Don Kişot

2018-04-19 15:40:00

Don Kişot   Perdeye yansıtılmış duvar fayansının üzerine işlenmiş mozaik şeklinde Donkişot duvar resmi vardır. Önünde Don Kişot ve onun yaveri Sancho Panza. Don Kişot, Orta Çağ şövalye hikayelerine saplantı derecesinde meraklıdır ve bir gün gezgin bir şövalye olmaya karar verir. Yaveri Sancho Panza ile birlikte maceralara doğru ilk adımını atar. Onun hayali vardır; kavuşmak istediği bir sevgili, onun aşkını kazanmak istemektedir. Adı Dulcinea’dır. Hayalinde ki güzel şimdi nerededir, kimlerin elinde acılar çekmektedir?  Donkişot şehre doğru giderken duvar resmi olan perde açılır…   Sahnenin derinliği içinde bir alan görürüz.   Orta Çağda ispanya’da bir meydan gözlerimizin önündedir. Uzaktan bakınca sanki 16:9 geniş ekran gibi geldi sahne birden gözüme… Daha dar sahnede seyretmeye alışmıştım, yeni yapılan bu sahnede ilk defa bir eser izleme şansına sahip oldum. Son yıllarda her alışveriş merkezi (AVM) bir sanat dalına binanın bir bölümünü açarak orada sanatseverleri çekmek hem de dolaylı reklam yapma şansına eriyorlar. AVM’lerin genel stratejisinden sanat da faydalanıyor, karşılıklı çıkar ilişkisi, hangisi daha karlı onu para kazananlar daha iyi bilir. Her ne kadar AVM içini beğenmesem de reklamın iyisi kötüsü olmaz diyerek işverenler para yatırıyor ve bizler de bu reklam için yapılan sanat alanlarından yararlanıyoruz. Kötünün iyisi diyelim, çünkü sanat için yapılan binalar bir bir satılırken ve yıkılırken hiç yoktan elimizde olanlar var diyebiliyoruz. Yeni açılanlar ise sahne bolluğu yaratıyor gibi algı oluşturmuş olsa da, sanatta var olan kalitede düşmeye endeksli olarak daha çok balon işler (eğlence odaklı ve para amaçlı) sergilenen alanlar... Devamı

Falstaff

2018-04-15 13:29:00

Falstaff   William Sheakespeare eserlerini kaleme alırken, eserlerinden oluşacak bir kolaj çalışmanın başka bir sanat dalı içinde yeninden yaratılacağı ve başka bir dil içinde kendi dünyasını yaşatacağını düşünmemiştir. Değişik eserlerin kahramanlarından yeni bir kahraman ortaya çıkmadı, eski kahramana başka eserlerden alınan pasajlarla bir öykü oluşturuldu. Öykünün ruhu kelimelerde yatmasına rağmen, onu notlara döken, notlarda ki akış kelimelerde ki akış ile girmiş olduğu dans, ahenk, ritim, dinamizm yeni bir eserin doğmasına, yeni bir dünyaya kapının açılması anlamına geliyordu. Zaman iki büyük ustayı buluşturmuştu.   Arrigo Boito kelimelerin ustasıdır. İngilizce okuduğunu İtalyanca cümle yapısı içinde yeniden yaratmıştır. Yaratılan yeni, var olan İngilizce metinin ruhunu bozmamıştır, cümle yapısı müziksel ahenginden hiçbir şey kaybetmediği gibi yeni bir anlamda yüklemiştir. Durduğu nokta, baktığı açı Sheakespeare’in hayal dünyasına çok yakındır. O yakınlık yeni bir şeyin oluşmasına katkı yapacaktır. Üstelik, artık hayata küsmüş, öteki yaşama kendisini bırakan bir bestecinin içinde kalmış bir ukdeyi yeniden alevlendirecek ve muhteşem bir eserin oluşmasına katkı sunacaktır.   Verdi en son eseri; gülünç, muzip ve nükteli operadır. En zor olanı başarmıştır. En zor en son yapılandır onun için, çünkü ömrünün tüm birikimi o geriye bıraktığı notalarda saklıdır. Geçmişte kendisini acımasızca eleştirenlere yazdığı son eseri ile ayna tutmuş, yanıt vermiştir.   Zor olan mizahın dilini, sahnede müziğin ritmi ile verebilmektir.   Dere denize doğru almaktadır, zaman zaman derenin aktığı su yolu büyük dalgalara neden olur, zaman zaman durağındır. A... Devamı

Balerin

2018-04-12 09:28:00

Balerin   Medyanın kafamızın içini biçimlendirdiği bir zaman diliminden geçiyoruz. Görsel olarak sunulanların emek boyutu ve insanı içeriğini pek incelemeden öyle sunulduğu gibi alıyoruz, kendi algılarımız içinde değerlendiriyoruz.   Ülkemizin şanslı insanları bale, opera, tiyatroya gitme/görme şansına sahip, onlar orada, yani sahnede yaşanan olayları ve emeği; alın teri olarak görmekteler. Sanatçı seyircisi ile buluşurken “sahnede size sunduğum şölen yılların birikimi ve şu anda izlediğiniz dakikalardır.” demektedir. İzleyici ile göz teması vardır oyuncunun, oyun içinde canlandırdığı karakterin giysisi içindedir ama bizim dilimizde bizim alışkanlıklarımız içinde bize bizim imgelerimiz içinde bize daha önce yazılmış bir öyküyü anlatır.   Sosyal medya son yıllarda yaygınlaştı ve geleneksel medyanın yerini çoktan almış durumdadır. Bugün her birimizin cep telefonundan sosyal medyanın görselleri sunuluyor. Protestolar, şikayetler, homurdananlar görsel eklenmiş alt yazı ile sunuluyor. Bale ve balerin denildiğinde ise taciz, tecavüz, sahnede oyunculara karşı söylenmiş nefret söylemlerin sonucunda bir protesto olarak bazı fotoğraflar yayınlanır. Cinsiyetçi bakışa karşı sanatçıyı savunan fotoğraflarda emek vurgusu yapılır. Bakın denir ne fedakarlıklar sonucunda bu sanatçı sahnede yerini alıyor, nasıl bir eğitimden geçtiğini görün diye görsel materyaller eşliğinde cep telefonumuza yansır. Sosyal medyanın bir özelliği vardır, anında tepki duyar twitter hesabından siyasi bir metin yazar ve sonra hiç yaşanmamış gibi başka haberlere bakarız. Bir saman alevidir ve bizler samanın ne olduğunu bilemez konumdayız.     Her birimizin ekranına düşmüştür yaralar bereler i&cc... Devamı

Kör Düğün

2018-04-06 12:01:00

Kör Düğün   Ünlü bir reklamcı (Jacques Lasségué) evlendiği (uzun süreli ilişkisi olan ve hamile olan sevgisi, şimdi eşi Corinne) günde evinin salonunda beklemediği sürprizler ile karşılaşır. Henüz nikahtan (kilise) çıkarken ablasının attığı pirinç tanesi gözüne girmiştir. Acı içindedir ve aksilik sadece pirinç tanesi değildir, çünkü o gün ömrü boyunca başına gelenlerin bir toplamı ve çözülme sürecidir.   Aksilikler, beklenmedik olaylar güldürünün vazgeçilmezdir. Temposunu kelimelerin arka arkaya soluksuz gelmesinden almaktadır. Sabit bir dekor vardır, oyun boyunca o dekor içinde olaylar gelişecek ve sonlanacaktır. Işık oyunun her bölümüne eşit oranda dağılmıştır, ses büyük kız kardeşi Lucie’nin şarkısı dışında doğaldır ve seyirciye direkt ulaşmaktadır.   Zıtlıkların yaratmış olduğu komik durumdur oyuna hakim olan. Sözler ve kelimelerin yanlış anlaşılması üzerine oturmaktadır. İkili anlamların yaratmış olduğu çelişkiler insanı ister istemez gülmeye itiyor, çünkü anlatılan ile kabul edilen arasında ki uçurumdur yaşadığımız çağın algısı… yaratılan gerçeklik yoktur günümüz medyasının yaptığı gibi, aksine var olan gerçeğin yanlış anlaşılması vardır, geçmişte her şey daha naifmiş dedim oyunu izlerken. En azından yanlış anlaşılmalar kısa sürede yerini doğru algılara bırakıyor, ya günümüzde yaratılan gerçeklik içinde büyüyenler her daim yalanlar içinde yaşayacaklardır, onların doğruya ulaşma şansı bile yok!   Jean Tourille düğün olduğu günün sabahın da üzüntüler içinde gelmiştir. Krematoryum’dan arda kalan k&uum... Devamı

Şahane Züğürtler

2018-04-04 21:37:00

Şahane Züğürtler   1920’li yıllar Paris. Beyaz Rusların sürgün yeridir. Henüz devrim olalı çok olmamıştır, içlerinde geriye dönme ümidi olan beyaz Ruslar ve çar çevresi Paris’te yaşam mücadelesi vermektedir. Daha önceki sürgünlerin yerini yenileri almıştır. Rusya’da devrim ve onun mücadelesi batıda mülteci akımı anlamına gelmektedir. Her dönemin liderleri yeni mülteci dalgasını ve daha önce mülteci olanların geri dönmesidir.   Beyaz Ruslar Paris’in değişik otellerinde kalmaktadır, gün geçtikçe fakirleşmekteler, ülkeden getirdiklerini teker teker ellerinden çıkarmaktalar, artık çalışmak zorundadırlar. Para suyunu çekince geçmişte ne olduğu değil bundan sonra ne yapacağı ile ilgilenmekteler. Çar ailesinden Grandüşes Tatyana Uratieff ve onun ile evli olan Prens Mikhaïl Uratieff bir otel odasında fakir günlerini yaşamaktadır. Ellerinde çar Rusya’dan getirdikleri büyük miktarda para vardır ve o parayı Fransız bankasına yatırmıştır. O paranın bankada bağlı kalması savaş yıllarının ve sonra ki sürecinde iç piyasanın ihtiyacı vardır ve banka yetkilileri Prens Mikhaïl Uratieff’i ikna etmek için peşinden koşmaktalar ve hatta Fransız hükümeti onun güvenliğini sağlamaktadır. Prens Mikhaïl Uratieff gururludur ve çar Rusya’sına bağlıdır. Tek bir kuruşuna dahi dokunmayacaktır, kendi durumu ne kadar kötü olursa olsun… Grandüşes Tatyana alışkanlıklarını henüz terk etmemiştir ama yeni koşullara da uyum sağlamaktadır. O alışverişe gittiğinde marketten çaldıklarını eve getirmektedir. Market sahibi görmüş olsa da görmezden gelmektedir, çünkü Fransız hükümeti bu konuda market sahibine par... Devamı

Kafkas tebeşir dairesi

2018-03-30 12:51:00

Kafkas tebeşir dairesi   Siyah perde ile çevrelenmiş bir sahne düzeninde, sahnenin sağ ve sol çıkışlarına konmuş projektör lambaların varlığı bize sahnenin ortasında yaşanacakların ilk işaretini vermektedir. Karanlık ve grinin hakim olduğu yerde, iç içe geçmiş öykülerin kargaşasından bir düzene aydınlığa kavuşacağını fısıldar. Siyahın içinde ki tonlar, yaşadığımız anı anlamamız için ip uçlarını verir. Işık varsa orada gölge de olur. Gölgeler belki suretinden daha fazla şey anlatır.   Sahneye oyuncular çıkmadan önce ağız ile yapılan bir çağrı gelir hoparlörden, oyunun samimiyetini de fısıldar, her oyunda cep telefonu sorunu çıkar, birileri oyuna konsantre olamadığı an açar cep telefonunu dünyada ki gelişmeleri sosyal medyasından izler ya da sevdiğini ne kadar özlediğini dijital harflere döker. Anımsatılır her oyun öncesi, kimse kapatmaz ama cep telefonunu, sesini kısması yeterlidir, titreşim olur oyun izlerken!   “Masal masal içinde / Masal hayat içinde / Masal deyip de geçme /Keramet var içinde…” sözleri ile başlar oyun, karanlığın içinde sekiz oyuncu dinamik, mimikleri ile olayların ilk habercileridir.   İlk bölüm içinde kullanılan ve son bölümde tekrarlanan Yahudi inancına uygun geleneksel dans, oyunun ruhunu da bir anlamda anlatır. Koreografi oyunun özünü seyirciye iletir.  En alttakilerin öyküsüdür, onların nasıl bir anneye döndüğü, öksüzleri kucakladığı, doğurmadığı çocuğu doğurmuş gibi benimsemesin öyküsüdür. Ezilenlerin penceresinden bakarsanız dünyaya, kargaşanın esas nedeninin hakim ve çoğunluk olanların azınlıkları yok etmek ve onları sindirmek için yaptığı eylem... Devamı

İstasyon

2018-03-23 12:06:00

İstasyon   Mevsimlerden sonbahar, ağaçlarda yaprak kalmamış, sarmaşık duvarın ve kapının üstünde insan eli ile biçimlendirilmiş. Sonbaharın ılık havası eşliğinde bir bankta oturan bir kadın, elinde kupası ile birlikte çayını yudumlamaktadır.   Aniden bir kadın girer, telaşlıdır, sinirli… Hemen orayı terk etmek isteyen ama yolun onu oraya sürüklediği bir kadın. İstasyon’un adını öğrenmek ister, isimsizdir. Adı yoktur istasyonun. Anlamaz. Anlaşılır gibi de değildir. Tren hareket planına bakar, saatleri vardır ama aynı istasyon aynı zamanda liman ve havalimanıdır. Ortada bir bekleme salonu ya da bahçesi vardır ama çoklu işlev gören bir yerdir…   Sakin konuşmaktadır bankta oturan kadın, sorulara kısa ve anlaşılır yanıt verirken aslında her şeyin görüldüğü gibi olmadığı kısa zamanda anlaşılacaktır. Gizemli bir yerdir ve o gizem içinde gerçekten ayrılmak isteyenlerin ayrılacağı bir istasyondur, ayrılmak istemeyen dili ile ayrılacağım demiş olsa da içten söylemediği sürece kalıcıdır…   Bekleme bahçesine üçüncü bir kadın gelir, o henüz düğünden ayrılmış (kaçmış) bir görünüm içindedir. Başında tacı, üzerinde tüllerden oluşmuş bir gelinlik! O da uzun bir yoldan tabelaları izleyerek gelmiştir. Hava soğuktur ama o soğuk havanın etkisinde değildir, istasyon bahçesine geldiğinde banka oturur. İçe dönüktür asında, gelecek olan treni sessizce bekleyip gelince gidecektir. Ama beklentisi boşa düşecektir, ortada gizemli bir olay vardır ve içine düşmüştür…   İçten istenen her şeyin gerçekleştiği bir gizemli yerdir. Dünyada yeri yoktur ama öyle bir yer vardır. Hayal edilenin gerçek olduğu gerçeğin i... Devamı

İzler

2018-03-21 00:14:00

İzler   Bir kadın, yeni tuttuğu evin bodrum katına inmiştir. Kadın o evi bodrum katı olduğu için ve böyle bir odası olduğu için tutmuştur. Yalnızdır. Yalnızlığını duvar ile konuşarak aşmaya çalışmaktadır. Başından geçmiş bir çok psikolojik sendromları örnekleri ile üzerine yansıtarak anlatmaktadır.   Her bölüm ışık geçişleri ile birlikte yere (sahne önü, konuştuğu duvarın dibi) koyduğu imgeler ile bölüm geçişleri anlatılmaktadır.   Elinde iki çanta ile inmiştir bodrum katına. Bir çanta içinden çıkardığı objeler her bölümün her bölümün başka bir sendrom tanımlamasının yapıldığı küçük öykülerden oluşmaktadır. Bir birinden bağımsız, bir biri ile cinsellik açısından bağlantı kurumlu sendromlar.   Cem Kenar oyunun öyküsünü kurgularken sendromları iyi araştırdığı ve o sendroma uygun davranış biçimlerini gözlemlendiğini düşünüyoruz, çünkü her bölüm içinde sahnede yer alan oyuncu bu açıdan teksti yorumladığını ve ses tonunu ona göre tek düzelikten çıkarmaya çalıştığına şahit oluyoruz. Elbette sahneye ilk konulan oyunun kendi içinde henüz tam oturmamaktan kaynaklanan geçiş sorunları olmaktadır. Özel tiyatrolar her ne kadar çok iyi bir oyun ile çok iyi oyuncu ile sahne almak istemiş olsa da onları sıkıştıran ekonomik bir gerçekte var. En kısa zamanda en az masrafla seyirci ile buluşup oyun, oyuncu, sahne, tanıtım, kostüm… kısaca girdi çıktı tablosunda masraf olanların karşılanmasını sağlamak düşüncesi vardır. Bir tiyatronun, bir oyunun ekonomik güç olmadan ayakta kalması ve seyirciye istenileni istediği gibi vermesi kolay değildir.   ... Devamı

Aşk Ölsün

2018-03-09 02:02:00

Aşk Ölsün   8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Baba Sahne’nin konukları arasındaydık. Sahnenin perdeleri kapalıydı, bizler salona girdiğimizde. Daha önce başka oyunlar izlediğim salon bana yabancı değildi, yerimi buldum ama yardım etmek için çabalayan baba sahne elemanlarının ısrarına rağmen ev sahibi gibi gidip yerimi buldum ve oyunun başlamasını yani perdenin açılışını bekledim.   Bugüne kadar gittiğim oyunların içeriği hakkında hiçbir araştırma yapmadan gittim, buna da öyle geldim. Eğer ön araştırma yapmış olsaydım, tiyatroya izleyici olarak bakamıyor, kafamda oluşturduğum önyargıların penceresinden bakıyorum ki, eğlenemiyorum… Seyirlik olarak sahneye taşınmış şölenden yeteri kadar keyif alamıyorum… Önyargısız oyunun oynanacağı sahnenin önünde daha önce bilet alarak rezerv edilmiş koltuğumda yerimi alır ve perdenin açılmasını ya da oyunun başlamasını beklerim.   Ve perde!   Her ne kadar geçmişten gelen bir sestir “ve perde!” diyen ses. Her perde açıldığında içimden bu cümleyi söylerim. Perde açılınca bizi başka bir dünyaya davet edilir. Yaşadığımız zamandan ve coğrafyadan farklı bir yerde oyun süresince olmak büyük bir değişikliktir. Ve ben bu değişikliği çok seviyorum. Hangi trajedinin, hangi dramın hangi komik durumların şahidi olacağım hatta zaman zaman içine katılacağım. Büyük bir maceradır. Kelimelerin üzerine zaman, mekan ve insan giyindirilmesi. Sahne üç duvardan oluşuyor, bizler açık olan yerden bakıyoruz. Üç boyutlu bir tabloya bakar gibiyiz, fakat bu üç boyutlu tablonun üç boyutlu olmadığını ve daha başka boyutlar da bizim zaman ile oyunun zamanın çakışmasını yaşayarak öğreniriz.   B... Devamı

Kontrabas

2018-03-08 19:23:00

Kontrabas   Yatak dağınıktır, yatağın biraz uzağında içi bira ile dolu bir buzdolabı, onun önünde sahnenin de ön tarafında kontrbas, kontrbasın arkasında bir masa ve onun yan tarafında sallanan bir sandalye ve üzerinde oturan biri, klasik müzik dinliyor. Klasik müzik içinde bir çalgıya dikkat çekmek isteyen bir müzik insanı… Odanın içinde yer alan kontrbasın sesini aramaktadır çalan müzikte. Kontrbas!   “Orkestra şefsiz olur, ama kontrbassız asla olamaz”   Heyecan ile kontrbas sesini anlatmaktadır. Onun sesinin ne kadar farklı olduğunu.   “Kontrbas ses derinliğinden dolayı yegane temel orkestra çalgısıdır. 1750’den yirminci yüzyıla kadar bütün orkestra müziği, hiç abartısız dört telli kontrbasın omuzları üstündedir. Kontrbas, insanın ne kadar uzaklaşırsa o kadar iyi işittiği tek çalgıdır.” der sahnede ki oyuncu sahnenin bir köşesinde duran kontrbasa bakarak. O aslında kontrbas ile bütünleşmiş ekmeğini ondan kazanan bir devlet orkestrasında çalışan “memurdur” .   Memurdur. Müzik ile uğraşmaktadır. Küçük bir evde yaşamaktadır. Odanın küçüklüğü yaptığı iş ile tezattır. Kısaca geçmişine doğru yol alırız, neden kontrbas çalan bir orkestra üyesi olduğunu öğreniriz.   Çocukluğundan bu güne kadar hep fark edilmek istemiştir ama görünüm olarak fark edilmese de yaptıkları ile fark edilecek ve ailesinin isteklerine tezat işler yapacaktır.   Babası memurdur ve oğluyla fazla vakit geçirmeyen biridir, hasta ve müzik sevdalısı, flüt sanatçısı bir anneye sahiptir. Annenin babaya, babanın kız kardeşe düşkünlüğü ilişkisinde kendini biçiml... Devamı

Özgürlüğün Bedeli

2018-02-25 08:20:00

Özgürlüğün Bedeli   1800'lü yılların başında İspanya'nın sömürgesindeki Venezuela'da Simon Bolivar (1783-1830)'ın özgürlük mücadelesinin henüz başındadır. Simon Bolivar, krala ve iktidara karşı çıkarak bir halk hareketi başlatmış ama henüz gerçek anlamda da örgütlenememiştir. Bir muhbirin onun saklandığı yeri ihbar etmesi ve yaralı olduğunu bildirmiştir. Bunun üzerine toplanan dokuz subay krala nasıl yakalanması gerektiği konusunda bilgi vermiştir. Kralın sadık subayı İzquierdo henüz harekete geçmeden o toplantısının hemen sonrasında bu 9 subay içinde bir subay gece karanlığına aldırış etmeden Bolivar’ın saklandığı yere gitmiş ve Bolivar’ın kaçmasına yardım etmiş.   Ertesi gün bu durum anlaşılmıştır. Kralın sadık subayı İzquierdo kısa sürede bu olayı çözecektir, içlerinde ki o ‘ihanet’ yapan subay aslında bellidir ama İzquierdo onu yakalamak için hemen hareket etmez. Bir toplantı anını bekler ve papaz ve subaylar ile toplantı halindeyken o yardım eden subayı açıklar ve hemen gözaltına aldırır.   O subay Montserrat’tır.  Montserrat halka yapılan zulmü gördüğü için Venezuelalı devrimcilerin yanında yer almıştır. Bolivar’ın halkın umudu olduğuna, onun belki de içinde bulunduğu toplum için son şansı olduğuna inanmıştır.   Montserrat artık İspanyollar için “haindir”.   İzquierdo Montserrat’ı çok yakından tanımaktadır, hatta hayatını kurtardığı için ona bir anlamda da borçludur. Özgürlük için ayaklananlara karşı yapılan bir operasyonda İzquierdo Bolivar’ın adamları tarafından çölde yakalamış ve çöl kumuna gömülmüştür, onu bir İs... Devamı

Alyoşa

2018-02-24 15:28:00

Alyoşa   Aliye Berger’in yaşamı salonun ortasında, ışıkların altında… her ışık değişimi ayrı bir ses tonu eşlik ediyor. Heyecanlı, meraklı, renklere düşkün birinin alışılmış yaşamın içindeki mücadelesi. Zaman içinde akan ve gel gitleri ile hızlı bir ömrün dramatik öyküsünü izledim.   Alyoşa rolündeki Seray Gözler Yeniay sahnede üzerine aldığı rolü öyle içten ve duyarak oynuyor ki, zamanın içinde sahnenin büyüsü altında olayın içinde birden oluveriyorsunuz. Büyükada’nın eski köşkü içinde aile trajedisi içinde tokat yiyen birisi olurken,  birden o ödül almış içinde ki başkası gibi yaşama yerine kendisi gibi yaşayan oluveriyorsunuz.  Elbette Seray Gözler Yeniay için içinde diğer oyuncuların, ışığın, sahne düzenlemesinin, kostümler ve kostümlerde renk seçiminin de çok önemli etkisi var. Işığın oyuncuya doğru akışını, kucaklamasını izleyebiliyorsunuz. Sesler, eklenen müzik sahnede duyulan ayak sesleri zaman içinde geçişler ve geçişleri seslerin değişiminin izlemesi işte diyeceksiniz oyunculuk bu!   Sahneye bir ressamın hayatını konmuş, olaylar süzgeci her ne kadar dışarıda ki gelişmelerden bağımsız iç dünyanın iç çatışması gibi sunulmuş olsa da dönemin gazete başlıkları ile bu gerçek hayattan alınmış ve yeniden yaratılmış hayat olduğunu ve yaşanmış bir şeylerin izdüşümü olduğunu hissediyorsunuz. Zamanın çevresel gelişmeleri yoktur oyunda, iç dünyanın iç çatışmasının bize yansıması ve bize yansırken acının, öfkenin, sevincin, aşkın, tutkunun mimikler ile birlikte sahnede yaşanan bir bütün olarak yüzümüze vurması var. Büyükada&rs... Devamı

“Benim Adım Feuerbach”

2018-02-11 22:43:00

“Benim Adım Feuerbach”   Oyun Goethe’ye bir gönderme yaparak başlar "Biraz ışık!". Karanlıktan gelen ses, sahnenin zifiri karanlığı içinde salonda yankılanır. Biraz ışık!   Işık karanlığın yok olmasıdır ama karanlık içinde yaşayanlar için ışık ne anlama gelir? Yeni bir hayat, yeni bir başlangıç… Işık bir anlamda “Bu yaşamda ben de varım” demektir. Işık yaşamdır.   Feuerbach sahnenin ortasındadır, yalnızdır. Yıllar sonra adım attığı sahnede heyecanlıdır, heyecanı sesinde, mimiklerindedir. Heyecanlıdır ve belirsizlik onu germektedir. Gerginliğini konuşarak aşmaya çalışmaktadır. Karanlığın içinden sahnenin kenarına kadar gelen yönetmenin asistanı ile heyecanını yenmek için konuşur. Sahne, geçmiş, o an ve ışığın altında sahnede yalnızdır.   Oyuncudur, eskiden hatta ünlü bile sayılır, onu tanırlar, Goethe’nin bir oyunu sırasında sahneye veda etmiştir. Tasso onun son oyunu ve şu anda oynamak için başvurduğu oyundur. Eğer oyuna kabul edilirse hayata yeniden merhaba diyecektir, ışık altında kendisini tekrar bulacaktır.   Korkuyordu, güvensizdi, ne kadar saklamaya çalışsa da. Bir iş görüşmesine gelmişti… Umudunu, heyecanını saklayamayacak kadar gergindir.   Yönetmen henüz salona gelmemiştir, onun yerine salonda asistanı bulunmaktadır. Asistan karar verici değildir, tesadüf sonucu asistan olmuş ve tiyatro tarihini ve emekçilerini de o kadar çok iyi bilmemektedir. Karşısında ki oyuncuyu değerlendirecek kadar tecrübesi ve bilgi birikimi yoktur.   Kelimeler ağızda dolanırken sesin baskınlığı altında yok oluyor...   Kimdir bu Feuerbach? Kendisi, “Ben hiç kimseyim”, diyor, “Sıfır. Ben sıfır adam.” Sıfır, henüz adım atmamıştır... Devamı

Karmakarışık

2018-02-02 22:43:00

Karmakarışık   Ray Cooney, öyküleri genellikle, yanlış anlamalara ve bunun sonucunda ortaya çıkan, içinden çıkılması güç, karışık durumlara dayanan bu tür. Ray Cooney oyunlarında çağımız İngiliz toplumunun toplumsal ve siyasal düzenine ve yerleşik ahlak anlayışına temelinden sarsıcı olmayan, daha çok iğneleyici ve rahatsız edici bir eleştirel bakışını buluruz. Aslında oyunun geçtiği dönem İngiliz toplumunun alışkanlıklarının yıkıldığı, ulus devletinin değişime uğradığı bir kırılma dönemine işaret etmektedir. Bu dönemde geçmişin eleştirileri bilerek öne çıkarılmıştır. Geçmişin eleştirisi, alışkanlıkların ve o alışkanlıkların yaratmış olduğu yanlış anlamalarında temelidir. Yeni bir topluma ve devlete ihtiyaç vardır ama bu devlet küresel sermayenin ihtiyacını karşılayan ve sermaye önünde olan tüm sınırların kalması gerektiğini belirten bir istem söz konusudur.   Geçmişin eleştirisi mizahın bir parçasıdır, iğneleyici bakış açısını kullanırken, rahatsız toplumu da rahatsız edici bir eleştirisi söz konusudur. Otel odasında iktidarda ki Muhafazakar Partinin bir bakanı ve muhalefette olan İşçi Partisinde çalışan bir sekreterin kaçamağı söz konusudur. İkisi de evlidir. İkisi de yanı şekilde riski göze almıştır. İkisi de dışarıdan bakıldığında İngiliz toplumun örnek kişileridir. İngiliz ahlakı bu kaçamağı hoş görmez, bugün dahi Avrupa’da bu tür ilişkilerde yakalananların istifa kurumu ile karşı karşıya gelir. Gerçi Teacher döneminden sonra bu ahlaki yapıda değişmiştir. Otel odasında önce bahşiş ile başlayan trafik, sonra rüşvete döner. Bir bakan rüşvet vermektedir, bakanın Özel Kalem Müdürü bu rüşvet çarkının içinde oluş... Devamı

Komik-İ Şehir Naşit Bey

2018-02-02 20:07:00

Komik-İ Şehir Naşit Bey     1886'da İstanbul Şehzadebaşı'nda doğdu. Beyazıt Rüştiyesi’nden sonra eğitimini Mızıka-ı Hümayun’da tamamladı. Leman Hanımla evlendi, evli olduğu sırada Kantocu Amelya Hanım'a aşık oldu, bir süre sonra Leman Hanım'dan boşanıp, Emel adını alan Amelya Hanım ile evlenmiştir. Bu evlilikten olan çocukları Adile Naşit ve Selim Naşit Özcan da tiyatrocu olmuşlardır. Sanatçı, büyüdüğü ve tiyatro eğitimini aldığı aynı yerde 26 Nisan 1943'te hayata gözlerini yumdu.   Kısaca hayat hikayesi yukarıda ki gibidir ama o hayatın içinde yaşanmış, komik durumlar, trajediler, dramlar, gözyaşları ve yoksulluk ve yoksulluğun içinde zenginlik! Hayat çizgisini sahnelerin üzerine bırakılan tozların üzerine yazılanlar… Salonlar yıkılır, salonlar ile birlikte şehir değişir, eskiye ait ne varsa yerle bir olur ve yerlerine beton binalar dikerler. Kimse o şehri geçmişi ile birlikte anımsayamaz bile. Bizlerin yaşadığı tüm şehirler, evler anıları ile birlikte yağmalanmıştır, yağmalanan hayatların iz düşümleri, belki bir dönem birilerin hafızasına nakşedilen anılar yazıya dökülür ve gelecek kuşaklara aktarılır… Geçmişin büyük ustaları, büyük olan yanları, onların izinden gidenlerin onların gölgesinde geçmişin güzelliklerini gelecek kuşağa taşıyanlar, bu toprakların, bu şehirlerin mirası olanlar bir gün hayat bulur, yeniden yaratılır gerçekliği, yeniden acılara, mutluluklara, sahnenin tozuna bırakılan ses salonu doldurur… İşte Komik-İ Şehir Naşit Bey oyunu öyle bir şey! Yeniden kurgulanan bir hayatın gerçek yönleri bizi salonunun içinde bulur ve acı ile, hüzün karışık neşe ile izleriz…   Sahne ikiy... Devamı

Kanlı Komedya ‘Caligula’

2018-01-23 13:21:00

Kanlı Komedya ‘Caligula’   M.S. 37-41 yılları arasında hüküm süren Caligula bugüne dair söyleyeceklerini belki o zamandan söylemiş ve biz ancak bugün aynı sorunları farklı boyutlarda yaşayınca anlıyoruz ya da başka söylem ile idrak ediyoruz. İnsanlık tarihten aldığı dersler ve gözlerini açan olaylar ile doludur. Siz hangi baskı döneminde olursanız olun gündeme uygun sözleri tarih içinde bulursunuz. Çünkü binlerce yılda söylenmemiş söz, duyulmamış duygu yoktur, mutlaka biri söylemiştir ve siz ilk ben söylemdim diyerek övünebilirsiniz, aslında söz farklı kelimeler ile söylenmiş olsa da aynı acı ve sevinci bulabilirsiniz, çünkü zaman eskiyen kelimeler yerine yenilerini gelişen teknoloji ve hayat koşullarlı ile ekler…   Bugün yaşadığımız karanlık çağda sansürden korken, başıma kötü bir şey diyerek kendisine otosansür uygulayanlar, sürekli iç konuşmalarda gördüğü gerçeği paylaşanlar elbette toplumun çoğunluğunu oluşturmaktadır, aydınlar ise onlar adına onların vicdan seslerine ses olurlar ve seslendirirler gerçekleri. Yaratılmış gerçeklik yani iktidarın dili ile konuşmak yerine vidanın sesi ile konuşmayı aydın olmanın bilinci ile davranır çağdaş insan… Baskının çok yoğunlaştığı zamanlarda ise metaforlar konuşmanın görünen kısmını oluşturur ve çağrışımları gerçeklerin dillendirilmesidir. Korkunun hakim olması orada siyasi iradenin dudaklarının arasından çıkan sözün kanun olması anlamına gelir. Korku baskıyı besler, baskı da korkuyu. Halk baskı karşısında başlarda karşı geliyormuş gibi homurdansa da aslında sessizce baskı yapanın bu dünyadan göçmesini ya da koltuğunu Roma Sezar’ın koltuğundan... Devamı

Devr-i Mahzuni

2018-01-22 00:26:00

Devr-i Mahzuni   Mahzuni çocukluk günlerinde susuz kalmış köyde yaşayanlara su taşımak ile geçirmiştir, ilk dersi de böyle almıştır. Mazlumdan yana olacaktır, yardıma muhtaca koşacaktır. İlk ders onun hayatının çizgisini de ortaya koyacak.   Bir halk ozanı yaşamını dizelere aktarmış, sazının sesinde ses vermiştir. Yaşadıklarını, hissettiklerini, hayal ettiklerini sazının teli aracılığı ile dinleyicisi ile paylaşmış. Toplumsal olaylara karşı duyarlı, halkın içinde hakın sıkıntısını dillendirendir. Sadık yarı emekçilerdir. Onların dertlerini sesi ile kitlelere ulaştırandır…   Mahzuni Şerif Maraşlıdır. Maraş’ın birikimini kendi birikimine temel yapandır. Çocukluktan elde ettiği saz çalma yeteneğini besteleri ile taçlandırır… Yolu bellidir. Alevi inancına uygun deyişler, cem’lerde dönülen semah, Pir Sultan’ın inatçılığı, Hacıbektaş’ın hoşgörüsü bir vücut bulmasıdır…  Mahzuni ilk evliliğini babasının zorlaması ile yapar, ondan bir çocuğu olur. Bir mektup ile noktalar evliliğini ve ikincisi bir İtalyan olacaktır. Ondan da çocukları olur… Ve Antep’te bir güzele tutulur ve ondan da çocukları olur… Kısaca besteleri gibi çocuk konusundan da zengindir… Üçüncü eşi ile tanıştığı yıl darbe olur ve darbe lideri hakkında bir türkü yapar.  'Erim Erim Eriyesin' adlı eseri yüzünden cezaevi ile tanışır. Oyun bu cezaevi zamanını ele alır.   Cezaevinde Yılmaz Güney vardır. Oyunun konusuna uygun olarak gençlik liderlerinin ikisi de o koğuşta yerini almıştır. Aynı zamanda bir tiyatro yazarı ve oyuncusu, müzisyen.. Kısaca Türk aydınları bir koğuşta darbenin ağız koşulları altında kendilerine yarattıkları &ou... Devamı

Fındıkıran Balesi

2017-12-24 03:26:00

Fındıkıran Balesi   Geçmiş dönemlerin başarılı bir bale sanatçısı olarak ünlenmiş, ama artık sahnelere veda etmiş olan bir kadın, yalnızdır. Yalnızlığını ve geçmişe ait özlemlerini albüme bakarak gidermektedir.   Yılbaşı gecesi daha bir hüzün kaplamıştır, yılların birikimi özlem duyulan geçmiş ve geçmişin yeniden yaratılması. Elinde tuttuğu albüme baktıkça geçmiş yeniden yaratılır. Yaratılan geçmiş bir anlamda masal dünyası içinde değişik maceralara kapı aralayacaktır.  Tek başına koltuğunda oturmuş, koltuğun arkasında paketler vardır, sanki bugün taşınacak gibi büyük paketler ama her biri başka bir öyküyü içinde saklayan sanki sihirli birer sandıktır. Her kutunun içinden bir çocuk çıkacaktır, onu masal dünyasına davet edecek ve o davete her birimiz katılacağız.   Hayat çocukluk ile başlar, onların neşesi hayatın devam ettiğini gösterir. Onların neşesi yalnızlıkları ortadan kaldırır, neşe tüm evreni kaplar. Çocukluk ile başlar anılar, sonra anılar ile zaman geçerken büyürüz. Büyüdükçe hayal dünyamız daralır ve gittikçe yok olmaya tutar, ancak onları zihnimizde tutan belki de direncimizdir. Yaşamın tüm acımasızlığı altında neşeli tarafını anımsamamız dirençli olduğumuzu gösterir. En büyük direnç yeni masalları yaratabilecek kadar açık zihinli olmaktan geçer.    Yılbaşı partisinde çocuklara hediyeler verilir, gelenektir. Çocuklukta alınan hediyeler ayrı bir yeri vardır. İnsan zihni açık olduğu süre anımsar ve ona göre her anımsamasında yeniden yeniden yaratır. Çünkü verilen oyuncaktır ve o oyuncağın etrafında yeni bir dünya kurulur çocuk i&cc... Devamı

Romeo ve Juliet

2017-12-22 01:17:00

Romeo ve Juliet   “Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar. Ölümleri olur zaferleri, öpüşürken yok olan ateşle barut gibi...”   Monteguelerve Capuletler iki ayrı aile, düşman. Belki de neden düşman olduklarını unutmuşlardır, günlerden bir gün bir eğlence olur. Maskeli balo. Düşman ailenin çocukları bu maskeli baloda buluşurlar, kalpler konuşur. İki düşman ailenin çocukları olan Romeo ve Juliet ilk görüşte aşık olurlar. Aşklarından o kadar emindirler ki, araya giren süt annenin de istemi doğrultusunda Romeo aşkını kilise nikahı ile taçlandırır. Konu basittir, yazanın muhteşem dil oyunlarını aynı güzellikte tercüme eden Özdemir Nutku dizeleri ile bizden ve içimizde bir şeyler uyandıran cümlelere dönüşür. Onların aşkları ve kurdukları cümleler bizdendir. Bizim için herhangi bir yerde geçen aşk hikayesidir. Tanıdıktır, kavuşamayan, kavuştukları anda ölümdür buluşturan…   Binlerce senedir sahnelenen, sürekli yeni şeylerin denendiği bir oyundur aynı zamanda. Zaman ile oynanır, kahramanların aileleri daha fazla karışır, daha az öne çıkar, yönetmenlerin ve senaryoyu sahneye ya da beyaz perdeye uyarlayanın tercihi geniş bir yorum dokusu ortaya çıkarır. Her yönetmen kendisinden yeni bir şeyler ekler, yorum olarak eklenenler seyirciyi rahatsız etmemesi önemli olan. Zaman ile çok oynanmıştır, zamanın yanında mekan. Mekan dışında öne çıkarılması gereken ya da olayların örgüsü de yönetmenin tercihi ve oyuncuların verilen rolü ne kadar yerine getirmesi ile orantılı olarak seyirci ya alkışlamıştır ya da sessizce izlemiş ve kısa sürede unutmuştur.   Oyunu, Makedonyalı yönetmen Dejan Projkovski sahn... Devamı

The Rake’s Progress (Hovardanın Sonu)

2017-11-26 21:45:00

The Rake’s Progress (Hovardanın Sonu)   Mayıs ayıdır, İngiltere’de bahar kendisini kokusu ve çiçekleri ile hissettirmiştir. Kalbi olmayanın bile aşık olacağı mevsimdir. Bir bank yeşilliklerin içinde. İki kumru cilveleşmektedir baharın verdiği coşku ile. Tom bu havdan mı yoksa belirsiz niyetinden dolayı mı bilinmez kucağında ki Anne’ye evlilik teklif etmiştir ama Anne’nin babası Trulove buna karşıdır, çünkü Tom hiç çalışırken görmemiştir, tembelliğin yanında yaşananlara karşıda duyarsız olarak görmektedir. Kısaca baba kızının geleceği için karşıdır evlenmelerine ama eğer Tom istediğini yaparsa yani düzenli işe girerse bu sefer görüşünü değiştirecektir. Bunu da açıkça Tom’un yüzüne söylemektedir. Tom ise umursamaz tavır ile “zekamı kullanırım, şansıma güvenirim” demektedir yani kaderine güvenmektedir, alnına ne yazılmışsa onu yaşayacaktır, onu değiştirmek için hiç çaba sarf etmeyeceğini vurgulamaktadır.   Tom tek başınadır, bankta düşüncelere dalmıştır. “Keşke biraz param olsaydı” diye düşünürken sahnede Nick Shadow belirmiştir. Nick Shadow Tom’a bilinmeyen amcası tarafından miras bıraktığını söyler. Mirası almak için Kendisi ile birlikte Londra’ya gitmesi gerektiğini belirtir. Peki Nick Shadow kimdir, ölen amcasının son anına kadar yanında çalışmış sadık yardımcıdır (uşak). Aynı görevini yeni patronu Tom yanında da sürdürmek istediğini belirtir. Ücret konusu ise öncelikle denemesini ister ve eğer memnun kalırsa bir sene bir gün sonra ücret konusunu konuşacaklarını belirtir.   Olayın örgüsü ya da kader çizgisi diyelim burada kırılmaktadır. Bir sene bir ... Devamı

Göçmenleeeer…

2017-11-25 12:27:00

Göçmenleeeer…   Bir gemi, denizin ortasında. Gemi kaptanı ve çalışanları, bir de mülteci olanlar. Mülteci olanlar seyircidir, onlara doğru konuşur kaptan. Seyirciyi oyunun içine dahil edip onları birer oyunun parçası yaparken, seyircilere sorduğu soruları seyircilerin arasından seslenen oyuncular cevaplandırır. Sahne seyircilerin olduğu yerdir ve oyunun akışı kaptan köşkü olan sahneye doğru geçiş ile oyunun gerçek mekanı sahnede yerini alır. Elbette oyunun akışına göre seyircilerin arasından oyuncular sahneye veya sahneden seyirciler arasına geçişler olur ki, mülteci olan zaten seyircidir.   Bir gemideyiz, denizin ortasında dalgaların arasındayız. Her birimizin kimliklerini imha etmemizi istiyorlar. Kimliklerimizi denize atıyoruz. Her birimiz artık kimliksiz, ulussuz, vatansız ve yeni umutlara doğru yol alıyoruz. Eşitiz, kaderimiz ortak… Dalgalar bizi ya içine alacak ya sahile bırakacak!   Gemideyiz, gemiye binmeden önce bize verilen ve su üzerinde kalmamıza yardımı olacağı söylenen can yelekleri. Onların bizi suya batıran birer taş olacağını bilmezdik, su içine düşmeden. Bizim acımız, bizim çaresizliğimiz başkalarına ekmek kapısı olmuş, hile hurda ile bize can suyu vereceklerine ölüm nefesi satmışlar.   Gemideyiz, batıya doğru yol alıyoruz. Elbette Afrika’dan gelen için kuzeye yol almak anlamına gelir. Nereden geldiğimizin hiç önemi yok, çünkü denize düşenlerin hareketsiz vücutlarını deniz kendi zamanına göre karaya atıyormuş, o yüzden hiç birimizin ismi yok mezarlıkların taşlarında, sadece DNA kodlarımızı yazmışlar, belki bir gün bir yakınımız bizi arar diye. Her birimiz eşitiz, toprağa karışırken de…   Adadayız, canlı değiliz, canlı olanlar bize göre şansl... Devamı

Bizim aile

2017-11-22 20:20:00

  Bizim aile Yazıldığı dönemin ruhunu ince ince satır arlarına yediren bir kara mizah başyapıtı olarak gördüğüm “Bizim Aile” yeniden sahnelerde canlanıyor. Beyaz perde de yansıyan ışığın yerini üç duvar arasına ışığın yansıması almıştır. Beyaz perdeye ulaşmadan kullanılan teknik üç duvar arasında kullanılan teknikten çok farklıdır. Üç duvar arasında yaşanan sıcaklık, duygu, seyirci ile iletişim birebirdir. Beyaz perdeden yansıyan duygu ise daha donuktur ama seyirciyi öyle bir kucaklar ki sımsıkı sarar, onu kendi dünyasından çıkarıp kendi dünyasına alır ve o dünyada kulağına bir şeyler fısıldar insan sıcağı ile. Oyuncuları beyaz perdede devleştiren bu sıcaklığın direkt seyirciye geçişini yapan yönetmen ve yazarı bir ülkenin kültürünü, anını, tarihini ve inceden inceye işlenen eleştirisini verir. Sadık Şendil kimin yanında durduğu açıktır ama duruş noktasını öyle bir şekilde sunar ki cepheleşme yerine bir arada yaşamı savunur. Bir arada olunca her türlü zorluğa karşı direnilir. Üstelik öyle keskin laflara filan gerek duymadan, sade, insan sıcaklığı içinde ve tolumun en küçük bireyi olan ailenin kültürü içinde… Sahnenin perdesi kapalıdır, henüz perde arkasında ne olduğu belli değildir, perdenin önünde bir alan. O alan içinde “Bizim Aile” oyunu için Devlet Tiyatrosu çalışanları ellerinde enstrümanları ile oyunun öncesi hazırlık yapmaktalar. Notlar salonun içine doğru düzensiz olarak yayılmaktadır. Her çalgının salonun bir köşesine dokunan notaları biraz sonra başlayacak oyun için ön hazırlık ya da çalgı aletinin ısınmasını anlatmaktadır. Doğru sesin seyirciye ulaşması için notlar ve sesin ahengini kontr... Devamı

Sanat

2017-11-19 00:32:00

Sanat   Bir gün bir galeriden bir tablo alınmıştır. Yalnız tablo beyaz zemin üzerinde beyaz boya ile çizilmiş üç çizgiden oluşmaktadır. 200 bin Euro fiyata alınmış ve satışı yapan sanat galerinin sahibi aynı tabloyu hemen 220 bin Euro’ya satın alacağını bildirmiştir. Sanat galerisi sahibi aslında satmak istemediği bir tabloyu satmıştır ama galerinin iş yapıyor gibi gözükmesi içinde satış yapmak zorundadır. Önemli olan ticari hayatta paranın hareket halinde olmasıdır. Meta ve para değiş tokuş yapılan unsurlardır.   Beyaz zemin üzerine beyaz boya ile çizilmiş olan tablo üç arkadaşı 25 yıllık dostluğunu sorgulamaya ve yüzleşmesine sebep olacaktır. Uzun bir zaman birbiri ile iyi geçinen ve birbirini örnek alan üç arkadaşın birden bir tabloya ve verilen para karşısında düşülen şaşkınlık karşısında verilen tepkilerin trajik komik unsurların bol kullanıldığı kara mizah unsuru içinde eğlenceli bir oyuna dönüşüştür.   Üç insan, üç arkadaş ve üç arkadaşı üç usta oyuncu yıllar sonra sahnelemektedir, çünkü 90’lı yıllarda oynan oyun arada başka sanatçı ve tiyatro gruplarınca oynanmış, seyirciyi yakalamış bir oyun bu sefer 90 yıllarda sahneyi birlikte paylaştıkları ve sonra aramızdan ayrılan Cüneyt Türel’in anısına oyun yeninden perde demektedir.   Üç usta oyuncu sahneyi her alanını rahatlıkla kullanıyor. Elbette gençlere taş çıkaracak oyunculuk, oynarken eğiten, eğitirken oyunculuğun nasıl olması ve oyun sırasında oyuncular birbirlerini nasıl desteklemesi gerektiği gösteren bir oyun.   Oyun, yeni açılan ve asansör boşluğuna düşen işçiler ile anılan, eski stadyumun yerini alan büyük bir gökdeleni... Devamı

Bir İsyancının Savunması

2017-11-09 02:24:00

Bir İsyancının Savunması   Perdeler kapalı, oyunun başlamasını bekliyoruz. Son yıllarda çoğu oyun perde açmadan perde demektedir, gözümüz biraz ona alışmış, perde olunca arkasında ki sahne düzeni bize ilk anda ne diyeceğini merak içinde bekliyoruz, çünkü dekor bir oyunun dinamik oynanıp oynanmayacağını fısıldar, elbette bu fısıltı size ilk önyargı oluşmasına sebep olur… Her olaya bakışımız bir anlamda önyargıların bir bütünü ve önyargılarımızın parçalanması değil midir? Tiyatro bize önyargılarımız ile yüzleşmemizi en hızlı şekilde gösteren bir sanat dalıdır. Oyun başlar ve biter ve sonuçta elimizde; eğer almışsak dersimizi, yıkılmış bir önyargı ve yılların birikimi olan kalıplarımızın çöküntüsü kalır. Tiyatro bize sahneyi ayna olarak tutar, üç duvarın derinliği içinde canlı yaşanan, dinamik, seyircisi yani biz ile iletişim kuran bir sahne sanatıdır. İletişim karşılıklıdır, seyircinin oyuna ilgisi sahnede yaşanan ve önceden replikleri belli olan oyunun dinamik, heyecanlı, seyirciye doğrudan verilen mesajlar ve uyarıcıların da gücünü belirler. Aynı replikleri cansız seyircinin önünde okumak ile aynı replikleri oyunu ilgi ile izleyen ve oyun ile bağ kurmuş seyirci önünde söylemleri, mimikleri farklıdır. Tiyatro her oyunda yaşayan iletişimdir…   Ankara Birlik Tiyatrosu zamanın ruhuna uygun ve yaşadığımız döneme uygun mesajı içinde barındıran bir oyun seçmiş. Emmanuel Robles’in yazdığı ve ülkemiz sahnelerine Gül Göker yönetiminde Kaya Öztaş çevirisi ile hayat verilmiş. Oyunun konusu herhangi bir ülke topraklarında da geçebilirdi, fakat olay nerede geçtiği, zamanı ve olayın kimler etrafında döndüğü açık ve &ccedi... Devamı

Benerci kendini niçin öldürdü?

2017-11-02 00:38:00

Benerci kendini niçin öldürdü?   Nazım Hikmet’in başyapıtlarından birini sahnede alın terine bulanarak yeniden yorumlanmasını izlemek bana büyük bir keyif verdi, çünkü geçtiğimiz bu karanlık çağın içinde “Tarihin sonu inanılmayacak kadar güzel olacaktır.” diyen bir ses bir kere daha anımsatıyor, bugün direnenlerin haklı mücadelesini ve kazanacaklarını.   Ölüm verilen kavgada en son istenilendir, çünkü bizler yaşam, doğa ve sevgimiz için kavga ediyoruz. Bu düzenin tüm olumsuzluklarını tersine döndürecek bir düzen kurma kavgasıdır. Bizler yaşamı savunurken nasıl olur ölümü kutsarız. Son yıllarda sol anlayış içinde ölümü kutsayan ve ölüm üzerinden politika yapanlar ve onlar ile kendi varlıklarını tanımlamaya başladılar, fakat sol ölüme karşı duruşu sembolize eder. Nazım Hikmet şiirini bitirirken özelikle bu duruma dikkat çeker.   «Kavgada               kendi kendini öldüren                              anetli bir                               cenazedir                                benim için:                        Ölüs... Devamı

Oyunun Oyunu

2017-10-24 11:59:00

Oyunun Oyunu   Eğlenmek mi istiyorsunuz, üstelik hiçbir şekilde sistem sorgusu olmayan, yaşadığımız ana dair göndermeleri olmayan eğlenceli oyun. Oyun üç ana bölümden oluşmaktadır.   Tiyatro perdesi henüz açılmamıştır, son yıllarda bütün oyunlar perdesiz olarak sahnede oyuncular başlama gongunu beklerken görmeye alışmıştık, bu sefer kırmızı perde kapalı. Perdenin açılması oyunun başladığı anlamındadır, telefonlar kapanır, sessizlik hakim olur, ışıklar sahnede oyuncuların üzerindedir, seyircilerin gözü loş bir karanlığın içinden ışıkların aydınlattığı oyunculara yoğunlaşır… Ses tiyatronun sahnesinde ki tozu hafiften havalandır. Seyircilerin arasından bir ses sahnede ki oyunculara müdahil olur, yönetmendir. Yönetmenler provalarda sesini ulaştırır oyuncularına, normal oyun zamanında yönetmen çoğunlukla orada bile değildir, çünkü oyuncularına ve sahne amirine güvenir, neyin nasıl işleyeceği, küçük hataları oyuncuların yetenekleri sayesinde doğaçlama olarak oyun içinde oyuncu dayanışması ile seyirciye hissettirmeden oyun akışında akmasını sağlar…   Yönetmen, sahnedeki oyunculara son provanın son düzenlemelerini yaptırmaktadır, seyirci önüne çıkacaklardır. Oyun için önemli imgelerin sahnede sırası ile ve düzenli olarak vurgulanması önemlidir. Oyun ispanya’ya tatile gitmiş (aslında kaçmış, çünkü başları maliye ile derttedir, maliyenin vergi kaçakları üzerine gittiği bir süreçten etkilenmişler) bir iş adamının evinde geçmektedir. Her Çarşamba günü evine giden eden sorumlu hizmetçisi Bayan Clackett, evin boş olmasını ve Kraliyet taç takma törenini TV’den izlemek için evde kalmıştır. Sard... Devamı

“Ben Ulrike Bağırıyorum!”

2017-07-28 01:49:00

“Ben Ulrike Bağırıyorum!”   Amatör tiyatroları her daim sevmişimdir, amatör ruhu ile iş yapanlara hayranımdır… İzmir’in Karşıyaka semtinde bir dernek içinde yarı amatör ama usta bir ekip tarafından yürütülen bir çalışma vardır. O çalışmanın sorumlusu Seda Yelbuğa. İdealist ama ütopyası olan güzel bir insan, elbette bunda benim sübjektif bakış açım vardır, çünkü yıllardır tanırım, yıllardır onun iğne ile kazarak büyük başarılara imza attığını yakından gözlemlemiş biri olarak bu sübjektif analizi yapmak benim hakkımdır diye düşünürüm… Elbette söz söylemek için insanlar değişik araçlar kullanır, kimisi direkt konuşmayı, kimisi dolandırarak, kimisi ise işi estetik boyutuna vardırıp sanatın inceliklerinden yararlanarak söylemek istediğini rahatlıkla söyler. Seda, tiyatro aşkını bu söz söyleme sıkıntısını yaşarken keşfetmiş ve o sanatın tüm inceliklerini öğrenmiş ve usta olduktan sonra da öğreten konuma gelmiş ve o sanatın vermiş olduğu geniş evrenin olanakları içinde sözünü çekinmeden söylemeye başlamış ve devam etmektedir…   Yıllar içinde kafasında tasarladıklarını hayatta karşılığını bulmuş, idealize ettiğini bulamasa da yaşamın ona verdiklerini iyi değerlendirmiş.  Karşıyaka’da küçük bir çevre ile başladıkları dernek çalışmasını bugün büyük bir aileye dönüştürmüş.   Dernek, para üzerine oturmamaktadır, proje yoktur burada, birilerine iyi gözükmek için ya da küçük yardım almak için boyun eğmemiş, başı dik ve ne söylediğini bilen ve ne yapmak istediğini açıkça ortaya koyan ve hayat veren bir yapıya kavuşmuş. Kısaca dernek ken... Devamı

“Ben Ulrike Bağırıyorum!”

2017-07-28 01:24:00

“Ben Ulrike Bağırıyorum!”   Amatör tiyatroları her daim sevmişimdir, amatör ruhu ile iş yapanlara hayranımdır… İzmir’in Karşıyaka semtinde bir dernek içinde yarı amatör ama usta bir ekip tarafından yürütülen bir çalışma vardır. O çalışmanın sorumlusu Seda Yelbuğa. İdealist ama ütopyası olan güzel bir insan, elbette bunda benim sübjektif bakış açım vardır, çünkü yıllardır tanırım, yıllardır onun iğne ile kazarak büyük başarılara imza attığını yakından gözlemlemiş biri olarak bu sübjektif analizi yapmak benim hakkımdır diye düşünürüm… Elbette söz söylemek için insanlar değişik araçlar kullanır, kimisi direkt konuşmayı, kimisi dolandırarak, kimisi ise işi estetik boyutuna vardırıp sanatın inceliklerinden yararlanarak söylemek istediğini rahatlıkla söyler. Seda, tiyatro aşkını bu söz söyleme sıkıntısını yaşarken keşfetmiş ve o sanatın tüm inceliklerini öğrenmiş ve usta olduktan sonra da öğreten konuma gelmiş ve o sanatın vermiş olduğu geniş evrenin olanakları içinde sözünü çekinmeden söylemeye başlamış ve devam etmektedir…   Yıllar içinde kafasında tasarladıklarını hayatta karşılığını bulmuş, idealize ettiğini bulamasa da yaşamın ona verdiklerini iyi değerlendirmiş.  Karşıyaka’da küçük bir çevre ile başladıkları dernek çalışmasını bugün büyük bir aileye dönüştürmüş.   Dernek, para üzerine oturmamaktadır, proje yoktur burada, birilerine iyi gözükmek için ya da küçük yardım almak için boyun eğmemiş, başı dik ve ne söylediğini bilen ve ne yapmak istediğini açıkça ortaya koyan ve hayat veren bir yapıya kavuşmuş. Kısaca dernek ken... Devamı

“The Turn of the Screw” (Kötülüğün Döngüsü)

2017-06-03 09:21:00

 “The Turn of the Screw” (Kötülüğün Döngüsü)   Henry James'in 13 Ekim 1898 yılında yazdığı roman Operaya 1954 Venedik Biennale tarafından verilen siparişe göre uyarlanmış ve prömiyeri 14 Ekim 1954'de Teatro La Fenice, Venedik'te sahnelenmiştir. Bu operanın ilk orijinal ses kayıtı da aynı yıl yapılmıştır. Prömiyer de ve ilk ses kayıtları için orkestra şefliğini eserin bestecisi Benjamin Britten yapmıştır.    19. yüzyılın herhangi bir yılında Londra’da bir parkta kızıl yaprakların yeryüzünü kapladığı zaman diliminde bir bankta bir kadın oturmaktadır. Sessizdir park. Sislerin hakim olduğu kasvetli bir sabah saati gibidir. Bir anlatıcı olayı anlatmaktadır. Parkta bir adam gelmiş ve kadın ile bir anlaşma yapmaktadır. Kadının mesleğini mürebbiye olduğunu söyler anlatıcı, çünkü onu tanımaktadır ve onun hikayesini izleyeceğiz sahnede…    Mürebbiye tecrübelidir, işini iyi yapan ve bilendir. Bir anlaşmaya varırlar. Londra’dan ayrılıp Bly adlı malikaneye gidecektir. Şehrin dışında varlıklı ailelerin oturduğu bir ortaçağ malikanesidir. Orada yaşayan annesi ve babasını kaybetmiş iki çocuktan sorumlu olacaktır. İki öksüz çocuk. İyi eğitim almış oldukları aşikardır. Fakat mürebbiye’den bazı istekleri vardır anlaşma yapanın. “Çocuklarla ilgili herhangi bir haberi bir mektupla amcalarına göndermeyecektir; Bly Malikanesi'nin geçmişi ile hiç ilgilenmeyecektir ve çocukları hiçbir şekilde bırakıp işini terk etmeyecektir.”   Mürebbiye bu şartları kabul ederek yola çıkmıştır. Endişeleri ile yola çıkmıştır ama malikaneye vardığında kurduğu bütün endişelerin boş olduğunu karşılamada yaşadığı sıcak anlar ile kafasından atar. Korku yerini s... Devamı

Genç Karl Marks (Le jeune Karl Marx)

2017-06-02 12:17:00

Genç Karl Marks (Le jeune Karl Marx)   1844 yılında havanın ağır, kasvetli olduğu zaman diliminde Prusya İmparatorluğu içinde yer alan Köln şehrinde bir gazete bürosunda (Die Neue Rheinische Zeitung) gazete çalışanları tartışma halindedir. Bu tartışma aslında bir kişinin yol haritasını daha net ve somut ifade etme yol ayrımıdır.   Dışarında polis gazete bürosuna baskın yapmak için hazırlık yapmaktadır. İçeride hararetli bir tartışma söz konusudur. Marks gazetenin politikasını eleştirirken Hegel’ci bakışın gazetenin sayfalarına hakim olduğunu belirtmektedir. İdealist bakış açısı var olan düzenin devam ettirmek anlamına geldiğini ama materyalist ve diyalektik bakış açısı içinde değiştirmek olduğunu vurgulamaktadır.   Değişim kaçınılmazdır ve bunu yeni oluşmuş olan işçi sınıfı yapacaktır.   Ormanda sahipsiz ağaç parçalarını (dallarını) toplayan köylü ve emekçilere her yerin sahibi olduğunu iddia eden güç sahipleri adına yasa dışı dalları almak yani çalmak suçundan eziyet etmektedir. Bu yaşanan somut durumun somut tahlili Marks’ın yeni yol haritasını da biçimlendirmektedir. Değiştirmesi gereken bir durum söz konusudur, var olanı artık iyileştirecek her hangi bir yorum güç sahipleri lehine çalışmak anlamındadır…   Polis baskını gazetenin kapanması anlamına gelmektedir. Her biri bu durumu bilmektedir ve bundan sonra ne yapacaklarını konuşmaktalar… Marks artık yeni bir kapı açmak adına büronun kapısını açacak ve teslim olacaktır. Gazetenin sahibi de tutuklanır ve karakola giderken yeni rotlarını da birbirine açıklarlar, daha cesur bir gazete çıkarmaktır tutuklanmaya cevap. Ama sürgüne gönderilil... Devamı