NATO genişlerken!

2015-12-06 22:18:00

NATO genişlerken!   NATO Karadağ’a davetiye gönderdi, gelin üyemiz olun diye. Karadağ stratejik önemi eski Yugoslavya’nın en son parçası ve Sırpların denize açılan limanı olma özelliği gösteriyordu. Sırplardan bağımsızlığını referanduma giderek kazanmış ve ilan etmiştir. NATO üyesi olan ülkelere baktığımızda kuzey yarımkürenin bir çok devletini kucakladığını görürüz. Avrupa ve balkanlarda genişlemesine 12 Mart 1999 tarihinde Çek Cumhuriyeti, Polanya, Macaristan ile başlayan NATO, 29 Mart 2004 tarihinde Estonya,  Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya,  Slovenya devam etmiştir. 1 Nisan 2009 tarihinde ise en son üyelerini almıştır. Arnavutluk ve Hırvatistan. Karadağ tarihsel olarak Ruslara yakın ve işbirliği içinde olmuş olmasına rağmen, Sırbistan ile ayrılıktan sonra NATO ülkelerine yaklaşmış, onların içinde bir ada özelliğini gösterir hale gelmiştir. NATO bu ülkeyi de kendi sınırlarına alarak Rusya’nın olma olasılığı olan Akdeniz birlikleri için lojistik limanını yok etmiş oluyor. Akdeniz’in kuzey sahilleri NATO denetiminde resmen olacaktır. Avrupa’ya gelebilecek her türlü saldırı artık NATO’ya gelmiş sayılacak ve o şemsiye altında yeni bir stratejik ortaklık kurulmuş olundu. NATO’nun varlık sebebi olan kara paranın dünyada ‘kontrollü’ olarak hareket etmesi ve kara paranın olağan dışı hareketini kendi sınırları içine çekmesidir. NATO’nun birinci derecede düşmanı algılarda olduğu gibi Rusya değil, kara para ile hareket eden İslami gruplardır. El Kaide ve IŞİD hedefte olmuş olmasına rağmen, yine NATO denetimi ve bilgisi ile Müslüman ülkeler içinde bu örgütlerin hakim olacağı ortam hazırlanmış, kontrollü olarak bu örgütlerin büyümesine izin verilmiştir. ... Devamı

İç dinamikler mi, dış dinamikler mi?

2015-12-04 06:17:00

İç dinamikler mi, dış dinamikler mi?   Ülkemiz tarihi içinde Gezi Direnişi dışında iç dinamiklerin ortaya çıkarmış olduğu büyük bir kitlesel hareket 15- 16 Haziran dışında benim bildiğim ilerici anlamda bir halk ve sınıf hareketi yoktur.  15 – 16 Haziran Direnişi elde somut bir tarih veri bırakırken, Gazi Direnişi daha çok soyut birikim bırakmış ama ileride somut sonuçlar doğuracak verileri kitlelere hediye etmiştir. Ülkemiz tarihi genelde dış dinamiklerin ihtiyaçlarına göre şekillenmiş, onların belirlediği rotada hareket etmiştir. Osmanlı teknoloji anlamda üstünlüğünü kaybettiği günden bu yana tarih çizgimiz teknolojik üstünlüğü ve güneş hiçbir zaman ülkeleri sınırları içinde batmayan emperyalist ülkelerin çıkarlarına uygun olarak şekillenmiş ve sürekli küçülmüştür. Gezi Direnişi çok yakın zamanda gerçekleşmiş ama hala etkisi devam eden bir direniştir. Ülke sathında hemen hemen her yerde etkisi görülen direniş, bir saman alevi gibi hızla sönmüş gibi durmaktadır. Ki bu kadar büyük ve ülke sathına yayılmış başka bir hareket yakın tarihimiz içinde yoktur. Ülke içinde yer alan her kültür, her katman bu direniş içinde kendisini ifade etmiştir. Her ne kadar İstanbul merkezli gibi gözüken direniş, aslında her barikatın kurulduğu noktada kendi merkezini yaratmış ve kendisine özgü ama bir biri ile bağlantılı kendiliğinden bir organik yapı oluşturmuştu.  Bütün bu gelişmelere rağmen, nasıl oldu da saman alevi gibi birden ve hızlı bir şekilde kor haline dönüştü sorusuna verilecek yanıt bugün daha can alıcı şekilde ortada durmaktadır. İç dinamiğimiz büyük bir değişime imzasını atac... Devamı

Hibrit savaş!

2015-11-26 08:00:00

Hibrit savaş!     Yaşadığımız savaşa hibrit savaşlar deniyormuş... Hibrit savaşlarda en çok tekrarlanan cümle hiç bir şey eskisi gibi olmayacak! Ama her zaman hep eskisi gibi akmaya devam ediyor... Değişen tek şey kan gölü kan denizi oldu. Peki, son günlerde sık tekrarlanan ‘Hibrit’ ne demektir. Bu konuda aslında belirli bir görüş ortaya çıkmış, niyet değil, somut veriler ile bunu tanımlamışlar bile. Bizim bu tanımdan uzak tutulmamız ise algılarımız ile oynanırken olmuş. Evet, içinde yaşadığımız bir savaşın adını koyanlar, elbette senaryoyu ve senaryoya uygun olarak karakterleri ve o karakterlere nefes verecek taraftarları da seçmiş. Tek suçları belirli coğrafyada ve belirli bir kültürün içinde doğmuş olan insanlar, gelecek beklentisini dahi yaratamadan birileri adına kendi vücudunu bombaya çevirip kalabalığın içinde patlatması. Peki bu eğitimden geçmiş nesil nasıl oldu da bu oyunun içinde bir figüre dönüştü ve kim için, hangi amaç ve nasıl bir düzen için kendisini havaya uçurdu ve neden belirli yerlerdeki kalabalık içinde buna hayat verdi. Savaşlarda önemli olan nedenler değil sonuçlardır, sonuçlardan kimler kazançlı çıkıyor ve kimlerin çıkarlarına hizmet ettiğine bakmak gereklidir, çünkü hibrit savaşlarında neden yaratmak çok basit ama sonucundan yararlanmak o kadar basit bir analizi ile ortaya çıkarmıyor. Karmaşık ilişkilerin olmasının en önemli sebebi taşeron olarak başkalarının kullanılması. Taşeron katiller ise kime hizmet ettiğine bakmadan, güdülenmiş bir şekilde kendisini canlı bombaya dönüştürüp patlatması. O patlama sonucunda hiç alakası olmayan birilerin de bu işten karşı çıktığını görebiliyoruz. Yani... Devamı

Kayıtsız ve basiretsiz!

2015-11-19 12:07:00

Kayıtsız ve basiretsiz!     Kayıtsızlığın ve basiretsizliğin hakim olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Kayıtsızlar ama rahatsızlar... Yapacakları güçleri var ama basiretleri yok! Her şeyin farkındalar ama seslerini kısıp izleyiciler. Gelecekleri için, kaybedecekleri kişisel kazançları için...   Kayıtsız ve basiretsizlerin çoğunluk olduğu yerde her mücadele kayıtsız izleyenler tarafından tepkisizce izlenir ve büyük çoğunluk günlük gezmeleri ve eğlenceleri arasında yapılanın farkına bile varmaz. Yapanlara itiraz edenler ve tepki duyanları ise maceraperest ve acı çekmeyi zevk haline getirenler olarak görürler...   Sürekli seçim yapmaya zorlanan biri, var olanın dışında başkasını seçeceğini farz etmek yaşadığı toplumun dışında yaşadığının ispatından başka şey değil...   Sürekli baskı yapanların seçim ile kazandığı bir süreci yaşıyoruz. Ne kadar güçlüyse o kadar iktidarda kalan ve her daim iktidarda kalmak içinde sürekli baskıyı ve baskı içinde fütursuzca harcama yapmaktan çekinmeyen bir erkin yaşadığı süreçte, sessizce olanlardan rahatsız ve sadece homurdanarak günleri geçiriyoruz…   Homurdanıyoruz, her şeyden rahatsızız!   Her şey gözümüzün önünde oluyor, üstelik hiçbir şeyi saklamaya ihtiyaç duyulmayacak şekilde… Ama çıkarlarımız bizim gördüğümüz şeyi fark etmemizi engellediğini, fark etsek dahi ‘çıkarımız gereği’ sessiz kalıp kayıtsız kalmayı tercih ediyoruz. Tercih ediyoruz, açık faşizmi bize zarar vereceğini düşünmediğimiz için... Hep ötekiler zarar görür ve bizim dışımızdadır…   Sessiz kalıyoruz, çünkü ... Devamı

Ankara garının önünde…

2015-11-13 10:20:00

Ankara garının önünde…   İnsan bedeni üzerime yapışıyordu. Benden kopanlar ise başkalarını üstüne. Beton rengini kırmızıya dönderirken, zemin karanlık olmuş, barut rengini betona vermişti. Etrafa yayılan kendi parçamı görüyordum, benim dışımda bir şeyler oluyordu ama benden kopuyordu bir şeyler.    Ankara garı önündeydim, soğuk ve ayazın hakim olduğu bir günde uzaktan gelen arkadaşlarımın sıcaklığı ile omuz omuza vermiş halaya durmuştum. Halay havada asılı duran ayazı ısıtıyor, gün henüz üzerimize yeni yeni vuruyordu. Güneş ısıtmamıştı hala, soğuktu, dost sıcaklığı arasındaydım.   “Bu meydan kanlı meydan” diyerek Ruhi Su binlerce yık ötesinden sanki bize sesleniyordu, aramızda olmayanlar bile halayımıza katılmış bizle birlikte slogan atıyordu. Her yer direniş olmuştu, yıllar önce olduğu gibi. Taksim meydanında ortaya çıkan bir pratikten üretilmişti slogan, gerçekten her yer direniş, her yerde özgür alanlar oluşmuştu. Özgürlük türküleri, özgürlük içinde yeni besteler çıkıyor dillere yapışıyordu. Direniş kendi müziğini yaratmıştı, kültürü kucaklaşma ve birbirine danışmadan bir işin ucundan tutmak olmuştu. Direniş kültürünü yaratıyordu, yeni insanına ilk dokunuşunu veriyordu. Parçalıyordu geçmişe ait olanı, yeniden oluşturuyordu.    Direniş parçalıyordu, yeniden yeniden oluşuyordu binlerce yıldır yoğrulan insan yeniden biçme giriyordu. Ankara garında bu sefer vücudum parçalanıyordu, ruhum ile birlikte. Yeniden biçe giremiyor, arkadaşımın kazağı üzerine bir nokta gibi etim saplanıyordu. Özgürlük türkülerimiz dillerimizden çıkmış barut kokusu ile havaya karışıyordu. Korkunçtu, korkun&cced... Devamı

Lobi mi, devrim mi?

2015-11-05 12:04:00

Lobi mi, devrim mi?   Kürt sorunu ülkemizin en zayıf noktasıdır ve bu zayıf nokta ülkede oluşan ve oluşmakta olan cepheleri ve kırımlarda belirleyici olmaktadır. Çatışmanın düşük yoğunluklu olmaktan sıcak savaşa evrildiği dönem sonunda yeninde düşük yoğunluklu çatışmazlık ortamının başlaması umut edilmektedir. Çünkü Kürt sorunun tarafları olan devlet ve PKK bu süreç içinde kendi ellerinin güçlendirmek için ara verilen (buzdolabına kalkan) dönemde masa başında yaşanan bilek güreşini açık alanda sıcak çatışmaya dönüştürerek, halk desteğini ya da desteksizliğini kanıtlamaya gitmiştir. Masa başında, ‘hani halk arkandaydı, hani güçlüydün’ diyebilmek için var olan tüm örgütlü yapıları susturmak ve dağıtmak adına baskısını artırmıştır. Düşük yoğunluklu savaş henüz sonlanmamıştır, çatışmazlık ortamı güçlerin masa başında yerleri alması ile başlayacaktır. Ama sorun çözümü basit bir yol değildir, Ortadoğu’da yaşanan her gelişme bu sorunun çözümünü daha da karmaşıklaştırmaktadır.   Her etnik mücadele ulus devleti için yapılan mücadeledir…   Ülkemiz ulus devletidir, anlamı homojen toplum yaratmak için içinde bulunduğu ‘öteki’ olarak görünenlerin toplum çoğunluğu gibi olmasını sağlamak adına, eğitim, ordu, emniyet, maliye, sanayi… vb devlet kurumları aracılığı ile baskı kurmak ve onu eriterek yok etmektir. Ulus devletin en önemli koşulu ya içindekini asimile edecek ya da mübadele yolu ile devleti olanı kendi devletine anlaşmalar içinde göndermek. Ulus devleti, belirli bir coğrafyada yaşayan, belirli bir bayrak altında olan her va... Devamı

Perdeler kapanırken…

2015-11-01 00:12:00

Perdeler kapanırken…   Tiyatro yaşamın üç boyutlu olarak sahnede canlandırmasıdır, üç duvar vardır sahnede ve duvar olması gereken yerde ise seyirci vardır. Oyuncular için bu olmayan duvar arkası dönülmemesi gereken yerdir, çünkü orada seyircisine duygusunu mimikler ile aktarırken yüzünün ve vücudunun oynadığı rolün içinde birer araç olarak kullanır.  Yaşamın bir aynasıdır ve yansımasını sahnede görür. Üstün Akmen “Ayna... İnsanın aynasıdır. İnsanı, insana anlatan bir sanat dalıdır.” der tiyatronun işlevi üzerine sorulan bir soru karşısında.   Tiyatro çok karmaşık ilişkilerin iç içe geçtiği ve her türlü aracın sahne üzerinde ve arkasında kullanıldığı ve değişik tekniklerin iç içe geçmiş halde seyircisine sunabilen bir sanat daldır ve o sunumların hepsi canlıdır ve hata yapmaya veya mükemmele ulaşmaya çabadır her sahnenin ışığı yandığında. İşte bu tatlı telaşın bir de ayrılmaz parçası vardır ki, ona eleştirmen denir. Tiyatro eleştirmeni olmadan daha güzele ve daha mükemmele doğru adım atamaz, eleştiri alkıştır ama tek alkış yeterli değildir, çünkü sahne üzerine yaşananları bir bütünden bakıp, öznel durumlarına kadar ince ayrıntısına kadar inceleyen gözler gereklidir. Dramaturgisinden, oyuncuların o sahnede ki performanslarına kadar. Sahne dekorundan, sahne ışığına… bir yönetmenin bütünü yakalayan gözü gibi eleştirmen de yönetmenin göremediği noktalara dikkate çekerek daha keyifli, seyri daha güzel oyunun sahnede hayat bulmasına katkı sunar. Aynı zamanda izleyicileri de eleştirmenler ister istemez yönlendirir, oyunun daha fazla sahnede kalmasına katkı sunar.   Sanat eleştir, eleştird... Devamı

Kötü kötüdür!

2015-10-29 09:23:00

Kötü kötüdür!   Ülkemiz uzun süre yaşadığı kırılmalarına yeni bir halka eklemekte ve sürekli kırılma yaşamaktadır, kısaca kaos ve krizden kurtulamadan yeni kaos ve krizlerin kucağına oturmakta ve çözüm yolu bulamadan olayların etkisi ve sarsıntısı eşliğinde savrulmaya devam etmektedir. Çöl fırtınası içinde kalmış kervan gibi günlük ihtiyacını yolda gidermeye çalışmaktadır ve çöl fırtınasının yaratmış olduğu tahrişten kervan içinde kalan her toplumsal katman etkilenmektedir.   Ülkemizin en önemli krizi ekonomiktir, liberal ekonomi karma ekonominin yaratmış olduğu çürük alt yapıyı iğleştirememiş aksine var olan çürük da olsa geri kalmış teknolojisinin üstüne yeni bir şey koyamadan ‘özelleştirme’ adına satarak ortadan kalkmasına sebep olmuştur. Uluslar üstü sermaye kendi çıkarına uygun olarak evrensel planlarını katı şekilde uygularken, değişik coğrafyalarda montaj sanayisini geliştirerek, her koşulda ulusların bu montaj teknolojisine bağlı kalarak kapitalist sisteme daha uzun bağlanmasını sağlamak için alt yapı oluşturmaktadır. Her hangi bir coğrafyada ‘devrim’ ile sistemden kopma olduğunda montaj sanayisinin teknolojisini elinde bulunduranlar için doğal olarak devrim ile kopanlar sisteme her hangi bir tehdit oluşturmayacaktır.   Devrim ile sistemden çıkanlar teknolojileri elinden alındığında ve sistemin dışına düştüğünde daha ağır kaos ve kriz ortamında kalmasına neden olacak ve ışıklar içinde camekanlı sokakların yerini karanlık hakim olacağı varsayılmaktadır. Bu karanlığa hiçbir yeni toplum dayanamayacak ve Sovyetler gibi geri dönecektir! Montaj sanayisinin değişik coğrafyalara yayılmasının en büyük nedeni uluslara üstü sermayenin bu öng... Devamı

Liberal bir yazı!

2015-10-23 14:35:00

Liberal bir yazı!   Liberal düşünce monarşiye karşı özgürlük ve adalet söylemleri ile doğmuş olmasına rağmen, tarihin garip bir cilvesidir ki monarşi ya da diktatörlük isteyenlerin yedek değneği olarak her daim sağ iktidarın yanında yer almış bir şekilde varlığını günümüze kadar taşımış bir düşünce ve hareketi temsil eder.   Liberal düşünce bir çok ülkede siyasi parti olarak varlığını korurken, bizim gibi geri kalmış ülkelerde liberal düşünceye sahip olanlar ve medyada etkisi olanlar siyasi parti içinde örgütlü olmak yerine özgür birey olarak dışarıda ülkenin iktidar partisine daha yakın olmayı seçmiş ve onun etrafına onun otokratik düşüncesi etrafında kenetlenmeyi seçmiştir.   Ülkemizde kendisine özgü tarih akışı sırasında liberaller arasında bölünme (çıkara dayalı ve bireysel tercihe göre) iktidar partisinin içinde çıkar çatışmasına bağlı olarak ayrışma yaşanmış olmasına rağmen, liberal düşüncenin çoğunluğunu temsil eden kesim iktidar ya da muhalefette olmasına bakmaksızın parası olanın ve güçlü olarak gördüğünün arkasında veya gölgesinde yaşamayı seçmiştir. İktidara bağlı hatta embedded konumunda olan liberaller kendi özgü gücü yerine başkasının gölgesinde özgürlük mücadelesi yapmayı seçmiş ve projeler ile kendisini ifade etmeye gayret etmiştir.    Bilgi en önemli metadır ve bu metayı elde etmek en değerli madeni çıkarmaktan daha pahalı ve risklidir. Bu riski en alt düzeye indirmek için soğuk savaşı sonrası emperyalist ülkeler yeni dünya düzeni verdikleri zaman döneminde proje adı altında yeni bir uygulamayı hayatın her alanında... Devamı

Biz öldük!

2015-10-18 12:48:00

Biz öldük!   Ankara katliamında biz öldük, öldürüldük. Vahşi bir cinayete kurban gittik. İslam tarihinin en kanı katliamı olarak geçen Kerbala olayının başlangıcına denk gelen günlerde vurulduk. Susuz kalmadık, çölde değildik ama Ortadoğu olan ülkemizin tam göbeğinde havaya uçurulduk, üstelik içimize kadar giren canlı bombalar sayesinde.   Her şeyin bilindiği ve gözler önünde olan olay sonucunda yüzden fazla canımız toprak ile buluştu, bir o kadar canımız hastanelerde şifa bekler konumunda. Bu göz göre göre bir katliamdı, canlı bombaların aramıza katılıp patlamasına olanak sunan ise hepimizin bildiği ve Suriye savaşının başlangıcından sonra ilk katliamda (Suruç) rol oynayanlar olduğunu hepimiz ismimiz gibi biliyoruz.   Cümleleri yuvarlamadan, köşeli vurgular yapmadan somut bir durum var, öldürüldük! Hepimiz kurbanız ölüm karşısında. İçimizde patlayan bombaya karşı savunmasız, tedbirsiz ve o kadar bilgisizdik. Kafamızdan aşağıya doğru giydirilen çuvalın içinde olayların akışına göre tepkiler verir konuma dönüştürüldük. Anlık tepkiler, anlık duygusal yorumlar, anlık bakışlar ve anlık taraf konumun da olmamız bizim tercihimiz değil, bizi yönetenlerin, biçimlendirenlerin oluşturmuş olduğu gündem değişiklikleri arasında algılarımız ile oynayanların başarısı olarak bizler canlı bombanın olduğu yerde duruyorduk. Patlayan bombanın gelişim sürecinde değildik, sonuçtuk!   Bomba ayrım yapmadan bizi öldürmüştü.   Ankara’ya gidenler homojen bir topluluk değildi. Her renkten, her görüşten, her kültürden ve örgütlenmiş cahilliğe karşı tepkili olanların toplandığı bir etkinlikti. Çağrıcıların kim olduğu... Devamı

Profesyonel!

2015-10-15 10:35:00

Profesyonel!   2009 yılında devlet tiyatroları sahnesinde seyircisini selamlayarak başlayan Duşan Kovaçevic’in yazdığı oyun bugün dahi salonu doldurarak seyircisini selamlamaya devam ediyor.   Peki, bu oyun neden uzun zamandır sahnelerde ve oyuncular her oyunda aynı performansı gösteriyor? Ben 6. sezonda gidip oyunu izleme şansına sahip oldum, oyuna girerken bu kadar ilgi gören bir oyunun neden ilgi gördüğü konusunda kafamda sorular ve kendimce bulduğum cevaplar içinde girdim. Çünkü oyun hakkında daha önce okuduğum (ki ben hiçbir oyuna önceden hazırlanarak gitmem, bağımsız bir göz ile oyunu izler, sahne düzeni içinde oyuncular ile seyircinin tepkisini gözlemler ve sonra eğitimin bana vermiş olduğu ön yargılar içinde oyunu irdelerim. ) bir çok makalede ‘harika’, ‘mükemmel’, ‘mutlaka izlenmeli’ cümleleri okumuştum. Bu kadar övgü alan ve oyuncuları ödül almış bir oyunu yıllar sonra ‘artık artık yeter, başka oyun oynamak istiyorum!’ ruh hali oturmuşken izleyeyim dedim! Ama beklentimin dışında sanki ilk oyun oynar gibi heyecanlı, hareketli, eğlenceli, zaman zaman hüzünlendiren, kahkahanın eksik olmadığı bir oyun ile karşılaştım. Ön yargılar ile gidilen her yol mutlaka sizi şaşırtan, ön yargıları kıran bir şeyler ile karşılaşırsınız, ki ben oyunun ilk ışığı açılırken duygusal olarak o beklentileri ortadan kaldırdım ve hiçbir şey okumamış, duymamış gibi kendimi oyunun havasına bıraktım. Bu benim bir tercihim, çünkü hangi oyuna gidersem gideyim oyunun bana vermek istediği hava içinde eğlenmek, hüzünlenmek ve anı yaşamak istiyorum, dışarıda başka hayat akarken birkaç saatimizi belki dakikalarımızı kendimiz için kullanma hürriyetini kullanalım! Bir küç... Devamı

Acıyı kelimeler tarif edebilir mi?

2015-10-12 15:45:00

Acıyı kelimeler tarif edebilir mi?   Benim bildiğim kadarı ile hiçbir kelime acıyı tam olarak anlatamaz, hiçbir ses acının gerçek sesi değildir. Derinlerden gelen bir kırılmanın sesi başlangıçtaki gibi sade değildir, yıkarken ulaştığı ses artık farklıdır.   Yıkıntılar içinde duygularım, yüreğim kanıyor, kanın acısını hissediyorum. Ankara sabah serinliğinde kan deryasına büründü, iki ayrı patlama sonunda. Katil kim, kurban kim diye soramadan, henüz soru sormak için saniyeler bile geçmeden üzerimize düşen tazyikli su ve gaz bombası. Ankara kan deryasına dönerken kanın üstünü örtmeye çabalayanların çabalarına şahitlik ettik.   Gözlerimin su kanallarını hiçbir baraj tutamadı, içten ve derinden gelen gözyaşlarım önüne ne geldiyse dışarıya akıttı, önüne geleni parçaladı, kattı, önüne alıp sürükledi. Gözyaşım acımı tarif edebilir mi, sanmıyorum. Acının tarifi olmaz, olamaz. Yaşanır. Binlerce yıldır, insan ilk defa ehlileştikten sonra acıyı yaşadı ve acının ne olduğunu öğrendi ki, acı çektirerek toplumu düzenledi, korkuyu yaydı, büyüttü. İlk defa insan kendisini ehlileştirdi, sonra otu ve bazı hayvanları. Ehlileşen hayvanlar ve otlar bizi değiştirdi. Onlar ile birlikte değiştik, acı ile büyüdük, acı ile geldik bu günlere.   İnsan ilk defa hayvanı ehlileştirdi, ehlileştirdiği hayvanlar sayesinde günlerce otaklarda sürüler peşinde koşmadı. Onlar için çitler oluşturdu, korudu. O hayvanları ehlileştirirken kendisini ehlileştirdiğinin farkında bile olmadı. Farkına varanlar zengin oldu ve diğerlerini yanında karın tokluğuna çalışan işçi yaptı.   İnsan ilk defa otu ehlileştirdi, buğdayı buldu. Buğdaydan kışlık ekmek üret... Devamı

Muhalefet olmak!

2015-10-08 09:41:00

Muhalefet olmak!   Muhalefet olmak kaderimiz midir, yoksa bizim de gizliden gizliye istediğimiz bir durum mu?   Soru ancak bizim gibi bir ülke içinde anlamı olur, aksi halde başka ülkelerde sol iktidar yürüyüşü içinde ve zaman zaman da olsa iktidara gelip tarihin gidişine etki etmektedir. Ülkemizde sol ne zaman iktidara gelse kontrgerilla onun iktidarı döneminde toplu katliama yol açan eylemlere imza atmış ve iktidarı aciz göstermiştir. Kanları yerde kalmayacak sözü her daim söz olarak kalmış, sorunun arkasına ve cinayetin senaryosunu yazanlara kadar ulaşamamıştır. Bugün dahi bir çok faili meçhul cinayetin arkasında bu takipsizlik ve kanıt eksikliğini görmekteyiz. Eğer birkaç cinayetin gerçek failleri ortaya çıkarılmış olsaydı bugün dahi işlenen cinayetler bu kadar pervasız ve göz göre yapılabilinir miydi?   Sol, bu cinayetlerde aslında mazlumdur, fakat öyle bir algı operasyonu içinde ve propaganda sonunda ölen suçlu katiller kahraman olarak anılır olmuştur, algılanmıştır. Tarih yazıcılar bugünleri anlatırken resmi söylemin dışında söz söylemediği, bulvar gazetesinin oluşturmuş olduğu algılar ile doğruları ve gerçekleri olduğu gibi değiştirdiğini ancak olayları bire bir yaşayanlar bilebilir, büyük çoğunluk yalana yalan diyecek ne bilgi birikimi ne de kırpıntısına sahiptir.   Ülkemizde solun genel bir duruşu var, sürekli muhalefet olmak!   Her toplumsal kırılış sürecinde solun konumu muhalefette iktidarı eleştirmek şeklinde olmuş gelmekte olana karşı tutum sergileyemeden olayların içine düşmüştür. Aslında Bülent Ecevit’in yıllar öncesinden söylediği ve yargılandığı sözde ki gibi bizler sadece seyirciyiz ve sahada oynanan oyuna mü... Devamı

Kan iştah açıyor!

2015-10-01 10:47:00

Kan iştah açıyor!   Ortadoğu ülkesi bataklığında yaşanan / yaşanması muhtemel olaylar çevre ülkelerde yaşanıyor ve yaşanmaya da devam edecek, çünkü Ortadoğu için birileri tarafından biçilen rol yaşananlara uygun şekildedir. Orada yaşayanlar bu biçilen kaderi bilinçsiz bir şekilde yaşamak zorundadır, çünkü onlar özgür dünyanın yaşadıklarını ancak ekranlara yansıyan ışık süzmesi kadar bilebilmekteler.   Ortadoğu kan ile tarihini ve geleceğini şehir devletlerin kurulduğu günden bu güne kadar yazıyor. Kan Ortadoğu ülkelerinin günlük olarak solumak zorunda olduğu bir koku konumundadır, kanın kokusu sokakları, meydanları ve pusuya yatmış bir geçitte sürekli kokmakta ve çevreye yayılmaya devam ediyor.   Ortadoğu’dan uzaklaşmamız (1923) tarihimiz içinde çok yenidir, aynı alana bugünlerde hızla yakınlaşmaktayız (1980).   Ortadoğu ülkeleri gibi gözükmeye başladık uzaktan bakan biri için. İçinde yaşadığımız ülkenin nasıl göründüğünü uzaklaşmadığımız sürece pek farkına varamıyoruz, sanki batıya aitmişiz gibi davranmaya, batının normlarının ülkemiz içinde olması gerektiğini düşünmeye devam ediyoruz, fakat yaşadığımız son otuz yıl içinde batıdan çok uzakta, ılımlı İslam politikasının sonuçlarını yaşar konumuna geldik.   Suriye konusunda iktidarın tutumu, tipik Ortadoğu ülkesinin liderlerinin tepkisi olduğunu düşünemiyoruz, bize iktidar erkinin kafasının karışık, yeni Osmanlı rüyaları görüyor hezeyanı içinde olayları yorumlamaya çalışıyoruz. Aslında bizler coğrafyamızın büyük parçasına uygun bir tercihin içinde yaşadığımızın pek farkında değiliz. İktidarın niyetleri ve a... Devamı

Antifaşist mücadele!

2015-09-12 23:50:00

Antifaşist mücadele!   Türkiye solu tarihi bir çok açıdan aslında çok iyi araştırılmış ve üzerinde tartışılmış değildir, genel doğrular vardır ve o doğruları doğru olarak kabul ederiz… Biraz ayrıntıya girdiğimizde ise bir çok bilinmez ile karşılaşırız.  12 Eylül öncesi ve 12 Mart sonrası Türkiye solu nasıl oldu da örgütlülük yapısının üstünde kitleye ulaştı ve onları yönlendirdi? Sorunu bugün dahi sormaktayız, çünkü sol bir daha o gücüne kavuşmadığı içinde bu soruya verilecek yanıt önemini koruyacaktır. Her kişinin durduğu yere göre elbette doğruları ve tezleri olacaktır, duruş noktası homojen olmayan tarihi kendi doğrularını doğuracaktır. Öncelikle benim durduğum noktayı tarif ederek bu olaya nereden baktığımı kısaca anımsatmakta fayda görüyorum, çünkü sübjektif yanıtlar her daim tartışmaya açık olacaktır ve doğrunun bir tarafını tarif etmiş olacağız. Yenilmiş bir solun, henüz üzerinden travmasını atamamış, dağınık ve örgütlü duruş yerine örgütlüymüş gibi davranan ortak geçmiş ve doğrularımızın olduğu yerden bakıyorum. Her birimizin tarihte rol aldığımız yerin bir aidiyet duygusu vardır, o duygu bugün birbirimize yakına ama o kadar da uzak tutmaktadır. Çünkü yaşadığımız günlük olaylara bakışımız ve tepkimizin zaman içinde farklılaştığı ve bu farklılığın yaratmış olduğu güvensizlik bizim bugün ki sorunlarımızın temelindedir. Sol tarihimizin en kitlesel halini 71 muhtırasından ve sol liderlerin öldürülmesinden sonra yaptı. Peki, bu kitleselleşme nasıl oldu da örgütlü gücü aşan boyutta oldu? 71 askeri darbesi 60 darbesinden bağımsız değildir, her olayın bir önceliği vardır, o öncelik bizim ... Devamı

Artık havalar kararmasın!

2015-09-07 14:05:00

Artık havalar kararmasın!   Havaların kararmasını istemiyorum, ne zaman hava kararsa bir yerde kan toprak ile buluşuyor... Hava kararıyor, önce silah sesleri sessizliği bozuyor, arkasından bir bomba… Uzaktan bir yerde bir çocuk son nefesini veriyor. Tekbir sesleri ile zafer çığlıkları atan özel harekatçılar. Bayrak edebiyatı, bayrak altında bir tabuta sarılmış bayrak. Bayrak için ölenler, öldürenler. bayrak dediğinizde bir bez parçasının üzerine yapılmış baskı renk... Onun ile verilen hakimiyet imajları. Ben buraya hakimim diyerek dikilen bayraklar ama bir cenaze evine bayrak dikilmez asılır. Orada çığlık gökyüzü ile buluşur. Gün ağarmıştır ama kimse günün ağrıdığının farkında olmaz. Kana kan intikam sloganları. İçerik aynı dilleri farklı... Sonra yine karanlık, yine silah sesleri, ölümler... Yılanlar bile artık çıkamaz olur saklandığı yerden, ne engerek vardır ne de akrep. Onlara da artık gerek yoktur, doğa çürüteceği eti bulmuştur... Kan ile sulanan yerde ne ot biter, ne yaşam... Her karışını kan ile suladığımız bu vatan bizim! İçerik aynı diller farklı... Bir arada yaşayamayanlar bir biriniz boğazlarken, onların kullandığı kurşun üreten fabrikanın sahibi kasasına giren dolarları saymakla meşguldür... Havalar karardı mı, birilerin iktidar koltuğu için insanları nasıl öldürülebileceği toplantısının hayatta uygulamasına şahit eder olduk. Rejimi seçim ile değiştireceğim, ben hep lider kalacağım diyerek ortalığa emir yağdıranların kamuoyunu etkilemek için ölümü bir seçim çalışması olarak kullandığına şahitlik eder olduk. Hava karardı mı savaşın olmadığı yerlerde hangi bara gidip kafa dağıtayım diyenlerin şen şakrak seslerini duyar olduk… Bazı bölgele... Devamı

Savaşı durdurun!

2015-09-04 21:37:00

Savaşı durdurun!     Mülteci sorunu ancak savaş bittiğinde ortadan kalkar, savaş olduğu ve devam ettiği sürece mülteci kavramı ile yakinen tanışacağız. sokaklarımız, şehirlerimiz, parklarımız savaş kaçkını insanlar ile dolması, el açan insanların her an size anlamadığınız bir dilden bir şeyler söylemesi başlarda şaşırtıcı gelecek ama zaman içinde kanıksayacağız. Çünkü savaş olan ülkeden gelen insanlar sınırları aşarak kendilerini daha güvenli ve yaşayabilecekleri ortam ararlar, gittikleri ülkenin içinde yaşayacakları alan yaratırlar ve yaşarlar. İnsan için her şeyin önünde önce yaşama hakkıdır, daha sonra seyahat, çalışma, eğitim alma… kısaca insan haklarında yer alan her hak mülteciciler içinde talep edilmeye başlar. Çünkü artık onlar geçici değil, savaşın uzamasına göre kalıcı, hatta bizden birileri de olabilirler. Savaşlar biter ama mülteci yaşamı göçmen yaşama dönüşür ve kendi dünyaları içinde etnik oluşan bir pazarın içinde yaşamaya devam ederler. Hatta ileride gelecek olan mültecilileri büyük olasılıkla istemeyecekler, tırnakları ile kazdıkları serveti paylaşmak ve yaşam standartlarını düşürmek istemeyeceklerdir. Bir ülkede yabancı düşmanlığı mülteciciler ile ortaya çıkmaz ama artar, bu artış dönemleri olağanüstü koşulları temsil eder. Bu koşullar içinde gelen her mülteciye karşı yerli halk kadar göçmen halkta düşmanlık besler ve yaşadıkları ülkeden gitmelerini isterler.  Düşman görünürken, düşman görmeye başlar göçmenler… Savaş artı değer olan her yerde vardır, o yüzden savaşın tarihi insanlığın artı değer üretebildiği zamandan beri vardır. Zenginliğin olduğu y... Devamı

İçim daralıyor…

2015-09-02 14:38:00

İçim daralıyor…   Suriye’de savaşı başlattılar, sahillerimize artık çocuk cesetleri vurmaya başladı. Sahile vuran çocuk cesedine içimiz acıyarak bakmak zorundayız, yaşanıyor... Sahillerimize kaç çocuk vurdu belli değil... İzliyoruz... Ruhumuz daralarak... Yalanlar ile çevrili olan yaşam alanımızda artık vahamız ve sığınacağımı yerde kalmadı... Mülteci yolda ölüyorsa, birisi bunların üzerinden para kazanıyor demektir... Batan ülke ekonomisine, çöken turizm sektörüne taze kan olsun diye büyük olasılıkla lüks otellerin limanlarından batıya botlar kaldırılıyordur... Artık hangisi gerçek, hangisi yalan bilemez olduk ama tek bildiğim sahilimize çocuk cesedi vuruyor, ellerimiz bağlı sadece ama sadece izliyor ve gözlerimiz kapatıyoruz... Bizim çocuğumuzun başına gelmemesi için belki dua ediyoruz... Savaşta bir koyup üç alayım diye düşünenler, ölenleri birer rakam olarak görme eğilimindedir. Orada bin insan ölmüş, milyon insan ölmüş onların umurunda değil. Irak işgalinden bu güne kadar Irak denen ülkenin topraklarında kaç milyon insan öldü, kim hissedebildi savaşta ölenlerin yakınlarının acısını, bizden uzaktı ve ekranlardan Bağdat’ın vurulmasını izlerken yılbaşı partisi yapılıyor diye bakanlarımız oldu. Patlayan her bombadan bir çocuğun ödü patladığını, her annenin ağıtlar ile zılgıt çektiğini kimse duymadı. O cinayeti bir sağır, bir kör duydu, bizler sadece gülerek ekranlardan baktık. Hissetmedik, işgalin neler getirebileceğini. Duyumsayamadık, işgal edilen ülkede acılar içinde yaşanan gerçekleri. Ülkenin diktatörüne verdiler gazı, attılar başka ülkelerin topraklarına, sonra iktidar gücü... Devamı

Bağcıyı dövmek ya da Levent Üzümcü’yü işten atmak!

2015-08-26 21:13:00

Bağcıyı dövmek ya da Levent Üzümcü’yü işten atmak!     Levent Üzümcü çalıştığı tiyatrodan atıldı ama çalıştığı kurumun haberi yoktu! Bu cümle bir çok ülkede anlamsızdır ama bizim gibi 'gelişmekte olan ülke'ler için doğal ve hatta sıradan bir olaydır. Çünkü bizlerde gece ve sabaha karşı baskınlar ile bir çok insan bilinmeze gitti ve bir çoğu o karanlık dehlizlerde kayboldu. Bir çoğu karanlık dehlizlerden hiç görmediği, bilmediği yerlerde yapılan eylemlerden suçlu bulundu, bir bölümü idam edildi, bir bölümü ömür boyu hapse mahkum oldu. Önemli olan toplumun temiz görünebilmesi için suçluyu bulmak ve mahkum ederek, suç kalkmış olur ve bir daha kimse o suçu ve suçluyu anımsamaz bile!   Levent Üzümcü, Gezi Direnişi sırasında ve sonrasında ismi öne çıkan ve muhalif duruşu ile iktidarın hedefinde olan bir kişi. Onun cezalandırılması aslında simgeseldir, verilen mesaj başkasınadır. Gezi direnişi henüz olaylar olurken bir tiyatro sanatçısı ve Oyuncular Sendikasının başkanı ülkeyi terk etmek zorunda kalmış ve o günden beri ülkesine gelememiş ama sahnelerde yerini korumuştur. Mehmet Ali Alabora sürgündedir ama bu sürgün de resmi değildir. Gezi Direnişi var olan iktidarın çöküşünü miladi olarak belirleyen tarihleri işaret eder. O güne kadar muhalefetsiz sorunsuz olarak yürüttüğü politikaların açıkça karşı konulduğu ve aslında memnun gibi gözüken çoğunluğun memnun olmadığının simgelediği günlerdir. O günlerde bir çok sanatçı da gençler ve işçiler ile birlikte alanlara çıkmış ve dayanışmanın çok y&o... Devamı

Yuvarla gitsin!

2015-08-19 10:53:00

Yuvarla gitsin!     Köşeli ve kesin sonuç bildiren cümleler 12 Eylül’den sonra pek görülmedi, sanırım bunda en önemli etken yenilgidir. O güne kadar söyledikleri ne varsa yenilgi ile çürümüş ve hayatta karşılığı pratikte olmadığı içindir. O günlerden ders alanlar ondan sonra köşeli cümle kurmak yerine yuvarlayarak cümleler kurmuş ve belirsiz bir geleceğin bulanıklığı içinde her cümle birden fazla anlama gelecek şekilde kelimeler cümle içinde düzenlenmeye özen gösterilmiştir.   12 Eylül’ün ilk yıllarında bu işte en çok daha sonraları liberal adını alacak arabesk sol yazarlar başarılı olacaktır. Kül tablalarında biriken sigara ve külleri ile sola çakan romanlar piyasada en çok satan kitaplar listesinde yerini alırken, gelmekte olanın da ilk habercisidir. O liberal yazarlar ileri ki dönemde iktidarın daha da güçlenmesi için yedek değnek olmaktan öte işlere isimlerini yazacaktı. O yazarlar aynı zamanda bir çok yenilmiş ve yenilgiyi ruhuna kadar işleyenler içinde örnek insanlar olacak ve onlar hakkında konuşanlar ile kavgaya kadar götürecek savunma içinde olacaklardı. Taraf olmayan bertaraf olur!   Yenilgi, keskin ve karar belirten cümleleri ortadan kaldırmak ile yetinmemiş, her cümleyi yuvala gitsin, çünkü yuvarlak cümlede önemli olan cümleyi okuyan ve duyanın bulunduğu konuma göre anlam yüklemesi ve öyle anlamasıdır. Bu durumda kimse itiraz edemeyeceğine göre her daim haklı ve ben daha önce söylemiştim hakkını içinde barındıran bir doğruluk gizlidir.   İktidar mücadelesi yapanlar artık iktidardan çok uzakta ve hayat kavgasında ayakta kalma mücadelesi içinde... Devamı

Seçim mi, referandum mu?

2015-08-08 09:34:00

Seçim mi, referandum mu?     Ülkemiz yakın tarihi içinde kırılma noktası olan 12 Eylül’den bu yana onun yaratmış olduğu bir çok kırılma yaşadık ama hiç biri sistemin ve rejimin yönünü değiştirmeye yetmediği gibi, darbe sonrası planlanan yolda daha istikrarlı bir şekilde yol almaya devam ediyoruz. 12 Eylül rotasını Ortadoğu bataklığına ve dinlerin çatışma noktası olacağı BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) içinde yer alacak şekilde evirildik. Bu evirilmemizde iç dinamiklerden daha çok dış dinamiklerin istemleri ve yönlendirmesi etkili olmuştur. Dış dinamikler ülkenin yeniden düzenlenme süreci zamana yayarak ve sinsice var olan rejimin tabanını boşaltı, obruk tabanı gibi 12 Eylül karanlığına bizi bırakıverdiler. Ülke delikten aşağıya bırakılırken, yerini ikame edecek olan yeni bir devlet yaratılma süreci yaşadık. Bu sürecin içinde devletin koruma mekanizmalarının tek tek zayıflatılması ve yerine yenilerinin ikame edilmesi sürecini olayları izlerken farkına bile varmadık. Susurluk geçmiş ile hesaplaşma olarak önümüze konulurken, aslında gelmekte olan için açılan bir yol olmuştur. Bugün kazaların artık içeriğine değil, kaç kişinin rakamsal olarak bilgisine sahibiz! Kazaları kimler yapar sorgulamak yerine, kader çizgimizin falına bakar gibiyiz! Ülke olarak ve geleneğimizde yer alan birikimlerimiz bizlere kazalardan ders almamayı öğretmiştir. Bir birine benzer kazalarda binlerce insanımızı kaybederiz ama önlemi dışarıda her hangi bir ülkede alınmasını ve bize dayatılmasını bekleriz. İç dinamiklerimizin tarih çizgisi içinde verilmiş rolleri iyi bir şekilde oynayan oyunculardan oluşmaktadır. Her ne kadar ellerinde senaryo bölüm bölüm verilmiş olmasına rağmen, bazı oyuncula... Devamı

Dördüncü güç!

2015-08-01 15:50:00

Dördüncü güç!   Toplum dinamikleri arasında güçlere rakamlar verilmiştir. Dördüncü güç olarak İngiltere’de bir görüşmenin halka sızdırılması ile basına dördüncü güç olma payesi verilmiş ve siyaseti denetleyerek sistemin çalışması için önemli bir işlevi de üstlerine bırakmıştır. Dördüncü güç olma yolunda ilk adımı atan amatör muhabirler o dönemde yakalanıp idam edilmiş ama gerçeklerin üstünü örtememiştir. Ülkemizde ise medya dördüncü güç özelliğini gösteremeden silinmiş ve embedded yapıya dönüşmüştür, o yüzden medyanın gücünü temsil eden rakamı başka bir güce devretmek istiyorum! Ülkemiz resmi olarak kurulduğundan bu yana sürekli çatışma koşulları içindedir. Devlet geleneğini Osmanlıdan olduğu gibi alan devlet yapımız yeni isimlendirme ve yeni özneler ile geleneği olduğu gibi sürdürmüş ve çatışma koşullarına özgü devlet kendisini korumak için çeşitli önlemler almıştır. Ülkemizde çatışmaların kökeni her daim devlet mekanizmasının koruyucu unsuru olarak görülen jandarmanın tarihi (1836’den başlar) kadar ve daha da gerilere kadar giden eskiliği söz konusudur. Siyaset sahnesine giren ve çıkan özneler toplum içinde önemli bölünmenin parçası olabildiği gibi aynı zamanda nedeni de olabilmektedir. Toplumsal yapımızda fay hatlarının temelinde ve yeni fay hattının oluşmasında bireylerin önemi tebaanın kul olmasından kaynaklanıyor olabilir. Çünkü tebaası kul olan toplumlarda birkaç birey toplumu düzenleyebilmekte ve gerek gördüğünde toplum içinde var olan farkl... Devamı

Yine kazacağız, yine kaçacağız!

2015-07-18 12:07:00

Yine kazacağız, yine kaçacağız!   12 Eylül sürecinin anlatılmayan yönleri hala var ve yaşadığımız süre içinde de sanırım olmaya devam edecek, çünkü yaşayanlar yaşadıklarını içlerinde yaşatırken, dışarıya en devrimci eylemi yapmaya devam ediyor. Gülümsüyorlar!   İşkencenin her türlüsünü, acının en derini, sistematik olarak uygulanan algı yönetimin en disiplinini yaşamış olanlar, özgürlüklerini göreceli olarak kazandıktan sonrada hala geçmiş ile olan hesaplaşmalarını yapamamış. O günlerin acısını gülümseyerek anımsamaya ve en zor koşulda kurulan arkadaşlıkların, yoldaşlıkların zaman içinde nasıl dağıldığını ülke ve evren sathına yayıldığına acı acı gülümseyerek dudaklarından dökülüyor, bazen anı kitap olarak karşımıza çıkıyor.   12 Eylül karanlığında en karanlık nokta olan cezaevlerinde yaşananların bir bölümü gün ışığına çıkmıştır. Anılar yaşananları süzerek ve acıları tam da olmasa yansıtır şeklindedir. Mamak, Diyarbakır, Metris gibi isimler öne çıkarken, sanki öte cezaevlerinde bir şey yokmuş gibi algılanır. Türküler, Müze tartışmaları, örgütlerin ‘şeflerinin’ yaşadıkları yerlerde yapılan destansı olaylar dışında sanki ‘öteki’ yerlerde yaşananlar hiç olmamış gibi üsten geçilir.   Karadeniz, Akdeniz devrimcilerini aynı işkence odasında buluşturan davalar, hücreler ve o sürece giden yolda yaşananlar anılar ve ortak kitaplar içinde yerlerini almaya başladı. Elbette yaşayanların önemli bir bölümü yaşadığını anlatacak kadar edebili dili olmaz, acının bırakmış olduğu izler ve travmalar bile yaşananları anlatamayacak şekilde olabilir. Fakat 12 Eylül kırılması zaman ge&cce... Devamı

Çocuklar katil olmasın!

2015-07-16 12:45:00

Çocuklar katil olmasın!   Çocuklar, çocuk gibi büyüme hakları ellerinden alındığının farkında bile değiller. Çünkü çocuklar hangi zaman içinde ve kime hizmet edeceklerini bilemeden hormonlu bir şekilde ve de doğadan uzakta büyümeye devam ediyor. Çocuklar beton binaları arasında ekranlar karşısında büyürken, hangi siyasinin gelecek perspektifine hizmet edeceğini bilemeden, ekran içinde savaş oyunları ile zamanını öldürürken, birey olarak odasından çıkmadan yaşamaya devam eder.   Çocuklar hangi ülkede ve hangi coğrafyada büyürse büyüsün, savaşın dolaylı ya da direkt ilişkisi içindedir. Geri kalmış ve bugün üçüncü dünya savaşının devam ettiği coğrafyalarda çocuklar oyun aracı silahların bıraktığı kovanlar ve kurşunlardır. Büyün hayal dünyasını savaş ve kan belirlemektedir. Eğer olanak bulursa Hollywood yapımı savaş filmlerinde kahramanlar gibi olmayı hayal eder! Yenilemeyeceğini ve kötü olanları öldüren bir kahraman!   Gelişmekte ve gelişmiş ülkenin çocukları ise bilgisayarlarına indirmiş oldukları ya da canlı olarak bağlandıkları oyun sitelerinde savaş sanatının inceliklerini öğrenirken, çizgi filmler aracılığı ile ölmenin bir oyun olduğu imajı içinde büyür. Silahşorun gözü ile keskin nişancı olarak düşmanı öldürür. Hatta bir çok oyun gerçek savaş sahnelerinden ve gerçek düşman olarak görülen askerlerin kıyafetleri ile oluşturularak hayat ile bağ kurulması sağlanır. Büyük Amerikalı işgalci güç askeri düşman gördüğü Afgan, ıraklı, ya da Ortadoğu ülkesinden birini hiç vicdan acısı duymadan öldürür.   &Ccedi... Devamı

Vestel, bir global firma mıdır?

2015-07-06 13:06:00

Vestel, bir global firma mıdır?   Türklerin övünç duyduğu firma sayısı dünyada pek fazla değildir. Nedeni ise teknoloji alanında ve pazarlama ve satış sonrası hizmet konusunda yeterli olumlu tecrübelere sahip olmamalarıdır, olanların ise bir elin parmak sayısı kadar olması şaşırtıcı değildir. Fakat bütün bu gerçekliğe rağmen dünya zenginler listesinde Türklerin yer alması şaşırtıcı ve onların gelirlerinin kaynaklarının her daim sorular altında kalmasına sebep olmaktadır. Yasalara, piyasa koşullarına uygun, bir marka olmuş firmalar evrensel olarak tanınmakta ve her ülkede kendisi için çalışan yan firma kurmuş ve yönetmektedir. Ulus devlet anlayışının bundan kırk yıl önce büyük değişime uğramasına sebep olan da işte bu piyasa koşullarının devletler üzerine yapmış olduğu baskıdır. Firmaların müşteriye yönelik hizmetleri; üretim ile sınırlı değil, üretimden ve çöpe kadar gidiş süreci içinde her basamakta oluşan tüm sorunlara çözüm getirmek ile yükümlüdür. Bu yükümlülük elbette yaşadığımız tecrübelerin ve tüketici mahkemelerin almış olduğu kararalar ile paralellik gösterir. Evrensel firma ile merdiven altı üretim yapan firma arasında ayrım işte buradadır.  Uluslar arası bir firma her türlü üründen ve tüketim alanında oluşan her türlü sorundan sorumlu olduğunu bilir ve ona göre tavır alırken kurumsal yapısını oluşturur. Bir çok otomobil firması hatalı ürettiği küçük bir parça için tüm otomobillerini servislerine çağırıp, o parçasını değiştirecek kadar olgun davranması diğer alanlar içinde geçerli olduğunu gözden uzak tutmamamız gereklidir. Kısaca bir firmanın gerçek anlamda marka olabilmesi i&cce... Devamı

Dinciler biat etme özgürlüğü için mücadele eder!

2015-06-30 14:03:00

Dinciler biat etme özgürlüğü için mücadele eder!   Dine inanalar ile dinciler arasında uçurum vardır, gerçekten inanlar gösteriş için meydanlara çıkıp kendi inancını ranta döndürmeye çalışmaz, bütün geleceğini bu dünyanın nimetlerine değil inandığı geleceğe ve Allah'ın buyruklarını yerine getirmeye adar. İnandığı yola uygun dünya nimetlerini israf şeklinde tüketmek ve gözü açlar gibi doymaz şekilde mal varlığına döndürmez, çünkü inanan paylaştıkça insan olacağını bilir ve dini bilgisini ve yüreğine fiyat biçmez. Dinciler, dini söylemler ile her şeyi kendi kişisel çıkarları için kullanır ve oradan elde ettiği geliri amaçları doğrultusunda kullanır. Dincilerin hakim olduğu siyasi yapılar tarihler boyunca iktidara gelip gitmiştir ama dincilerin hakim olduğu rejimlerde başka bir şeylerin yaşama şansı yoktur, homojen inanç uğruna öteki olanları yok eder ve dini söylemler içinde özgürlük alanı bırakabilir. İran örneğinde olduğu gibi dini rejimler içinde de laik bir düzen olabilir ama Hz. Muhammed sonarsı gelen tüm dinlere acımasız ve sorgusuz yok etmek için elinde ki tüm olanakları kullanır.   Dinciler ile dini söylem ve dini referanslar ile mücadele edilemeyeceğini Fransız devrimi bize anlatır. Fransız devriminde din dışında söylemler ile halk iktidara gelmiş ve dini olması gerektiği yere çekmiştir. Bugün Avrupa devletlerinde dini siyasi partiler yer almasına rağmen, hiç biri kendi inancını devlet içinde dominant olmasını ve dini kıyafetlerin devlet kurumlarında kullanılmasını savunmaz...   Din, insanlığın karanlık zamanlarının siyasi iktidarıdır...   Bu bilincin bizde oluşabilmesi için öncel... Devamı

Öncelikler yaşamda duruşu belirler!

2015-06-29 11:23:00

Öncelikler yaşamda duruşu belirler!   İnsanın yaşam kavgasında bazı şeyleri öncelikli görür ve o önceliklere göre duruşunu belirler. Kişisel tarihimiz içinde bir çok karmaşık olay içinde kendimize göre bazı şeyleri öncelikli olarak alır ve bazı şeyleri görmezden geliriz. Somut olaylar içinde somut duruma göre adım atarken bazı gelişmeleri görmezden gelip, hatta müttefik görüp işbirliği içinde önümüze gelen sorun ile mücadele ederiz. Her sorun özeldir ve o özel duruma göre tavır alır ve ona göre adım atar ve duruş belirleriz.   Yaşamın şablonu yoktur, hangi olaya nasıl davranacağımızı önceden bilemeyiz, duygusal tepkiler ile mantıklı görünen gerçekler üzerinden kendi gerçekliğimizi ortaya koyar ve adımlar (tepkiler) atarız. Herhangi bir olay göründüğü gibi olmadığı, geçmişi ve geleceği olduğunu ve olay bitmeden gerçek anlamda adlandıramayacağımızı biliriz ama elimizde değildir, olaylar yaşanırken kendimizce sonuçlar çıkarır ve sonuçların bizim lehimize olması yönünde tepkiler veririz. Adımları atarken önümüze gelebilecek sorunları minimize etmeyi ve o sorunu ortadan kaldırmayı hesaplarız. Kısaca kriz yönetimini iyi başarabilmemiz için iyi bir birikimimizin olması gereklidir. Hayata ve olaylara bakış açımız ne kadar geniş ise o kadar rahat sorunların üstesinden gelirken, açılmayan bir kapı önüne gelip sürekli omuz atarak o kapıyı açmaya çalışmak aslında krizi yönetemediğimizi ve hayatımızı karanlıklar içinde bıraktığımızı kanıtlar. Açılmayan kapı önünde radikal düşünceler içinde olursak aslında kendi kendimizi yok ettiğimizin farkına bile varmayız. Hayat içinde önü... Devamı

Loto toto yaşamın bir yansıması!

2015-06-23 13:09:00

Loto toto yaşamın bir yansıması!   Loto – toto kumara verilen devlet tarafından verilen isim. Kumar yasalarca yasaktır ama devlet yaptı mı adına da loto dedi mi yasaklar küçük bireylerin yaptığı ile sınırlı kalır. Devlet halk adına kumar oynatır, kerhane işletir, kerhaneden aldı vergiler ile kutsal mekanlar inşaat eder ve onu devlet olarak ben yaptık diyerek siyasi parti liderleri halkın parası ile yaptıkları ile övünürler. Aslında ortada bir kumar vardır ve görünmeyen devlet mekanizması içinde halkın cebinden alınan paralar ile halka hizmet yarışı!   Halk devletin yapmak ile yükümlü olduğu şeyleri liderler tarafından yapıldığında lütuf olarak alır ve değerlendirir. Aslında lider dediğiniz seçim ile gelmiş, kendisini zor ile seçtirmiş ve kendisinin toplumun önünde giden bir at yarışı olduğu imgesini ortadan kaldıran öznedir. Seçimler olan her yerde yarışan birileri vardır ve o birileri kumarda rulet masasında dönen toplun işaret edeceği delik olma özelliğini taşır. Rulet masasına halk giremez ama seçilmiş rakamlar yerlerini alır ve o rakamlardan birisine top değecek ve kazanan o seans için o rakam olacaktır. Şapkasını alıp gidecek ve yedi defa gelecek bir rakam! Lider dediğiniz sonuçta seçilendir, kazanandır. Onun kazanması ile birleri kazanacak ve sevinç çığlığı atacaktır.   Seçimler bir anlamda kumardır, çünkü kumarda kazanan ve kaybeden vardır. Her seçimde de birileri kazanır ve kaybeder. Parasını ortaya koyar, bir de kişiliğini, öter yandan adaylığını netleştirecek liderinin ağzına bakar, onun ağzından çıkacak özne olmak için her şey yapar. Rulet masasında yer alan rakamlardan biri olmak için malını, varlığını, çevresini, geçmişini, birikimlerini kısaca her şeyini ortaya koyar. Sonra se... Devamı