Horoz dövüşü!

2016-08-30 20:42:00

Horoz dövüşü!   Bir meydan etrafı çit ile çevrilmiş, çitin dışında insanlar, içinde iki horoz. İnsanlar horozlara bakarak heyecanlı bir şekilde bir birine bir şeyler anlatıyor, öte yandan ellerinde ki paraları birine vermekte ev heyecanlı bir şeklide kendi saffını belirliyor. Ortada horoz bir şeylerin farkında, oraya neden geldiğini biliyor. Sahibine para kazandıracak ve kendi gücünü gösterecek. Horoz kendisinden emin, daha önce yaşadığı olayların bir birikimini üzerinde taşıdığı yaralar ile göstermekte. Rakibi de öyle. Horoz etrafına bakınırken, sahibi tarafından kışkırtılmakta. Sahibi bıraksa hemen rakibinin gözünü oyacak.   Bir küçük oda, duman içinde. İçeride insanlar ve horozlar. Yasak bir şeyi yaşıyorlar. Yasak ama heyecanlı. Orada ne döndüğünü tüm şehir biliyor ama kimse bilmiyor. Yasak koyucu gözünün tekini kapatmış, kara para olmadan düzen olmaz, bu devran dönmez. İşsizler kendilerine iş yaratmışlar, devlete ve sosyal barışa bir zararı yok! Bu devran böyle gelmemiş ama böyle gidecek, göz yumanda, göz yumduran da ve olaydan faydalan da memnun! Küçük bir oda, toplumda pek göze batan bir yerde değil. Şehir yaşamı içinde zaten kimsenin de farkına olmayacağı kadar küçük bir kesimi ilgilendiren şey… bir küçük oda, belki bir binanın bodrum katı ya da eski bir gecekondu, şimdilerde varoş diyorlar. Varoşlar gecekonduların üzerine çıkılan katlar ile oluştu. Sahibi para kazandı, şehir megakent oldu. Övünç kaynağımız. Övünüyoruz nüfusumuz ile, rızkını kara para veriyor! Bir küçük oda, içeride sigara dumanı kaplamış, heyecanlı sesler arasında bir horozun sesi, son nefesini verecek gibi bağırıyor! Kala... Devamı

Bam teline dokunmak!

2016-08-23 19:35:00

Bam teline dokunmak!   Her yapının zayıf bir noktası var, oraya dokunduğunuzda nasıl tepki vereceği önceden tahmin edilir. Bu durum kişiler açısından da öyledir, her insan doğası gereği ve yetiştiği toplumdan elde ettiği alışkanlıklar gereği bazı olaylar karşısında nasıl bir tepki vereceği önceden tahmin edilir ve o bilinen noktalara -eğer iyi geçinmek isteniyorsa- dokunulmaz ama kavga etmesi isteniyorsa oraya dokunulur ve çatışma kaçınılmazdır.   Her ne kadar öznelden bütüne varılamaz ise de toplumsal örgütlerinde benzer davranış özellikleri vardır. Sessiz kalan bir yapının birden kamunun önüne çıkması devlet mekanizmasının o yapı üzerine gitmesi ile mümkündür. Bir anda ve zaman diliminde o yapı kamuoyu önünde çok konuşulur olması aslında vermiş olduğu tepkinin dışa yansımasından başka şey değildir, çünkü hiç sesi çıkmayan neden birden tepki verir ve protesto eder diye bir birimize sorduğumuz sanırım o yapının bam teline dokunan olaylar olmuştur. Devlet kendisine düşman olarak gördüğü ya da kendi gücünü hissettirmek istediğinde bazı yapılara özellikle dokunur ve o yapılarında benzer olaylarda daha önce gösterdiği tepkisel davranışlar içinde olduğu gözükür.   Türkiye içinde büyük bir kaos yaşanmaktadır, aynı zamanda büyük bir siyasi kriz. Çünkü 15 Temmuz günü gerçekleşen bir darbe girişimi ve sonrası oluşturulan Olağanüstü Hal Yasasının geçerli olduğu süreçten geçmekteyiz. Bu süreçte kendisini yalnız hisseden hükümet ve onun kontrolünde ki devlet güven sorunu yaşamaktadır, çünkü darbe girişimi yapanlar devletin en üst kademesinde ki ve kontrol me... Devamı

Nefret söylemi bitmez!

2016-08-15 20:59:00

Nefret söylemi bitmez!   Savaş bir yerde biterken öte yerde yeniden başlar. Ölenler değişir ama öldürenler ve kar edenler hep aynı kalmaya devam eder. Nefret söylemleri coğrafya değiştirse de, kullanılan dil ve kültür değişse de hep aynıdır. Toplumları parçalamak ve bir biri ile savaşmasını sağlayacak düşmanlık tohumu ekmektir.  Düşmanlık tohumu çabuk ekilen ve kök salan zararlı bir canlı varlıktır. Bu varlık tüm toplumu kucaklamaya başladı mı o toplum boğulur ve üzerine bu işten kar sağlayanlar toprak serper.   Nefret söylemi dilde ırkçılık konusu bilince çıkarılmadığı sürece sürekli yeni ekilen tohumların uzayan kolları arasında boğulmaya mahkumuz. Nefret günlük yaşantımızın bir parçasıdır ve yüzyıllardır iktidarlar tarafından sürekli aramıza ekilmektedir. Tehcir, katliam, soykırım hepsi bu ekilen tohumların alınan ürünüdür. O kadar ki kan ile sulanmayan bir karış toprağımız ne yazık ki yok! Her yer her şey kan üzerinden bilince çıkarılmaya çalışılıyor, insanlığın en kötü buluşu bayrak işte bu kan ile açıklanmaya ve o bayrak denen sembole verilmiş anlamlar ile nefret söyleminin üstü örtülmüştür. Bayraklar kötü bir şeyin üstünü örtmek için kullanılmamalıdır, bu düşünceye hakimsek eğer o zaman dilimizde ki nefret söylemini, ırkçılık belirlemesi olan kelimeleri söküp atmak zorundayız. Söküp atamıyorsak yeni bir savaş, katliam, linç kültürünün girdabına girmek kaçınılmazdır ve kapı komşumuz, sevdiğimiz saydığımız insanlar bile en kısa sürede çatıştığımız insanlar bile olabilir. Hatta öz kardeşimiz ile kanlı bıçaklı olur ve ömür boyu görüşmeyiz. Geçmişi... Devamı

Projeler bitmiyor, rant kapısı kapanmıyor!

2016-08-10 01:01:00

Projeler bitmiyor, rant kapısı kapanmıyor!   Projeler son kırk yılın vazgeçilmezi, iktidarda kalmanın, istihbarat toplamanın ve de yeni rant alanları yaratılmasının vazgeçilmez uygulamasıdır. Projeler birileri tarafından desteklenir, birileri proje yapmanız ve standart başvuru yapmanız için kurslar bile açar. Proje yazmak artık bir meslektir, yazmanın dışında proje takibi yapmak artık bir meslek! Eskiden gazetecileri (gazete sahipleri iş adamı olduktan sonra) patronu için resmi makamlar içinde iş takibi yapmak sıradan bir ek iş olmuştu. İşi bağlayan gazeteci ödüllendirilir, birden küçük bir dairede yaşayan gazeteci boğazda yalılarda oturup, viski eşliğinde klasik müzik dinleyebileceği bahçesi bile oldu. Bahçesinde verdiği kokteyller ile iş bağlantısı için yeni ilişkiler yaratmak işin başka boyutudur. Medya ile arası iyi olasına özen gösteren kara para aklayanlar, kara para ile rüşvet dağıtanlar ve alanlar bu kokteyllere katılıp karşılıklı çıkar ilişkisi içine girip yazılmamak kaydıyla ilişkiler ucundan açığa verilirdi. O günlerin cengaver gazetecileri bugün dahi görünmeyen koruma zırhları içinde olmaları o yazılmamak kaydıyla öğrendikleri yüzündendir büyük olasılıkla…   Medya parası olanların tekeline geçtikten sonra haber servisi yapan ajanslarda kendilerinden talep edilen haberlerin peşinden koşmaya başladılar. Çünkü piyasa koşulan göre uygun ürün üretmeyenler piyasadan silinmeleri kaçınılmazdır. Devlet olanaklarını kullanarak liberal söylem adı altında zaten otosansürün bol uygulandığı alan bile artık o otosansür içinde de piyasa sansürü uygulamaya başladı ve iktidarın PR çalışmasını yapar hale geldi. Çünkü talep edilenin karşılığını vere... Devamı

Darbe!

2016-08-04 00:51:00

Darbe!   Darbecilerin hepsi öç almak ve toplumu hizaya sokmak için darbe yapar. Onların iktidarı her daim açık faşizmdir ve zulmün tavan yapmasıdır. Darbe dönemleri, katliamların ve kayıpların ülke sathında olduğu dönemi işaret eder. İnsan hakları askıya alınır, haklar ile birlikte insan da... Askıda yaşama hakkı yoktur... O yüzden kim ki darbe diyor, kim ki darbeyi savunuyor, o insan hakları mücadelesi ve insan hakkını tanımaz... Kendi doğrusuna inanmamızı ister... Tek doğru vardır, o doğruda onun doğrusudur ama kısa zamanda yanıldıkları anlaşılır, yaptıkları tüm yasalar kevgir gibi delik deşik olur... Yaşama örtüşmeyen her saçmalığı darbeciler savunur...   Başarısız da olsa 15 Temmuz’da yaşadığımız darbedir. Başarılı olsaydı bugün darbenin sonuçlarını ve nedenlerini konuşuyor olacaktık, bugün konuştuğumuz gibi. Gizli, kapalı kapılar arkasında yapılan pazarlıklar, “ne istediler de vermedik?” sözünün altı bu yaşadığımız süreç içinde dolacak mı, yoksa eskisi gibi altı boş bir cümle olarak mı kalacak? Yani bazı ilişkiler karanlıkta ve yeni pazarlıklara örnek mi teşkil edecek? Her karanlık nokta başka karanlık noktaların oluşmasına sebep olur ve bugün OHAL nedeni olarak gösterilen ilişkiler ve hareketler ileride tekrarlama olasılığı var demek zorundayız. Her ne kadar okullar ve kışlar kapatılmış olsa da!   Askeriye mantığı içinde cezalandırma vardır. Bir top, tank her ne ise bir araç bir tatbikatta çalışmadığı zaman o alet cezalandırılır, ordu içinde cezalı olarak ve bir yerde teşhir edilir. Askere gitmiş her asker sanırım bu cezalı aletleri görmüşlerdir. Şimdi darbe sonrası bazı kurumlar cezalandırılmakta ve o kurumlarda çalışan insanları sorgulamaları ve oraya nasıl geldiklerini araştırmak yerine kurumu kapat sorun &c... Devamı

İstihbarat eksikliği geleceği biçimlendiriyor!

2016-07-26 11:39:00

İstihbarat eksikliği geleceği biçimlendiriyor!   Örgüt olmak ve örgüt konusunda birçok yazı kaleme mutlaka alınmıştır, alınmaması mümkün değil, çünkü demokrasi adı altında örgütlü cahillik bizi karanlığın içine fırlatıp attı. Şimdi karanlığın içinde yaratılan zifir karanlık noktalarında yaşanan gelişmeleri sanki aydınlıkta yaşanmışçasına görüyor, anlıyor ve onun hakkında fikirlerimizi beyan ediyoruz ama zifir karanlıkta ne görebilir, ne de gerçek anlamda konumunu konumlandırabiliriz. Zifir karanlıkta işlenen suçların ortaya serilmesi ancak istihbarat gücü yanında örgütlü bir yapınızın olması gerek, örgütlü bir karşı duruş olmayan noktada kaybetmeye ve kaybedilmeye mahkumsunuz.   Kaos ortamların oluşturmuş koşullar içinde faili meçhul birçok olay yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz. İşlenen suçlar zifiri karanlıkta kaldığı sürece o suçun suç olduğunu bilemeden bize özgü şeyler yaşıyormuş gibi algılamaya ve doğal görmeye devam edeceğiz, oysa ki insanlık tarihi bize neyin suç ve suçlar kapsamına girdiğini geçtiği zifiri karanlık dönemlerinden çıkardığı sonuca göre biliyoruz. İnsanların oluşturmuş olduğu tüm bilgileri yok sayıp bizler yeniden suç ve suçlular konusunda yeni tarifler yapmaya ve anlamlar yüklemeye başladığımızda zaten kaybedilmiş kuşağın ve kaybedilmiş insanların insan öyküsünü yazmış oluruz.   Bu ülkede 15 Temmuz’u kimse bilemedi, darbe yapanlar dışında. Örgüt olmanın bir ölçütü istihbarat ağına sahip olmak ve kullanmaktır. Bu gösteriyor ki ülkemizde örgüt yok, darbeciler dışında diyeceğim ama onlarda başarısız oldular, onlarda örgütsel a... Devamı

Demokrasi kavgası!

2016-07-20 15:59:00

Demokrasi kavgası!   Demokrasi kavramının içi boşaltıldığı günden bu yana demokrasi kavaramı üzerinden iktidar kavgası verilmektedir. Demokrasi öyle bir şekilde sunuluyor ki, parlamento olan ülkede demokrasi var, olmayan da yok! Ülkemizde meclis var ve de seçilmiş vekiller. O halde demokrasi var, daha ne istiyorsunuz?   Demokrasi tanımı yapmadan demokrasi kelimesini kullanarak niyetlerin hayata geçirildiğine şahitlik ediyoruz. İktidar kavgasında demokrasi ve seçilmişler vurgusu sürekli yapılarak otoriter rejim daha da kök salmakta ve otoriter rejimlerde gözüken her türlü keyfi uygulamaya hukuk sınırları içinde şahitlik ediyoruz. Hukuk olan yerde adalet olmak zorunda değildir, tıpkı meclis olan yerde demokrasinin olmaması gibi. Adalet ve demokrasi kavramları göreceli hale getirilmiş ve erk sahibinin ihtiyacını karşılaması ile ölçülür olmuş. Erk sahibi ihtiyaç duyduğu değişiklikleri meclisten geçirdiği torba yasalar ile elde etmekte ve o hukuk kurlarına göre uygulamalar yapmaktadır. Sonuçta her şey kılıfına uydurulmuş bir demokrasicilik oyunu oynanmaya devam edilmektedir.   Demokrasi çizgimiz içinde sürekli dışarından müdahalelere şahitlik etmekteyiz. Darbeler sanki demokrasinin bir parçası hatta olmazsa olmazı gibi sunulmaktadır. Darbeler ile demokrasi raydan çıkmakta ya da raydan çıkmışı yeniden rotasına uygun şekilde rayların üzerine oturtmaktır. Çok genç olan cumhuriyet rejimizin tarih kronolojisi darbeler ile sanki demokrasi madalyası gibi taçlandırılmıştır. Her darbe demokrasi ya da demokrasiyi yok eden olarak anılmıştır. Her darbe sonucunda ülkemiz yaşam kalitesi ve yaşama hakkı standardı açsından sürekli gerilediğini toplumsal araştırmacılar söylüyor ama demokraside olmazsa olmaz o ... Devamı

Karikatürcüler dedim ama sen üstüne alın!

2016-07-13 22:03:00

Karikatürcüler dedim ama sen üstüne alın!   Karikatürcülerin önemli bir kesimi apolitiktir ama yaptıkları iş politiktir. Nasıl oluyor da bu çelişkiyi içinde barındırıyor sorusu aklımıza bir şekilde gelmiş olabilir, bu sorunun yanıtı aslında yaşadığımız toplumun kültürüne bakmamızı getirmektedir. Meslek olarak karikatürcüler de toplumun bir yansımasıdır. Toplumumuzun büyük çoğunluğu kapı kulu olarak kendisini biçimlendirmiş ve kabul etmiş bireylerden oluşmaktadır. Yaşadığımız zaman dilimi bir kırılmayı ifade etmektedir. Ulus devletinin yerini liberal ekonominin oluşturmuş olduğu girdaplar ve krizler almış ve klasik anlamda devlet yıkılmıştır. Bu aşamada oluşmakta olan ama henüz tam olarak kurumsallaşamayan devlet kendini tam ifade edemeden oluşmuş olan girdabın içinde krizler ile boğuşmaktadır. Çatışma kaçınılmazdır, bu çatışma içinde katliamlar ve hatta soykırımlara kadar varacak cinayetler işlenmektedir. Dünya yeni bir biçime bürünürken savaş ve ölüm sanki kaçınılmaz ve tek yolmuş gibi önümüze sürülmektedir. 2. dünya savaşında sattığı ve ürettiği silahtan daha fazla silahı birkaç yıl içinde Almanya üretmiş ve satmış, içte yaşadığı ekonomik darboğazdan çıkış kapısı olarak halkına sunulmuştur. Silah üreten ülkenin kapısına mülteciler dayandığında ise güvenli bölgelerde toplama kampları kurmak ve güvenli gördüğü ülkelerin topraklarında onları tutmak politikası olmuştur. Sağ çatışmanın yoğun olduğu dönemlerde artmaktadır, çünkü insan denen hayvanın mayası milliyetçilik ile yoğurmuşlar. Bencil insan sadece kendi çıkarını düşünerek gelmekte olana karşı barikat örmektedir. Var olan devlet bencil ol, t... Devamı

Yaz sıcakları…

2016-07-09 15:58:00

Yaz sıcakları…   Yaz sıcakları başladığı gün çürüme de başlamıştır, çünkü çürüme olmadan yeni yaşam olmaz. Yaz sıcakları ile tarlaların yeşili sarıya dönüşür, sarıya dönüşen yerlerde ise geriye bereketin sadece tohumu kalır, kendisi artık bu dünyada başka işlevlere doğru yol almıştır. Sıcaklar aynı zamanda kıtlık habercisidir, çünkü yeteri kadar su rezervi olmazsa o susuz olan yerlerde kıtlık kaçınılmazdır. Su, yaşamın ilk noktasıdır, su olmadan yaşam olmaz! Suya hava destek verir ama yaşadığımız çağ itibarı ile hava sanki sonsuz ve bitmez gibi gözükmekte su kıt gibi algılanmaktadır, fakat hava da sonludur ve o son insanın yarattığı dünya ile hızlı bir şekilde yakınlaşmaktadır. Havanın kıtlığı dinozorları yaşamdan kopup alması gibi insan da yeni atmosfer içinde yok olup gitme tehlikesi içindedir. Eğer insan denen canlı bu dünyadan yok olursa, büyük olasılıkla yeni bir döngüde başka canlılar bu dünyanın hakimi ve havanın efendisi olacaktır. Hava mutlaka önemlidir ama yaşadığımız zamanın efendisi ve kıtlığın sembolü sudur. Suyun sonsuz olmadığını bize anımsatan sıcaklar ve güneşin doğrudan coğrafyamıza yansımasıdır. Yaz sıcakları aynı zamanda insanın yapısına da müdahale etmektedir, sıcakların dayanılmaz olduğu ortamlarda birden o ortamda yaşan insanların bir biri ile kavga etmek için sebep aradığı ve incir çekirdeğini doldurmayan meseleler yüzünden bir birinin üzerine toprak serptiğine şahitlik etmekteyiz. Sıkışmış bir otobanda ölen insanların haberi artık bizim için yabancı değildir, arabası içinde susuzluktan ölen insanlar. Kerbela çölünde ölen insanlar gibidir, bir nebze olarak geçmişin değişmiş halini yaşatırlar. Ülkemizin konumu itibarı i... Devamı

Gazetecilik!

2016-06-28 02:08:00

Gazetecilik!   Gazetecilik kelimesinin altı boşaltılalı yıllar oldu. Irak işgali sırasında yeni bir kelime literatüre girdi; ‘embedded’ iliştirilmiş gazetecilik… Gerçi o günden öncede gazete mesleği devletin ve sermaye sahiplerinin çıkarı yönünde işletilmiş ve o amaçla kamuoyu oluşturmak için kullanılan bir araç işlevini hep korumuştur. Devlet topluma tam hükmettiği dönemler (diktatörlük döneminde) ve biçimlendirdiği günden bu yana gazetecilik mesleği meslek olarak varlığını korumakta ama gerçek anlamda gazetecilik tarihin karanlık kuyularında bir anı olarak varlığını korumaktadır. Göreceli demokrasilerde de meslek olarak sadece patronun çıkarı yönünde haberleri görmeye ve yazmaya gazeteci teşvik edilir. Diğer olaylar ve birbiri ile bağlantılı olaylar genelde satır arasına alınarak üstü örtülür ya da toplumun önüne hiç çıkarılmaz. Magazin haberler her zaman medyanın gözbebeğidir, çünkü okuyucu bu sayede ülkede var olan gelişmelerden uzak tutulur ve onların algısını başka yönde tutarak meclisten geçen bir karar hiç kamuoyunun önünde tartışılmadan geçer ve zaman içinde bu karar uygulanır. Normal şartlar altında toplumda büyük tepki duyulması gereken kazanılmış hakların geri alınması süreci medyanın bu görevi tam yerine getirmesi ile mümkün olmuştur. Peki kazanılmış hakları elden giden kesimin medyası bu arada ne yapıyor olabilir? Kitleye ulaşmayan haberler ile kendi içinde gözyaşları döktüğüne şahitlik edersiniz… Sessiz ve tepkisizdir. Geri dönülmeyecek konumuna geldiğinde artık ses çıkarmanın fazla bir anlamı kalmaz, çünkü hakları alanlar gelecek tepkilere karşı hukuki önlemlerini &cced... Devamı

Kurtuluş sözlü tarihini oluşturuyor!

2016-06-20 16:32:00

Kurtuluş sözlü tarihini oluşturuyor!   Bazı kitaplar elimizde olan ve okumakta olduğumuz kitabın önüne geçebilir, bu okuyanın ilgi alanı ile ilgilidir. Kurtuluş Örgütü 40. yılını doldurmuş ve ‘Kurtuluş Kendini Anlatıyor, Kurucular I ve II*) kitapları kısa bir süre önce yayınlandı. Kitap tanıtım toplantısını İstanbul’da yaptılar. Ben de o toplantıya gözlemci olarak katıldım ve orada elde ettiğim kitabı henüz yoldayken okumaya başladım. Çünkü kurucu üyelerden ve üyelerden birçoğunu dostluk ilişkisi içerisinde zaman içinde tanımıştım. Elbette, benim tanıma sürecim 12 Eylül öncesi mahallemizde oturan Kurtuluşçular ile başlar. Yabancısı olmadığım bir örgütün 40 yıl sonra yaptığı tarih çalışması elbette ilgimi çekmişti. Kurtuluş örgütü kırk yıl önce bir cezaevi süreci içerisinde başlayan dostluk – yoldaşlık (68 kuşağında dostluklar önemli yer tutmaktadır, her ne kadar yoldaş da olsalar dostluk ve insani ilişkiler öne çıkabilmektedir.)  ilişkisinin yoldaşlık ilişkisine dönüşmesi sürecinde oluşmuş. Bir birine güvenen, yenidünya perspektifi oluşmakta iken bu sürecin basamakları okumuş olduğum iki ciltlik kitapta ayrıntılı bir şekilde işlenmiş. Her bir kurucu kendi duruşuna göre olayları yorumlamış. İlhami Aras, Ali Demir, Şaban İba, Mahir Sayın, Mustafa Kemal Kaçaroğlu, İsmet Öztürk ve Doğan Tarkan Kurtuluş Örgütü kurucuları duruş noktalarına göre ve o gün ki algılayışlarını da eleştirel bir göz ile sohbet ve soru yönlendirmesi eşliğinde okuyucuya içtenlikle sunmaktalar. Her biri kendi gözlemleri ve algılarına göre aynı olaya farklı bir açıdan yaklaşmışlar. Örgüt içinde oluşan ve var olan ayr... Devamı

Test etmek!

2016-06-18 07:24:00

Test etmek!   Test etmek siyasi literatürümüze bir operasyon öncesi, hedef kitlenin gücünü ölçmek amaçlı küçük operasyon olarak geçmiştir. Her darbe öncesi ve büyük operasyonlar öncesinde devlet erkini elinde bulunduran ya da silahlı gücü elinde bulunduranlar hedef kitlenin direnme gücünü birçok amaçlı şekilde test eder. Bu savaşın genel kuralıdır. İç savaş konumunda olan ülkede genelde bu testler devlet erki tarafından örgütlü ama örgütsüzmüş gibi, tesadüfmüş gibi hava verilerek yapılmaya çalışılır ama siyasi irade eğer o testten başarı görmüşse artık onu tutana aşk olsun, her türlü algı ile oynayarak amaca hizmet eden kamuoyu oluşturulur. Kamuoyu ise medya aracılığı ile yaratılır ve artık o gerçekleştiğinde “bakın doğruyu bu medya grubu yazıyor” ya da “şu yorumcu bildi” diyerek o testin psikolojik olgusunu birden kahraman ve sözü dinlenen biri ilan eder (Fuat Avni böyle ihtiyaçtan üretilmiş sanal bir kahramandır.) … Bir gün bir ülkenin başbakanı ya da yetkilisi kalkıp iç savaşa bile hazırım diyorsa bilin ki orada toplumun iç dinamiklerini psikolojik açıdan test ediyordur, kim, hangi grup ya da katman nasıl/ne kadar karşı çıkacak... Toplum kesimlerinin içinde ince bir ayar vardır, o ayar ile iktidarda kalmak için oynayacağım diyordur.  Kanlı bir geleceğin ön ayak sesleridir. Kapalı kapılar arkasında yapılan programlar ve stratejiler hayata denk düşmez genelde, çok karmaşıktır. Hayat içinde ve nereden hangi dengenin bozulacağını kimse hemen hesaplayamaz, çünkü bunu yapabilmesi için elinde güçlü teknoloji, silah ve ‘embedded’... Devamı

Roller!

2016-06-15 21:28:00

Roller!   Toplumun bize yüklediği rolleri hiç düşünmeden hemen kabul ederiz, hatta o kadar çabuk benimseriz ki hiç sorgulamayız, sorgulamayı da aklımıza dahi getirmeyiz. Biz o rol için yaratılmış ve onu gerektiği gibi oynamaya yükümlüyüzdür sanki! Fakat buna rağmen tarihin bize yüklediği rolleri nedense içgüdüsel ya da güvenlik kaygılarımız yüzünden ret ediyoruz. Tarihin bize yüklediği rol ancak toplumsal hareketlilik içinde kendiliğinden gelişen toplumsal dalgada bir su damlası olabiliyoruz. Ve bu içgüdüsel hareketlilik toplu olduğunda güçlü etki yaratmış olmasına rağmen ne yazık ki değişimin habercisi olmaktan öteye gitmiyor. Tarih değişimler küçük adımlar şeklinde olabilirken aynı zamanda köklü ve keskin çatlamalara yol açan sarsıntılar ile de ilerlemektedir. Bu ilerleyiş sanıldığı ve düşünüldüğü gibi her daim aydınlığa ve çağdaşlığa değil, tersi de söz konusu olduğu yaşadığımız çağın ruhuna bakarak anlayabiliyoruz. Tarihin bize yüklediği rolleri neden ret ediyor ya da görmemezlikten geliyoruz? Bu sorunun yanıtı ancak olaylar bittikten sonra aslında ben ya da biz şunları yapabilirdik, şu olanakları elimizden kaçırdık şeklinde olabilmektedir ama en önemli sebep örgütlü ve hazırlıklı olmadığımızdan yatar. Tarih ancak örgütlü ve bilinçli dokunuşlar yapanların iradesi ile değişir. O irade bizi ancak kriz ortamında krizi daha iyi kontrol etmeyi ve yönlendirmeyi getirir ki o da gerçek anlamda örgütlü olmayı ve örgütlü hareket etmeyi gerçekleştirildiğini gösterir. Yakın tarihimiz içinde birçok kırılma ve tarihin değiştiğine şahitlik ettik. Bu değişimlerin ve dokunuşların içinde ... Devamı

CHP, stabil bir parti mi?

2016-06-11 14:01:00

CHP, stabil bir parti mi?   Yaşadığımız ülkenin ve devletin kurucu gücü olarak tanıtılan CHP aslında homojen bir parti hiçbir zaman olamadı, sürekli olarak çağın ve zamanın ruhuna uygun olarak tavır değiştirtirken kadrosu da değişen bir siyasi partidir ve o yüzden stabil değil dinamiktir. CHP kurucu üyeleri son Osmanlı Meclisi üyeleri ve 1. Ankara’da kurulan meclistir. Osmanlı devletinden almış olduğu mirası kesintisiz olarak ileriye taşıyan parti özelliğini de korumasına rağmen, bugün kuruluş çizgisinden çok uzakta hatta hiçbir bağlantısı kalmamış konumdadır. İttihat ve Terakki partisi Makedonya merkezli kurulan ve daha sonra başkent İstanbul’da köklü bir konuma geçen siyasi parti Osmanlı devletinin son dönemine damgasını vurmakla kalmamış, yıkılışından da birincil derecede sorumludur, fakat yeni kurulmakta olan devletin de kurucu üyesi konumundadır. Her ne kadar ileri gelen lider kadrosunun büyük oranda değişime uğramış olması, o geleneği ve ilkeleri taşımadığı anlamına gelmez. Osmanlı devleti 1. Dünya Savaşı sonrası çok küçük toprağa kadar küçülürken, o dönemde var olan dünyanın siyasi atmosferine uygun olarak yeni bir devletin de doğmasına kaynaklık edecektir. Yüzyıllar boyu iktidar olan Osmanlı aile yapısı yerini yeniden yapılanan devlete ve organlarına bırakacaktır. Ulus devleti anlayışı içinde imparatorluk dağılırken, çevresinde oluşmuş ulus devletleri ile ilişkili olan ve onlardan etkilenen ve karşılıklı çıkarlara uygun olarak yeni devlet Ankara merkezli devleti de oluşmaktadır. Yeni consensus (fikir birliği)  ulus devletinin sınırları konusunda olacaktır. Emperyalist devletler geçmişi emperyalist olan bir devleti parçalarken elinde cetvel ve masa başında hakları ikiye ayıran ve birbirine mah... Devamı

Yola çıkmışken…

2016-06-07 15:55:00

Yola çıkmışken…   Yola çıkmışken amaca varılana kadar dönüş düşünülmez. Amaca varmadan yolun uzunluğunu ve keskin virajlarını bahane ederek geri dönenler olmuştur ama artık ayrıldıkları yer aynı gibi görülse de değişmiştir, değişim zamanın içinde gizli olarak durur. Dönüş içinde travmasını ve hayal kırıklıklarını barındırır. Toplumsal olaylarda travmalar daha köklüdür ve de nesilden nesile geçen bir geleneğini içinde yaratabilir. Yola çıkanlar her daim ileri gidemezler, zaman zaman çıkmaz sokaklara yolları düşer, o da ileriyi görmemezlikten gelmekte olan zamanın neler getirdiğini bilmezlikten kaynaklanır, çünkü bilmedikleri coğrafyada yol almak demek her an yoldan çıkmak ve biraz daha yolu uzatmak anlamına gelebilir. Günümüz teknolojisi içinde yolu uzaydan izleyerek bize aktaran ‘navigations’ aletleri ile bilinmeyen yol yok gibidir, çünkü oradan elde ettikleri bilgiler ile yine onların çıkarları doğrultusunda yol alınır. “Sora sora Bağdat bulunur” artık tozlu raflarda kalmış bir atasözü olarak kalacaktır, kimse kimseye bir şey sormadan teknolojinin ürünü bilgiler ile yine onlara bağlı olarak yol alır. Teknolojiye bağlı kalanlar teknolojinin belirlediği yollardan gider, ki aynı zamanda bu teknoloji araç içinde yol alanları da izler, gerekli gördüğü yerlere rapor olarak sunar. Büyük biraderin gözü her daim üzerimizde, sadece gözü değil kulağı da! Teknolojinin en son sürümleri bize ucuz bir şekilde sunulurken, onlar aslında bizden elde ettiği bilgiler ile kendi tüketim toplumunu yaratıyorlar, yaratırken de bizim algılarımız ile (hangi kültür olursa olsun) oynadıklarını görebiliriz. Dünyada elektrik f... Devamı

Bir kazan iki kaybet!

2016-05-30 10:32:00

Bir kazan iki kaybet!   Siyasi olmayan her grev kazanımı bir maaş veya kısa bir göreceli ücret artırımıdır. Kölelik düzleminde süren çıkar ilişkisinin devamı anlamındadır. Kazanımlar ile mutlu olanların abarttığı kazanımlar en kısa zamanda ellerinden ya ekonominin doğal çizgisi içinde enflasyon olarak alınacak ya da işveren kasasından eksilen parayı çalışma zamanları ile oynatarak elde edecektir. Her işçi sınıfının siyasi olmayan kazanımları devlet denen mekanizmanın eli ile işçiden geri alınır. Bu kısa da sürebilir uzun bir zaman aralığı ile de olabilir. İşçi sınıfının elde ettiği ekonomik kazanımlar bugün hangisi ayakta diye bakarsanız maalesef liberal ekonominin çarkları arasında özelleştirme ile yok olmuş, hatta artık düşünülemeyecek kadar uzak kalınmış gibidir. Sağlık, eğitim, denetim… Bugün, işçi sınıfının kazanımları olmaktan çıkmış, paran kadar sağlık, taşeron işçilerin varlığı ile hizmet içi eğitim artık yok, denetim rüşvetin sınırları içindedir…  İşçi sınıfı işyeri ile sınırlı yaptığı her eylemden göreceli olarak karlı gibi çıkıyor gözükmüş olsa da aslında sınıf temelinden ve genelden baktığımızda zararlıdır. Çünkü küçük kazanım gibi duran işyeri ölçekli başarılar bütünü kucaklayamadığı sürece elde edilen tüm kazanımlar kepçe ile geri alınacak ve bu yasal zeminde hukuka uygun şekilde olacaktır. Devlet, sınıfının farkındadır ve sınıfının çıkarına göre davranır. Bugün devletin sınıfı söylemeye bile gerek yoktur, her şey sınıfının çıkarı yönünde hukuku düzenlemeler ile belirlenmiş ve sınıfın çıkarı yönünde sınıfına tek düşman işçi sınıfını baskı altına almak ve kontrol etmek ile... Devamı

Tanımıyorum….

2016-05-24 01:31:00

Tanımıyorum….   Savaşın rüzgarı henüz garp cephesine vurmadı ama garp diyarında yaşananlar şark cephesinde yaşananların üstünü örtmek üzerine kurgulanmış gibi. Her şey günlük gülistanlık, her şeyin doğal akışında olduğu izlenimi verilirken ülke baştan aşağıya ortaçağ karanlığına gömülmektedir. Ortaçağ insanlığa zulüm, acı ve savaştan başka şey vermemiştir. Karanlıkların hakim olduğu dönemlerde; din ve din ile geçimini sağlayanların sözlerinin emir olarak kabul edildiği zamanı işaret eder… O dönemde ne bilim, ne teknoloji, ne de insanlık bir adım ötesine adım atamamıştır. Canice öldürmek ve talan kültürünün hakim olduğu dönemde dünyanın hala düz, keşfedilmemiş kıtaların olduğunu bugünden bakarak rahatlıkla söyleyebiliriz. Ortaçağ karanlığında en büyük kral bile domatesin tadını alamamış, patatesin nasıl bir şey olduğunu hayal bile edememiştir. Karanlığı yenen ileriye doğru atılmış cesaret ile bir adımdır. O ilk adımdan sonra insanlık yeniden karanlığa doğru adım atmaz diye düşünürüz, çünkü karanlık ölüm demektir. Ne yazık ki ülkemiz ‘orient’ geleneği ve ortaçağ kültürünün yeniden canlandırılması ile Osmanlı marşı gibi iki adım geriye hem de uzun adımlar ile atmaktadır. Karanlık ölümdür ve yaşadığımız zaman da şark diyarında ölüm şehrin bodrumunda gizlenmektedir. Bodruma sığınmış insanların üstüne alev ile saldırmaktalar. İnsanların cesetleri dna testleri ile tespit edilmesi bile güçlükler ile doludur. Yanmış, küle dönmüş insanlık şarkta günlük yaşamın bir parçası gibi sunulurken, garp illerinde şarktaki savaşın mültecilerinin yaratmış olduğu çelişkilerin iç... Devamı

Paranın konuştuğu yerde her şey susar!

2016-05-15 05:30:00

Paranın konuştuğu yerde her şey susar!   Paranın söz söylediği yerde insan müşteridir ve tüketen biri olarak adlandırılır. İnsan üretimden uzaklaşıp sadece tüketen konumuna iteklenirken, üretimin daha fazla teknolojik seri olarak üretilen ürün hale dönüştürüldüğü, insan emeğinin yerini makinelerin ağırlıkla aldığı zaman diliminde insan düşünmeden tüketecek biçime dönüştürülüyor! Teknolojik gelişme insanın hareket alanın daha da genişletildiğine inanılır ama tersine insanın hareket alanın gittikçe kısıtlandığı ve tepkisel ve de güdüsel hareketlerin hakim olduğu bir zamana doğru hızlı bir şekilde savruluyoruz. İnsan kendi kendisini yok eden bir canlı konumuna bürünürken insan ile alakası olsun olmasın yaşadığı çevresinde ne varsa hepsini yok eden bir organa dönüşmektedir. İnsan çevresini yok eden ve tüken bir makineye dönüşmüştür. Doğa ile yaptığı savaşta insan; doğayı yok eden bir canavara makineler sayesinde dönüşmüştür. Yaşadığımız zaman diliminde insan, akılını kullanmak yerine aklı belirleyen ve tüketimi tetikleyen algıların içinde biçimlendirilmekte ve yoğrulmaktadır. İnsan bilgi ile değil, piyasa araştırmacıların belirlediği tüketim alışkanlığı içinde güdüleri ile hareket etmektedir. O kadar ki alışkanlıklarının yanlış olduğu ileri bir zamanda söylenmiş olsa da o reklamın güçlü etkisinden kurtulması zordur, çünkü toplum içine doğru diye algılanan ve yerleştirilen ticari başarıların toplumun kültür yapısını olduğu gibi değiştirdiğini ve yeniden biçimlendirdiğini sessizce kabul etmiş ve hatta o yeni duruma bin yıldır zaten içinde yaşadığımızı düşünmeden doğru kabul etmişiz. Biz... Devamı

İlerici darbe olmaz!

2016-05-10 12:50:00

İlerici darbe olmaz!   Darbeler hayatımızın bir parçası, her on yıl içinde tarihsel çizgimiz içinde durmadan post ya da açık darbelere sahne oldu ve sonuçlarını daha kötüye giden ve sorunların daha karmaşıklaştığı bir süreci yaşıyoruz. Darbeler sorunları çözmediği gibi daha da karmaşıklaştırdı ve içinden çıkamadığımız karanlığın içinde bireysel kurtuluşa kadar vardırdı bizi. Bireysel kurtuluşun çare olmadığı mülteci olarak yaşayanların trajedilerinden biliyoruz, toplum ancak bir arda ve bir arada olduğu zaman mutlu bireylerin oluşmasına olanak vermektedir. Tersi ise doyumsuz, kavgacı, hırs ile dolu bireylerin oluşturduğu toplum çatışmanın ve ölümün hakim olduğu zamanı yaşar. Ne yazık ki yaşamaya da devam ediyoruz.   Darbeler haber vermeden gelir ama önceden haberini çıkardığı sesler ile duyurur. Bir sabah erken saatlerde radyolarda ve tv haberlerinde okunan metin olarak gelir, o metinin içeriğinin pek önemi yoktur, çünkü o metinde söylenen süslü lafların arkasını kan ve acı ile dolacaktır. Darbe var olan tarihsel akışa bilinçli müdahaledir ve kim adına yapıldığı kısa zaman sonra çırılçıplak olarak ortaya çıkar.   Her darbe geriye tarihsel çizginin geriye doğru çekilmesidir.   Darbeler, söylemde özgürlük, demokrasi, adalet adına birilerin bizim iyiliğimizi düşünmesidir. Birileri eğer birilerin iyiliğini düşünüyorsa, o iyiliği düşünenlerin kafes içine konulup hayattan ve çağından izole edilmesidir. Çünkü her daim saldırı altında olduğuna inandığı savunduğu ideal toplumun koruma güdüsü ile yapılan bir eylem gibi gözükse de toplumun bir arada tutan ticari hayatın istikrarını korumaktı... Devamı

İstanbul’da 1 Mayıs!

2016-04-30 05:52:00

İstanbul’da 1 Mayıs!   İstanbul’da ilk 1 Mayıs 1912 yılında kutlandı. Onun öncesi elbette işçi sınıfının ağırlıkta olduğu 1909 yılında Üsküp ve Selanik’te 1 Mayıs, çok kültürlü yapıya uygun olarak dört dil ile basılan bildiriler ile duyurulmuş ve kutlanmıştır. O dönemin en önemli siyasi istemi “herkese seçme ve seçilme hakkı”  talebi olmuş. 1912 yılında Hüseyin Hilmi Bey’in başkanı olduğu Osmanlı Sosyalist Fırkası, İstanbul’da işçi dernekleriyle birlikte (İstanbul) Pangaltı’daki Belvü bahçesinde 1 Mayıs kutlamaları için mütevazı şekilde bir araya gelmişler. İstanbul’da Türkiye Sosyalist Fırkası tarafından gerçekleştirilen ilk kitlesel 1 Mayıs 1921 yılında gerçekleşmiş. Dönemin Osmanlı idaresi yasaklamış olmasına rağmen işgal altında kitlesel 1 Mayıs her şey göze alınarak kutlanmış. 1922 yılında ise 1 Mayıs Komisyonu kurularak tek elden yönetilmiş. ‘1 Mayıs Komisyonu’nda; Türkiye Sosyalist Fırkası, Türkiye İşçiler Derneği, Beynelmilel İşçiler İttihadı, Sosyal Demokrat Fırkası, Türkiye İşçi Çiftçi Sosyalist Partisi, Ermeni Sosyal Demokrat Fırkası ve Esnaf Cemiyetleri yer almaktadır. Komisyon, Pangaltı’da toplanılacak ve yürüyüş yapılarak Kağıthane’de kutlanacağı ilan edilmiş. Ve ilan edildiği gibi de kutlanmış. 1923 yılında ise 1 Mayıs, Türkiye İşçi Çiftçi Sosyalist Fırkası ve Ankara Hükümeti’ne yakın Umum Amele Birliği tarafından ayrı ayrı kutlanmıştır. Tam altı ay önce Hüseyin Hilmi Bey ( Türkiye Sosyalist Fırkası lideri) öldürülmüştür. Buna rağmen 1 Mayıs kutlamasını yapmışlar. 1924 yılında göstermelik bir kutlamaya izin verilmiş, 4 Mart 1925’te ka... Devamı

Ergenekon davasına son nokta kondu!

2016-04-24 13:56:00

Ergenekon davasına son nokta kondu!   Ergenekon davası henüz adı konulmadan yapılan operasyonlar ve bir çuvalın içine değişik dünya görüşünden insanı yığmaları aslında var olan kontrgerilla teşhirinin üstünü örtmek ve açılması muhtemel olan yakın tarih ile yüzleşmenin önüne bent oluşturmak için yapıldığı görüşü bende hakimdi ve o günlerde yazdığım yazıların konusunu oluşturuyordu. O zaman ki iddiam olan bu olmayan örgüt adına açılan davada yer alan her olayın aklanacağı, çünkü olmayan örgütün davası olmaz tezimi bugün alınan karar ne yazık ki doğruladı.   Ergenekon davası bir örgüt olmadığı gerekçesi ile davaya son nokta kondu ve o davadan yargılananlar bir şekilde aklandı. O davanın içinde gerçekten suçlu insanlar vardı, yapılar vardı. Eğer Susurluk Davası ile gerçek anlamda üstüne gidilmiş olsaydı Ergenekon davasına ihtiyaç duyulmadan faili meçhul cinayetler ve darbelerin üstüne gidilebilinirdi, fakat gidilmedi ve sürüncemeye bırakılarak birkaç söylem dışında ortada somut bir iş olmadan sonlandırıldı ama bu sonlandırılma işi yeni açılan bir davanın oluşturmasına zemin olacaktı. O zeminde açılan Ergenekon adı verilen dava bir anlamda Susurluk’ta yapıldığı gibi aklama davası olacağı tezim bugün doğrulanmış oldu. Bu aklama davasında suçlu suçsuz, haberi olan olmayanın bir dosyaya birleştirilmesi ve gerçek suçun gözden uzak tutulması amaçlanmıştı ki bunda da başarılı olundu. Birkaç simge isimin etrafında dönen tartışmalar bu örtünün nasıl kullanıldığını çıplak olarak bize gösterdiler. Gerçek suçlular, birileri için kahraman olarak çıktı ve sessizlikler... Devamı

En önde kavganın birer bayrağı oldular!

2016-04-21 12:24:00

En önde kavganın birer bayrağı oldular!   Devrimci Yol’u devrimci yol yapan antifaşist mücadele en ön saflarda her bir devrimci yolcunun Mahir Çayan olmasıdır. Gözü kara, inançlı, savunma hattında faşistlere karşı vücudunu siper yapan gençleri gören halk onları kucaklamış, kendi evlatlarından üstün görmüştür. Devrimci Gençlik geçmişin mirasını taşırken yeni destanlar, yeni öyküleri ortamın özelliklerine göre yeniden yeniden yazmıştır. O yüzden ülkenin her tarafında farklı farklı Devrimci Yol yaratılmıştır.   12 Eylül mahkemelerinde ülke sathında başka başka içerikte Devrimci Yol davaları açılmıştır.   Devrimci Yol hepsini ortaklaştıran isimdir, onun dışında her biri kendi yöresinde birer Mahir olan gençlerin direncidir.   Liderlik kadrosu gözle görülmez, dergi sayfalarında birer harf olurken, her biri Mahir olan bu gençler hayatın içinde hayatı yeniden yorumlamışlar, direniş hattında ön saflarda halk ile birlikte, halka zarar gelmeyecek şekilde halkı savunmuş, halkın umudu, geleceği, yüz akları olmuştur.   Her ne kadar ki ‘nokta operasyonu’nda direniş hattı kuramamış olsalar da, destek ve dayanışmayı arzu edilir şekilde karşılayamamışlarsa da inançlı, davalarının arkasında yiğitçe durmuş, işkence tezgahlarında işkence odalarının duvarlarını şahit yaparak direnişin en yiğitçesini İbrahim Kaypakkaya adına layık bir şekilde gerçekleştirmişlerdir.   Onlar geçmiş liderlerin yaratmış olduğu yolda yürürken, idam ipini boğazına geçirirken “yaşasın hakların kardeşliği, yaşasın mücadelemiz” sloganları atarken her biri Deniz Gezmiş olmuştur. İdam sehpasında, işkence tezgahında direnişin, onurun, yaptığından pişman o... Devamı

Mağdurlar gerçekten mağdur mu?

2016-04-18 19:18:00

Mağdurlar gerçekten mağdur mu?   Günümüzde algılar ile oynayan araçlar o kadar gelişmiş ki, neyin doğru neyin algı operasyonu olduğunu bile algılayacak konumda değiliz. Bilincimiz ile oynuyorlar, hayata bakışımızı biçimlendiriyorlar, sürekli elimize teknoloji ürünü verip bizleri bağımlı yapıyorlar. Bağımlı insanın kendisine ait düşüncesi olmaz, çünkü bağımlı olduğunu elde etmek onun tek hedefidir ve o hedefe giden yolda her türlü yalan ve düzenbazlık mubah sayılır…   Mağdur olanların toplumda bir karşılığı her zaman vardır ve mağdur olana karşı duyulan hisler ve tepkiler bir anlamda kendi zavallılığımıza duyduğumuz korkunun dışa vurumu gibidir. Birçok insan bazı mağdurları onuru olarak kabul edip onun kavgasında onun safında yer almayı iktidara karşı mücadele olarak algılamaktadır ama mağdur ya iktidardaysa… yakın tarihimiz iktidarın mağdur olduğunu yaşadı ve bir çok kendisince akıllı olan zeki insanların mağdurun yanında yer almak adı altında açık faşizme giden yolda iktidarın yedek değneği oldular. İktidar her zaman güçtür ve o gücü iyi kullananlar kendi halkına karşı her zaman “iyilik” düşünürler. O iyilik her zaman halkın daha fazla acı çekmesi ve üzerinde toplanan kara bulutun yoğunlaşması anlamındadır. İlerici olanların tek yapmaması gereken şey, iktidara yaslanmak ve iktidarın peşinden koşmaktır. İktidar algılar ile oynar ve sizi demokrasi ve özgürlük özlemlerinizin altını boşaltır ve bir bakmışsınız baskı yapma özgürlüğünü savunur, çoğunluk hakları için mücadele eder bulursunuz. Demokrasilerde öncelik azınlıkların haklarını korumaktır, onlara gelebilecek baskıların önlemini almaktır. Çoğunluk haklarını savunan düzenlerde her zaman katliam ve soy... Devamı

Tasarlanmış toplumda değişim zamanı!

2016-04-12 01:05:00

Tasarlanmış toplumda değişim zamanı!   Toplumsal olaylarda bazı şeyler tesadüfen oluşmaz, ortam hazırlanır ve o tasarlanan şeyin olması için zamanın olgunlaşması beklenir. Siyasi iktidarların bir ömrü vardır, hiçbir güç uzun soluklu olarak iktidarda kalmaz. Elbette soluk burada kişiden kişiye ve toplumdan topluma değişen izafi bir kavramdır ama tarih bize en güçlü olanların kısa zamanda yok olduğunu haykırır ve der ki; “iktidar hırsına kapılmadan arkanızda temiz bir sayfa bırakın!” Hayata trajedi ve dram yaşayasınız diye gelmediniz, mutlu olmak ve sevdikleriniz ile gülerek yaşamanız için varsınız. Yaşamı çekilmez kılan şey sizin ve içinde bulunduğunuz toplumun hırsları ve tek hakim olma düşleridir. Yaşam hiçbir şekilde tek rengin hakim olduğunu kaldıramaz, hemen tek rengin hakim olduğu yere başka renkleri karıştırır ve mesajını açıkça verir. Bizler içinde bulunduğumuz koşulların ruhunu o kadar benimsemiş ve içselleştirmişiz ki, verilen bu açık mesajı dahi göremeyiz. Tek doğru, tek iktidar, tek ülke, tek toplum doğaya aykırıdır. Doğadan kopmuş, beton içinde kontrollü ortamda yaşayan bizlerin hırsları sonsuz gibi durur ama elbette bir sonu vardır, o son; son nefesi verdiğimiz andır ve her şeyin boş olduğunu kanıtlar. Bizi verdiğimiz acılardan dolayı anan olmaz ama verdiğimiz neşe her daim sohbetlerin konusu olur. Toplumsal olaylarda ‘yöneten ve yönetilenler vardır’ algısı hakimdir. Yönetenler ayrıcalıklıdır ve her türlü pozitif ayrımı kendileri için kullanırlar. Ne yazık ki bugüne kadar ilkel toplumla hariç modern olarak kabul edebileceğimiz ve doğa ile savaşta doğaya biçim verenlerin oluşturduğu toplumlarda bu algı baskındır ve sadece felsefecilerin konuştuğu özgün alternatifler yok sayılmış ya da ... Devamı

Çıkarlar, demokrasi mücadelesinin altını boşaltıp doldurabilir!

2016-04-04 00:00:00

Çıkarlar, demokrasi mücadelesinin altını boşaltıp doldurabilir!   Demokrasi mücadelesi olarak gösterilen birçok etkinlik aslında demokrasi değil, iktidar mücadelesidir. İktidar için girişilen kavgada özgürlük, demokrasi, hoşgörü kelimeleri sık sık kullanılır ama hayatta karşılığı olmayan altı boş olan cümlelerin birer parçası olurlar.   Türkiye'nin ilk anayasası "Özgürlük, Adalet, Kardeşlik, Millete Eşitlik" sloganları eşliğinde 23 Aralık 1876 ilan edilmiştir. Bugüne kadar o sloganda yer alan kelimeler hala gündemde ve gündemin sıcak ve yumuşak karnı oluşturmaktadır. Azınlıklardan her hangi biri ne zaman özgürlük dese, çoğunluğun baskı kırma özgürlüğü ile karşılaşır. Kardeşlik kelimesi zaten baştan aşağıya yanlış algılar üzerine oturmaktadır, çoğunluk ve güçlü olanın zayıf ve güçsüz olanı dövmesi, hırpalaması ve kendisi gibi düşünmeye zorlaması kısaca asimile olmasını ve değişmesi üzerine kuruludur. Küçük ve zayıf kardeş abisi ne derse onu yapmak ile yükümlü kılınır ve ona benzemesi için sürekli karşılaştırma yapılır. Bakın bizim dilimiz ne mükemmel her şeyi açıklayabiliyoruz der, ama onun dilinin güdük kalmasının tek sebebi olduğunu görmezden gelir. İmkanı olsa belki çoğunluğun konuştuğu dilden daha fazla kelime üretebilecek! Millette eşitlik tekil olarak algılanır, tek ulus, tek bayrak, tek dil, tek mezhep, tek din, tek… kısaca eğitimde tek, güvenlikte tek anlayış eşitlik kavramını zaten ortadan kaldırmaktadır. Millette eşitlik diyerek imza verenler, ilk anayasanın yazımına katkı sunan azınlık üyeleri ilk baskı görenler olmuştur.     Ülkemizin tarihi genelde dışa bağımı şeki... Devamı

Medea Kali

2016-04-02 14:36:00

Medea Kali   İki mitoloji bir sahnede harmanlanmış, iç içe geçmiş. Hint ve Yunan mitolojisinin iki kahramanı, ölüm ile isyan, acı ile hedef arasında ki haykırışı… Öç ve öfke, sesin yüksek çıktığı anlar. İsyan, kendi kaderine ve aşkı uğruna terk ettiği geçmişine ve geri dönüş. Acı, çocuklarını kutsal gördüğü nehre ruhlarını bırakması. Doğum sancısı ve inleme, aynı zamanda ölüm! Ölüm, yaşamın kaçınılmaz gerçeği, doğum olan yerde ölüm vardır. Ama her ölüm başka başkadır. Kimisi doğal, ölür, kimisi bir canin ellerinden!   Betimlemeler, imgeler arka araya geliyor, arka arkaya sırlanıyor insanların beyinlerine. Yüksek ses, dijital. Hareket alanını gözü kapalı izleyemezsin, çünkü ses sahnenin ortasından değil, kenarlarında ki hoparlörlerden gelmekte… Bilerek belki yok etti oyuncunun o muhteşem performansını. Ses dışarıda, oyuncu sahnede. Oyuncunun elinden almakta dijital sessin tek düzeliği. Yüksek, mikslenmiş ses, efekt ile daha da vurgulanmak istenmiş ama yok ediyor oyunun gücünü ve oyuncunun performansını. Ses cd kaydından mı geliyor, canlı olarak sahnenin ortasında mı? Gözünüzü kapayın, dinleyin. Oyuncunun hareketini, rüzgarını duyabiliyor musunuz? Nerede hareket etmekte, oyun beyaz perde de mi, yoksa canlı olarak sahnede mi? Gözünüzü kapatın, bazı sahnelerde ister istemez kapatmak zorundasınız, çünkü eğer epilepsi hastasıysanız sizi tetikleyecek bir uzun süre ışığın açıp kapattığı sahne var. Sahnenin arka zemini oluşturan video görüntüsü, bir ayın içindedir. Sahnede yaşananlara eşlik eden görüntü. Işık sesten önce gelir ama başlangıçta ses önce, görüntü arkası... Devamı

Dönüşü olmayan!

2016-03-26 10:59:00

Dönüşü olmayan!   İnsan yaşamında dönüşü olmayan bir çok olay yaşar, bir çoğu kötü bazıları ise iyidir. Kötü olanlar ömür boyu bir travma etkisi ile bizimle birlikte yaşar. Çocukluğumuz bizim fark etmediğimiz geleceğimizdir. Her ne kadar güvenli bir ortamda yaşadığımızı sanmış olsak da aslında saldırılara en açık olduğumuz dönemlerdir. Ailelerimiz, çevremiz bizim için yarattıkları duvarlar aynı zamanda bizim geleceğimiz etkileyen travma nedenlerimizdir. Özgürlüğümüz sadece ciğere giden ilk hava ile çıkardığımız sestir, diğerleri esaretimizin başlangıcı belki de ilk adımlardır.   İnsan eğitildikçe ehlileştirilir, çevresine uyum sağlar. Ehlileşirime süreci okul öncesi küçük bir çevrede başlar ve toplum içinde devam eder. İş yaşamımızda keskin sınırları belli olan kalıpların içinde yaşamaya çalışırız. Özgürlük ancak tatillerde paranız olduğu sürece satın alabileceğiniz bir şeydir ama o özgürleşme de sınırlıdır, geçmişte aldığınız eğitim ile sınırları çizilmiştir.   Sınırları çizilmiş yaşantımızın içinde bizim hareket etme alanımızın daha da daraldığı alanlar vardır ki, bu hareket etme olanağımızın tamamı ile elimizden alındığı ve biat ettiğimiz süreçtir. Cinsel taciz işte bu biat etme ve kaderine boyun eğme sürecidir. Bu süreç her ne kadar insanlık suçu olsa da birçok toplum içinde hoş görülebilir ve hasır edilen bir sorun olarak durur. Dinler bu toplumsal olayı bastırmak için kullanılan bir araçtır, o aracı da dini bildiğini söyleyen ulema tarafından usturuplu bir şekilde kullanılır. Pedofili hastalığı ile karıştırılan bu ince çizgi içinde insanlar hastalığı bile doğal ... Devamı

10:55 İstiklal Caddesi

2016-03-19 20:18:00

10:55 İstiklal Caddesi   Sabahın erken saatleri İstiklal Caddesi küçük grup halinde dolaşan turist gruplarına ev sahipliği yapmaktadır. İstanbullular bilir ki eğlence öğleden sonra başlar sabah saatlerine kadar sürer. Sabah saatlerinde caddeyi bilenler pek uğramaz, çünkü çöp kutuları caddenin ortasında dağ gibi yığılmış, dükkanların kepenkleri kapalı, birkaç lokanta ve zincir mağazaların şubeleri camekan düzenlemesi içindedir. İstiklal Caddesi her zaman ki gibi sakindir, polisler görevlerinin başında, henüz sivil polisler kalabalık olmadığı için cadde üzerinde değillerdir.   Cumartesi günleri saat 12 civarında Galatasaray Lisesi önü ve postane arasında bulunan Cumhuriyetin 50. yıl heykelin önünde faili meçhuller konusunda duyarlılığı artırmak için anaların oturma eylem yeri boştur. Sessizlik öğleden sonra başlayacak gürültü ile ortadan kalkacaktır. Gökyüzü gri havasını henüz yeryüzüne indirmemiş. Saç ektiren Araplar başlarında bantlar ile caddenin sahibi gibidir. Çevre otellerde kalan turistler cadde boşken keyif ile gezmeye ve fotoğraf çekebilecekleri kilise ve ara sokak duvarlarında ki grafitilere meraklı gözler ile bakmaktadır. Elinde bir küçük bayrak ile grup önünde yürüyen kokartlı rehberler, çevre ile ilgili bilgi vermektedir.   Yayın yasağı gelmeden internet yavaşladı.   Saatler 10:55’i gösterdiğinde kaymakamlık binasının ön tarafında bir ses duyuldu. Duman kan ile karışık şekilde gökyüzüne çıkarken, korku İstanbul'u teslim almaya başlamıştı. Canlı bomba sakin bir cumartesi günün sabahını kana buluyordu. Amacı çok insanı öldürmek olmadığı, bir mesaj taşıdığı eylemin saatinin se&cce... Devamı

Geçilmez diye yalan uydurdular, geçtiler gittiler!

2016-03-19 09:57:00

Geçilmez diye yalan uydurdular, geçtiler gittiler!   Çanakkale geçildi, hala geçilmez diye böbürlenenleri gördükçe dudaklarımda kara bir gülümseme oturur, kara dediğime bakmayın acıdır. Acının gülümsemesi olmaz. Emperyalist oyunun parçalanan oyuncağı olduğumuzu anlatır karanlıktaki sesim. Böbürlendiğimiz / övündüğümüz on binlerce ölümüzün olmasıdır, çoluk, çocuk, yaşlı – kadın erkek nesillerin ortadan kaldırılmasıdır.   Bir cephede yok edilen tüm birikimlerimiz.   Birikimlerimiz halklarımıza uyguladığımız zulümdür, derisi yüzülen insanlarımızın acısıdır. Osmanlı devleti içinde yaşadığı topluma çok acılar çektirdi, çok zulümler uyguladı. Anlı şanlı denilen tüm seferler acılar, katliamlar üzerine kuruludur.   Yağmaladı devleti yaşatmak için, yağmalandı İstanbul eşrafı şatafatlı ve rahat yaşasın diye. Tarlada ekili üründen hesap sormadan pay biçildi, alındı. Evdeki ocaktan çocuklar devşirildi, sırf bir aile gücünü korusun, daha fazla baskı yapsın diye…   Çanakkale savaşları işte bu zulmün son dönemecidir, yok oluşunu işaret eder. Böbürlenerek anlattığımız kıyımın olduğu yıllar bu kıyımın son sahnesidir. Son sahne bir Alman generalin yönetiminde sahneye kondu. İleriye sürülen bizim çocuklarımız, karar verenler Alman halkının çıkarını savunmak ile yükümlü olan bir general!   Çanakkale geçilmez diye yazarlar ya bende biraz gülümserim…   Çünkü bir kaç sene sonra bizim ro-ro gemilerimiz saray burnunda demirlemiş değillerdi... Saray burnuna demirleyen gemilerde İstanbul'u işg... Devamı