ismail cem özkan
111 Takipçi | 40 Takip
Kategorilerim

Sevdiğim Fotoğraflar

Gitmek İstediğim Yerler

Benim Tarzım

Okumak İstediklerim

İzlediklerim

Gezdiğim Yerler

Evim İçin

Deneme

Günlük

Diğer İçeriklerim (1943)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (111)

Futboldan hiç anlamayan biri olarak bu listeye bakarak ne düşüne

2006-10-19 23:16:00

dünya kupası 1930 yılında ilk defa oynanmış. oynandığı yer ve kazanan takımları bir liste halinde anımsayalım;   ev sahibi ülke                yıl         kazanan ve dünya şampiyonu   Uruguay                       1930        Uruguay    İtalya                            1934        İtalya Fransa                         1938        İtalya    Brezilya                        1950       Uruguay İsviçre                           1954       Almanya İsveç                            1958       Brezilya Şili                               1962       Brezilya İngiltere                        196... Devamı

Hiç suçları olmadan, yuvalara gelen çocuklara neden suçlu gibi y

2006-10-19 23:14:00

Diyarbakır çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtlarında kalan 34 çocuğun kayıp olduğu ortaya çıktı. Bu olay bugün (8 Haziran 2006) gazetelerde yer aldı.      Doğal olarak resmi makamlar tarafından göstermelikte olsa soruşturmalar açıldı. Bu soruşturmalardan beklenildiği gibi gerçek anlamda bir sonuç çıkmayacak. İlk defa yuvalardan kaybolan çocuklar yok, geçmiş tarihimizde buna benzer birçok olay yaşandı. Bir çocuk nasıl olurda oradan kendi başına dışarı çıkabilir? Bu çocukların ortadan kalkması, içeride çalışan görevliler eli ile olduğu bilinen bir gerçek! Geçmişte yaşanmış olaylara şöyle kısaca bir göz atalım, yıllar önce Adana çocuk yuvasında çıkan bir olay aklıma geldi, gerçi orada sonuç ne oldu bilmiyorum, çünkü basına sonuç yansımadı. Basına yansıdığı kadarı ile biliyorum ki, birçok çocuğun iç organı o çocuk yuvasında eksikti. İç organları alınan çocukların bir bölümü çocuk yuvasında yaşamaya çalışıyordu. Organ mafyası tarafından kaçırılıp, gerekli organlar alınıp geri çocuk yuvasına bırakılan çocuklar olduğunu okumuştum. Hatta bazıları hiç ortada yoktu! (Bu konuda yıllar önce de bir yazı yazmıştım ve utandığımı belirttim, sosyal çalışma mesleğini yapmış biri olarak. Sadece kendi meslek adına değil, bu ameliyatı yapan doktorlar adına, bu organları gelişmiş ülkelere taşıyan, orada satın alan insanlık adına utandığımı belirtmiştim. Bu iç organ tacirleri hala dünyamızda cirit atmaya devam ediyorlar, nerede bir felaket varsa, orada bu iç organ mafyası organ çalmaya devam ediyor!)  Yaşları çok küçük olanların ise, usulsüz şekilde koruma ailelere verildiği ve bu işleminde para karşılığı yapıldığı saklanacak bir durum yok. Kuralarla uydurularak parası olana bir çocuk verilebiliniyor! Peki, verilen bu çocukların gelişmeleri izleniyor mu? İzleyebilecek mesleki eğitimi almış kaç eleman çalışıyor? İzleme olayının kâğıt üzerinde olduğunu tahmin etmek sanırım abartı olmasa gerek. Çocukların kaçı gerçek anlamda mutlu bir aile yapısı içinde... Devamı

Bunları da yakında unutacağız!

2006-10-19 23:12:00

Bunları da yakında unutacağız! Son dönemlerde Türkiye’de müzelerde yapılan dolandırıcılık üzerine çok düşündüm. Aslında bu tip uygulamalar yeni değil, yeni olan sergideki eserlerin yerlerini sahtelerin alması!    Müzeleri gezerken hangisinin orijinal hangisinin sahte olduğunu bilemeyeceğiz, sadece orijinal olduklarını farz edip o şekilde inceleyeceğiz. Orijinallerini de bilmediğimiz için birçoğunun adama bak, ne güzel sahtesini yapmış, tıpkı gerçek gibi diye düşünemeyeceğiz. Bundan 4 yıl önce müzelerde yapılan bir araştırmada ki o araştırma ne için yapılmıştı bilmiyorum, (anımsadığım kadarı ile) 30 bin tarihi eser her yıl müzelerden çöplere gidiyordu.  O zamanlarda aynı konu üzerine düşünmüş ve bu konu üzerine yazı yazmıştım. Çünkü çöpe giden tarihi eserlerin kaçta kaçı gerçekten doğal nedenlerden dolayı sergilenemez ve kullanılamaz duruma düşmektedir?  Bilmekteyiz ki, Türkiye müzelerinin birçoğunda eleman ve yetişmiş kadro eksikliği nedeniyle, adı müze olupta kapısı açılmayan binalar ile Anadolu topraklarında karşılaşmışsınızdır. Müzelerde kaç yetişmiş eleman çalışmakta? Bilinmiyor, bilinen oralarda hükümete gelen siyasi iradenin seçmenlerinin çocukları için iş sahası olduğu gerçeğini gizlemiyor. Kısaca hükümetin arpalık olarak gördüğü alanlardan biridir müzeler. Meslek dışı ve tarihi bilgisi olup olmadığını bilmediğim birçok insan bu gibi kurumlarda memur olarak çalışmaktadır. Antropoloji ve arkeoloji bölümü mezunları ise başka mesleklerde yaşam mücadelesi vermeye devam ediyorlar. Müzelerdeki bu son gelişmeler umarım hem müzecilik kavramı üzerinde ciddi düşünmeyi hem de meslek insanların durumu tartışma konusu olurda, kuşku duymadan müzeleri gezeriz. Aksi halde yurt dışına daha önce kaçırılmış tarihi belgelerimizi yeniden gerçek yurduna döndürme mücadelesi anlamsızlaşır. Çok para harcayarak getirilen eserler bilinmeyen eller tarafından bir zenginin bir salonunu süsleyen süs eşyası konuma dönmüş olacak. Hem de koru... Devamı

Şimdi kafamda ki sorulara yanıt bulabildim mi, bu kadar cümleden

2006-10-19 23:10:00

Sorular, sorular!  Günümüz dünyasında para kazanmak için her şey yapılıyor ve hiç bir şekilde etik kural dinlenmiyor. Eskiden yapılmış olan tüm değerler göz kırpmadan sermayeye dönüştürülüyor ve onun üzerinden para kazanılabiliniyor.     Che sigaraları, puroları, tişörtleri ve şu anda aklıma gelmeyen ürünler ile Che, şimdi bir mitleştirilmiş figür konumuna döndü. Onu pazarlayanlar kasalarını doldurmaya devam ediyor. Sadece Che mi? Ülkemizde Deniz Gezmiş'te aynı işlevi görmeye başladı. Siyah beyaz kartlar ile başladı fakat Che kadar evrenselleşemediğinden olsa gerek, ürün sayısı şimdilik sınırlı! Yılmaz Güney de aynı şekilde tüketilmeye devam ediyor. Yılmaz Güney'in farklı bir konumu da var, çünkü onun Kürt tarafı daha geniş bir çevreye seslenmeyi de beraberinde getiriyor. Son dönemlerde Ahmet Kaya'da mitleştirilme yönüne girdi ve onun ismi altında ticaret yapılıyor. Günümüz dünyasında hiç bir etik kural işlemiyor, her şey paraya döndürülebiliyor. Dinci bir tv kanalı, sol kesime seslenmek için sol söylemli bir tv kanalı kurabiliyor, onlara sesleniyor. Bir başkası sessizlerin sesi söylemi ile başka kesime sesleniyor, sonuçta her şey ticaret. *********  İşçileri düşünüyorum, patronlarının hangi görüşü savunup savunmaması onlar için önemli değil, önemli olan onların aylık gelirlerinin olması ve evde bekleyen çocuklarına bir parça ekmek götürme mücadelesi. İşverenlerinin kendi ulusundan olup olmaması hiç fark etmez, hangi ırksal temelden geldiğine, firmanın kökünün hangi ulusal sermaye birikime dayanıp dayanmadığına bakmadan kendine verilen işi yerine getirir. İşçi bu gibi konuları düşünmez, daha doğrusu düşünemez, çünkü onun için acil olan ekmek mücadelesi. Eğer işinden olursa aç kalacak.  İşçi her türlü koşulda üretime emeği ile katılandır. Ürettiği değerden küçük bir pay alandır. Artı değer her zaman hiç yüzünü görmediği kişi ya da kişilere gider. iş yerinin global dünyadaki konumundan da pek haberi o... Devamı

Camilerin bombalanmasına sessiz kalanların, mekân basmalarına bi

2006-10-19 23:08:00

Düşünüyorum, anlam veremiyorum!   Dünya futbol karşılaşmaları bu sene Almanya da olacak, hepimiz biliyoruz doğal olarak! Fakat bilmediğimiz bir olay var ki, benim çok komiğime gidiyor.   Kısaca anlatayım, dünya futbol karşılaşmaları için alman hükümeti elinden geldiğince tüm misafirlerini en iyi şekilde karşılayacak. Onlar için birçok etkinlikler düzenledi. Futbol karşılaşmaları değişik şehirlerde dev ekranlardan meydanda toplanacak seyircilere sunulacak.   Hükümet karşılaşmalar sırasında gelen erkek izleyicileri de unutmadı ve onlar için değişik ülkelerden hayat kadını da getirecek, yasal yollardan. 40 bin adet düşünülen bu kadınların gelmesi gündeme geldiğinde, Almanya’da değişik şehirlerde şubesi bulunan "pascha" genelevi'de kendisince aksiyon yaptı ve bu 40 bin hayat kadını getirilmesi olayını protesto etti. Çünkü bu karşılaşmalar için gelecek konukları en iyi şekilde kendilerinin de ağırlayacağını belirttiler. Hatta bu istemi binaların yüzüne giydirilen dev reklâm spotları ile duyurdular.   Karşılaşmalara gelecek ülkelerin de bayraklarını bu spotlara yerleştirmişlerdi. İşte olanlar bundan sonra oldu! Çünkü dünya futbol karşılaşmasına gelecek ülkelerden biri de Suudi Arabistan’dı! Biliyorsunuz ki, Suudi ülkesinin bayrağında Allahın ismi geçiyor.   Burada yani Almanya’nın Köln ve Berlin şehrindeki Arap ve Türk Müslümanlar bu olayı protesto ettiler ve bu evleri bastılar. İlk önce durumu anlayamayan bu işletmelerin sahipleri, eylemciler ile görüşmeler sonucunda neden baskına uğradıklarını anladılar!   Evet, neden olan ülkenin bayrağı idi. Bayrakta geçen Allah kelimesiydi sorun. Eğer bu bayrak asılırsa bu duvara, İslam’a karşı küfür anlamına geliyordu. Derhal indirmesi gerekliydi.   Peki, ne yaptı dersini genelev sahipleri?   Elbette bu duyarlı bir durumdu ve orada çalışan Müslüman kadınları içinde iyi olmazdı! Hemen bayrağın üstü siyah ile kaplatıldı.   Şimdi İslam dünyası ... Devamı

Onlara sahip çıkın!

2006-10-19 23:06:00

Son dönemlerde bir şeyler daha dikkatimi çekmeye başladı. Senin de dikkatini ama garip şeyler çekiyor diyebilirsiniz. Haklısınız, garip ama ne yapayım dikkatimi çekiyor!   Son günlerde kaçırılan kızlar bir anda artmaya mı başladı, yoksa gazetede yer bulmaları mı fazlalaştı bilemiyorum, fakat dikkatimi çekecek kadar haber okumaya başladım ve doğal olarakta bunun üzerine düşünmeye başladım!   Çocukluğumu düşündüm, her köyde kız kaçırmaları yüzünden kan davaları olurdu. Zaman içinde bu kan davaları dal budak salar, hatta bir sülalenin sonu gelene kadar sürerdi. Bunlara da kader kurbanı derdik. Doldururdu hapishaneleri genç genç çocuklar!   Sadece kız kaçırmaları yüzünden mi, eskiden otlak yüzünden de kavgalar olurdu, bir damla su için yapılırdı. Hatta tarlalara gelecek küçük bir su için nice kanlar dökülmüştür bu topraklarda. Kız kaçırmalar bu olaylar yanında gözle görülür gibi yer tutmazdı. En çok adam öldürmeler namustan önce toprak için olurdu.   Hiç yapıldı mı bilmiyorum, acaba kader kurbanlarının kaçta kaçı hangi suçtan cezaevine girmiş, bunlardan kaçı toprak paylaşımı sonucu cinayetten, kaçı kız kaçırmaktan?   Şu istatistikî bilgiler bir kamuoyuna dökülse de, hangi dönemde hangi suçlar sonucu cezaevinde yatanları öğrensek. Bu sayede, hangi dönem, hangi olaylar insanlar için can alıcı olduğunu öğreniriz!   Günümüzde su ve toprak yüzünden cezaevine gelenlerin sayısı sanırım çok azalmıştır. Son dönemde kız kaçırmalar, kapkaç suçu ve hırsızlık daha çok yer kaplıyordur. En vahimi de sanırım çeteler! Çeteleşme şehirleşme ile ilgili olsa gerek, benim çocukluğumda çeteler bu kadar yaygın değildi. Nerede gazino ve pavyon varsa, orada gözükürlerdi, yani kamuoyu içinde kendilerini bu kadar rahat sergileyemezlerdi. Şimdi ise suç işleyen, büyük bir gurur ile ortada dolaşmakta, suç işlemeden yaşayanlara ise aydan gelmiş muamelesi yapıyorlar!   Son günlerde kız kaçırmalar fazlalaştı ya, benim aklıma garip garip düşüncelerde ge... Devamı

Denizler İçin…

2006-10-19 23:04:00

Denizler İçin…    Bugün üç fidanın idam edilme günü, onların ölüm gününde tüm idam edilenleri saygı ile anıyorum!   Deniz diye başlardı eskiden sloganlar, şimdi de küçük bir kesim tarafından söylenmeye devam ediyor, demek ki, Deniz efsanesi bu yeryüzünde daha da uzun yaşayacak. Her türlü engellemelere rağmen, her tülü bellek silmelere rağmen deniz ve yoldaşlarının eylemleri beyinlerde yerlerini koruyacak.   Sadece deniz mi idam edilen, elbette hayır! Ülkemiz her askeri rejim döneminde birileri idam edilmiştir. Bunların en sonuncusu ve en kanlısı 12 Eylül dönemidir. O dönemde idam edilen tüm yurtseverleri sevgi ve saygı ile anıyorum. Onlar geleceğimizin aydınlık çocuklarıydı, onlar karanlığa karşı duruşun sembolleridir. "Aşk olsun sana çocuk!" ben bu sözün her idam edilenler için söylenmesini gerektiğini düşünüyorum, sadece deniz ve yoldaşları için değil.   Yüz aklarımızı saygı ile anıyorum. 06.05.2006 ismail cem özkan... Devamı

Tek değişen seslendirmeydi.

2006-10-19 23:02:00

Filmler seyrediyorum son günlerde, daha çok Türkçeleştirilmiş filmler. Her birinde dikkatimi bir şeyler çekti, bir şeyler beni rahatsız etti.   Filmler seyrediyorum, her birinde beni tırmalayan bir şeyler var. Nedir dedim, düşündüm. Orijinallerine bakmaya başladım. Daha sonra tesadüf sonucu yaşadığım ülkede de aynı filmler yayınlanmaya başladı. bir filmi üç dilden seyreder olmuştum. Filmde neler konuştuğuna bakmıyordum, seslere ve görüntüleri izliyordum. Biliyordum konularını, bana yeni bir şey anlatmıyordu, fakat Türkçe seyrederken duyduğum rahatsızlığı almanca ve İngilizce seyrederken duymamıştım. Nedir beni rahatsız eden şey diye düşünmeye başladım. Neydi filmlerde değişen şeyler?   Tek değişen seslendirmeydi.   Seslendirmede kaynaklanıyordu rahatsız eden şeyler.   Türkçeye kazandırılmış filmlerdeki seslendirmeye bakarken bir şey daha dikkatimi zaman içinde çekmeye başladı. Seslendirenler ya hep aynı, ya da küçük değişiklikler oluyordu. Hangi filme bakarsanız bakın, sesler hep aynı. Tonlama olmadan, aynı ses tonu ile yani okuma biçiminde ve aynı insanlar tarafından seslendirildiğini gördüm. Bir tiyatro sanatçısı ya da seslendirici her filmde seslendirmeci olarak çalışabiliyor! Üstelik bir sanatçının seslendiricisi her filmde farklı oluyor, üstelik ses ve görüntü uymayacak şekilde!   Sesler neden hep aynı ve birbirine benzer?   Neden Avrupa dillerinde olduğu gibi orijinale yakın sesler kullanılıyordu, Türkçeye çevrildikten sonra sesler bu kadar ilgisiz seslere dönüşüyor?   Ülkemizde yeteri kadar seslendirmeci mi yok?   Yoksa bir kaç kişinin denetimde mi bu seslendirme işi ya da seslendirme yapan firmalar masraflardan kaçmak için anlaşmalı kişilere mi yaptırıyor? Bu çevre sanırım çok dar bir çevre olsa gerek!   Almancaya tercüme edilen bir senaryo, filmin orijinalinde kullanılan ses perdesine uygun sesler aranır, o sese en yakın ses ile seslendirilir! Türkçede neden bu konuda hassasiyet gösterilemez? ... Devamı

sergiden...

2006-10-19 23:00:00

sergi davetiyemde yer alan kelimeleri almanca anlamayan arkadaşlar için kısa bir tercüme yapayım, kusura bakmayın.. bir anda unuttum, almanca her kes biliyor gibi davrandığım için. "sınır tanımayan çizgiler" adı altında yapılan bu sergi berlin'de daha çok türklerin yaşadığı bir bölgede açılıyor. bir göçmenler diyarı diyelim oraya. gelenler kendi kültürleri ile gelmemişler, kendilerine ait olanları bir taraf etmiş sanki oraya ait başka bir kültür yaratılmış. türkiyenin her yerinden gelenler ile diğer göçmenlerin buluşma noktası gibi. bu duruma uyum sağlamış olan yerli olan alman halkı! çok kültürlü bir geleceğin belki en güzel yaşanan yeri. ulus devletin nasıl çöpe atılacağı burada çok iyi gözlenebiliyor. buradan bakınca almanya hala nasıl oluyor da çok kültürlü bir göçmen ülkesi olamıyor diye insan soruyor kendi kendisine! ulus devletin yaratmış olduğu tahribatları en iyi yaşayan bir şehir berlin! berlin şehri bombalar altında toz olurken, yeniden o tozlar ile bir şehir yaratılmış. çok düzenli ve geniş caddeleri ile dikkatimi çeken şehir, geleneklerini de korumuş. gelenekleri zaman içinde değişime uğramış olsada hala berlin kendisine has bir ada şehri gibi. bu güzel şehrin çok kültürlü ve ulus kavramının yerini çok kültürlü geleceğin aldığı bir bölgede sergi açarken, orada yerel olarak kurulmuş olan "sınır tanımayan anneler" inisiyatifi desteği ile bu fikir oluştu. onlar orada uyuşturucuya karşı semtine sahip çıkan annelerin kendiliğinden gelişen bir oluşum. bu oluşum zaman içinde olumlu tepki alarak semtlerinin uyuşturucudan uzak gelecek güzel günler için mücadele eden ve oturduğu yere sahip çıkan gerçek berlinlilerin bir eseri. hiç bir karşılık beklemeden bu mücadele içinde olanların çalışmasını yerinde gidip gördüm. onlar ile dayanışma içinde oldum doğal olarak, onlar ile ortak bir çalışma içine girmiş durumdayım bu sergi ile. onları isimlerinden esinlenerek sınır tanımayan çizgiler adı altında bir sergi düzenlemiş durumdayım. bu sergi sadece benim em... Devamı

Göçmen korkusu yersiz

2006-10-19 22:58:00

Göçmen korkusu yersiz   Eugene Robinson Beyaz Amerikalılar ve siyah Amerikalılar bu ülkeyi tümüyle kahverengi Amerikalılarla paylaşmak zorunda kalacak. İşler değişecek, şimdiden alışın buna. Göçmen reformuna dair süren tarihi tartışmaların en önemli mirası, ister modern ister Ortaçağ'dan kalma olsun, yeni bir yasa olmayacak. Akıllarda kalacak olan, ülkenin dört bir yanında haftalardan beri düzenlenen büyük gösteriler, gitgide büyüyen nüfusunu siyaseten de yakalayabilmeyi hedefleyen bir azınlık tarafından düzenlenmiş kitlesel protestolar olacak. Şöyle de diyebilirsiniz: Hispanikler geldi. Hispanikler fiziksel anlamda tabii ki yıllardır gelmekteydi, hem de muazzam rakamlarla. Bazı şehirlerde siyasi güce ulaşmaya çalıştılar ve ulaştılar da, nitekim 'Latin Amerika'nın başkenti' denebilecek bir yer varsa o da Miami'dir. Ancak Hispanikler ulusal siyasette, nüfus içindeki büyük ağırlıklarına oranla çok etkisiz kaldılar. Ama bu durum artık değişmeye başladı. Los Angeles'ta yarım milyon, Dallas'ta yarım milyon, diğer şehirlerde de yüz binlerce kişi yürüdü. Bu işin en dikkat çeken yönü, tasarlanan yasayı protesto etmek için binlerce kimliksiz ve kâğıtsız göçmenin saklandığı gölgelerden çıkarak yürüyüşlere katılması değildi. Dikkati çeken, kâğıtları tümüyle yasalara uygun birçok Hispanik vatandaşın da onlara katılmasıydı.   Korkunun nedeni kültür Bundan sonrası, Afro-Amerikalıların medeni haklar mücadelesine benzer bir mücadele olmayacak; ülkenin en büyük iki azınlığının tarihleri farklı, sorunları farklı. Dahası farklı bir çağdayız. Tek bir Latin liderin, hatta lider grubunun bile ortaya çıkacağını sanmam. Kaydedecekleri ilerleme de düz veya sürekli olmayacaktır, zira Hispanik nüfusun büyük kesimi tam vatandaş olmadığından oy da kullanamıyor. Hispanik nüfusun gençliği göz önüne alınırsa, ülkedeki yabancı düşmanları Meksika sınırına boydan boya duvar da çekse, ki bunun için yine Meksikalı işçiler kullanılır, Hispaniklerin ABD'd... Devamı

Taxi!

2006-12-19 19:22:00

Taxi!   İSMAİL CEM ÖZKAN - Yaşantımızda bir kez de olsa taksiye binmişizdir. Taksiler, sarı olan araçlar. Global dünyada hangi ülkeye giderseniz gidin hemen tanınır. Üzerlerinde taxi yazısını da eksik etmezler. Birçok ülkede taxi yazısı yanında reklâmda alınır.   Tanımadığınız bir şehide sizi en kısa zamanda hedefe ulaştıran araçlar ve o araçların içinde ömürlerini törpüleyen sürücüler. Yani şoförler! Bu mesafeler şoförün bakış açısına göre mesafeler uzar ve kısalır, biz yolcular bilmeyiz hangi yolun uzun ve hangi yolun kısa olduğunu. Biner ve önemli olan hedefe ulaşmaktır.  Bir anlamda hayatımızın kısa bir anını onların ellerine bırakırız. O kısa zaman içinde neler yaşanır, neler?   “Yolda… Şoför cenaplarından keskin bir fren sesi gelir… Ardından da yan arabayla en kibarından diyaloglar… - Kardeşim ilerlesene… Baksana işimiz gücümüz var bizim… - Beyefendi görmüyor musun kırmızı yanıyor… - Kardeşim, polis yok, trafik yok bekliyorsun… Bomboş yol. Biz ekmek derdindeyiz, beyefendi kırmızı ışıkta durmuş bekliyor. Abi haklı değil miyim?”   Şofördür, ne yapsa yeridir dersiniz ve ona muhtaç olmanın getirmiş olduğu eziklikle he dersiniz! Aslında yaptığı hatanın farkındasınız, o telaş içinde seni bırakıp başka bir müşteri alma derdindedir. Bilirsiniz bu durumu, ekmek parası kazanıyor, ne de olsa ödeyeceği bir sürü taksiti vardır. Hoşgörü ile yaklaşırsınız duruma.   “Ön tarafta bayan bir sürücü kendi halinde aracını kullanmaktadır. Bizim şoför efendi de selektör yakmakla… - Yanlış anlama da, abi ya ben polis olsam şu kadınlara ehliyet vermem. - Nedenmiş o? - Baksana ya sallana, sallana gidiyor kadın. Sanki babasının tarlasında yürüyor. - E görmüyor musun önünde araç var… - Kıvrak olacaksın, kıvrak… Boşluk bulduğun an dalacaksın. Burası İstanbul, korkmayacaksın… Bunlar ellerini korkak alıştırmışlar. Gazetede okudum, bunların beyni farklı çalışıyormuş&... Devamı

Arabesk Haberler

2006-10-19 22:56:00

Arabesk Haberler   Popüler kültürü içinde barındıran televizyon kanalları verdiği ana haber programlarını izlerken, insanın içi karışıyor, ne olduğu belli olmayan hislere kapılıyor.   Önceleri düşünüyordum acaba sadece bende mi bu duygu diye, arkadaşlarım ile konuşurken aynı duyguları da onların da yaşadığını öğrendim. Bir kan gölü ve magazin haberlerinin süslediği ve genellikle duygu sömürüsünün ağır bastığı arabesk haberler.   Tanımı doğru bulmuştum, Türk televizyon kanallarının büyük bölümü arabesk haber yapıyordu, üstelik arabeskten hiç hoşlanmayanlar tarafından!   Arabesk haberlerde; en ufak bir acıyı ve dramı sanki dünyanın merkezinde herkes yaşıyormuşçasına abartılarak ve dakikalarca müzik eşliğinde kurgulanmış görüntüler ile sunuluyor. Seyirci ağlamak, hislenmek zorundaymış gibi bir hava ile veriliyor. Nasıl olurda seyirciyi daha fazla duygulandırıp gözü yaşlı bırakırım diye düşünülmüş haberler.   Bir yerde bir güvenlik görevlisi öldürmüş olmasın, vatan millet söylemleri altında, tekbir sesleri eşliğinde ve üstüne de bir ermeni müziği eklenerek içler acısı hale getirilen görüntüler dakikalarca ekranda kalıyor. Ağlayan, bayılan ve onu teskin edenlerin kahrolsun diye bağırmaları, Türk bayrakları eşliğinde, arka fonda tekbir sesleri birbirine karışarak sunuluyor. Güvenlik görevlisinin cenazesi o şekilde işlenir ki, her aileden bir birey ölmüş gibidir. Bir şeyler gizlenir, orada haksız bir kesim var, o haksız olanlar bu ülkeyi parçalıyor, yok ediyor, hatta ülkemize tecavüz ediyorlar gibi bir durum havasında haber veriliyor. Normal insan ister istemez öldüren taraftarın düşmanı oluveriyor. Ülkenin parçalanması, histeri düzeyindeki duygular bu haberler ile beslenir ve ülke içindeki hoşgörü ortamı bir anda karşıtların çatışmasına hazırlanır. İki tarafta geliştirilen bu karşıtlık duygusunu pompalayan arabesk haber veren kanallardır. Bunun en iyi izleyebildiğim kanallardan örneği atv ve showtv haberleri olduğunu söylesem abartı olma... Devamı

Amerika da bakanlık sözcüsü çocuklarla cinsel ilişkiye girdiğind

2006-10-19 22:54:00

Amerika da bakanlık sözcüsü çocuklarla cinsel ilişkiye girdiğinden dolayı tutuklandı. asc/AP verdiği habere göre.   “Brain Doyle, bir zamanların Amerikanın en üst makamında memur, amerikan terör ve organize suçlardan korumadan sorumlu bakanlık sözcüsü, birleşik devletler aileyi koruma bakanlığı tarafından 4 Nisan günü 14 yaşındaki bir çocuk ile ilişkiye girdiğinden dolayı tutuklandı.   Washington- 55 yaşındaki  Brian Doyle 14 yaşındaki çocuk ile sanki bir seks macerasına girmiş gözüküyor, bu konuda dava açanın belirttiğine göre. Yapılan açıklamada, bilgisayar ile yapılan suçları araştırma sırasında bu olay ile karşı karşıya tesadüf sonucu karşılaşılmış. Doyle, Silver Spring teki (Maryland eyaletine bağlı) evinde 14 yaşındaki bir çocuk ile cinsel içerikli olarak chat yaparken gözaltına alındı.   Doyle önce çocuğun internette profilini görmüş, zaman içinde sohbet etmeye başlamışlar ve daha sonra ilişki ilerledikçe ilişkinin içeriği başka konuya dönmüş, zaman içinde pornografi içerikli filimler göndermeye kadar varmış.  chat'de seksüel içerikli ilişkiye girmiş. Polis araştırmasında bu konuşmaların Doyle’nin kendi evinde olduğu ile karşılaşmışlar. Önceleri inanamamışlar ve araştırmalar sonunda gerçekten bakanlık sözcüsü olduğu kesinleşmiş. Ve Doyle'nin bağlandığı telefon da tespit edilmiş.”    Amerikan tarihinde bir ilke de bu şekilde tanık olunmuş. asc/AP ajanslarını geçtiği bu haberler karşısında şaşırdım demem biraz yadırgatıcı olur, çünkü yalnızlaşan insan hangi görevde olursa olsun, bu tip sapkın davranışlar içinde olması artık kaçınılmaz gibi durmaktadır. 05.04.2006  ismail cem özkan... Devamı

Afrikalı Diktatörler

2006-10-19 22:52:00

Afrikalı Diktatörler   Kasaplar Kulübü   Erich Wiedemann   Politik karşıtlarını, timsahlara yem verir gibi ayaklarını kancalara takmış şekilde verdiler. Sürekli olarak halklarının üzerine açlık kamçısı gibi Afrikalı despotların adaleti olarak durdu. Bugünden itibaren "Charles kasabı" Liberya eski diktatörü Taylor mahkeme önünde sorumludurlar.   Gamboru, Kamerun bariyerlerinde kısa bir süre önce, Range Rover aracıyla diplomatik bayrak ile birlikte,  iki silahlı korumayla durdu. Gümrük kontrolünde Nijerya sınır polisi, arabanın içinde büyük siyah adam, beyaz bornozun içinde durmaktaydı. Sınır polisi bulunduğu yerden çıkarak arabanın etrafında dönüyor ve hiçbir şey söylemeden kapıyı açıyor ve deri kaplamalı alüminyum kutu çantayı alıyor, nazik bir şekilde. İki Afrikalı sınırı korumaya şöyle bir bakıyor. Çantada paraları görüyor, büyük ve açık dolarlar ve hepsi temiz ve düzenli şekilde. Memur çalmıyor. O Rover şoföründen yanında duran kelepçeli adamı alıyor ve onu bölgenin baş şehri Maiduguri 'ye götürüyor, yanında kâğıtları ile birlikte. Adam bornozu ile birlikte büyük bir şaşkınlık yaşıyor. O Charles Taylor’du. Liberya'nın eski devlet başkanı. “Charles kasabı” olarak adlandırırlardı, onun insanları.   Taylor devlet uçağı ile Liberya’nın başkenti Monrovia varıyordu, oradan da Birleşmiş Milletler helikopteri ile Sierra Leone’ye uçuyordu. Pazartesi Taylor, Sierra Leone başkenti Freetown'daydı. Suçlamayı okumuştu. Büyük Britanya Savunma Bakanlığı Birleşmiş Milletlere Taylor'a karşı dava açmak için dilekçe veriyordu aynı zamanda,  Hollanda’daki Den Haag’daki uluslar arası insan hakları mahkemesinde yargılanmak üzere.   Onun tutuklanması dünya insan hakları ve adaleti için önemli bir başarıdır. İlk defa Afrika devletlerinde eski suç makinesinin başındaki, bağımsız hâkimler tarafından yargılanacak. Afrika, daha sakin ve huzurlu dönemi yaşatmak için, sitemin üzerinde ... Devamı

Alman ırkçı sitelerinin ortak konusun İslam düşmanlığı üzerine o

2006-10-19 22:50:00

Alman ırkçı sitelerinin ortak konusun İslam düşmanlığı üzerine oturmuş olması. Geçenlerde başını açan eski milli görüş teşkilatının liderlerinden birisinin kızı ilk haber olarak yerini almış. Eskiden daha öne çıkan Türk düşmanlığı yerini İslam düşmanlığı almış. Türklerde İslam’ın bir parçası olduğu için doğal olarak Türk düşmanlığı da devam ediyor.   Almanya da ırkçılık tarihi sürecinde hep dini temelli olmuştur. İlk ırkçı saldırlar Protestan mezhebini kuran Luther zamanından başlar. Protestan mezhebinin temelinde her ne kadar roma merkezli Katolik inanç gözükmüş olsa da arka fonda bir Yahudi düşmanlığı göze ilk etapta çarpmakta ve bu savaş sırasında oluşmuş olan gettolar ve o gettolara karşı yapılan saldırlar tarihteki yerlerini almıştır. Almanya’nın en büyük ırkçı dalgasını oluşturan Hitler rejimi ise temelde yine dini temelli bir ırkçılıktan almaktadır. Yahudi düşmanlığı, o inancın dünyadan silinmesine kadar ileri götürülmüştür. Bu arada sünnetli olduğu için ölen birçok Müslüman da Yahudiler ile birlikte gaz odalarına gitmekten kurtulamamıştır. Tek suçları sünnetli olmalarıydı.   Bugünlerde Almanya’daki ırkçı düşünce kendi doğru çizgisine oturmuş durumdadır, yine bir din ve o dine karşı saldırı şeklinde örgütlenmektedir. Bu örgütlenme İslami ülkelerden gelen her kişiyi homojenleştirmektedir. Türkiye’den her gelen Müslüman’dır anlayışı hâkimdir. Hangi din, hangi mezhep ya da dinsizlik gibi bir ayrımı yoktur. Tıpkı Yahudi soykırımı sırasında sırf sünnetli olduğu için ölen Müslümanlar gibi.   Türkiye’den gelen Süryani, Ermeni gibi başka inançtan olanlar dahi bu ırkçı söylem içinde Müslümanlar ile aynı safta yeri almaktan geri duramıyorlar, onlarda Müslüman ülkesinden geldiği için Müslüman gibi davranıyorlar.   Bunun açık olarak yaşandığı ülke ise Fransa’dır. Fransa’da geçen senelerde artan Yahudi düşmanlığı ve sömürge ülkelerden gelen siyah ve Arap düşmanlığı ile aynı konumda yer almakta... Devamı

Neden bu diz bu kadar televizyonlarda tekrar ediyor?

2006-10-19 22:48:00

Mazeretim var yazısı…   Geç kalmış bir yazı, fakat geç kalmamın kendime göre nedenleri var! Her seferinde insanlar bir neden aradığında bulur, değil mi?   Bahaneden bol ne var ki? Her an bir şeye bahane bularak vicdanlarımızı rahatlatırız. Sonra sakin ve rahatlamış gibi güne devam ederiz!   Çocuklar Duymasın adı altında televizyon tarihimizde bir rekora imza atan dizi! Aynı bölümleri kaç defa yayınlanmıştır, bilmiyorum. Binlerce kez ekrana geldiği kesin, üstelik birbirine rakip kanallarda bölümleri yayınlanmaya devam ediyor. Sanırım bir ahlaki nedenler bahane edilerek başoyuncudan birinin yeri değiştirilmiş ya da atılmış! Daha doğrusu aforoz edilmiş!   Her şeyi batıdan aldık ya, aforoz kelimesini de oradan aldık değil mi? Hey gözünü sevdiğimin batısı, içimize ve neremize işlemedin ki, ne koymadın ki?   Dizi başlarken bir donk sesi ve mühür geliyor! Alla allaa dedim kendi kendime, neden acaba? Sonra yazı geliyor. "Made in Turkey" Türkçesi “Türk malı!” Acaba Türk malı olan ne? Bir kere başlangıcı İngilizce ve İngilizler seyrediyor diziyi! Onlara sesleniyor diye düşündüm. "Made in Turkey". Neyse yerli malı haftası gibi, yerli malı film günleri, saatleri içinde bu filmin, pardon dizinin hiç bitmeyen tekrarını izlemeye devam ediyoruz! Bu kaçıncı yaaaa, kaç nesil değişti hala dizi devam ediyor! Değişen sadece aman, bilmiyorum bu arada nesil de mi değişti? Yeni kuşaklara bunu hatırlatma gereği duydular ve yayınlıyorlar!   Bütün bunları da anlatmak istemiyordum, anlatmak istediğim daha başka bir ayrıntı. Karakterlerin içindeki ve arka konumdaki bir duruşu anlatmak istiyorum. Meraklandınız değil mi? o kadar meraklandırmayayım!   Fısfıs İsmail! Bu karakteri ekranda çok fazla görmüyoruz ama bir patron olduğu her halinden belli! Karadeniz’in yiğit evladı, kadınsızlık nedeniyle ağzına boşu boşuna sıktığı fısfıs ile özdeşleşiyor. Asıl özdeşleşen bir durum daha var. Adam, her gördüğü dişi peşinden koşuyor,... Devamı

Bu görüntüye ve anlayışı nasıl oldu da kabul eder konuma geldik?

2006-10-19 22:46:00

“Yenilen kişinin tek kurtuluşu celladına aşık olmaktır!” Kim söylemiş, ne zaman söylemiş bilmiyorum ama benim tahminin kölelik döneminde söylenmiş bir söz! Tıpkı Roma İmparatorluğu sırasında ayaklanan kölelerin liderinin Spartaküs’ün eşinin durumu gibi!   Hıristiyan dünyası olarak kabul edilen Avrupa’ya neden Müslümanlar Yahudiler kadar yayılamadı ve onlar kadar devlet hizmeti içinde yerlerini alamadı?   Hıristiyanlar ve Müslümanlar bir arda olmasa dahi, birbirlerine komşu olarak yüzlerce yıl yaşadılar ve yaşamaya devam ediyorlar. Hıristiyanlık kendinden sonra gelen dine neden hoşgörü ile yaklaşamıyor? Bu konuda yanıtı din adamları verdi ve vermeye de devam ediyorlar. Çünkü kendisinden sonra gelen her dün önceki dine göre sapmış ve sahte olarak algılanır. Yani yoldan çıkmış kişilerin ortaya çıkarmış olduğu yol doğru olur mu? Yahudiliğe göre Hıristiyanlık böyle, Hıristiyanlara göre Müslümanlar, Müslümanlara göre ise Bahaîler. Yani bir önceki sonra geleni kabul etmez, edemez, çünkü kendi varlığını sorgulamak anlamına gelir.   İnsanlığın geleceği karşılıklı hoşgörü kültürünün gelişimine bağlıdır. Birbirlerini ret etmek yerine olduğu gibi kabul etmekten geçiyor.   Hıristiyanlık Yahudilik üzerine kuruludur ve normalde Hıristiyanlar Yahudilere hoşgörü ile bakmak zorundadır. Çünkü İsa aynı zamanda bir Yahudi’dir. Müslümanlar ise her ikisine hoşgörü ile yaklaşmak zorundadır, çünkü ondan önce gelen dinler aslında Müslümanlar Müslüman olarak kabul eder. Sadece kurallarda değişiklik olduğunu ama en son olduklarını iddia ettikleri içinde en doğru ibadetin ve yolun kendilerinin olduğunu söyler. Bu şekilde bakıldığında Müslümanlık en hoşgörülü din olma özelliğini taşıması gerekli.   Fakat bu hoşgörü nedense son dönemlerde hoşgörüsüzlük ile dünya gündemine gelmeye başladı. Afganistan’da bir Müslüman Hıristiyan oldu diye idam cezası alma durumu ile karşı karşıya geldi. Kendi içlerinde Şii camilerinin bombala... Devamı

Nijerya

2006-10-19 22:42:00

Nijerya   Ikeja, "Bilgisayarköyü" Afrika   Eski PC (bilgisayarları)leri, sonradan yapılmış cep telefonları, korsan baskı kopyalar, haylaz yönetim ve toz. Batı Afrika’nın en büyük bilgisayar pazarında, Ikeja'nın Nijerya’sında batının acınacak gözüyle izleniyor gelişmeler. Fakir halk, kendi gücüyle teknikle mücadele etmektedir.   Kara para ile geçinen tüccarlar, korsan baskı bilgisayar programları ile sokaklara hakim olmuşlar, kısa bir süre öncesine kadar uyuşturucu pazarlamacılar ve hayat kadınları bu sokaklarda hizmet veriyorlardı. Şehrin her semtinde, hemen hemen her bina pratikte bilgisayar ve cep telefon parçaları ve kendilerini bulmak mümkündür. Logos'un "Bilgisayar köyü" , Nijerya’nın büyük şehri, Afrika dili ile Afrika’nın Silikon Vadisi.   Kazeem Adenuga bilgisayar teknikeri "Afrika’nın en büyük Bilgisayar pazarı", demekte ve Dizüstü (Laptop) ve parçaları satıyor. Kendinden gurur duyarak devam ediyor konuşmasına, "İnsanlar Gana'dan, Senegal'den ve Kongo'dan geliyor. Ve biz diyoruz ki, her şey burada en ucuzunu bulursunuz".   Orijinal Bilgisayar programları ve parçaları pazarlayan firmaların Business Softwara Alliance (BSA) temsilcileri belirtmektedir ki, Afrika’da genel olarak, korsan kopya bilgisayar programların  yüzde 80'ni  burada satılmakta ve çoğaltılmaktadır.   Korsan baskının ve yedek parçalarının Güney Afrika’da %37'i ve dünya çapında % 35'i burada çoğaltılmakta ve dağıtılmaktadır.   Microsoft'un Nijerya ve Gana temsilcisi ve yöneticisi  Gerald Ilukwe açıklıyor; Nijarya'daki çok az bakanlık ve çok uluslu firmaların legal programlar kullanmamaktalar. Birçok insan korsan baskı kullanmaktadır, çünkü basit ve ucuz elde edilmektedir. Bilgisayar programları Microsoft Office ve Adobe Photoshop gibi programlar sokakta 150 Naira (yaklaşık 80 cent) satılmaktadır. Buraya genellikle Asya’dan ve Çin'den, Mala... Devamı

Adrenalin ve sakinlik!

2006-10-19 22:40:00

Reklamlardaki hızlı konuşmalar ve bağırmalar benim sinirlerimi hoplatmaya yetiyor.   Amerikan patentli pazarlama firmalarının yapmış olduğu reklamlar benim sinirlerimi hoplatmakla kalmıyor, kanal kanal dolaşmamı da beraberinde getiriyor. Amerikan dilinin başka dile tercüme edildiği zaman hiç çekilmez bir ses tonu oluyor.   Bu reklamlar sayesinde bir şeyin farkına vardım. Amerikan kanallarını izlediğimde, özelikle haberlere baktığımda spikerin sanki acelesi varmış gibi her kelimeyi yutarak konuştuğunu gördüm. İngilizcenin sese getirmiş olduğu, bana göre garip ses düzeninde etkisi sonucu, Amerikan kanallarında haber izleyemez konuma geldim.   Aynı dilin İngiltere kaynaklı kanallardaki haberlere bakınca, daha sakinlik, daha anlaşılırlık gördüm. Acelesi yok, daha çok konuyu anlatma telaşının var olduğunu gördüm. Daha soğuk Amerikalılara göre ama daha sakin, hemen gaza gelecek gibi oturmuyor insan ekran karşısında!   Amerikan kanalı CNN'i bir izleyin, hemen sanki birazdan kavgaya tutuşacak biri havasına giriyorsunuz. Sanki aşağı mahallede bir arkadaşımız dayak yemekte, yardıma gelmiş bir arkadaşın heyecanlı konuşması gibi, acele acele ve kavgaya çağıran bir ses tonu var!   Amerika’daki yaşamın, nasıl insanda bu tip sendurumlar yarattığını düşünmeye başladım. Amerika’da sanırım çok yaygın olarak panik atak hastalığı vardır, çünkü insanı tetikleyecek o kadar şey var ki! Sadece konuşmayı dinle, insan paniklenir!   Bir de televizyon ekranlarında her dakika çıkan pazarlamacıların çığırtkanlıkları!   Sokaklarda bağıran bizim seyyar satıcılar dahi daha sakin!   Pazaryerlerindeki çığırtkanlarımız bile daha sakin ve kışkırtıcı değil, bu reklamlardaki seslere göre. Gözünü seveyim perşembe pazarını, İstanbul gider gitmez bir Perşembe pazarına gidip, eğer öpecek kadar alan bulabilirsem, öpeceğim toprağını!   Sanayi toplumu insanda hızlılığı ve işi yetiştirememe korkusunu getirdi. İnsan artık saatler i... Devamı

Dünyada bir şeyler değişiyor, rüzgâr tersten mi esmeye başladı n

2006-10-19 22:38:00

Amerika’da hafta sonu bir büyük yürüyüş ile sarsıldı. 500 bin insan Los Angels şehrinde yürüyüş yaptı.   Yürüyüş, Amerika’da yeniden tartışılan göçmenlik yasası ile ilgili. Yeni yasa, ülkeye yasal yollardan giremeyen kaçak insanları yakından ilgilendiriyor, cezalar artırılıyor ve en önemlisi Meksika sınırında zaten var olan duvarın, daha da uzatılması ve hatta güvenlik çemberinin genişletilmesini içeriyor.   Dünyanın utanç duvarı olarak sadece Berlin duvarı olduğunu bilebilirsiniz, fakat en büyüğü bence Meksika Amerika arasındaki duvardır. Duvar hala yıkılmadı, gün geçtikçe de daha da genişletilmektedir. Bu duvardan feyiz alan İsrail devlet adamları da Filistinliler ile aralarına duvar örmeye devam ediyorlar.   Dünyada ne kadar duvar var?   Biri Çin Seddi değil mi, demek ki duvar yeni bir kavram değil, daha öncesi de var!   Hatta Amerikalılar uzaydan dahi görülüyor dedikleri Çin Seddi ya da duvarının görülmediğini uzaya giden Çinli tarafından dile getirildiğinde kısa bir şaşkınlık yaşandı. İnsanların yaratmış olduğu hiç bir yapı uzaydan görülmüyor ama tahribatları görülüyordur. Yok olan ormanlar ve çöller insanların en büyük eseridir!   Çölleşme sadece doğa ile ilgili değil, insanın beyni ile de ilgili, son dönemde beyinlerde bir çölleşme başladı. Var olan tüm bilgiler kum tanecikleri gibi uçmakta, insanlığın geçmişinden koparılmaktadır. Yeni gelişen teknoloji, hem insanı geçmişten koparıyor, hem de doğadan!   Amerika’daki göçmenler ve kaçak yaşayanlar ellerindeki pankartlarda "which becomes without us from America?" yazısını taşıdıklarını bir gazeteden okudum. Yani Amerika göçmensiz ne yapar? Göçmenler kısa ve öz bir soru soruyor, göçmen ülkesi Amerika’ya!   Bu yürüyüşe dayanışma amacıyla, dini gruplar, tarım işi ile uğraşanlar, sendikalar ve öğrenciler destek vermiş durumda. Los Angeles'ın yanı sıra Denver, Sacramento, Charlotte, Phoenix ve Atlanta kentlerinde de son iki günde g... Devamı

Sessizce sadece olayları izler olduk!

2006-10-19 22:36:00

Firma birleşmeleri yenidünya düzenin vazgeçilmezi oldu. Her an dünyanın bir yerinde yeni firmalar yeni isimleri ile kurulurken, kendi alanında ülke içinde tekel olmuş firmalarda, birbirleri ile birleşerek dünyada ki diğer firmalar ile rekabet etme yollarını arıyorlar.   Her birleşme yeni iş alanların da kaybı anlamına geliyor. Teorik olarak daha da güçlenerek çıkan firmalar, kendi alanlarında daha az insanla, daha çok iş çıkartmayı ve karlarını artırmayı planlıyorlar.   Almanya’nın iki dev ilaç firması Bayer ve Schering birleşmeye doğru gidiyorlar. Eğer Kartelamt, yani tekelleşmeye karşı bakanlık izin verirse, bu iki firmanın birleşimi sonunda 6 bin kişi işinden olacak.   Bayer bir süre önce Darmstadt’ta kurulu olan başka büyük ilaç firması Merck yutmak için öneri getirmişti. Bu arada Berlin merkezli Schering firması ile de borsa da birleşme sinyalleri vermişti. Çok yönlü bir poker oyunu gibi, birbiri içine geçmiş bir bileşme olayı yaşıyoruz. Bu işten en karlı çıkacak olan, ulus boyutu ile düşünürsek Almanya olacak! Çünkü birleşmeler eğer uygun görülürse dünya ilaç devleri arasında da alman firmaları olacak.   Schering, gebelikten koruma hapı (Anti-Baby-Pille Yasmin), Bayer firmasının dünyada en tanınan ürünü Aspirin gibi tanınmaktadır. Reçetesiz olarak alınabilmekte ve her kullanılabilmektedir. Schering firması hormon ilaçları üretiminde önemli bir alanı tutmaktadır.   Bayer firmasında 34 000, Schering firmasında ise yaklaşık 24 000 kişi çalışmaktadır. Bu birleşme ile dünya çapında ilaç firmaları arasında ilk 10 içine girmiş olacak.   Bu iki firma dünya çapında 100 ülkede üretim yapmakta ve oralarda hizmet vermekteler. Her ne kadar merkezleri Almanya’da da olsa, üretim alanları ve hizmet verdikleri alan dünya çapına yayılmış konumdalar.   Bu firmaların birleşimi sonucunda ve bizi yakından ilgilendiren başka bir alan daha var, sadece insanlar iş alanları kaybetmekle kalmıyorlar, ilaç sanayisinin de ... Devamı

Kongo bu günlerde seçimler nedeniyle yeniden gündeme geldi.

2006-10-19 22:34:00

Kongo bu günlerde seçimler nedeniyle yeniden gündeme geldi. Almanya ve Fransa seçimlerde güvenliği sağlamak için Birleşmiş Milletlerin isteği yönünde oraya asker gönderecek. Peki neden Kongo ve neden güvenliği dış güçler sağlamak zorunda?   Kongo coğrafyamızdan çok uzak bir ülkedir. Bu ülke Afrika’nın üçüncü büyük coğrafyasına ve nüfusuna sahiptir.   1960 yılına kadar Belçika Kongosu olarak tanınan yer, 1971 ile 1997 yılları arasında Zaire olarak tanıdık. 1960 yılı 30 Temmuz’unda ise bağımsızlığını kazandı.   Ülkenin ismi, Kongo nehri havzasında yaşayan Bakongo kabilesi dilinde "avcı" demek olan "kongo"dan gelir. Geniş toprakları olan ülkenin,  Atlas Okyanusu ile sadece kırk kilometrelik bir kıyısı vardır (Kongo Nehrinin denize döküldüğü yer).   Başkenti Kinshasa'dır. Kinshasa ile komşu Kongo Cumhuriyetinin başkenti Brazaville arasında sadece Kongo Nehri yer alır ve dünyanın birbirine en yakın başkentlerindendir.   Kongo 12 etnik grup içinde ayrılmakla birlikte, küçük etnik grupları katarsak 240 gruptan oluşmaktadır. En büyük grubu oluşturan Kongo, Mongo, Luba ve Lunda. 58,2 Milyon (2004 nüfus sayımına göre) insan bu ülkede yaşamaktadır. Ülkenin büyük bir çoğunluğu Hıristiyan inancına sahip, küçük bir bölümü de Müslümandır (%3). % 5'ide Afrika’nın yerel dinlerine inanmaktadırlar.   Resmi dili Fransızca olan bu ülkede,  200 değişik günlük olarak konuşulmaktadır. En çok anlaşılan dil olarak Lingala (%50), Kikango (%30), Kiswahili (%10) gibi diller resmi diller arasındadır.   14 yüzyılda krallık Kongo kurulmuştur. 17. yüzyıla kadar Portekiz etkisi altındadır, daha sonraları kölelik ticaretin artması ile birlikte Hollandalılar ve İngilizler buralara akımlar yapmıştır.   Belçikalı kral Leoplad II. burayı krallığın özel alanı ilan ederek bir Belçika toprağı (1885) yapmıştır. 1908 yılında ise burası normal bir Belçika sömürgesi olmuş.   1959 yılında dünyadaki gelişmelerin ... Devamı

Zaman ne kadar hızlı geçiyor, bir bakıyorsunuz yaşananlar daha d

2006-10-19 22:32:00

Zaman ne kadar hızlı geçiyor, bir bakıyorsunuz yaşananlar daha dün!   Irak işgal edileli olmuş bir üç yıl kadar! Üç yıl içinde neler yaşadık, daha doğrusu neler yaşamadık? Yaşadıklarımızı ortada olunca, yaşamadıklarımıza bakmak daha farklı olurdu!   Türkiye’de beklenen Amerikan ambargosu beklendiği kadar olmadı, korkulanların hiç biri yaşanmadı, yaşananlar ise savaş girmiş olsaydık tahminlerinden daha düşük!   Ilımlı İslam ve onun benzeri hükümetleri iktidara getirme olan Bush doktorini sayesinde çevre ülkelerde radikal ve ılımlı İslam taraftarları iktidara taşındı!   Kuş gribi gibi nerden ve ne zaman geleceği belli olan hastalık sonunda ülkemizi de vurdu, vurmakla kalmadı, kök saldı!   Turizmde hep çağ atlayan ülkemiz, yanlış yapılaşma ve plansız kalkınmanın getirmiş olduğu sorunlar ile ciddi ciddi henüz yüz yüze gelmedi, hasıraltı ediliyor sorunlar.   Sol muhalif bu üç yıl içinde de kendini gösteremedi, çok büyüklermiş gibi de üstelik parçalandılar.   Kürt ulusal hareketi, benmerkezci yapının ilerisine doğru adım atamadı, geneli kaplayacak politikalar üretmedi, sadece savaş sonrası pay alma telaşı içinde bir görünüm sergilemekte.   Irak işgaline gerçek anlamda batı cephesinde direniş olmadı, o işgalden nasıl pay alırım telaşı daha çok kendisini hissettirdi. Avrupa ekonomik krizden nasıl çıkarım hesapları yaparken, dünyadaki siyasi gelişmelerden de uzak kaldı. Şimdi Avrupa’yı saran kuş gribi ve dünya kupası telaşı sardı. Almanya’da ilk defa ordu sivil toplum içinde kendisini hissettirecek bir eylemin içinde olacak. Dünya kupası karşılaşmaları sırasında, kışlasından çıkıp alman halkının içinde olacak.   Üç yıl içinde iletişim sektöründe büyük bir devrim yaşandı, uydu ile yayıncılık ve istihbarat çalışmaları gelişti. Gelişmekle kalmadı, ucuzladı. Her önüne gelen uydu ile televizyon yayıncılığına başladı. İflas eden firmaların kiraladıkları uydu yerlerini daha düşük ücretle kirala ve he... Devamı

Bugün Halepçe katliamının yıldönümüydü.

2006-10-19 22:30:00

Halepçe üzerine…   Dünyada birçok katliamlar olmuştur, değişik coğrafyalarda gerçekleştirilen katliamlar daha sonraları insanlığa ibret olsun diye anılır ve anıt mezarlar ile unutulmalarına izin verilmez. Bu anıtlar geleceğe bırakılan bir uyarıdır.   Bugün Halepçe katliamının yıldönümüydü.   Katliam yıl dönümlerinde hüzün hakim olur, o masum insanların ne amaçla öldürüldüğü tartışılır. Sonuç olarak neler oldu, bugün Halepçe katliamını yapanlar Bağdat’ta mahkeme önünde ifade veriyorlar, iktidarlarının sonsuza kadar süreceğini sananlar iktidar koltuğundan gitmiş, mahkum olmuşlardır. Her ne kadar hukuki anlamda hüküm giymemiş olsalar da, insanlık tarihi içinde hüküm giymiş durumdalar.   Bugün Halepçe katliamın yıldönümü, o yıldönümü için yapılmış olan bir anıt önünde, ölenlerin anılacağı sanılıyordu. Fakat haberlerden öğrenebildiğim kadarı ile katliam için yapılmış olan anıta saldırdılar ve ölenleri bir kez daha katlettiler!   Anıt mezarın içinde olan tüm ölenlerin resimleri teker teker yerlerinden koparılmış, anıt mezar ateşler içinde bırakılmıştır. Bu ateş içinde bırakılma hangi inanca göre hoş görülür? Hangi kültür, ölenlere karşı sorumsuzca saldırıyı hoş görür?   Haberlerden öğrenebildiğim kadarı ile ellerinde Arapça harflerle oluşan bayraklarla bu ölenlerin mezarı yağmalanmış ve yakmışlardır. Bunu yapanlar katliamı yapanlar ile aynı olduğunu gözardı edebilir miyiz? Nereden kaynaklanıyor bu hınç ve düşmanlık, nasıl oldu da bu kadar hınç bir histeriye dönüşüyor?   Kürtlerin göreceli olarak eskisine göre daha rahat yaşaması ve onların bölgesinde olayların daha az olması Sünni inanca inananları kışkırtıyor mu? Her şeyden tahrik olup, önlerine gelen saldıran bu inançtakiler, acaba düşünüyorlar mı, ölenlere karşı yapılan bu saldırı en büyük kötülüktür. Bu kötülüğü gören Sünni inancındakiler, acaba bu saldırıyı kınayacaklar mı?   Uzun süredir Irak toprakları içinde dini inançların sembollerine yönelik s... Devamı

Bu haberi hiç yorumsuz veriyorum, artık yorumu siz yapın!..

2006-10-19 22:28:00

Gazetelerden…   Dün gazeteleri şöyle bir taradım, ne gibi haberler var gündemimizde diye. Gündem dediysem yanılmayın, Türkiye’deki gündemden bahsediyorum. Yaşadığım ülkenin gündeminde daha başka sorunlar var. Taradığım değişik gazetelerde birbirinin aynı haberlerinde olduğunu gördüm. Yazarı aynı haber, fakat değişik gazetelerde yayınlanmış. Kelimesine dahi dokunulmadan alınmış. Demek gazeteler artık kendi politikalarını köşe yazarlarına bırakmış, haberlerin politikasını da haber ajanslarına. Haber ajanslarından süzülerek gelen haber, ajansların vermek istediği mesaja göre yayınlanıyor. Haberde objektiflik olur mu, diye sorabilirsiniz. Hayır, haber objektif olmaz. Haber kaynağı ve haberi yazan kişi kendi tercihlerini habere yansıtır. Bende gazeteleri tararken ne gibi haberler ile karşılaştım ve kendi yorumlarımı kısa kısa belirteyim! Bu yorumların bazıları haberin çıktığı gazetenin okuyucu yorumları bölümünde yazmışımdır. Bazıları yayınlanıyor, bazıları ise nedeni bilmediğim sebeplerden dolayı yayınlanmıyor.   *****   Erbakan’ın yasası yeniden olduğu gibi meclisten geçirilip sezere gönderilecekmiş!   Müslüman dediğin paraları buharlaştırmak, sonra da o buharlaşan paralar ile sevap işlemek olarak algılanmaya başlandı! Yeni kapkaç türü ortaya çıktı, önce buharlaştır, sonra hacca git! Günahların af olur, ya bi şey değil, hac parası ve iktidara gitmek için hülle parasıydı uçan para! Yani sevap sevap! bu suçu işleyenleri de af etmek sevapların en büyüğü!   ***** İstanbul Tabip Odası’nın seçimleri yaklaşırken, AKP’ye yakın Hekim Hakları Derneği, adaylarına oy verecek hekimlerin peşine düştü. bir ilaç firması " mümessillerimizin 100 milyona kadar ufak tefek, yanlış anlaşılmaya yol açmayacak hediyeler vermeye yetkisi var." dedi!..   Bu habere ne yorum yapılır, ülkemizde seçimlerin nasıl yapıldığını nasıl güzel açıklıyor. Kimlerin iktidara nasıl taşındığını sponsorluk işi ile açıklanmaya başlandı!... Devamı

Geçmişten ders çıkarıldı mı?

2006-10-19 22:26:00

Neden Dev Genç 60'lı yıllardaki başarısına bugün ulaşamıyor?   Bu soru nereden akılma geldi diye sorabilirsiniz, aslında o kadar da geçmişe dönüp bakma merakımda aramayın. Soruyu yöneltmemin en büyük nedeni, Fransa’da başlayan öğrenci olayları!   Fransa’da yaygınlaşan öğrenci eylemleri, 68 gençliğinin ilk adım attığı yerden olması sonucu, bu yeni dalga ülkemizi eskisi gibi kuşatır mı?   Bu konudaki düşüncelerimi oturtabilmem için, geçmişe doğru bakmak gerekti. Fakat söylenen ve söylenmiş olanları tekrarlamak yerine, farklı bir açıdan olaya bakmayı uygun gördüm.   Türkiye’de gençlik hareketinin ve Dev Genç'in ülke içinde gelişimi, ülkemizdeki sosyal değişimlerin bir sonucuydu. Ülkemiz o dönemde hızlı bir şehirleşme ile karşı karşıya gelmişti. Kasabalardan, köylerden şehirlere doğru bir göç sorunu ile karşı karşıya kalındığı yıllardır. Türkiye kapitalizm yönünde bilinci tercihi ve plansız kalkınası sonucu doğal olarak görülmesi gereken göçün hızlı bir ivme kazandığı ve gelen bu göçmenlerin yeni yerlerine karşı göstermiş olduğu tepki.   Köyden kente gelenler hemen kent kültürünü kabul etmedi, kendi gelenek ve göreneklerini şehir çevrelerinde oluşturmuş olduğu varoşlarda sürdürmeye devam ediyorlardı. O sokaklardan üniversiteye doğru geçen gençlik ise kendi tepkilerini bir şekilde örgütlemeye doğru gitti. Bu örgüt o dönemde popüler örgütlenme olan Dev Genç içinde gösterdi. Dev Genç içinde topluma karşı hoşnutsuzluk ve tepki belli bir şekilde kanalize oldu. Ve bu hareket genişledi. Kapitalizme karşı tepkici olanlar, kapitalizm üstü ilişki ağılarını yakalayamadı, fakat feodal ilişkilerin daha farklı versiyonları yaşam buldu. Erkek kadın ilişkilerinden tutun, imece usulü yaşam ve yardımlaşma birer feodal ilişkinin ürünüydü. Yeni bir yaşam ve duruş ortaya getirecek bir örgütsel ve kültürel birikime sahip değildi. Dev Genç daha çok popüler bir davranış geliştirerek, o tepkileri kendi içinde değiştirdi. Fakat bu deği... Devamı

Fuhuş ve küfür bir birine uzak iki kelime.

2006-10-19 22:24:00

Sanat da küfür konusu ne kadar önemlidir bilemiyorum.   Yaşamın aynası diye küfürün her yere yerleştirilmesini de doğru bulmuyorum.   Türkiye’de yayınlanan mizah dergilerinin çoğu belden yukarı çıkamıyor, bacak arasından dünyaya bakıyor ki onun da belli bir okuyucu profili oluşmuş durumdadır. Okuyucusunu kaybetmek istemeyen mizah dergileri ise işi daha ileri götürüp çizgi ile porno çalışmalarına gitmişler!   Belli okuyucu sayısını yakalayan mizah dergilerini şimdi tiyatrolar izlemeye başladı. Sahnede her türlü küfürü hem de hiç kısıtlamaya gitmeden sergiliyorlar. Küfürleri duyan seyirci ise rahatsızlık duyacağına zevk almaya başlamış. Değişim müthiş! Sanırım küfürün yaşantımızın her alanına girmesi büyük bir gelişme olarak görüyorlar.   Küfür etmek insandaki enerji boşalmak olarak algılarsak, olması gereken tepkilerin ortadan kaldırılması olarak okuyabilir miyiz?   Tepkisiz toplum olduk ama küfürlü bir cemaate doğru döndük!   Küfrederek ibadet eden bir kesimde oluşmakta, küfür etmeyenler ise yabancı gözü ile bakılacak gibi. Her dönem kendi dilini oluşturur. 12 Eylül askeri darbeden beri gelişen küfür kültürümüz sanatsal boyutta kazandı. Küfür'ün adı ağır roman oldu zaman zaman, sonra film oldu. Sonra bulunmaz ve yeni bir şeymiş gibi gündeme sürüldü. Onun başarısını görenler ise, küfür üzerinden para kazanılacağını anladıkları günden beri, küfürü çeşitlendirmek ile uğraşıyorlar. Hiç aklınıza gelmeyen fantezi küfürler ortalıkta dolanmaya başladı. Sadece ortalıkta dolanmıyor, sahnelerden izleyicilere de sunuluyor.   Yaşam kültür seviyesini belden aşağıya düşürünce, okullarda, sokakta ve iş yerinde de tacizler ve fuhuş ilerlemeye başladı.   Fuhuşun olduğu yerde ise, her şey olur.   Uyuşturucu, kadın ticareti gibi kara para kaynakları ortalıkta meşru zemin üzerinde yaşamaya başlar. Sanatın görevi toplumun kültür seviyesini yukarıya çekmekti eskiden, şimdi ise popülizm. Görev maddi kaygılardan dol... Devamı

Belki size yarar getiri diye bu bilgileri paylaşayım dedim…

2006-10-19 22:22:00

Kahvenin ilk ortaya çıktığı yer kızıl denizin güney ucu, muhtemelen Etiyopya olan, onaltıncı yüzyıl içerisinde doğu Akdeniz’e getirilmiş, oradan da Avrupa’ya yayılmıştır. onsekizinci yüzyılın ilk on yılında Felemenkler Java'da ilk kahve üretmeye başlıyor, Fransa Hint adalarında yetişen kahveyi Türklere pazarlamaya başlıyor. Bu gelen yeni kahve Kızıldeniz civarında yetişen kahveden ucuz olduğu için piyasaya daha çok hüküm eder oluyor. Şeker de ilk olarak Hindistan’da ve İran’da arıtılmıştır. Araplar tarafından şeker Sicilya ve İspanya’da yetiştirilmeye başlanıyor. Buradan da Avrupalılar yenidünyaya götürüyor. 1671 yılında Fransızlar Marsilya’da bir rafineri kuruyor ve buradan Türkiye’ye şeker ihraç etmeye başlıyor. Muhtemelen Batı Hint Adaları kahvesi çekirdeğinin daha acı olması nedeniyle Türkler kahvelerine şeker kullanmaya başlıyor. Bu da şeker tüketimini muazzam ölçüde artırmış. Türkler daha ucuz kahveyi ve şekeri orta amerikandan elde etmeye başlıyor, elbette bunları pazarlayan Fransızlar ve İngiliz tüccarlar oluyor. Yöresel kökenli tek şey sıcak sudur. 1635 yılında ilk defa İslam ülkeleri türün ile tanışıyor. Amerikandan getirilen bu garip kokulu şey, önceleri tedavi amacı ile kullanılıyor ve tiryakilerin artması sonucu hiç alışık olmadıkları beyaz duman ile karşı karşıya kalıyorlar.   Hayatımızın vazgeçilmezleri ile ne zaman tanışmışız? İşte yukarıda alıntıları aldığım bilgiler bende yeni çağrışımlarında oluşmasına neden oldu! Milli içeceğimizin ve yaşam tarzımızın bize ait olmadığını ne güzel ortaya seriyor bu kısa bilgiler değil mi?   Okuduğum kitap bu aralar Bernard Lewis'in Müslümanların Avrupa’yı Keşfi adını taşıyor. Çok ilginç bilgiler var içinde, emek verilerek hazırlandığı her halinden belli oluyor. Okurken öğreniyorum. Belki size yarar getiri diye bu bilgileri paylaşayım dedim…   10.03.2006 ismail cem özkan... Devamı

Kişiye yönelik çıkarılmak istenen bir yasa...

2006-10-19 22:20:00

Ülkemizde kişiye özel yasaları olur mu?   Olur mu, olmaz mı tartışmasına hiç girmeye gerek yok. Kader kurbanı Erbakan hoca ve yandaşlarının başından geçen olaylara bakınca anlarsınız ki, kişiye özel uygulamalar ve yasalar oluyor!   Neyse ki, hukuk adamı ve hukuk devletin kuralarını uygulamada titizliği ile dikkati çeken cumhurbaşkanı Sezer bunun farkına varıyor da, dönüyor oradan özel yasalar!   Kader kurbanı görüntüsü çizen Erbakan ise, kapatılan partinin mal varlığını ve bütçeden alınan paraları ortakları ile birlikte buharlaştırmışlar, hiç suçsuz insan görünümündeler. Allah karşı borçlarını kaç defa hacca gittiğini bilmediğim seyahatlerle ödemiştir. O artık süt gibi temiz, su gibi aydınlıktır. İşlemiş olduğu suçlar insanlığın gözü önünde olursa olsun, o kadar kurbanlarının takındığı tavrı takınarak mazlum rolü oynamaya devam etmektedir.   Adalet karşısında mazlum, üyeleri arasında hükümdar olan Erbakan ve yandaşları kendirlerini aklayan da olmazsa bir yasa ile cezaevinden üstelik buharlaştırdığı paraları ödemeden kurtulmaya çalışıyor.   Yılların tecrübelisi ve kaşarlanmışı Erbakan üzerine hiç mal varlığı yoktur ki, devlet onu devletleştirerek alacağını tahsil etsin. Dünyanın belki en fakir adamı, kendini İslama adamış bir mücahit!   Buharlaşan paralarla birlikte iktidara taşınan eski yol arkadaşları, onu düşünmüş ve bir yasa çıkarmışlardır. Uygulamaya geçememiş olan bu yasa bir şekilde CHP ve Anavatan Partisi yardımı ile kanunlaşacaktır. Mazlum görünümünü çizen Erbakan ve arkadaşları kamuoyunun vicdanında çoktan affedilmiştir. Tekerlekli sandalyeyle hastane hastane dolaşan Erbakan Cuma namazlarında başparmağı havada müminleri selamlamaktan geri durmuyor! Mücahit bir gün gelecek ak günlere götürecek Türkiye’yi ve dünyayı!   Kadayıfın altı kızardı mı kızarmadı mı bilmiyorum ama Erbakan ve arkadaşlarının yüzleri hiç kızarmıyor. Çünkü hedefe giden her yol mubahtır ve hırsızlık Allah adına yapıldın mı hatta sev... Devamı

Bir şey dikkatimi çekti!

2006-10-19 22:18:00

Birinci dünya savaşı üzerine bir kısa dokümanter film izledim. Orada kafama takılan düşünceleri paylaşmak istedim.   Bir şey dikkatimi çekti; 28 Haziran 1914'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Franz Ferdinant ve eşinin bir Sırplı tarafından öldürülmesi nedeniyle dünyayı 4 yıl kana bulayacak bir savaşa dönüştü. 1914'te başlayan savaş 1918 yılında sona ermiştir.   Resmi söylemde bu var, fakat o döneme ait resimleri incelediğimde ise, bir intihar kumandası tarafından araçlar paramparça olduğunu gördüm. Hani şu anda bol bol kullanılan intihar kumandaları o dönemde de kullanılıyormuş!   " Osmanlı hükümeti Almanya ile ittifak anlaşmasının imzalandığı gün genel seferberlik ilan edilmişti.(2 Ağustos 1914) Bu karardan iki gün sonrada Osmanlı Devleti tarafsızlığını ilan etmişti. Almanya Osmanlıyı bu tarafsızlıktan ayırmak ve Almanya safında savaşa katılmaya zorlamıştır. Çünkü Osmanlı savaşa girerse yeni cepheler açılacaktı ve Almanya kendi yükünü hafifletmiş olacaktı."   Bu da başka bir söylem savaşın başlangıcı ile ilgili olarak ve de bizi ilgilendiren tarafı. Fakat izlediğim filmde ise bundan bahsetmiyor, sanki tersi söyleniyordu. Almanya kralı bir sohbette şöyle demekteydi; “Türkleri yanımıza almamız bizim Belçika sınırındaki gücümüzü zayıflatır, çünkü Türkler çok zayıf ve bakıma ihtiyaçları var. Tek başlarına ayakta duramazlar!”   İngiltere ve Fransa ise Türklerin Almanlar tarafından savaşa girmesi için her türlü propaganda araçlarını kullanmışlardır. Hatta boğazları İngiliz gemileri ve Fransız gemileri ile birlikte Rus gemileri tarafından çembere alınmıştı. Osmanlı topraklarının üzerinde İngiliz uçaklarından kışkırtıcı bildiriler atılıyor, halkların bağımsızlığı için Hıristiyan azınlık kışkırtılıyordu. İngiltere ve Fransa hiç bir zaman kendi yanlarında savaşa katılması için Osmanlıya teklif götürmedikleri gibi, Almanya tarafında savaşa girmesi için teşvik dahi etmişlerdi.   Bu durum Almanya’... Devamı