ek dergi için

2017-05-17 10:25:00

Eleştiri…   Eleştiri olmazsa olmazımızdır deriz ama hiçbir zaman eleştiriyi ya kaldırmayız ya da yok sayarız, çünkü her şeyi en iyi bilenlerin olduğu yerde eleştiri olmaz; ya övülür ya da yerilir…   Eleştiri tarihini yazmaya çalışan biri mutlaka kendisi ile hesaplaşmak zorundadır, çünkü eleştiri; kişinin kendisi ile yüzleşmesidir ona da özeleştiri deriz. Özeleştiri ne yazık ki eleştiri ile birlikte buharlaşmış, ısınan gökyüzünde suya dönüşmeyi bekler, bir gün kaybolduğu topraklara umarım yağmur olarak iner…   Her yapılan pratik iş aslında geçmişin eleştiridir, konuşmaktan daha çok üretin derler. Üretin geçmişe öykünmedir, en fazla öykünenler geçmiş ile bir noktaya gelir ve kopar, çünkü yoktan var olmaz, vardan da yok olmaz.   Bugün ne üretilirse üretilsin geçmişte ayağı yoksa varlığı yok demektir. Her üretimin, her adımın, her söylemin geçmişte bağı olmak zorundadır, birden postmodern söylem ortaya çıkmaz, postmodern de olduğu gibi olaylar birbiri içine girip sonsuz ve karmaşık anlatım ile bitmeyen öykülerin pasif, sistem ile çakışmayan, sistemin güzellemesini dolaylı yapan bir dil ortaya çıkmazdı. Bugün yaşanan postmodern diye kabul edilen dil aslında liberal söylemin edebiyat/sanat içinde karşılık bulmasıdır. Yani postmodern yıkar ama yerine yenisini koymayı düşünmez. Yıkıntı halinde kalan ulus devlet gibidir, yıkıntılar içinde kaos ortamında kalan bir bireyin neden yıkıntılar içinde kaldığı, neden gökyüzünden bombaların kendi şehrini vurduğunu, koşusunun neden birden radikal dinci olarak karşısına dikildiğini ve de neden dine sarılarak özgürlükleri biler... Devamı

Direnişin resmi yapılıyor…

2015-05-22 23:19:00

Direnişin resmi yapılıyor…   Gezi direnişinden geriye kalanlar nedir diye sordu bir arkadaş, gezi henüz bitmedi ki geriye bir şey kalsın. Gezi direnişinin başlangıcından bugüne iki yıl geçti ve direnişin sonuçları, devam eden barikat ateşi ve kora dönüşmüş alevin sıcaklığı hala bir şekilde bizleri etkilemeye devam ediyor.   Gezi Direnişi 31 Mayıs günü polis baskını ile başladı. Polis ezan okunduktan sonra gaz tabancalarını ateşlemesi ile Gezi Parkı içinde kurulmuş olan çadırların içini doldurdu. Hazırlıksız yakalananlar ilk şaşkınlıklarını atlatır atlatmaz direnişe başlamıştır. Gezi Direnişinin birden büyüyeceği ve tüm ülkeyi kucaklayacağını başlangıçta hiç kimse düşünmemişti. Polisin orantısız güç kullanımı, çadırların yakılması, direnişçilerin karşılarında ki organizeli devlet gücüne karşı içgüdüsü ile savunmaya geçmesi birden ülkenin gündemi içinde dikkat çekmiş ve ertesi günde polis aynı sertlikte ve şiddet ile saldırması ile birlikte Gezi Direnişi artık park içinden çıkmış ve bir özgürlük mücadelesine dönmüştür. Özgürlük söylemlerinin direnişin ruhunu belirleyecek ve ülke sınırlarını aşan bir yankı bulacaktır. Devlet mekanizmasını kullanarak her türlü baskıyı kendisinde meşru görenlere karşı artık özgürlük türküleri söyleniyor, özgürlük sloganları atılıyordu. Polis ve yardımcı güç olarak kullandıkları zabıta güçleri bu gelişen durum karşısında şaşkınlık yaşamış, ‘dövdük, yaktık, küfür ettik ama gitmediler’ diye sanırım kendi içlerinde konuşmuş olabilirler.    Gezi bir direniş ateşi yakmış, ateş 31 Mayıs gü... Devamı

Seçilmiş adam!

2015-05-19 12:41:00

Seçilmiş adam!   Bir ülkenin liderleri tesadüfen seçilmemiştir, tarih bilgilerimiz tesadüfen hiçbir şeyin olmadığını bize fısıldar. Yakın tarihimiz üzerine bilgilerimiz ise her zaman resmi okullarda öğretilen bilgiler ve sonradan romanlardan, anılardan öğrendiğimiz başka bir gerçek ile çelişir. Çelişkiler içinde tarihte ise doğu bir yerle saklanmıştır, bizim bulmamızı ister gibi dikkatimizi çekmediği yerden bize göz kırpar.   Dikkatimizi çekmeyen yerler ise her zaman gözlerimizin önünde olan ama o kadar çok güdülenmişiz ki o gözümüzün önündekini göremeyiz. Bakarız, elimiz ile dokunuruz, hatta kafamızdan yeniden yeniden yaratır, öyküleştiririz ama algılayamayız. Algılarımız başka bir ülkeye gidip, kendi toplumumuza bulunduğumuz yerin tarih bilgisi içinde baktığımıza başka bir kapının aralandığını hissederiz. Çünkü bize verilen ve güdülendiğimiz gerçeklerin gerçek olmadığı, birilerin çıkarlarına hizmet eden bilgiler olduğu gerçeği ile karşılaşırız. Her daim bir şeylerin altına süpürülen gerçekler özgür bir ortam bulduğunda ortaya çıkmakta ve algılarımıza hadi yıkılın ve yeniden kurulun emrini verir. Ama yıkılan yerine gelen gerçeklerin de ne kadar gerçek olduğunu bilemeyiz, çünkü karşılaştırmalı tarih yerine hala tek yönlü kaynaklardan beslenen ve kanıtlar bulunan ve da yaratılan kaynaklar ile yeni algılar oluşur ve yeniden güdüleniriz.   Tarih, yaşadığımız devletin resmi bildirimine göre 19 Mayıs günü Samsun’da başlar. Elbette tarih bir noktadan başlamaz, akan bir çizginin her hangi bir anına burası benim başlangıcım diye not düşülür. Doğum günlerimiz b... Devamı

Ulus devlet kapitalist sistem için gerekliydi…

2015-05-11 19:57:00

Ulus devlet kapitalist sistem için gerekliydi…   Ulus devleti kapitalizm için gereklidir, işçi sınıfının iktidarında ulus devletine ihtiyaç yoktur, eğer ulus devleti içinde işçi sınıfının iktidarını kuruyoruz diyorlarsa orada kapitalist sistem gizli ve üstü kapalı bir şekilde varlığını koruyor anlamındadır, çünkü ulus devlet sadece kapitalistler için sermaye birikimi için gerekli bir başlangıçtı. Evrensel olan bir sistemin sınırlara ve paranın akışını engelleyecek farklılıklara artık ihtiyacı yoktur, çünkü sermaye kendi varlığını garantiye alırken aynı zamanda kara para ile yasa dışı işlerini yaptıracak araçlar da yaratmaya devam ediyor.   Feodal düzeni yıkan ve yeni bir sistem geliştiren kapitalizm başlangıçta ihtiyaç duyduğu ulus devletinden bugünlerde vazgeçiyor, çünkü artık ulus devleti ayağına bağ olmakta ve krizin esas nedenleri arasında yer almaktadır. Kapitalist sistem iki büyük buhranını dünya savaşı ile aşmaya çalışmış olmasına rağmen, yapısal olan krizini kısa süreli olarak ötelemekten başka şey yapamamıştır.   Kapitalist sistem kendi kendisini yenileyen ve her bunalım döneminde kendisine göre çözüm yolları bulan ve ömrünü uzatmaya çalışan bir organizasyondur. Bu organizasyonun kendisine özgü yasaları vardır. Bu yasalar başlangıçta ihtiyaç duyduğu sermaye birikimi için önemli olan ulus devletinin sınırlarını koruyan ve yeni sömürü araçları yaratmak için geçmişten aldığı emperyalist konumunu korumuş ve geliştirmiştir. Bugün ulus devleti fikrine sadece eskide kalmış ulus devleti içinde mücadele etmeye koşullanmış beyinler sahip çıkmaktadır. Kapitalist sistem evrenseldir, m&uum... Devamı

Bir alkış üzerine…

2014-09-03 00:34:00

Bir alkış üzerine…   Günlük politik olayları normal şartlarda yazmam, çünkü günlük olan adı üstünde sabun köpüğü işler. Gün sonunda dahi unutulur gider. Hafızası olmayan toplumlarda bu unutkanlık olay yaşanırken meydana gelir. Ülkemizin değişik zamanlarda tarihi kırılma anları olmuştur, kırılma sonucunda oluşan artçı sarsıntılar ve esas amaca yönelik düzenlemeler bir çok insanın kafasının karışmasına ve hangi amaç ile bu dokunuşların yapıldığı sorgulanır ve sorgulama da olay ile birlikte unutulur gidilir. 12 Eylül, bize liberal düşünceyi ve Ortadoğu hedefine yönelik yol haritası hediye etmekle kalmadı, kirli bir savaşı da armağan olarak bıraktı. Kirli savaşın koşullarını 12 Eylül rejimi yaratmış ve bu yaratılan ortamının kontrollü unsuru olarak PKK taraf olarak yerini almıştır. Şimdi kontrollü olması kavramını kısaca açıklayayım, çünkü ilk kurşunu PKK sıktığı sanılır ama bu bir yanılgıdır, ilk kurşunu 12 Eylül sonrasında başka bir Kürt örgütü sıkmış ama etkisi olmamıştır. PKK’nın sıktığı kurşunun kelebek etkisi yapması sadece PKK örgütlü yapısı açıklanamaz, açıklamaya çalışmak demek olayları bir bütün görmemek anlamına gelir. O dönemde ilk kurşun sonrası devletin refleksi ortadadır. Küçümsenmiş hatta bir vızıltı olarak algılanmış olmasına rağmen, Özal açısından rahatsızlık duyduğu Kürt sorunun gündeme getirip, 12 Eylül generallerinin yarattığı Kürtleri ‘kart - kurt’ görme bakış açısını değiştirmek içinde bir fırsattır. Özal bu fırsatı değerlendirmek istemiş ne yazık ki bu fırsat onun istediği gibi olmamış ve kendi sonunu da hazırlamıştır. Buna rağmen, Özal ve liberal düşünce yapısı kö... Devamı

“Bunu ben demiştim” yazısı!

2014-08-30 16:10:00

“Bunu ben demiştim” yazısı!   Türkiye sürekli bir rotadan öteki rotaya oturuyor, sürekli değişim içinde. Bu rota elbette batıya doğru değil, Ortadoğu çöllerine doğru gidiyoruz. En son bizler Ortadoğu çöllerinde trenlerimizi ve bitle mücadele ederken bitap düşmüş, sonra ayaklanan Arap milislerin attığı kurşunlar ve İngilizlerin sağladığı olanaklar ile çöl kumlarını kan ile sularken bulunmuştuk. Lozan sözleşmesinden sonra çöller yerine yönümüzü Osmanlının kuruluşunda olduğu gibi batıya dönmüş, o tarafa doğru rotamızı çizmiştik. Ulus devletin kapalı ortamında, sınırlarımızı kalın duvarlar ile örüp, içte sermeye biriktirirken hedef batıydı. 24 Ocak kararları sonrası rotamızın yönü değişmeye başladı, sınırlardaki kalın duvarları yok ederken, sermeye birikimi artık yeterli görülmüş, özelleştirme ile dünyanın her yerinden sermaye akışına olanak sağlanmış.  Para girişi ile birlikte oluşmuş olan tüm değerler, giren paranın amacına doğru değerler birer birer yok oldu ve yerini yeni değerler oluşmadı. Yeni Türkiye bu oluşturulamayan değerler üzerinden yeni kültürünü ve rotasını çizdi. Bu rota Ortadoğu ülkesi gibi olacağımız günleri işaret ediyordu. Güçlü iktidar olacaktı, bu güçlü iktidarın da elbette güçlü lideri olması gerekliydi ve lider de zaten kısa sürede bulundu! Türkiye’nin kaderi iç dinamiklerden daha çok, dış dinamiklerin etkisi ile değişmektedir. Bu kapitülasyonlardan bu yana süreklilik arz eden bir durumdur. Kısaca iç dinamiklerimizin gücü iktidara bir şeyleri değiştirmeye yetmemektedir. Elbette bu sözü söylerken iç dinamikleri yok saydığım anlamına gelmesin. Elbette i&... Devamı

Çağdaşlık ‘ötekine’ göre toplumu düzenlemektir.

2012-12-13 21:13:00

  Çağdaşlık ‘ötekine’ göre toplumu düzenlemektir.   Yaşam hep birileri normaldir ve başına hiçbir şey gelmeyecekmiş gibi yaşar. Yaşamı ve toplum yaşamını belirleyenler genelde kendi ihtiyaçlarına göre planlar ve o planları uygulamak için kendilerine verilmiş gücü kullanırlar. Gücü elinde bulunduranlar genelde sağlıklı bireylerdir ve başlarına hiçbir şey gelmeyecekmiş ve sonsuza kadar yaşayacakmış gibi yaşarlar. Güç ellerinde olduğu sürece tüm aldıkları kararın kendilerine göre haklı ve bu haklı karalara yapılan itirazları anlamsız görürler. Gücü elinde bulunduranlar ellerindeki gücü kullanımlarına göre topluma yön ve biçim vermek için uğraşırlar. Geri kalmış toplumlar, çağdaş olan devletleri taklit ederler ama taklit ederken o ülkelerin gelişim sürecini ve yaşadıklarını bilmeden, gördükleri ileri unsurları kabul eder ve ona göre toplumu biçimlendirmek için uğraşılar. Geri kalmış ülkelerin genelde söylemi medeni topluma ulaşmak hedefi vardır. Bu hedefleri yönünde toplum dokusunu bilmeden ya da görmezden gelerek topluma çağ atlatmak için uğraşırlar. Elbette geri kalmış ülkelerin liderlerinin konumunu ve ihtiyaçlarını çağdaş ülkelerin liderleri ihtiyaçlarına göre yönlendirebilir. Güç kimdeyse, o gücün verdiği kararları tüm toplumlara uygulatabiliyor, bu durumun teorisi global dünya politikaları doktrinleri içinde yerini alıyor. Muasır medeniyetler için kurulan cumhuriyetimiz, bu geri kalmış ülkelerin kaderlerini bir aşağı bir yukarı yaşamıştır. Zaman zaman çağdaş ülkelerin isteği üzerine sistemimize çeki düzen veren muhtıralar, darbeler gerçekleştirilmişt... Devamı

İki tekerlekli dünya

2012-12-13 00:25:00

  İki tekerlekli dünya   Masallar bir varmış, bir yokmuş diye başlar. Benim bisiklet maceramda bugünden geçmişe baktığımda bir varmış, bir yokmuş olarak görüyorum. Babam öğretmendi, o köy bizim, bu köy sizin diyerek gezerdik. Eskiden sürgün giden öğretmenler vardı, bir de öğretmenin arkasından sürgün gidenler. Belki gönüllü, belki zorunlu ama sürekli kasaba, köy değiştirerek yaşama uyum sağlamaya çalışan bir ailenin ferdiydim. Bugünden o günlere baktığımda; bu göçmenlik halinin sonucu olarak bizlerde aidat duygunsu ortadan kaldırdığına inanıyorum. Bir çok çocuğun ait olduğu yerler ve anıları vardır, benim birden çok yerlerim ve anılarım mevcuttur. Çocukluktan bugüne kalan bir arkadaş ismi anımsamam ama bir bisikletimin var olduğunu hep anımsarım. Bir bisikletim ne zaman oldu, ne zaman kayboldu hiç anımsamıyorum ama bir zamanlar bisikletimin var olduğu ve izini bugün dahi bıyıklarımın altında hala taşıdığımı biliyorum. İlk bindiğim bisiklet üç tekerlekli bisikletti. Çocuktum ve iki ayaklı bisiklete ayağım yetişmediği için üç tekerlekli bisiklete binmeye başlayarak ayağımı kendimin yönettiği bir araç ile yerden kestim. Üç tekerlekli bisikletin üzerindeyken neler hayal ederdim şu anda net olarak göremiyorum ama o üç tekerlekli dünyamın içinde dünya seyahati, aya yolculuk yaptığımı anımsarım. Okuduğum çocuk kitaplarının bana verdiği bir hayal dünyası zenginliği içinde o araca biner, hiç görmediğim dünyalara giderdim. Üç tekerlekli bisiklet ağır giderdi ama kırk günde dünyayı devrialem yapan kahramanlar gibi kendimi hissederdim. Yıllar ilerledikçe boyum uzadı, boyun uzaması üç tekerlekli ... Devamı

Hedef Tiyatro ve kadınların başarısı

2012-04-16 22:46:10

  Hedef Tiyatro ve kadınların başarısı   Amatör bir tiyatro üzerine yazı yazmanın ne kadar güç bir şey olduğunu bu satırları kaleme alınca fark ettim, çünkü tiyatro eserini sahnede izleyip yorumlamak için tiyatroyu oluşturan bütün parçaları göz önüne almak ile mümkündür. Işık, ses, dekor… yani devlet tiyatrolarının tanıtım kartlarına yer alan uzun listesinde yer alanların hepsine bakılarak yorum yazılabilinir, fakat amatör tiyatrolarda olanakların kıt olması, bazı şeyleri göz ardı etmek gerektiriyor. Kıtlıklar elbette bir tiyatro eserinin sahnede canlandırılmasında eksikliklerinin nedeni olamaz, izleyici oyunun arka boyotunu bilmez, ona verileni en iyi şekilde algılamaya çalışır. Hedef Tiyatro, henüz çok yeni bir tiyatro. İzmir’de kurulmuş ve çoğunluğunu kadınların kurduğu bir tiyatro. İlk çalışanlarını 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle sahnede canlandırmışlar. İkinci ve üçüncü  sahne deneyimlerini izleme şansına erdim. Tiyatro emekçileri ile Taksav İzmir çatısı altında görüşme imkanına erdim. Onlardan elde ettiğim bilgiler ve izlemlerimden oluşan bir yazı kaleme alayım istedim, çünkü verilen emeğe saygı gereği; tiyatro üzerine üç yıldır yazı yazan biri için artık bir görev olmuştu. Hedef Tiyatro bağımsız olarak kurulmuş ve ilk derlenme ve çalışmaları bir dernek altında oluşturmuş. Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat için Vakfı (TAKSAV) İzmir şubesinin açılması ile birlikte TAKSAV çatısı altında ama bağımsız olma özelliğini koruyarak, Taksav İzmir binasında oluşturulmuş olan tiyatro salonunda çalışmalarını sürdürmeye başlamışlar. Dünya Sanat Günü nedeniyle Pazar günü (15... Devamı

Seyirci Michelangelo eserini yaptığı Şapel içindedir

2012-04-05 12:31:07

  Seyirci Michelangelo eserini yaptığı Şapel içindedir   Michelangelo Rönesans döneminin başlangıcına imza atmış önemli bir heykeltıraş ve ressam. Başka bir değiş ile döneminin dehası ve aynı dönemde yaşamış diğer dehalardan biridir.   Dehalar genelde aynı çağda yaşar, çünkü dahileri diğer dahilerin kışkırtması ortaya çıkarır.  Büyük usta Leonardo da Vinci olmasaydı belki Michelangelo olmayacaktı, çünkü onun açmış olduğu yenilik başka bir biçimde Michelangelo eserlerinde hayat bulmuştur. Aynı zamanda kıyasıya bir rekabet, mücadele içindedir.   Michelangelo bir köylü çocuğudur, bir ressamın yanında usta çırak ilişkisi içinde çizgi ile tanışmış, çizgiyi heykele ve duvara yansıtmıştır. Dönemin büyük ustasıdır, onun ustalığına gölge düşürülmeye çalışılmasına karşın, dimdik ayakta durmuş, sevgi ve ilgiye muhtaç bir insandır. Elbette bu ilgi sanatından daha çok kişiliğine yönelik olmasını bekler ama kişiliğinin önündedir yaptıkları. Çalışırken hırçındır, hırçınlığı ile bir şeyleri anlatır.   Rönesans bir kırılma noktasıdır Avrupa ve İtalya için. Karanlık çağın o kasvetli ve her şeyi bilen liderlerin sultasından Avrupa uyanışa geçmiş, bilim ve sanat yeni bir ufku yaratır. O ufukun etkisini bugün dahi hissederiz, o gün üretilenlere baktığımızda hala bir şeyleri kendimize yakın hissederiz. Kırılma noktasında yaşamıştır büyük dahiler ve onları dahi yapan farklı bir bakış açısının da olabileceğini o gün yaşayanlara göstermiş olmasıdır.   İtalya daha doğrusu Avrupa o dönemde hastalıktan kırılmaktadır, toplumu ayakta tutan üretim ve ticaret bu hastalık yüzünden se... Devamı

Neden şehir isimlerini değiştirmiyorsunuz?

2012-03-30 22:08:18

  Neden şehir isimlerini değiştirmiyorsunuz?   Üniversite adlarına bir bakar mısınız, bir bölümü halen siyasette aktif olanların isimleri. Üniversite bu durumda ne anlamda kullanılmış oluyor? Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi adındaki Kayseri eki kaldırılmış, sadece cumhurbaşkanı ismi olmuş. Rize Tayip Erdoğan Üniversitesi kurulacaktı, ne oldu kuruldu mu acaba? Kurulduğunda büyük olasılıkla Rize ismi kalkacaktır. Ya da kurulurken iki defa senatoyu topla karar al demeden direkt yeni ismi ile devlet üniversitesi öğrenim hayatına katılacaktır. Siyasette aktif olanların isimleri bu sayede öğrenim dünyasına girerken, öğrenim dünyası da siyasetin bir propaganda aracı olmuş oluyor. Abdullah Gül Üniversitesi bir yıl içinde kaç öğrenci mezun ediyor? Bu öğrenciler iş başvurusu yaparken diplomalarını gösterecekler. Diplomada ne yazacak; Abdullah Gül! Bu sayede iş dünyası içinde de Abdullah Gül ismi yerini almış olacaktır. Yurtdışından öğrenci geldiğinde ve stajını yapıp ülkesine döndüğünde Abdullah Gül ismi o ülkenin içinde de kullanılacaktır. Bu sayede isim yaşamın her alanında kullanıma açılmış olacak ve para vermeden devlet olanakları ile hazır propaganda aracı olacaktır. Gelecek kuşak büyük olasılıkla Abdullah Gül ismini unutacaktır, bu üniversite sayesinde, diplomalarda geçen ismine bakarak merak edecek ve Abdullah Gül ve AKP hakkında bilgi alacaktır. Elbette bu bilgi içinde Abdullah Gül’ün hiç yargılanmadan zaman aşımına uğramış davası olmayacaktır. Üniversitelerin isimlerine politik insanların adlarının verilmesi yetişecek kuşağın hangi eğilimde olması gerektiği konusunda da dikte etmek durumu da kendiliğinde ve doğal koşullar içinde olmaktadır. (olacaktır demek iste... Devamı

Maydanoz dağılıyor İzmir’in kitapevlerine…

2012-03-21 00:09:11

  Maydanoz dağılıyor İzmir’in kitapevlerine…   İnsanlar hep yolda karşılaşır sanırsınız değil mi, bazen otobüslerde de karşılaşıyormuş. Uslu uslu belediye otobüsüne oturmuş, Konak’tan Göztepe parkının olduğu durağa doğru gidiyordum. Otobüslerde cep telefonu ile konuşmak yasak olduğu için sessiz ve otobüsün çıkardığı gürültüler içinde kendi iç dünyama dalmış, bir yandan da ineceğim durağı kaçırmamak için çevreme bakıyor gibi yapıyordum.    Bir de ne göreyim, olacak iş değil, otobüsün içinde iki tanıdık yüz. İkisi de karikatür çizeri olmasın mı? Serde karikatür çizerliğinden gelen bir dostluk var, üstelik Mustafa Yıldız ile yıllar öncesi ortak sergi içinde yer almışım. O yıllarda Mustafa henüz çalışıyordu, emekli olmamıştı. Yıllar yılı çizgilerini değişik yerlerde görmüş, bir karikatür vurgunu arkadaşımdı. Hep deniz vurgun yapmaz ya, karikatür de yapar. Bir yaptı mı ömür boyu üzerinde izini taşırsın. Mustafa’da izini hep üzerinde taşıyan biri. Karikatür vurgunu olacak da karikatürün olduğu yerde olmayacak mı? Elbette olacak. Mustafa emekli olunca bir baktım karikatür adına ne yapılıyorsa orada.    Emekli olunca, bir de İzmir karikatürcüler temsilciliğini alıp, ceketinin yakasına dernek rozetini takınca, karikatür için İzmir dar gelmiş, egeye açılıvermiş. Kasabalarda, şehirlerde yerel yönetimler ile işbirliği içinde yarışmalarda, sergilerde ismini görür oldum. Karikatür için ayaklı okul olmuş, her gittiği yerde öğrencilere karikatür kursu verir olduğunu değişik web sayfalarında görür oldum. Bol fotoğraflar, bol gülümsemeler, bol sergiler iç... Devamı

Fır fır dönenler neyin üründür?

2012-03-11 05:00:17

  Fır fır dönenler neyin üründür? Fırıl fırıl dönenler aslında 12 Eylül ürünüdür, çünkü 12 Eylül öyle bir ortam yarattı ki, fırıl fırıl insanlar kendi çıkarları için dönmeye başladı. O kadar çok döndüler ki, artık Semazen’ler bile yanlarında durur kaldı… 12 Eylül, aslında 12 Eylül günü gelmedi, onun alt yapısı çok önceden yapılmıştı. Bir çok katliam, öldürme olayları, cinayetler, baskınlar, kurtarılmış bölgeler… kuyruklar, cente muhtaç günler gibi durumlar 12 Eylül için zemin yarattı ve bu zeminde 24 Ocak kararları alındı. 24 Ocak kararları köklü değişimin ilk işaretiydi, çünkü ülke ekonomisi liberalleştirilecek ve global ekonomi ile entegre edilecekti. Ekonomisi globalleşen bir ülkenin insanın düşünce yapısı, kültürü, yaşam düzeyi de bu global politikalara uygun olarak tüketici olarak uyum sağlayacaktı. Yerli malı haftaları artık belleklerde bile yeri kalmayacak şekilde yok edilecek, özelleştirme adı altında mecliste” sattım, sattırmam” tartışmaların yaşanacağı istibdat dönemleri 24 Ocak kararları ile uygulamaya konacaktı. 12 Eylül günü şerefe kadeh kaldıranlar düğmeye Ocak ayında basmıştı ve aradaki mesafenin uzunluğundan olsa gerek Eylül ayında başarıya ulaşacaktı. 12 Eylül günü ve devam eden günlerde insanın mayasının da bozulduğu ve daha çok kendi bacağını kurtarmak için başkası hakkında da dedikoduların üretildiği, ihbarların doğallaştığı dönemi işaret eder. Kelle avcılığı duvarlarda ‘aranıyor’ afişleri ile kendisini gösterecek ve o dönemde siyah beyaz olan ekran aracılığı ile aranan ve tutuklananların resimleri yayınlanacaktı. Sadece insanların mı... Devamı

Fabrikasyon haberler!

2012-03-10 21:26:33

  Fabrikasyon haberler! Fabrikasyon ne demektir? Bant üzerinde ve seri olarak üretilen ürün. Bunu ilk olarak kullanan ve geliştiren Ford olmuştur. Kendi otomobil fabrikasına bant üzerinde araba üretimini yaptırarak bir çok sorundan kurtuldu ve kendi alanında ticari avantaja kavuştu. Bant çalışmasında yetişkin işçiye çok gereksinimi yoktur, kısa sürede yetiştirilerek ihtiyaç duyulan alana uygun eleman yetiştirilerek zamandan ve kişiye bağımlı olmaktan kurtulmuştur. Fabrikasyon üretim sanayi olan her alanda uygulanmaya yıllar içinde yayılmış ve zaman içinde meslek eğitimi ve meslek kavramı da değişmiştir. Kalifiye eleman ihtiyacına okullar yanıt veremediği günümüzde, iş yerleri; ısa süreli mesleki iç eğitim ile yeni teknolojiye uygun davranabilecek elemanları kendi bünyelerine yetiştirmektedir.  Bir iş yerine bir elemanın işten çıkarılması ya da yeni elemanın işyerine katılması üretim sürecini etkilemez hale gelmiştir. Kısaca işçi üretimdeki emek katkısını kategorize edilerek, diğer emeklerden ve emekçilerden uzaklaştırılarak yabancılaştırılmıştır. Sendikal mücadele ve örgütlü işçi kavramı klasik sanayi devrindeki gibi olmaktan çıkmış, üretimden gelen emek gücü bantlar arasında yok edilmiştir. Emekçi yaşadığı toplumdan, kültürden koparılarak verilen emri yerine getiren, en kısa sürede, verimli şekilde çalışan hale getirilmiştir. Bir işverene bağlı çalışan işçinin çalışma yeri ve zamanı işverenin istekleri yönünde esnek hale getirmiş, gerek görüldüğü global firmanın bir fabrikasında ya da taşeron olarak aldığı iş alanında çalıştırılabilmektedir. Henüz uluslar üstü firmalar gerektiği kadar büyüyememiştir, hala ulusal ç... Devamı

Çoğunluğu, azınlığa mahkum etmeyiz!

2012-03-10 19:07:44

  Çoğunluğu, azınlığa mahkum etmeyiz! AKP anayasa yapmak için yola çıktı ve uzun süredir değişik kesimler ile görüşme yapıyor gibi gözüküyor. Neden “yapıyor gibi” sözünü kullandım, çünkü kararlar tepeden bir dudak arasından çıkacağı için diye vurgulama gereğini duydum. Çünkü alınan görüşlerin, söylenen sözlerin iki dudak sahibi için hiç önemi yoktur, onun danışmanları yeteri kadar bilgi vermiştir ve o danışmanlarına güvenir, onların niyetleri ve isteklerine göre bir anayasa hazırlayacağını şimdiden söyleyebilirim. (Bugüne kadar almış olduğu kararlar ve uygulamalar bu yönde olduğu için bu önyargımı belirtiyorum.) AKP her hareketini ve kararlarını iki dudak arasına göre belirlemekte ve ona göre tavır almaktadır. Dudaklarının sahibinin niyeti ve istekleri gerçekçi mi, gerçek dışımı AKP grubu tartışma yapmıyor, iki dudaktan çıkan her şeyi doğru kabul edip ona göre hareket ediyorlar. Meclis çoğunluğunu kullanarak bir çok karar almakta ve düzenlemeler yapmaktadır. Onlar geri adım atmayı yenilgi olarak gördükleri için dudaktan çıkan sözden geri adım atamazlar. AKP genel olarak politikasını; kendi ideolojilerine ve Büyük Ortadoğu Projesinin gerçek sahibinin niyetlerine göre davranmaktadır. BOP eşbaşkanı ve stratejik ortak olduğunu söyleyen erk sahibi ve onun dışişleri bakanı büyük biraderin çıkarlarını korumakta ve onun çıkarlarına zarar verebilecek her türden hareket etmekten kendilerini geri tutmaktalar. Çünkü bir kere çıkarlara zarar verdiğinde, kaybedeceği daha büyük çıkarlar vardır, ambargo vb gibi uygulamalar tarihimiz içinde yerini hala korumaktadır. Ira... Devamı