamı

Güneş Batarken Bile Büyük

2014-12-16 19:52:00

Güneş Batarken Bile Büyük   Goethe alman dilinin kurucusu kabul edilir, felsefe alanında ve edebiyat alanında yapmış olduğu katkılar ile bir anlamıyla Almanların Shakespeare’dir. Yaşadığı çağın bir anlamda ruhunu temsil etmektedir. Goethe yaşamına dair yazılan bu oyunda hem o dönemin sorunlarına, hem bugün yaşadığımız sorunlara göndermeler yapılmaktadır. Özgürlük, bağımsız bir bireyin kendi düşünce dünyası ve var olan tüm sistem mekanizmalarına karşı duruşunu sergileyen özgün bir örnektir. Oyun Fransız işgalinde olan Weimar şehrinde Goethe’ye ait bir şatoda geçmektedir. Fransız devrimi sonrası Fransa bir kargaşa dönemini yaşamış ve Napolyon’unun mutlak iktidarı ile sonlamıştır. Burjuva devrimi ihtiyaç duyduğu sermeye birikimini ve sömürgeci, yayılımcı geleneğinin de mirası etkisi ile Öncelikle Avrupa içlerine doğru seferler yaparak, Napolyon Fransız halkına göreceli bir refah sağlayarak yeni düzenin temelini atmıştır. Napolyon tek başına bir istilacı değildir, onu yaratan Fransa’nın içinde bulunduğu ortamdır, o sadece bir öznedir ve o özne görevini baskı ve yayılmacılıkla kendisini ifade etmiştir.  Burjuvazi feodal beylerinden iktidarı alırken, kendisine bağımlı ve ihtiyaçlarını giderecek yeni bir iktidarı yaratmıştır. Bu yaratılan iktidarın işgal ettiği Almanya’da bu oyuna konu olan olaylara kısa bir göz atarken, baştan da belirttiğim gibi o dönemin ruhuna da göz atmış oluyoruz. Avrupa o dönemde tutucudur, özgürlükler kısıtlıdır. Özgürlükler ayrıcalıklı sınıfın elinde olması, halkın bu ayrıcalıklı sınıfa hizmet etmekten başka kaderi yok gibidir. Yanı başlarına gelişen, özgürlük çığlıklarının dalgaları Almanya içlerine kadar vurmuş olmasına rağmen, bu işgal o... Devamı

Lillian'nın onurlu duruşu...

2014-12-11 00:05:00

Lillian'nın onurlu duruşu...   Amerikan’ın bir dönem oyun yazlarından, kendisini sorgulayan komite karşısında onurlu duruşu ile tarihe adını yazdıran Lillian Hellman’ın yaşamına William Luce’nin satırları ile baktığımız bir oyun. Şehir Tiyatrolarının sahnelerinde yer alan oyun, küçük bir mesajları içinde saklamaktadır. Uzun soluklu bir yaşam öyküsünün içinde hayatına yön verenler ve olaylar hakkında bilgilere ulaşmaktayız, fakat bu uzun soluklu ve tek kişilik oyun, oyunu sahneye taşıyan yönetmen Orhan Alkaya’nın geçen senelerde sahnelerde sergilediği “Rosenbergler Ölmemeli” adlı oyunun devamı ve aynı yıllara ait bir ayrıntıyı büyüteç altına almaktadır. Aliye Uzunatağan tek kişilik performansı ile sahnede hayat bulurken, sahnenin arkasında Şehir Tiyatrolarının ekibi bulunmaktadır. Daha önce özel bir tiyatroda hayat bulan oyun bu sene değişen Şehir Tiyatroları yönetimini zora sokmadan geçiş için seçilmiş ama duruşunu da bozmayan bir oyun tercih edilmiş gibi algıladım. Özel tiyatroların maddi yetersizlikler ve seyirci potansiyeli açsısından kalabalık ve maddi yükü ağır oyunlar sahneye koyamıyorlar. Arkasında ticari bir bakış açısı olmayan devlet ve şehir tiyatrolarının sahnelerinde tiyatro tarihi içinde önemli eserlerin sahnelenmesi daha olağan olduğunu düşünmekteyim. Üstelik kapanma kara bulutlarının devlet ve şehir sahnelerinin üzerinde dolandığı günlerde daha görsel ve özel tiyatroların oynayamayacağı oyunlar sahnelenmiş olsaydı daha bir anlamlı gelirdi diye içimden geçirmedim değil. Sahne onbir sandalye bir çizgi üzerinde yan yana gelecek şekilde konmuş, üçer halde olan sendeleyeler arasında küçük boşluklar oluşturulmuş. Her sandalye bir... Devamı

Tiyatro yok edilemez!

2014-12-03 13:45:00

Tiyatro yok edilemez!   Bazı tiyatrocular ve tiyatro severler hükümetin tiyatroyu ortadan kaldıracağı fikrini taşıyor. Ben o fikirde değilim, çünkü tiyatro bir hükümet istedi diye ortadan kalkmaz. Tiyatro yerleşmiştir, geçmiş birikimi vardır, geleceğe mesaj taşımaktadır, evrenseldir, sınırları ortadan kaldırmıştır... Hükümetin amacı tiyatroyu ortadan kaldırmak değil, öyle olduğunu da düşünmüyorum, çünkü tiyatroyu kendi propaganda amacı olarak kullandığı alanlar vardır, fakat etkili değildir, çünkü onun amacı yönünde üretilmiş eserler denizde bir damla kadar etkisi yoktur. Yetişmiş tiyatrocu kadro, geçmişin izlerini üzerinde taşımakta ve yaşama oradan bakmaktalar. Hükümetin amacı doğrultusunda değil, farklı duruş sergileyenlerin parasını veren devlet, yeni konumu ile kendi içinde çelişkiye düşmekte, “madem parasını veriyorum, o halde benim dediğimi yapmak zorundalar” görüşünü maddi güç ile dayatmaktadır ama ‘başarılı’ olamamıştır. Hükümet her istediğini hukuk kuralları içinde düzenlemeler ile yaptığından TÜSAK adını verdikleri yeni bir düzenlemeye giderek tiyatro, bale ve operaya yeni duruşu konumlandırmak istemekteler. , Her rejim kendisine uygun hukuk kurallarını dayatır ve toplumu o kurallar içinde bir homojen şekilde hareket etmesi beklenir. Rejimler, kendilerinin ihtiyacı yönünde tarih algısını ve kültürel duruşunu homojenleştirmek için eğitimin bütün araçlarını kullanarak istenilen insan profili yaratılması için mücadele eder. Ulus devleti, homojen bir ulus yaratmak amaçlı, kültür alanın tüm araçlarını amacı yönünde kullanmış, tiyatro, opera, bale millileştirilmesi için sanat&cce... Devamı

Kelimelerin arasında tatmin oluyorlardı!

2014-11-30 12:45:00

Kelimelerin arasında tatmin oluyorlardı!   Bugün yolum kitabevinin önünden geçti, içeri girip sol adına çıkan dergilere bakayım dedim. Dergiler bölümünde her bir dergiye bir dakika ayırsam bir saatten fazla zamanımın orada kaybolacağını hesapladım ve sadece birçoğunun isimlerine bakıp ayrıldım. Demek ki bu ülkede sol adına yüze yakın dergide bir şeyler söyleniyor... Soruyorum şimdi kendi kendime bu dergilerde yazılan kelimelerin kaçı bana ulaşıyor? Sanırım önemli bir bölümünden orada haberdar olduğuma göre, çoğu denizde oluşan dalganın etkisi kadar! “Birileri kendini dergilerin sayfalarında kendilerini tatmin ediyor” diye içimden geçirdim ama Marks 11. tezinde ne diyordu; “oysa sorun onu değiştirmektir.” diye söylemiyor muydu? Ne oldu da sol dergi kapaklarının altında kendisini tatmin eder konuma geldi ya da başka söylem ile eylem yapamayan sol, ulusal mücadele arkasına takılmış, onların kazanımlarından doyuma ulaşır konuma geldi? Sol, sınıf mücadelesi yerine ırk, halk, din, mezhep … mücadelesi yapanların kazanımlarının kendi kazançları görür hale geldi? Dayanışma yapmak ile mücadele etmeyi bir birine karıştıran, mücadele yerine ‘birilerinin yararına’ diye susup ‘sessizce’ beklemek, onlardan ayrılma olasılığı olan kitle ile bağ kurmak için sipere yatmış bir asker gibi beklemek, sol mu oluyor? Bu ülkede sol, sol olabilseydi, sol adına bir şey yapacak konumda olabilseydi ulusal mücadelenin içine düştüğü girdap bu şekilde olmazdı. Ne de Kobenê'de ISİD bu kadar rahat saldırı yapabilecek konumda olamazdı, çünkü ISİD’i yaratan kurumlar yaratmaktan/ desteklemekten  önce birkaç defa daha düşünmek zorunda kalırdı.... Devamı

Mukaddes Gezmiş hep oğlu ile yaşayacak!

2014-11-20 23:45:00

Mukaddes Gezmiş hep oğlu ile yaşayacak!   Bir oğul var, içeride. İdama mahkum edilmiş ama meclis henüz onaylamamış. Bir umut… Meclis koridorlarında, özel bürolarda görüşmeler, pek umutlu sonuç yok ama umut her daim vardır, çözüm olmalıdır. Çünkü verilen karar hukuki değil siyasidir ve siyasi ihtiyaçlara uygun şekilde mahkemeler karar vermiştir. İşi kısaca siyasilere havale etmiştir, çözüm yeri meclistir. Gözleri kan bürümüşler ellerini evet diyerek havaya kaldırıyor. Meclis onayladı. Mecliste olmayıp gizli evet diyenler oturuma katılmadı. Bir avuç insan hayır dedi. Ülkenin onurunu bu bir avuç insan kurtarmaya çalıştı ama kurtaramadı, çünkü çoğunluk onursuzca evet diyerek el kaldırmıştı. İdam günü henüz belli değil, sokağa çıkma yasağı sürüyor. Sabah, ayaz, henüz gün doğdum demeden bir avukatın kapısı çalar, avukat bilir son yolculuğa şahitlik edecektir. Karanlık sokakların sessizliğini bir jeep motoru bozar. Cezaevi kapısı gıcırtıya açılır, bir telaş vardır. Görevini yapanlar, emir alanlar, görev belleyenler oradadır. Kapılar açılır, kapanır. Ses avluda kurulmuş darağacının ağaçlarına vurur. Üç genç, üç yiğit, yaşlarından büyük olgunlukla sergiledikleri savunma ve halk sevgisi. Aile sevgisi, ülke sevgisi bütün sevgiler ağaca asılacaktır. Bir bildiri boyunlarından aşağıya asılacaktır. Dışarıda, evde ölüm haberini bekleyenler... O bekleyenler arasında ananeler, babalar ve kardeşler vardır. Ölüm kaçınılmazdır ama umut sonsuzdur, bir gün daha nefes alması demek sevenlerin rahat nefes alması demektir. Üç delikanlı, ü&cce... Devamı