İstanbul’da 1 Mayıs!

2016-04-30 05:52:00

İstanbul’da 1 Mayıs!   İstanbul’da ilk 1 Mayıs 1912 yılında kutlandı. Onun öncesi elbette işçi sınıfının ağırlıkta olduğu 1909 yılında Üsküp ve Selanik’te 1 Mayıs, çok kültürlü yapıya uygun olarak dört dil ile basılan bildiriler ile duyurulmuş ve kutlanmıştır. O dönemin en önemli siyasi istemi “herkese seçme ve seçilme hakkı”  talebi olmuş. 1912 yılında Hüseyin Hilmi Bey’in başkanı olduğu Osmanlı Sosyalist Fırkası, İstanbul’da işçi dernekleriyle birlikte (İstanbul) Pangaltı’daki Belvü bahçesinde 1 Mayıs kutlamaları için mütevazı şekilde bir araya gelmişler. İstanbul’da Türkiye Sosyalist Fırkası tarafından gerçekleştirilen ilk kitlesel 1 Mayıs 1921 yılında gerçekleşmiş. Dönemin Osmanlı idaresi yasaklamış olmasına rağmen işgal altında kitlesel 1 Mayıs her şey göze alınarak kutlanmış. 1922 yılında ise 1 Mayıs Komisyonu kurularak tek elden yönetilmiş. ‘1 Mayıs Komisyonu’nda; Türkiye Sosyalist Fırkası, Türkiye İşçiler Derneği, Beynelmilel İşçiler İttihadı, Sosyal Demokrat Fırkası, Türkiye İşçi Çiftçi Sosyalist Partisi, Ermeni Sosyal Demokrat Fırkası ve Esnaf Cemiyetleri yer almaktadır. Komisyon, Pangaltı’da toplanılacak ve yürüyüş yapılarak Kağıthane’de kutlanacağı ilan edilmiş. Ve ilan edildiği gibi de kutlanmış. 1923 yılında ise 1 Mayıs, Türkiye İşçi Çiftçi Sosyalist Fırkası ve Ankara Hükümeti’ne yakın Umum Amele Birliği tarafından ayrı ayrı kutlanmıştır. Tam altı ay önce Hüseyin Hilmi Bey ( Türkiye Sosyalist Fırkası lideri) öldürülmüştür. Buna rağmen 1 Mayıs kutlamasını yapmışlar. 1924 yılında göstermelik bir kutlamaya izin verilmiş, 4 Mart 1925’te ka... Devamı

Ergenekon davasına son nokta kondu!

2016-04-24 13:56:00

Ergenekon davasına son nokta kondu!   Ergenekon davası henüz adı konulmadan yapılan operasyonlar ve bir çuvalın içine değişik dünya görüşünden insanı yığmaları aslında var olan kontrgerilla teşhirinin üstünü örtmek ve açılması muhtemel olan yakın tarih ile yüzleşmenin önüne bent oluşturmak için yapıldığı görüşü bende hakimdi ve o günlerde yazdığım yazıların konusunu oluşturuyordu. O zaman ki iddiam olan bu olmayan örgüt adına açılan davada yer alan her olayın aklanacağı, çünkü olmayan örgütün davası olmaz tezimi bugün alınan karar ne yazık ki doğruladı.   Ergenekon davası bir örgüt olmadığı gerekçesi ile davaya son nokta kondu ve o davadan yargılananlar bir şekilde aklandı. O davanın içinde gerçekten suçlu insanlar vardı, yapılar vardı. Eğer Susurluk Davası ile gerçek anlamda üstüne gidilmiş olsaydı Ergenekon davasına ihtiyaç duyulmadan faili meçhul cinayetler ve darbelerin üstüne gidilebilinirdi, fakat gidilmedi ve sürüncemeye bırakılarak birkaç söylem dışında ortada somut bir iş olmadan sonlandırıldı ama bu sonlandırılma işi yeni açılan bir davanın oluşturmasına zemin olacaktı. O zeminde açılan Ergenekon adı verilen dava bir anlamda Susurluk’ta yapıldığı gibi aklama davası olacağı tezim bugün doğrulanmış oldu. Bu aklama davasında suçlu suçsuz, haberi olan olmayanın bir dosyaya birleştirilmesi ve gerçek suçun gözden uzak tutulması amaçlanmıştı ki bunda da başarılı olundu. Birkaç simge isimin etrafında dönen tartışmalar bu örtünün nasıl kullanıldığını çıplak olarak bize gösterdiler. Gerçek suçlular, birileri için kahraman olarak çıktı ve sessizlikler... Devamı

En önde kavganın birer bayrağı oldular!

2016-04-21 12:24:00

En önde kavganın birer bayrağı oldular!   Devrimci Yol’u devrimci yol yapan antifaşist mücadele en ön saflarda her bir devrimci yolcunun Mahir Çayan olmasıdır. Gözü kara, inançlı, savunma hattında faşistlere karşı vücudunu siper yapan gençleri gören halk onları kucaklamış, kendi evlatlarından üstün görmüştür. Devrimci Gençlik geçmişin mirasını taşırken yeni destanlar, yeni öyküleri ortamın özelliklerine göre yeniden yeniden yazmıştır. O yüzden ülkenin her tarafında farklı farklı Devrimci Yol yaratılmıştır.   12 Eylül mahkemelerinde ülke sathında başka başka içerikte Devrimci Yol davaları açılmıştır.   Devrimci Yol hepsini ortaklaştıran isimdir, onun dışında her biri kendi yöresinde birer Mahir olan gençlerin direncidir.   Liderlik kadrosu gözle görülmez, dergi sayfalarında birer harf olurken, her biri Mahir olan bu gençler hayatın içinde hayatı yeniden yorumlamışlar, direniş hattında ön saflarda halk ile birlikte, halka zarar gelmeyecek şekilde halkı savunmuş, halkın umudu, geleceği, yüz akları olmuştur.   Her ne kadar ki ‘nokta operasyonu’nda direniş hattı kuramamış olsalar da, destek ve dayanışmayı arzu edilir şekilde karşılayamamışlarsa da inançlı, davalarının arkasında yiğitçe durmuş, işkence tezgahlarında işkence odalarının duvarlarını şahit yaparak direnişin en yiğitçesini İbrahim Kaypakkaya adına layık bir şekilde gerçekleştirmişlerdir.   Onlar geçmiş liderlerin yaratmış olduğu yolda yürürken, idam ipini boğazına geçirirken “yaşasın hakların kardeşliği, yaşasın mücadelemiz” sloganları atarken her biri Deniz Gezmiş olmuştur. İdam sehpasında, işkence tezgahında direnişin, onurun, yaptığından pişman o... Devamı

Mağdurlar gerçekten mağdur mu?

2016-04-18 19:18:00

Mağdurlar gerçekten mağdur mu?   Günümüzde algılar ile oynayan araçlar o kadar gelişmiş ki, neyin doğru neyin algı operasyonu olduğunu bile algılayacak konumda değiliz. Bilincimiz ile oynuyorlar, hayata bakışımızı biçimlendiriyorlar, sürekli elimize teknoloji ürünü verip bizleri bağımlı yapıyorlar. Bağımlı insanın kendisine ait düşüncesi olmaz, çünkü bağımlı olduğunu elde etmek onun tek hedefidir ve o hedefe giden yolda her türlü yalan ve düzenbazlık mubah sayılır…   Mağdur olanların toplumda bir karşılığı her zaman vardır ve mağdur olana karşı duyulan hisler ve tepkiler bir anlamda kendi zavallılığımıza duyduğumuz korkunun dışa vurumu gibidir. Birçok insan bazı mağdurları onuru olarak kabul edip onun kavgasında onun safında yer almayı iktidara karşı mücadele olarak algılamaktadır ama mağdur ya iktidardaysa… yakın tarihimiz iktidarın mağdur olduğunu yaşadı ve bir çok kendisince akıllı olan zeki insanların mağdurun yanında yer almak adı altında açık faşizme giden yolda iktidarın yedek değneği oldular. İktidar her zaman güçtür ve o gücü iyi kullananlar kendi halkına karşı her zaman “iyilik” düşünürler. O iyilik her zaman halkın daha fazla acı çekmesi ve üzerinde toplanan kara bulutun yoğunlaşması anlamındadır. İlerici olanların tek yapmaması gereken şey, iktidara yaslanmak ve iktidarın peşinden koşmaktır. İktidar algılar ile oynar ve sizi demokrasi ve özgürlük özlemlerinizin altını boşaltır ve bir bakmışsınız baskı yapma özgürlüğünü savunur, çoğunluk hakları için mücadele eder bulursunuz. Demokrasilerde öncelik azınlıkların haklarını korumaktır, onlara gelebilecek baskıların önlemini almaktır. Çoğunluk haklarını savunan düzenlerde her zaman katliam ve soy... Devamı

Tasarlanmış toplumda değişim zamanı!

2016-04-12 01:05:00

Tasarlanmış toplumda değişim zamanı!   Toplumsal olaylarda bazı şeyler tesadüfen oluşmaz, ortam hazırlanır ve o tasarlanan şeyin olması için zamanın olgunlaşması beklenir. Siyasi iktidarların bir ömrü vardır, hiçbir güç uzun soluklu olarak iktidarda kalmaz. Elbette soluk burada kişiden kişiye ve toplumdan topluma değişen izafi bir kavramdır ama tarih bize en güçlü olanların kısa zamanda yok olduğunu haykırır ve der ki; “iktidar hırsına kapılmadan arkanızda temiz bir sayfa bırakın!” Hayata trajedi ve dram yaşayasınız diye gelmediniz, mutlu olmak ve sevdikleriniz ile gülerek yaşamanız için varsınız. Yaşamı çekilmez kılan şey sizin ve içinde bulunduğunuz toplumun hırsları ve tek hakim olma düşleridir. Yaşam hiçbir şekilde tek rengin hakim olduğunu kaldıramaz, hemen tek rengin hakim olduğu yere başka renkleri karıştırır ve mesajını açıkça verir. Bizler içinde bulunduğumuz koşulların ruhunu o kadar benimsemiş ve içselleştirmişiz ki, verilen bu açık mesajı dahi göremeyiz. Tek doğru, tek iktidar, tek ülke, tek toplum doğaya aykırıdır. Doğadan kopmuş, beton içinde kontrollü ortamda yaşayan bizlerin hırsları sonsuz gibi durur ama elbette bir sonu vardır, o son; son nefesi verdiğimiz andır ve her şeyin boş olduğunu kanıtlar. Bizi verdiğimiz acılardan dolayı anan olmaz ama verdiğimiz neşe her daim sohbetlerin konusu olur. Toplumsal olaylarda ‘yöneten ve yönetilenler vardır’ algısı hakimdir. Yönetenler ayrıcalıklıdır ve her türlü pozitif ayrımı kendileri için kullanırlar. Ne yazık ki bugüne kadar ilkel toplumla hariç modern olarak kabul edebileceğimiz ve doğa ile savaşta doğaya biçim verenlerin oluşturduğu toplumlarda bu algı baskındır ve sadece felsefecilerin konuştuğu özgün alternatifler yok sayılmış ya da ... Devamı

Çıkarlar, demokrasi mücadelesinin altını boşaltıp doldurabilir!

2016-04-04 00:00:00

Çıkarlar, demokrasi mücadelesinin altını boşaltıp doldurabilir!   Demokrasi mücadelesi olarak gösterilen birçok etkinlik aslında demokrasi değil, iktidar mücadelesidir. İktidar için girişilen kavgada özgürlük, demokrasi, hoşgörü kelimeleri sık sık kullanılır ama hayatta karşılığı olmayan altı boş olan cümlelerin birer parçası olurlar.   Türkiye'nin ilk anayasası "Özgürlük, Adalet, Kardeşlik, Millete Eşitlik" sloganları eşliğinde 23 Aralık 1876 ilan edilmiştir. Bugüne kadar o sloganda yer alan kelimeler hala gündemde ve gündemin sıcak ve yumuşak karnı oluşturmaktadır. Azınlıklardan her hangi biri ne zaman özgürlük dese, çoğunluğun baskı kırma özgürlüğü ile karşılaşır. Kardeşlik kelimesi zaten baştan aşağıya yanlış algılar üzerine oturmaktadır, çoğunluk ve güçlü olanın zayıf ve güçsüz olanı dövmesi, hırpalaması ve kendisi gibi düşünmeye zorlaması kısaca asimile olmasını ve değişmesi üzerine kuruludur. Küçük ve zayıf kardeş abisi ne derse onu yapmak ile yükümlü kılınır ve ona benzemesi için sürekli karşılaştırma yapılır. Bakın bizim dilimiz ne mükemmel her şeyi açıklayabiliyoruz der, ama onun dilinin güdük kalmasının tek sebebi olduğunu görmezden gelir. İmkanı olsa belki çoğunluğun konuştuğu dilden daha fazla kelime üretebilecek! Millette eşitlik tekil olarak algılanır, tek ulus, tek bayrak, tek dil, tek mezhep, tek din, tek… kısaca eğitimde tek, güvenlikte tek anlayış eşitlik kavramını zaten ortadan kaldırmaktadır. Millette eşitlik diyerek imza verenler, ilk anayasanın yazımına katkı sunan azınlık üyeleri ilk baskı görenler olmuştur.     Ülkemizin tarihi genelde dışa bağımı şeki... Devamı

Medea Kali

2016-04-02 14:36:00

Medea Kali   İki mitoloji bir sahnede harmanlanmış, iç içe geçmiş. Hint ve Yunan mitolojisinin iki kahramanı, ölüm ile isyan, acı ile hedef arasında ki haykırışı… Öç ve öfke, sesin yüksek çıktığı anlar. İsyan, kendi kaderine ve aşkı uğruna terk ettiği geçmişine ve geri dönüş. Acı, çocuklarını kutsal gördüğü nehre ruhlarını bırakması. Doğum sancısı ve inleme, aynı zamanda ölüm! Ölüm, yaşamın kaçınılmaz gerçeği, doğum olan yerde ölüm vardır. Ama her ölüm başka başkadır. Kimisi doğal, ölür, kimisi bir canin ellerinden!   Betimlemeler, imgeler arka araya geliyor, arka arkaya sırlanıyor insanların beyinlerine. Yüksek ses, dijital. Hareket alanını gözü kapalı izleyemezsin, çünkü ses sahnenin ortasından değil, kenarlarında ki hoparlörlerden gelmekte… Bilerek belki yok etti oyuncunun o muhteşem performansını. Ses dışarıda, oyuncu sahnede. Oyuncunun elinden almakta dijital sessin tek düzeliği. Yüksek, mikslenmiş ses, efekt ile daha da vurgulanmak istenmiş ama yok ediyor oyunun gücünü ve oyuncunun performansını. Ses cd kaydından mı geliyor, canlı olarak sahnenin ortasında mı? Gözünüzü kapayın, dinleyin. Oyuncunun hareketini, rüzgarını duyabiliyor musunuz? Nerede hareket etmekte, oyun beyaz perde de mi, yoksa canlı olarak sahnede mi? Gözünüzü kapatın, bazı sahnelerde ister istemez kapatmak zorundasınız, çünkü eğer epilepsi hastasıysanız sizi tetikleyecek bir uzun süre ışığın açıp kapattığı sahne var. Sahnenin arka zemini oluşturan video görüntüsü, bir ayın içindedir. Sahnede yaşananlara eşlik eden görüntü. Işık sesten önce gelir ama başlangıçta ses önce, görüntü arkası... Devamı

Dönüşü olmayan!

2016-03-26 10:59:00

Dönüşü olmayan!   İnsan yaşamında dönüşü olmayan bir çok olay yaşar, bir çoğu kötü bazıları ise iyidir. Kötü olanlar ömür boyu bir travma etkisi ile bizimle birlikte yaşar. Çocukluğumuz bizim fark etmediğimiz geleceğimizdir. Her ne kadar güvenli bir ortamda yaşadığımızı sanmış olsak da aslında saldırılara en açık olduğumuz dönemlerdir. Ailelerimiz, çevremiz bizim için yarattıkları duvarlar aynı zamanda bizim geleceğimiz etkileyen travma nedenlerimizdir. Özgürlüğümüz sadece ciğere giden ilk hava ile çıkardığımız sestir, diğerleri esaretimizin başlangıcı belki de ilk adımlardır.   İnsan eğitildikçe ehlileştirilir, çevresine uyum sağlar. Ehlileşirime süreci okul öncesi küçük bir çevrede başlar ve toplum içinde devam eder. İş yaşamımızda keskin sınırları belli olan kalıpların içinde yaşamaya çalışırız. Özgürlük ancak tatillerde paranız olduğu sürece satın alabileceğiniz bir şeydir ama o özgürleşme de sınırlıdır, geçmişte aldığınız eğitim ile sınırları çizilmiştir.   Sınırları çizilmiş yaşantımızın içinde bizim hareket etme alanımızın daha da daraldığı alanlar vardır ki, bu hareket etme olanağımızın tamamı ile elimizden alındığı ve biat ettiğimiz süreçtir. Cinsel taciz işte bu biat etme ve kaderine boyun eğme sürecidir. Bu süreç her ne kadar insanlık suçu olsa da birçok toplum içinde hoş görülebilir ve hasır edilen bir sorun olarak durur. Dinler bu toplumsal olayı bastırmak için kullanılan bir araçtır, o aracı da dini bildiğini söyleyen ulema tarafından usturuplu bir şekilde kullanılır. Pedofili hastalığı ile karıştırılan bu ince çizgi içinde insanlar hastalığı bile doğal ... Devamı

10:55 İstiklal Caddesi

2016-03-19 20:18:00

10:55 İstiklal Caddesi   Sabahın erken saatleri İstiklal Caddesi küçük grup halinde dolaşan turist gruplarına ev sahipliği yapmaktadır. İstanbullular bilir ki eğlence öğleden sonra başlar sabah saatlerine kadar sürer. Sabah saatlerinde caddeyi bilenler pek uğramaz, çünkü çöp kutuları caddenin ortasında dağ gibi yığılmış, dükkanların kepenkleri kapalı, birkaç lokanta ve zincir mağazaların şubeleri camekan düzenlemesi içindedir. İstiklal Caddesi her zaman ki gibi sakindir, polisler görevlerinin başında, henüz sivil polisler kalabalık olmadığı için cadde üzerinde değillerdir.   Cumartesi günleri saat 12 civarında Galatasaray Lisesi önü ve postane arasında bulunan Cumhuriyetin 50. yıl heykelin önünde faili meçhuller konusunda duyarlılığı artırmak için anaların oturma eylem yeri boştur. Sessizlik öğleden sonra başlayacak gürültü ile ortadan kalkacaktır. Gökyüzü gri havasını henüz yeryüzüne indirmemiş. Saç ektiren Araplar başlarında bantlar ile caddenin sahibi gibidir. Çevre otellerde kalan turistler cadde boşken keyif ile gezmeye ve fotoğraf çekebilecekleri kilise ve ara sokak duvarlarında ki grafitilere meraklı gözler ile bakmaktadır. Elinde bir küçük bayrak ile grup önünde yürüyen kokartlı rehberler, çevre ile ilgili bilgi vermektedir.   Yayın yasağı gelmeden internet yavaşladı.   Saatler 10:55’i gösterdiğinde kaymakamlık binasının ön tarafında bir ses duyuldu. Duman kan ile karışık şekilde gökyüzüne çıkarken, korku İstanbul'u teslim almaya başlamıştı. Canlı bomba sakin bir cumartesi günün sabahını kana buluyordu. Amacı çok insanı öldürmek olmadığı, bir mesaj taşıdığı eylemin saatinin se&cce... Devamı

Geçilmez diye yalan uydurdular, geçtiler gittiler!

2016-03-19 09:57:00

Geçilmez diye yalan uydurdular, geçtiler gittiler!   Çanakkale geçildi, hala geçilmez diye böbürlenenleri gördükçe dudaklarımda kara bir gülümseme oturur, kara dediğime bakmayın acıdır. Acının gülümsemesi olmaz. Emperyalist oyunun parçalanan oyuncağı olduğumuzu anlatır karanlıktaki sesim. Böbürlendiğimiz / övündüğümüz on binlerce ölümüzün olmasıdır, çoluk, çocuk, yaşlı – kadın erkek nesillerin ortadan kaldırılmasıdır.   Bir cephede yok edilen tüm birikimlerimiz.   Birikimlerimiz halklarımıza uyguladığımız zulümdür, derisi yüzülen insanlarımızın acısıdır. Osmanlı devleti içinde yaşadığı topluma çok acılar çektirdi, çok zulümler uyguladı. Anlı şanlı denilen tüm seferler acılar, katliamlar üzerine kuruludur.   Yağmaladı devleti yaşatmak için, yağmalandı İstanbul eşrafı şatafatlı ve rahat yaşasın diye. Tarlada ekili üründen hesap sormadan pay biçildi, alındı. Evdeki ocaktan çocuklar devşirildi, sırf bir aile gücünü korusun, daha fazla baskı yapsın diye…   Çanakkale savaşları işte bu zulmün son dönemecidir, yok oluşunu işaret eder. Böbürlenerek anlattığımız kıyımın olduğu yıllar bu kıyımın son sahnesidir. Son sahne bir Alman generalin yönetiminde sahneye kondu. İleriye sürülen bizim çocuklarımız, karar verenler Alman halkının çıkarını savunmak ile yükümlü olan bir general!   Çanakkale geçilmez diye yazarlar ya bende biraz gülümserim…   Çünkü bir kaç sene sonra bizim ro-ro gemilerimiz saray burnunda demirlemiş değillerdi... Saray burnuna demirleyen gemilerde İstanbul'u işg... Devamı

Bugünler de newroz’a rengini veren ateş değil kandır!

2016-03-18 06:30:00

Bugünler de newroz’a rengini veren ateş değil kandır!   Newroz baharın müjdesi yani uyanışın günüdür. Uzun ve çetin kış günlerinden sonra baharın geldiği, yeni günün 21 Mart ile başladığı kabul edilen gün! Gelmekte olanı işaret eder, yakılan ateşler ile zulmün, esaretin bittiğini işaret eder… Ağrı’nın tepesine konan agri’dir. Ateşi ilk gören bilir hayat yeniden başlamıştır. Yeni güne neşe ile başlamak, üzerilerine sinmiş olan esaretin atıldığı gündür. Halaylara durulur, bütün insanlık kol kola dans eder, neşelidir. Çengiler kurulur meydanlara… Bayramdır, insanlığa sunulmuş bir bayram. Hepimiz biliriz 21 Mart günü kutlanan bayramın anlamını ve içeriğini, anlatmaya gerek yoktur ama karanlığın hakim olduğu ve zifiri karanlığın üzerimize kara bir bulut gibi çöreklendiği bu günlerde bir kıvılcım gibi, umut gibi tekrarlamak gerekti.   Yeni başlayan gün, karanlığı yok edecektir!   Geniş bir coğrafyada kutlanan newroz, bizim yakın tarihimizde başka anlamlara büründü, yüklenen anlamlar altında ezildi, yasaklandı, özgürce kutlandı. Şimdi yeniden yok sayıldığı günlere döndük, çatışmanın, cepheleşmenin, kan dökerek anlaşıldığı günlerde newroz çiçeği kan ile sulanır oldu. Newrozun rengi ateşin rengi değil, toprağa karışan kanın rengi oldu.   12 Eylül sonrası newroz / nevruz tartışması yaşandı, yok sayıldı, olmayan bayram dediler, bahar bayramı oldu, yeni gün dendi, yeni yıl dendi türki halklar için, en sonunda newroz yerine nevruz kutlandı. Daha sonra newroz oldu. Farsça bir kelimenin çok sahibi oldu, yazım ve okunuşu şivelere ve dillere göre değişikliğe uğradı ama sonuçta newroz bayramı kabul edildi. Ateş üstünden devlet... Devamı

Ben iyi biri olmadan önce

2016-03-16 13:30:00

Ben iyi biri olmadan önce   Tiyatro ve şiir yan yana gelmiş sahne de imgeler ile kardeşliğini ilan etmiş. İmgeler ile devam eden diyaloglar, aslında diyalog demeyelim her oyuncunun canlandırdığı bir iç konuşma. İç konuşmalar o kadar çok imgeler ile yüklü ki, kim kime ne dedi, neden dediğini soramıyorsunuz, çünkü ilgisiz gibi duran ama her birinde imgeler ile yüklü bir oyun. İmgeler sahneye sanki boca edilmiş, seyircisini kucaklıyor. İmgeler seyircinin yüzüne kara bir gülümseme olarak otururken, sahnede yaşamın bir yüzü oyuncuların seslerine bulaşmıştı.   Şairlikten tiyatro oyun yazarlığına adım atan Şerafettin Kaya, şairlikten gelen imgeleri sahneye uyarlamış. ‘Ben iyi biri olmadan önce’ adlı oyun bir fotokopi dükkanı aynı zamanda cafe’de gerçekleşmekte. Bir çalışan, bankta oturan genç bir kız, sakallı başka biri. Sessizdir. Sessizliği dışarıdan gelen bir kadın bozar. Çıktı almak istediğini söyler. Bu sırada sakallı kapının yanında duran fırlar. Sıra bende ama iyi bir insan olduğumdan sıramı size vereceğim der. Kadın şaşkındır. Çıktı alınır ama ondan sonra gelişen olaylar imgelerin dünyasındadır. İyi olduğunu iddia eden bir insanın iç konuşmaları ve çevresindekilerin ona uyum sağlaması ve kendilerini kendimce sorgulamaları. İyi biri olmadan önceki haline doğu bir serzeniş. Kısaca yüzleşme. İmgeler içinde oyun monologdur ama diyaloglar içindedir.   Oyucular kendilerine verilen görevi en iyi bir şekilde yerine getirirken, henüz çok yeni olduğundan kaynaklı olsa gerek, henüz sahnenin enerjisini seyirciye aktaramıyorlar. Amatör ruh ile yapılan işler her başlangıcında buna benzer görüntüler olur. İlerledikçe oynadıkça sahne ısınacak, oyuncular ısınacaktır. Pratikte ö... Devamı

İnsan vücutları üzerimize yağdı!

2016-03-15 17:43:00

İnsan vücutları üzerimize yağdı!   Savaş bulutları, toplama kampları üzerimizde kara bir bulut gibi çöktü, bunu engelleyecek ne gücümüz ne de nefesimiz var sadece kurbanlar gibi bakıyoruz... Acı duyuyoruz... Parçalanıyoruz... Çünkü örgütsüz bireyleriz...   Son yıllarda sürekli ölümler gündemimizi belirlemeye başladı, artık tek tek bireylerin değil, toplu ölümlerin ve katliamların ülkesi olduk. Toplu olarak infaz ediliyoruz, beyinlerimizin her kıvrımına biat etmemiz fısıldanıyor, sormadan öldür ve öldürt!   “Bir arada yaşayamayacaksınız, et ile kemiğin ayrışmasında oluşan acıyı yaşayın, parçalanın, olacaksa artık olsun!” diye bilinçaltımıza fısıldanan sözün yüksek söz ile ifade etmemiz istenmektedir. Bütün bu algı operasyonlarına, toplu cinayet projelerine karşı bizim yapabileceğimiz, savunma da kalacağımız elimizde ne kaldı? Teker teker hepsini zaman içinde elimizde alınmakta ve kör bir bombanın patlaması sırasında vücudumuzun parçalandığını izlemekten başka. Her cinayet, her katliam etimizden birer parça alırken, bilincimizde karanlığa, duyguların esiri olmaya zorlanıyor. Bilinç ile hareket etme, duygun ile hareket et ve düşman olarak gösterileni linç et fısıltısı sürekli ekranlar aracılığı ile haber bültenlerinde, filmlerin içinde söyleniyor, söyletiliyor… Duyuyoruz, görüyoruz, çaresizce bekliyoruz. Kurban olmaya hazır bir koyun gibiyiz, ölüm bizi ipnotize etmiş, kasap elinde bıçak ile bizi kesmeye gelirken, kaderimizin bu olduğunu dahi düşünemeyecek kadar boş gözler ile dışarıdan kendimizi izliyoruz. Ölüm kapımızı çaldı, biz bilinçsizce kapıyı açan kurbanlarız! &... Devamı

Son kavga sınıf kavgasıdır!

2016-03-02 17:08:00

Son kavga sınıf kavgasıdır!   “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” Köroğlu   Sınıf kavgasında taraflar meydana çıkıp er kavgası yapmamaktadır… Köroğlu değimi ile tüfek icat oldu. Bir tüfeğin sınıf lehine kullanılması ve sınıfı için sermaye birikimi aracı olduktan sonra savaşlar meydanlara çıkıp, daha karmaşık ilişkilerin olduğu bir alana kaydı. Kapalı kapılar arkasında verilen kararlar sonucu birçok insan haberi dahi olmadan, ne için öldüklerini bilmeden toplu katliamların, soykırımların kurbanı oldu.   Sınıf mücadelesi her zaman barışçıl ortamda olmamıştır, zaman zaman meydanlara kurulan barikatlar, fabrika önlerine asılan grev afişleri eşliğinde yaşamın her alanında kıyasıya açık mücadele şeklinde olmuştur. Bu mücadele içinde bir çok işçi hayatını kaybetmiş, burjuvazinin yanında yer alan “Murtaza”lar (Orhan Kemal) ise içinde bulundukları sınıfın gerçekliğini kabul etmeden kendi hayatını kurtarma adına sınıf arkadaşını, mücadele yoldaşını arkadan bıçaklamıştır.   İçinde yaşadığımız kapitalizm çağı, içinde yeşermekte olan kendisini yok edecek sınıfı yok etmek adına birçok mücadele aracı geliştirmiş olmasına rağmen, her şeye rağmen, bütün üstünlüklerine rağmen sınıfın yani üreten olan emekçilerin direnci karşısında çaresiz kalabilmektedir. O yüzden işçi sınıfını ne adar çok parçalarsa o kadar direnç az olacağını bilerek sınıf içinde çelişiklerden yararlanarak sınıf içinde kategoriler yaratılmıştır. Beyaz yakalı işçi ile fabrika işçisini ayırırken, sendikal mücadele alanlarını ayrı örgütlenme modelleri üzerine oturmasını sağlamıştır. Ülkemizde 15–16 Haziran... Devamı

Sessizliğin içinden

2016-02-29 00:41:00

Sessizliğin içinden   Duyan insan için sessizlik tanımı farklıdır, duymayan için ise yabancı bir kelime… Sürekli sessizlik içinde yaşayan birinin ses çıkarması tamamı ile ellerinin ve parmaklarının maharetine bağlıdır, eğer parmaklar olmazsa onların sesi çıkmaz, tamamı ile sessizliğin içinde kendisini ifade etmesi, derdini anlatması çok zor bir durum olsa gerek. Duyan ve gören bizler için duymayanların duyguları, hayata bakışı yabancıdır. Onlar adına kararlar alırız, onların adına yollara çizgi çeker, oradan ilerlemesini bekleriz. Sessizliğin içinden Mark Medoff kelimeleri ile engelli olarak gördüklerimizin mesajını sahneden bize taşımaktadır. İşitme engellilerine özel eğitim veren bir okul bir sahnenin ortasındadır. Okulun müdürü ve okula yeni gelen bir öğretmen bir sınıftadır. Okulun müdürü (Mr. Franklin) yılların tecrübesi ile yeni gelen öğretmene (James Leeds) tecrübesini aktarmaktadır. Öğrenciler ve çalışanlar ile ilişkilerine dikkat etmesini ve müfredata uygun davranmasını beklediğini söylemektedir. Kendisinden önce orada eğitim verenlerin neden gittikleri konusunda da ipuçlarını vermektedir. Kısaca dikkatli olmasını ve davranışlarını kontrol etmesini istemektedir. Müdür öğrencileri ile iyi ilişki kuran ve işinde başarılı olan Leeds’den eğitim saatleri dışında özel bir istemi vardır, okulda temizlik görevlisi olarak çalışan Sarah Norman’nın işaret dili dışında sesi kullanmadığını ve içe kapanık biri olduğunu, dudak okuması konusunda öğrencilerin seviyesine gelmesi için yardım etmesi konusunda ricada bulunur. Sarah dudak okumayı ret etmiş ve kendisi gibi sessizliğin içinde kalanlar ile ilişkilerini ilerletmiştir. Onun tepkisi aslında çevresinedir. Kendisi adına başk... Devamı

Kendi önceliğimiz!

2016-02-20 12:33:00

Kendi önceliğimiz!   Ülkemizde her toplumsal kesim kendi önceliğine göre bir şeyleri protesto etmekte, protesto etmesi gerekenlerin bir bölümü de seslerini kısarak, inandıkları iktidar zarar görmesin diye görmezden gelmeye devam etmektedir. Protesto demokrasinin en olmazsa olmazlarındandır. Kişiler, gruplar ve toplumsal kesimler kendi doğrularını seslendirme hakkına sahiptir. Eğer bu hak ortadan kaldırılırsa artık o ülkede demokrasiden bahsetme gibi bir şey akla bile gelmez. Demokrasinin olmazsa olmazı olarak görülen protesto etme hakkı zor ile bastırılıp, sadece devlet erkini elinde bulunduranların görüşlerinin sergilendiği bir gösteriye dönüşürse, orada da demokrasi sadece ezme ve baskı yapma özgürlüğü olarak ortada durur ama demokrasinin gereği olan azınlık hakları ve azınlıkların söz söyleme hakkı ortadan kalkar ki, o kalktığı an demokrasi rafa kaldırılmış kağıt zerinde bir leke olarak ortada durur.   Bugün yaşadığımız dönem kağıt üzerinde ki bu lekenin olduğu dönemdir, çünkü izin verilen gösterilerin bile polis ve güvenlik güçleri tacizi ile söz söylemeye, her sözün hakaret olarak kabul edilip mahkeme salonlarına taşındığını görmekteyiz.   Bu ülkede barış istemek en riskli iş oldu...   Barış diyenin üstüne kurşun, bomba ve canlı bomba yağıyor... Barış için yapılan tüm protestolar yaşadığımız dönem için birer vatan hainliği olarak devlet erki tarafından, devleti kontrol eden partinin ve onun medyası tarafından algı operasyonları yapılmakta ve genel olarak barış isteyen, eli ile zafer işareti yapan terörist, anarşist olarak adlandırılmakta ve linç kültürün saldırısına tabi olabilmektedir. Farklı bir ses, farklı bir etkinlik saldırıya açı... Devamı

Yangın yerinde orkideler

2016-02-13 16:20:00

Yangın yerinde orkideler   Tiyatro, bütün diğer sanat dalları ile kucaklaşıp, seyircisine canlı olarak derdini anlatan bir sanattır. Sahnede olur ve sahnenin hangi tarafından seyirciye mesaj vereceğini yazar ve yönetmen karar verir. Karar vermesi yetmiyor, o kararı sahnede canlı olarak taşıyacak oyuncuların ve diğer çevresel faktörlerin de uyum göstermesi şarttır. Tiyatroda her hangi bir çevresel faktör tökezlerse oyunun seyirciyle kucaklaşması da o kadar hızlı bir şekilde uzaklaşır. Kucaklayamaz! Ses, ışık, kostüm, dekor oyuncu kadar önemlidir. Çünkü oyuncuyu seyirciye gösteren işte bu göze görünmeyen ama gözümüzün önünde olandır. Devlet ve şehir tiyatrolarının olanakları olmayan özel tiyatrolar en azından çarkın dönebilmesi için minimum maliyeti kurtarmak zorundadır. Elektrik, sahne kirası, oyuncunun ve diğer çalışanların ücretleri ki genelde oyun başına minimum fiyat olarak telaffuz edilir, bütün bu çıktılar her oyunda hesaplanması ve seyircinin bunu karşılaması beklenir. Bir de hiç göze görünmeyen ama oyun sahnelenirken ortaya çıkan masrafları ki, özel tiyatro işletenlerin başının belası olarak onların önüne gelir. Prova, dekor, kostüm, ulaşım, beslenme… say sayabildiğin kadar gözle görünmeyen masraflar… Bütün bunlar her oyunun bütçesine eklenmesi gereklidir ama nasıl olsa geçti ve bir şekilde ödendi kabul edilerek fiyatlar artmasın diye gözden düşürülür. Liberal ekonominin çarkları arasında oluşan yangın elbette sanatı da vurmakta ve sanat daha pahalı bir eğlence aracı olarak göreceli olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslına bakarsanız bu bir algı sorundur, bu bilinçaltımıza işlenen ve işletilen bir olgudur. ... Devamı

Tek adam kendisini dayatırken…

2016-02-06 22:06:00

Tek adam kendisini dayatırken…   Türkiye’de siyasi yaşantımız her daim tek adam üzerine kurgulanmıştır. Siyasi partiler tek adam üzerinde seçimlere gitmiş, tek adamın seçtikleri mecliste milletin vekili olarak kabul edilmiş, tek adamın belirlediği ilçe örgütleri tek adamı her kongrede seçmiştir.   Tek adam, yalnızca Şevket Süreyya Aydemir’in kitabının adı değil, aksine yaşanan somut durumun somut tahlilidir de. Kurucu babalar tek adama biat ederken, tek adam çevresinde yaşayan ve zaman zaman kendisine büyük yararı dokunmuş eski arkadaşlarını gözden çıkarmaktan çekinmemiştir. İktidar partisi devletin olanaklarını kullandığı ve kasasını devlet olanakları ile doldurduğunda ister istemez toplumun dışına düşer ve ekonomik kaynaklarının yok olmaması için devletin her türlü olanağını kendi iktidarını uzun süreli tutmak için kullanacaktır.  Tek adam süreçlerinde partiler devletleşir, devlet partinin içindedir. Hangi amaçla kurulduğunun artık önemi yoktur. Devletin çıkarı partinin çıkarı ile paralel olduğunda gerisi teferruattır.   Tek adam rejimi her ne kadar her darbe sonrası resmi görünüm kazanmış olsa da tarihimizin kuruluş ilkeleri ve hedeflerinin ter yüz edildiği 12 Eylül askeri darbeden sonra bir hedef ve amaç olmuştur. Tek pati rejimi 12 Eylül anayasasının ve yasalarının teminatı altındadır. 12 Eylül fiiliyatta uygulanmayan ama yasalarda yerini alan ulus devleti anlayışının fiiliyata geçirilmesi sürecinin de görünen başlangıcı kabul edilebilinir. Her ne kadar ulus devletinde amaç ulusal sermaye biriktirmek olsa da bu temel amacını ortadan aldırıp liberal ekonominin ihtiyacı olan gümrük duvarlarını yıkmış ama yıkılması gereken tek devlet, tek dil, tek di... Devamı

Estel Midyat arası barış konuşulmaz, yaşanır!

2016-01-31 11:22:00

Estel Midyat arası barış konuşulmaz, yaşanır!   “Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz Rivayet sanılır belki” Ahmed Arif   Bir zamanlar iki ayrı yerleşim yeri, ikisi arasında yaşanan rekabet ve bu rekabetin yaratmış olduğu birlik ve barış ortamı. Her ne kadar farklı olduklarını söylemiş olsalar da, çalınan bir Rebab (Kemençeye benzeyen üç telli çalgı) etrafında buluşup ortak halaya durdukları, o rebab çalarken rebaba ses verenlerin değişik dillerden o bölgeye özgü destanların dillendirildiğine dışarıdan bakan biri olsaydı şahitlik ederdi. Üç dilden söylenir türküler, üç dil ile eğlenilir, üç dil ile ağıt yakılır, üç dil ve dinden insanlar buluştuğu meydanda acısını da, sevincini de ortak yaşar. Devletin hakim olduğu dil uzun zaman orada hakim olamadı ama zaman içinde devletin dili kelime kelime olarak girdi, kültürler arasında yaşanan sorunlarda çözüm amaçlı kullanılan cümlelere dönüştü. Devletin dili resmi kurumlarda sorunları çözmek için öğrenilmesi gereken zorunlu dil oldu… Bölgeye yapılan okullarda çok dilli, çok dinli, çok kültürlü olan yerde devletin tek dili, tek dini, tek mezhebi, tek kültürü öğretildi, o devlet erki karşısında biat etmeleri beklendi. Tıpkı Osmanlı padişahı Abdülhamit Hristiyan azınlığın üzerine baskı kurmak amaçlı yarattığı Hamdiye Alayları ile o bölgede barış içinde birlikte yaşayanların arasına nifak sokması gibi. Barış bozuldu, Hristiyan güzel kızlar kaçırıldı, atalarının eşlinde topraklara el konuldu, kiliseler ve kutsal mekanlar yok edildi, binlerce yıldır oralarda yer alan mezarlar yok edildi, taşlarda yer alan resimler parçalandı… Hristiyan, Ezidi kadın... Devamı

Mazlumun yanından bakmak!

2016-01-25 03:23:00

Mazlumun yanından bakmak!     Toplumun dönüşümünde her ilerici adım mazlumun yanından olmak ve oradan bakmak ile olduğunu tarih sayfalarını biraz kurcalarsanız farkına varırsınız. Eğer duruşunuzu iktidarda yer alan tarafından koyuyorsanız iktidarın sizin için düşündüğü iyiliğine katlanmak zorundasınız, çünkü hiçbir iktidar başkası için iyilik düşünmez, kendi iktidarını daha uzun sürdürebilmek için çıkar ilişkisi çerçevesinden bakar ve ona göre adımını atar. İktidarda olanlar her daim tutucudur ve var olanın değişmesini istemez. Popüler söylem ile istikrar bozulsun istemez.   İktidar da kim olursa olsun baskıyı temsil eder. Çünkü var olanı korumak ve değişimin önünde durabilmek için baskı aracını devlet eli ile kullanmak zorundadır.   İktidar mücadelesini kişisel mücadeleye döndürenler, olayı kişiselleştirip kişilerin yaptığı davranışlar üzerinden siyaset ve politika belirleyenler aslında var olan hakim düşüncenin ve ekonomi politikanın değişmesini istemeyenlerin yapmış olduğu mücadele yöntemidir. “Aslında politika iyi ama yönetenin kişisel hırsları bu iyi olanı kötü yapıyor ve tüm sorunlar bu kişinin ego sorunundan kaynaklanmaktadır” anlayışını temsil eder. Bugün iktidar mücadelesi yapan tüm siyasi partiler kişi üzerinden karşısındakine saldırıyorsa aslında sorunların üstünü örtmek ve devletin çıkarını koruyan bir duruşları olduğunu söylemek sanırım abartı olmaması gerek. Devlet politikası her şeyin üstünde gören ve devletin çıkarına göre duruşunu belirleyenler, iktidar mücadelesini kişiler üzerinden yaptıkları sürece var olan iktidarın değişimin imkansız kıldıklarını ve her s... Devamı

Harakiri ya da kendi kendini yok etmek!

2016-01-20 21:41:00

Harakiri ya da kendi kendini yok etmek!   Ülke tarihi içinde birçok kırımla yaşanmıştır, yaşanmaya da devam etmektedir. Her kırılma geçmiş ile bağlantısı olan hareketlerin ve toplumsal ilişkilerde değişim anlamına gelir. Her değişim pozitif anlamında değildir, birçok davranış alışkanlığımızın da tarihin çöplüğüne atılması anlamına gelen negatif yönü de mevcuttur.   Siyasi örgüt olmanın temel üç saç ayağı olduğu vurgusunu değişik zamanlarda yazdığım yazılarda vurguladım, onların başında para, lojistik ve istihbarattır. Bunlardan birinin eksik olması o siyasi hareketin örgüt olup olmadığı tartışma konusu içinde yerini alır. Bugün devlet denen mekanizma bu üç saç ayağı üzerine oturmuş ve baskı aracını da bu ayakları yere basan örgütlenmesi sayesinde yapmaktadır. Devletin olanağını kullanan her siyasi parti ve yapı ondan aldığı güç ile rakiplerini baskı altına almakta ve hatta onlara yaşam alanı dahi bırakmamak için her türlü kanun dışı ama fiiliyatta olan uygulamayı hayata geçirmekten geri durmadığını da şahitlik ediyoruz.    Türkiye sol hareketi kendi içinde tutarlı örgütlü bir tarih çizgisine sahiptir. Örgütsel yapısı içinde insanını çabuk harcayan ve tarihin çöplüğüne atarken günahlarını ve uydurulmuş günahları açıklamaktan çekinmemiştir. Mahkum etmiş, yargılamış ve işe yaramaz diyerek de damgalamaktan geri durmamış, hatta bir bölümü Sibirya toplama kamplarına gidenlerin arkasından el sallamayı da unutmamıştır. Örgüt içi hesaplaşma veya başka söylem ile cinayet farklı gerekçeler sürülmüş olsa da varlığını hep korumuştur. Örgüt içinde liderlik kavgası ve tek doğ... Devamı

Yıldönümünde taciz!

2016-01-07 18:00:00

Yıldönümünde taciz!   Bundan bir yıl önce İslamcı militanlar Paris’te yayın yapan ve mizahtan başka bir şey yapmayan Charlie Hebdo dergisini basarak mizah ustalarını öldürdü. Bu mizah ustalarının ölüm günlerine denk gelen günlerde Köln garında taciz olayı gündeme düştü. Köln polisinin açıklamasından taciz edenlerin İslamcı oldukları ön duygusu verilmekte ama direkt olarak isimlendirmemekteler. Suriye ve Irak gibi ülkelerden gelen ve bütün Avrupa’yı doğudan batıya yürüyerek geçen mülteciciler bu olayın faili olarak gündeme getirildi. Olaylara karikatürize ederek bakarsak gerek Charlie Hebdo baskını gerek Köln garında gerçekleşen olay bir kurgunun sonucu olduğu hissiyatı güçlü bir şekilde bende oluştu. Çünkü Almanya / Fransa polis devletidir ve her türlü önlemini yılların birikimi ile almış ve polis’ten habersiz hiçbir şey yapılamayacağı gerçeği ile karşı karşıyayız. Alman istihbaratı her türlü olumsuz durumdan sonuç çıkarmış ve bir daha aynısını yaşamamak için önlemini almış güçlü bir örgütlenme ve gelenek sahibidir. Bizdekiler gibi işkence ile sonuç almaz, olayların izlerini sürer ve o sürmeden çıkardığı tecrübeyi meslektaşlarına aktarır. Bu gelenek Prusya İmparatorluğundan başlayarak, bugün birleşmiş Almanya istihbarat için geçerlidir. Alman istihbaratı çoğu zaman diret istihbaratçı çalıştırmak yerine dolaylı istihbarat bilgileri toplayanlar eli ile çok gelişmiş bir bilgi hazinesine sahiptir. O kadar gelişmiş bilgi hazinesi vardır ki, Osmanlı İmparatorluğu’nun kirli çamaşırları bile orada durmaktadır. Bırakın son dönem teknoloji ile elde ettikleri bilgileri. F... Devamı

Savaş gerisi…

2016-01-04 22:20:00

Savaş gerisi…   Savaş gerisinde (cephe gerisi) kalan halklar her zaman erk sahibini destekleyenlerin gözünde potansiyel düşmandır ve savaş durumunda gelip hançeri sırtından saplayacağı inancı yaygındır.  Bu inancı her dönem erk sahibi olan iktidardakiler sistematik ve düzenli bir şekilde gündemde kalmasını sağlamış ve düşman gördüklerine karşı her dönem örgütlü olarak saldırmış, onları provoke etmiştir. Osmanlı döneminde düşman Yahudiler ve Hıristiyanlardı. Ulus devleti şeklinde oluşturulan Türkiye Cumhuriyeti devletinde ise azınlık ve dışında kalan ‘diğer/öteki’ olarak kabul edilen her kültür, inanç, halk düşman olarak görülmüştür. Ve devlet eline geçen her fırsatta düşman olarak gördüklerini cezalandırmıştır. Ölen her daim ötekilerden olmasına rağmen suçlu da yine ötekilerden bulunmuştur. Gerek işbirlikçi, gerek dönekler yanında yasalar ile suçlu her dönemde öteki olarak kabul edilendir. Osmanlı çökme dönemi ve Türkiye cumhuriyeti kuruluş ve yapılandırma döneminde bir çok toplu kanlı olay olmuş ve resmi tarih hepsinin üstünü ya örtmüş ya da devlet, istemeyen bazı odaklara karşı savaşmış olarak gösterilmiştir. Gerek gördüğüne İngiliz ajanı, gerek gördüğüne Amerikan Mandası isteyen, gerek gördüğünde suç bulamamış olmasına rağmen dava dosyaları yok edilen ama İstiklal Mahkemesi /devamı olan mahkemeler (olağan üstü, devlet güvenlik…) tarafından verilmiş idam cezaları tarihin karanlık dehlizlerinde bulunmaya devam etmektedir. Türkiye, Osmanlının devamdır, düşman kavramını da oradan miras almıştır. Abdülhamit ve İttihatçı paşalar tarafından uygulana cephe gerisin... Devamı

Azaldık, hadi çoğalalım!

2015-12-28 06:07:00

Azaldık, hadi çoğalalım!   Siyasette azalarak çoğalmak kavramı vardır ama 12 Eylül’den sonra sol istikrarlı bir şekilde azaldı, zaman zaman çoğaldı gibi gözüktü ama gündemin sık değişimi içinde savrulup gitti. Elbette azalmak zaman zaman gerçekten önemlidir, fakat azalmanın da niteliklisi olanı gelecek için umut verir. Nitelikli insanların dışarıya düşmesi ile azalma var olanın daha da tükenmesi ve yok olması anlamına gelir. Her dibe vuruş, yukarıya sıçrayacağı anlamına gelmediğini 12 Eylül sonrası solun durumuna bakarak rahatlıkla söyleyebiliriz, çünkü zemin çamurlaşmış, balçık görünümündedir ve oraya düşen yukarıya ne yazık ki sıçrayamadı, sadece çırpındı... Sol siyaset bizi ilgilendiriyor, çünkü özgürlük, adalet, eşitlik gibi kavramlar sola aittir ve sağın bunları sağlamayacağını yaşadığımız yakın tarih içine bakarak rahatlıkla söyleyebiliriz. Liberallerin özgürlük anlayışı ise işçi sınıfını daha fakirleştirmek/ köleleştirmek ve patron ne derse ve patronun çıkarı ne ise ona evet anlamındadır. Kısaca, burjuvazinin özgürlük anlayışının sonsuz, örgütlü işçi sınıfının yok olması anlamındadır. Özgürlük kavramını hayatta karşılığını bulmak istiyorsanız solun iktidara gelmesini sağlamamız gereklidir, çünkü o zaman sol olarak kendilerini adlandıranların gerçek sol olup olmadıklarını ancak iktidardayken test edebiliriz. Sol, çoğu zaman sosyal demokrat çizgi içinde iktidara gelmiş gibi algılanmaktadır. Oysa sosyal demokratlar iktidarları döneminde  işçi sınıfının kazanılmış özgürlüklerin/ hakların tırpanlandığını, Almanya örneğinde olduğu gibi işçi sınıfının ... Devamı

Yandaşlar, yandaş kurumlar içinde nefes alır!

2015-12-22 20:51:00

Yandaşlar, yandaş kurumlar içinde nefes alır!   Ülkemiz kurulmadan önce de yandaş vardı, kurulduktan sonra da yandaş oldu. Devlet işlerinde yandaşlar her daim avantajlı, yandaş olmayanların için ise devletin anlamı baskı ve zorbalık demekti. Devlet ile iyi geçinemeyenlerin sonu ya sürgün ya da bütün mal varlıklarının elinden alınmasıdır. Devlet ile uğraşmayacaksın! Devlet kendisini ulus devlet olarak tanımlamaya başladığında ise yandaş olan azınlıklarda gözden çıkarıldı ve mallarına el konularak ulus devletin anlayışı içinde olan milli sermaye yaratıldı. Yoktan zenginler yaratılarak sermayenin uluslaştırılması sağlanmış oldu denir ama ortada sermaye olmadığı için uluslaştırma süreci devletin elinin değdiğinin zengin olması ile sonuçlandı. Devlet ile iyi geçinen yandaşlar bu sihirliği değneğe dokunmak için bir birini ezdi ve bugün yaşadığımız sermayedarlar bu kavganın sonucunda ortaya çıktı. Yandaşlık zenginlik, refah, hayat standardının yüksek olması anlamındadır. Her dönemin yandaşı iktidara göre değişmiş olsa da, sonradan zengin olanlar ellerinde ki sermayeye sermaye katmak ve var olanı korumak adına devleti idare edenlere nüfus etmeyi ve onları dolaylı kontrol etmeyi öğrendiler. Çünkü devletimiz iki kutuplu dünyanın sınırında tampon olarak kuruldu ama özgür dünyayı korumak adına duvar olarak inşaat edilmişti. Demir perdenin arkasında kalan dünya her daim yabancı, uzak olarak algılandı, düşmanlık o uzak ve bilinmeyene karşı beslendi, devletin varlık sebebi olan düşman bilinmeyen üzerine kuruldu, kim ki o demir perde ülkesinde yaşayanlara sempati duydu, başından her türlü bela eksik olmadı. Tarihimiz ve eğitim sistemimiz bu tampon ülkenin çıkarına göre yapıldı, bilinerek ve isteyerek bilimden uzak, dışa bağım... Devamı

Ödüller ile besledik yandaşları, yandaş topladık ödüller ile…

2015-12-22 12:34:00

Ödüller ile besledik yandaşları, yandaş topladık ödüller ile…   Türkiye’de ödül ve ödüllendirme sisteminde yandaşlık çok önemlidir. Yandaş olanı ödüllendirme kavramı sağ sol fark etmez her iki tarafın ortak hareketidir. Bu ülkenin kültüründe var, ödül ve ödüllendirme. Bu sayede şartlama ile düşünmeden hareket etmek ve bilinç dışı ama içgüdüsel birliklerin oluşmasını sağlamaktadır. İçgüdüsel birliklerin oluşturmuş olduğu topluluk da kendisini semboller ile ifade eder ama o sembollerin gerçek anlamı üzerine hiç düşünülmez, sadece içgüdüsel ve çoğunluk öyle taktığı için semboller takılır. Ödüllendirme kişilerin üzerine takılan bir sembol işlevi görür, kişiye olmadığı unvan verilir ve o unvana uygun davranması beklenir.  Dünyanın en önemli ödüllendirme sistemi Nobel ödülleridir. O ödüller devletlerin/ firmaların ve siyasi gereksinimlerin ihtiyacına göre belirlenir. Kim kendisini öne çıkarmak istiyorsa, ya da bir devlete gerektiği kadar önem verdiğini göstermek için ödül mekanizmasına uygun bir aday seçilir ve o adaya ödül verilir. Adayın ödül verenin ihtiyacına cevap verebilecek karakterde olması önemlidir, yani ödülün ağırlığı altında kalacak ve istenildiği gibi bükülecektir. Orhan Pamuk bu ödülü karakteristik özelliğinden seçilerek almıştır. Önde olmak için, her yerde kendisini göstermek ve yazdıkları ile ünlü olduğunu göstermek için her türlü sosyal aktiveler içinde yer almış ve önüne gelen her projede kendisini göstermiştir. Amerikan ünivers... Devamı

İlk duvar yazımı evimizin duvarına yazdım!

2015-12-17 14:16:00

İlk duvar yazımı evimizin duvarına yazdım!   Henüz çocuk yaşlardaydım, gençlik yaşlara evirildiğim dönemde sokaklar yeni yeni karışmaya yüz tutmuştu. Henüz evler arasında sınırlar yoktu, mahalleler henüz tam paylaşılmamıştı. 12 Mart rüzgarının etkisi devam ederken, sol kendisini yeniden tanımladığı dönemlerde ben babamın peşi sırası köy köy dolaşıyor, her sene bir öğretmen değiştiriyordum. Solcu oldu mu bir insan sürgünü peşinen kabul etmek zorundadır, sürgün çünkü yaşamın bir parçası olur. Doğruyu konuştun mu, ezilenden yana taraf oldun mu bu ülkede yeni oluşmakta olan sermeye birikimi yapanların baş düşmanı, onlar için hayatını verecekler içinde hedef olursun… Solcu bir öğretmenin solcu çocuğu olmuştum, çünkü yaşamın savurduğu sürgün günlerinde bir birinden farklı kültürlerin, toplumların içine girip çıkıyorduk. Geçmişin önyargıları, köyünden başka yer görmemişlerin yaratmış olduğu korukların olduğu yerde dışarıdan gelen hep itici olmuş, çekinilmiştir. Orada öğrendim nerelisin kelimesinin ne anlam ifade ettiğini, çünkü gelenin alev mi suni mi olduğu öğreniliyordu, geldiği yere göre kategorize edilmenin başlangıcı oluyordu. Memleketin nüfus kağıdına yapışmış olarak seni izliyordu. İzleyen memleketin değildi aslında inandığın inancındı. Zaman içinde ayrışma mezheplerden çıkıp ırklar üzerine doğru evrildi. Ama mezhepçilik de unutuldu sanmayın, mezhep de peşin sıra geldi. Üçüncü bir şey eklendi zaman içinde komünist! Ülkeyi idare edenler komünizm korkusu ile halkı bir arada tutmayı seçmiş, anlı şanlı NATO üyesi oluvermiştik. Halk arasında 3K olarak tanımlanan bir kategorize hayatta karşılığ... Devamı

Cehennem

2015-12-11 06:40:00

Cehennem   Bir masa, etrafında iki sandalye. Sahnenin ortasında bir platform üzerinde durmaktadır. Masanın bir başında bir adam sessizce seyircilerin yerini almasını ve oyunun başlama gongunun çalmasını beklemektedir. Sessizdir. Seyirciler ise sesli konuşmalarına devam etmektedir, çünkü salonun ışığı henüz kapanmamıştır. Seyirci henüz uyarılmamıştır, çünkü ışık ve ses seyirciye artık sus dememiştir. Yıllardan beri tiyatro seyircisine verilen güdüleme sonucunda bu alışkanlığı kazanmıştır. Işık ve ses seyirciye nerede olduğunu anımsatır ve artık sus der. Dijital bir ses genelde telefonların açık olup olmadığı konusunda cümleler ve kelimeler ile uyarır. Uyarı, güdüleme ve bu uyarcılara uyan bir seyirci kitlesi. Bir anda toplumun tüm bireyleri aynı davranışı göstermesi. Koltuğuna oturur, karanlıkta kalan salon içinde sahneye doğru döner ve sessizce sahneden gelecek uyarıcılara karşı algılarını açar. Tiyatro eğlencedir, ama sadece eğlence değildir. Sahne müzik ile başlar, yüksek bir ses, seyirciye ve sahnede tek başına oturan oyuncuya artık başla komutudur. Işıklar kararır, ışık açılır. Diyaframdan konuşan ama bir metin okur gibi konuşan ses gelir. Metini okuyor ama elinde kağıt yok. Arka zemin siyahtır. Siyah bir tül vardır ve karanlığa açılır. Işık bizi nereye bakmamız gerektiğini fısıldar, bizde ışığın gösterdiği yere doğru dikkatlerimizi yoğunlaştırırız. Işık bizi yönlendirir. Metin okunur, biter. Karanlığın içinde kalırız kısa bir süre sonra, metinler arası değişimdir. Okuma tiyatrosunda gibiyiz ama elde metin yoktur. Sahneye ikinci biri gelir. Bir kadın. İlerleyen metin okumaları içinde kadının bir sorgucu olduğunu anlarız. Sahnenin de bir bilişim suçları merkezi. Onların değimi ile cehennem! Diyaframın vermiş olduğu sesteki tokluk ve bir metin okurken yaratılan ... Devamı

Çıkarlar yaşamı belirler!

2015-12-09 15:39:00

Çıkarlar yaşamı belirler!   Siyaset; başkaların üzerine basarak bir yere gelme ve onun üzerinden emek sarf etmeden çıkar sağlamaktadır. Ne yazık ki siyasetin bir çok tanımından sonra bu tanımı yaşadığımız zamanın ruhuna uygundur. Parası olanın politik arenada yerini aldığı, bizim gibi geri bıraktırılmış ülkelerde liderini hoş tutanın seçildiği bir atmosferdir. Halkın adayı aslında bizde liderin adayıdır, liderin belirlediği insanlar halkı temsil eder! Çıkar, elbette o seçilenin cebine göre lider de değiştirilir, yeter ki transfer olduğu lider onu yeniden vekil yapsın! Burjuva siyasetinde yaşananların alternatif olduğunu söyleyen siyasi yapılar içinde de benzer görüntülere rastlarsınız. Burjuva yaşamda ne yapılacağı, nereden çıkar sağlanacağının kuralları varmış gibi gözükmesine rağmen, alternatif olan yaşam içinde belirsizlik daha fazladır, çünkü etnik pazar koşulları orada daha geçerlidir ve o pazar içinde çıkarlar farklı şekillerde devam eder ama içerik aynı olmasına rağmen… Radikal örgütlerin yapısına baktığımızda, burjuva yaşamından farklı olarak çocukların durumu ortaya çıkar, çünkü burjuva örgütlenmede çocukların geleceği adına görünmeyen kasalara paralar ve unvanlar biriktirilir. Radikal olan örgütlerde yer alanların önemli bir kesimi çocuklarını daha fazla korumacı olarak olayların dışında tutar, onların kariyeri için uğruna savaştıklarının tersi bir tutum içinde çocuklarına olanaklar yaratırlar. Radikal düşüncenin savunucu olduğunu söyleyenlerin çocukları genelde siyasetten uzakta, ticaretin ortasında tüccar ya da kariyer sahibi olarak yer almaları tesadüfi değildir. Başkalarının çocukları üzerinden politika yapanla... Devamı