Alyoşa

2018-02-24 14:28:00

Alyoşa   Aliye Berger’in yaşamı salonun ortasında, ışıkların altında… her ışık değişimi ayrı bir ses tonu eşlik ediyor. Heyecanlı, meraklı, renklere düşkün birinin alışılmış yaşamın içindeki mücadelesi. Zaman içinde akan ve gel gitleri ile hızlı bir ömrün dramatik öyküsünü izledim.   Alyoşa rolündeki Seray Gözler Yeniay sahnede üzerine aldığı rolü öyle içten ve duyarak oynuyor ki, zamanın içinde sahnenin büyüsü altında olayın içinde birden oluveriyorsunuz. Büyükada’nın eski köşkü içinde aile trajedisi içinde tokat yiyen birisi olurken,  birden o ödül almış içinde ki başkası gibi yaşama yerine kendisi gibi yaşayan oluveriyorsunuz.  Elbette Seray Gözler Yeniay için içinde diğer oyuncuların, ışığın, sahne düzenlemesinin, kostümler ve kostümlerde renk seçiminin de çok önemli etkisi var. Işığın oyuncuya doğru akışını, kucaklamasını izleyebiliyorsunuz. Sesler, eklenen müzik sahnede duyulan ayak sesleri zaman içinde geçişler ve geçişleri seslerin değişiminin izlemesi işte diyeceksiniz oyunculuk bu!   Sahneye bir ressamın hayatını konmuş, olaylar süzgeci her ne kadar dışarıda ki gelişmelerden bağımsız iç dünyanın iç çatışması gibi sunulmuş olsa da dönemin gazete başlıkları ile bu gerçek hayattan alınmış ve yeniden yaratılmış hayat olduğunu ve yaşanmış bir şeylerin izdüşümü olduğunu hissediyorsunuz. Zamanın çevresel gelişmeleri yoktur oyunda, iç dünyanın iç çatışmasının bize yansıması ve bize yansırken acının, öfkenin, sevincin, aşkın, tutkunun mimikler ile birlikte sahnede yaşanan bir bütün olarak yüzümüze vurması var. Büyükada&rs... Devamı

“Benim Adım Feuerbach”

2018-02-11 21:43:00

“Benim Adım Feuerbach”   Oyun Goethe’ye bir gönderme yaparak başlar "Biraz ışık!". Karanlıktan gelen ses, sahnenin zifiri karanlığı içinde salonda yankılanır. Biraz ışık!   Işık karanlığın yok olmasıdır ama karanlık içinde yaşayanlar için ışık ne anlama gelir? Yeni bir hayat, yeni bir başlangıç… Işık bir anlamda “Bu yaşamda ben de varım” demektir. Işık yaşamdır.   Feuerbach sahnenin ortasındadır, yalnızdır. Yıllar sonra adım attığı sahnede heyecanlıdır, heyecanı sesinde, mimiklerindedir. Heyecanlıdır ve belirsizlik onu germektedir. Gerginliğini konuşarak aşmaya çalışmaktadır. Karanlığın içinden sahnenin kenarına kadar gelen yönetmenin asistanı ile heyecanını yenmek için konuşur. Sahne, geçmiş, o an ve ışığın altında sahnede yalnızdır.   Oyuncudur, eskiden hatta ünlü bile sayılır, onu tanırlar, Goethe’nin bir oyunu sırasında sahneye veda etmiştir. Tasso onun son oyunu ve şu anda oynamak için başvurduğu oyundur. Eğer oyuna kabul edilirse hayata yeniden merhaba diyecektir, ışık altında kendisini tekrar bulacaktır.   Korkuyordu, güvensizdi, ne kadar saklamaya çalışsa da. Bir iş görüşmesine gelmişti… Umudunu, heyecanını saklayamayacak kadar gergindir.   Yönetmen henüz salona gelmemiştir, onun yerine salonda asistanı bulunmaktadır. Asistan karar verici değildir, tesadüf sonucu asistan olmuş ve tiyatro tarihini ve emekçilerini de o kadar çok iyi bilmemektedir. Karşısında ki oyuncuyu değerlendirecek kadar tecrübesi ve bilgi birikimi yoktur.   Kelimeler ağızda dolanırken sesin baskınlığı altında yok oluyor...   Kimdir bu Feuerbach? Kendisi, “Ben hiç kimseyim”, diyor, “Sıfır. Ben sıfır adam.” Sıfır, henüz adım atmamıştır... Devamı

Karmakarışık

2018-02-02 21:43:00

Karmakarışık   Ray Cooney, öyküleri genellikle, yanlış anlamalara ve bunun sonucunda ortaya çıkan, içinden çıkılması güç, karışık durumlara dayanan bu tür. Ray Cooney oyunlarında çağımız İngiliz toplumunun toplumsal ve siyasal düzenine ve yerleşik ahlak anlayışına temelinden sarsıcı olmayan, daha çok iğneleyici ve rahatsız edici bir eleştirel bakışını buluruz. Aslında oyunun geçtiği dönem İngiliz toplumunun alışkanlıklarının yıkıldığı, ulus devletinin değişime uğradığı bir kırılma dönemine işaret etmektedir. Bu dönemde geçmişin eleştirileri bilerek öne çıkarılmıştır. Geçmişin eleştirisi, alışkanlıkların ve o alışkanlıkların yaratmış olduğu yanlış anlamalarında temelidir. Yeni bir topluma ve devlete ihtiyaç vardır ama bu devlet küresel sermayenin ihtiyacını karşılayan ve sermaye önünde olan tüm sınırların kalması gerektiğini belirten bir istem söz konusudur.   Geçmişin eleştirisi mizahın bir parçasıdır, iğneleyici bakış açısını kullanırken, rahatsız toplumu da rahatsız edici bir eleştirisi söz konusudur. Otel odasında iktidarda ki Muhafazakar Partinin bir bakanı ve muhalefette olan İşçi Partisinde çalışan bir sekreterin kaçamağı söz konusudur. İkisi de evlidir. İkisi de yanı şekilde riski göze almıştır. İkisi de dışarıdan bakıldığında İngiliz toplumun örnek kişileridir. İngiliz ahlakı bu kaçamağı hoş görmez, bugün dahi Avrupa’da bu tür ilişkilerde yakalananların istifa kurumu ile karşı karşıya gelir. Gerçi Teacher döneminden sonra bu ahlaki yapıda değişmiştir. Otel odasında önce bahşiş ile başlayan trafik, sonra rüşvete döner. Bir bakan rüşvet vermektedir, bakanın Özel Kalem Müdürü bu rüşvet çarkının içinde oluş... Devamı

Komik-İ Şehir Naşit Bey

2018-02-02 19:07:00

Komik-İ Şehir Naşit Bey     1886'da İstanbul Şehzadebaşı'nda doğdu. Beyazıt Rüştiyesi’nden sonra eğitimini Mızıka-ı Hümayun’da tamamladı. Leman Hanımla evlendi, evli olduğu sırada Kantocu Amelya Hanım'a aşık oldu, bir süre sonra Leman Hanım'dan boşanıp, Emel adını alan Amelya Hanım ile evlenmiştir. Bu evlilikten olan çocukları Adile Naşit ve Selim Naşit Özcan da tiyatrocu olmuşlardır. Sanatçı, büyüdüğü ve tiyatro eğitimini aldığı aynı yerde 26 Nisan 1943'te hayata gözlerini yumdu.   Kısaca hayat hikayesi yukarıda ki gibidir ama o hayatın içinde yaşanmış, komik durumlar, trajediler, dramlar, gözyaşları ve yoksulluk ve yoksulluğun içinde zenginlik! Hayat çizgisini sahnelerin üzerine bırakılan tozların üzerine yazılanlar… Salonlar yıkılır, salonlar ile birlikte şehir değişir, eskiye ait ne varsa yerle bir olur ve yerlerine beton binalar dikerler. Kimse o şehri geçmişi ile birlikte anımsayamaz bile. Bizlerin yaşadığı tüm şehirler, evler anıları ile birlikte yağmalanmıştır, yağmalanan hayatların iz düşümleri, belki bir dönem birilerin hafızasına nakşedilen anılar yazıya dökülür ve gelecek kuşaklara aktarılır… Geçmişin büyük ustaları, büyük olan yanları, onların izinden gidenlerin onların gölgesinde geçmişin güzelliklerini gelecek kuşağa taşıyanlar, bu toprakların, bu şehirlerin mirası olanlar bir gün hayat bulur, yeniden yaratılır gerçekliği, yeniden acılara, mutluluklara, sahnenin tozuna bırakılan ses salonu doldurur… İşte Komik-İ Şehir Naşit Bey oyunu öyle bir şey! Yeniden kurgulanan bir hayatın gerçek yönleri bizi salonunun içinde bulur ve acı ile, hüzün karışık neşe ile izleriz…   Sahne ikiy... Devamı

Kanlı Komedya ‘Caligula’

2018-01-23 12:21:00

Kanlı Komedya ‘Caligula’   M.S. 37-41 yılları arasında hüküm süren Caligula bugüne dair söyleyeceklerini belki o zamandan söylemiş ve biz ancak bugün aynı sorunları farklı boyutlarda yaşayınca anlıyoruz ya da başka söylem ile idrak ediyoruz. İnsanlık tarihten aldığı dersler ve gözlerini açan olaylar ile doludur. Siz hangi baskı döneminde olursanız olun gündeme uygun sözleri tarih içinde bulursunuz. Çünkü binlerce yılda söylenmemiş söz, duyulmamış duygu yoktur, mutlaka biri söylemiştir ve siz ilk ben söylemdim diyerek övünebilirsiniz, aslında söz farklı kelimeler ile söylenmiş olsa da aynı acı ve sevinci bulabilirsiniz, çünkü zaman eskiyen kelimeler yerine yenilerini gelişen teknoloji ve hayat koşullarlı ile ekler…   Bugün yaşadığımız karanlık çağda sansürden korken, başıma kötü bir şey diyerek kendisine otosansür uygulayanlar, sürekli iç konuşmalarda gördüğü gerçeği paylaşanlar elbette toplumun çoğunluğunu oluşturmaktadır, aydınlar ise onlar adına onların vicdan seslerine ses olurlar ve seslendirirler gerçekleri. Yaratılmış gerçeklik yani iktidarın dili ile konuşmak yerine vidanın sesi ile konuşmayı aydın olmanın bilinci ile davranır çağdaş insan… Baskının çok yoğunlaştığı zamanlarda ise metaforlar konuşmanın görünen kısmını oluşturur ve çağrışımları gerçeklerin dillendirilmesidir. Korkunun hakim olması orada siyasi iradenin dudaklarının arasından çıkan sözün kanun olması anlamına gelir. Korku baskıyı besler, baskı da korkuyu. Halk baskı karşısında başlarda karşı geliyormuş gibi homurdansa da aslında sessizce baskı yapanın bu dünyadan göçmesini ya da koltuğunu Roma Sezar’ın koltuğundan... Devamı

Devr-i Mahzuni

2018-01-21 23:26:00

Devr-i Mahzuni   Mahzuni çocukluk günlerinde susuz kalmış köyde yaşayanlara su taşımak ile geçirmiştir, ilk dersi de böyle almıştır. Mazlumdan yana olacaktır, yardıma muhtaca koşacaktır. İlk ders onun hayatının çizgisini de ortaya koyacak.   Bir halk ozanı yaşamını dizelere aktarmış, sazının sesinde ses vermiştir. Yaşadıklarını, hissettiklerini, hayal ettiklerini sazının teli aracılığı ile dinleyicisi ile paylaşmış. Toplumsal olaylara karşı duyarlı, halkın içinde hakın sıkıntısını dillendirendir. Sadık yarı emekçilerdir. Onların dertlerini sesi ile kitlelere ulaştırandır…   Mahzuni Şerif Maraşlıdır. Maraş’ın birikimini kendi birikimine temel yapandır. Çocukluktan elde ettiği saz çalma yeteneğini besteleri ile taçlandırır… Yolu bellidir. Alevi inancına uygun deyişler, cem’lerde dönülen semah, Pir Sultan’ın inatçılığı, Hacıbektaş’ın hoşgörüsü bir vücut bulmasıdır…  Mahzuni ilk evliliğini babasının zorlaması ile yapar, ondan bir çocuğu olur. Bir mektup ile noktalar evliliğini ve ikincisi bir İtalyan olacaktır. Ondan da çocukları olur… Ve Antep’te bir güzele tutulur ve ondan da çocukları olur… Kısaca besteleri gibi çocuk konusundan da zengindir… Üçüncü eşi ile tanıştığı yıl darbe olur ve darbe lideri hakkında bir türkü yapar.  'Erim Erim Eriyesin' adlı eseri yüzünden cezaevi ile tanışır. Oyun bu cezaevi zamanını ele alır.   Cezaevinde Yılmaz Güney vardır. Oyunun konusuna uygun olarak gençlik liderlerinin ikisi de o koğuşta yerini almıştır. Aynı zamanda bir tiyatro yazarı ve oyuncusu, müzisyen.. Kısaca Türk aydınları bir koğuşta darbenin ağız koşulları altında kendilerine yarattıkları &ou... Devamı

Fındıkıran Balesi

2017-12-24 03:26:00

Fındıkıran Balesi   Geçmiş dönemlerin başarılı bir bale sanatçısı olarak ünlenmiş, ama artık sahnelere veda etmiş olan bir kadın, yalnızdır. Yalnızlığını ve geçmişe ait özlemlerini albüme bakarak gidermektedir.   Yılbaşı gecesi daha bir hüzün kaplamıştır, yılların birikimi özlem duyulan geçmiş ve geçmişin yeniden yaratılması. Elinde tuttuğu albüme baktıkça geçmiş yeniden yaratılır. Yaratılan geçmiş bir anlamda masal dünyası içinde değişik maceralara kapı aralayacaktır.  Tek başına koltuğunda oturmuş, koltuğun arkasında paketler vardır, sanki bugün taşınacak gibi büyük paketler ama her biri başka bir öyküyü içinde saklayan sanki sihirli birer sandıktır. Her kutunun içinden bir çocuk çıkacaktır, onu masal dünyasına davet edecek ve o davete her birimiz katılacağız.   Hayat çocukluk ile başlar, onların neşesi hayatın devam ettiğini gösterir. Onların neşesi yalnızlıkları ortadan kaldırır, neşe tüm evreni kaplar. Çocukluk ile başlar anılar, sonra anılar ile zaman geçerken büyürüz. Büyüdükçe hayal dünyamız daralır ve gittikçe yok olmaya tutar, ancak onları zihnimizde tutan belki de direncimizdir. Yaşamın tüm acımasızlığı altında neşeli tarafını anımsamamız dirençli olduğumuzu gösterir. En büyük direnç yeni masalları yaratabilecek kadar açık zihinli olmaktan geçer.    Yılbaşı partisinde çocuklara hediyeler verilir, gelenektir. Çocuklukta alınan hediyeler ayrı bir yeri vardır. İnsan zihni açık olduğu süre anımsar ve ona göre her anımsamasında yeniden yeniden yaratır. Çünkü verilen oyuncaktır ve o oyuncağın etrafında yeni bir dünya kurulur çocuk i&cc... Devamı

Romeo ve Juliet

2017-12-22 01:17:00

Romeo ve Juliet   “Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar. Ölümleri olur zaferleri, öpüşürken yok olan ateşle barut gibi...”   Monteguelerve Capuletler iki ayrı aile, düşman. Belki de neden düşman olduklarını unutmuşlardır, günlerden bir gün bir eğlence olur. Maskeli balo. Düşman ailenin çocukları bu maskeli baloda buluşurlar, kalpler konuşur. İki düşman ailenin çocukları olan Romeo ve Juliet ilk görüşte aşık olurlar. Aşklarından o kadar emindirler ki, araya giren süt annenin de istemi doğrultusunda Romeo aşkını kilise nikahı ile taçlandırır. Konu basittir, yazanın muhteşem dil oyunlarını aynı güzellikte tercüme eden Özdemir Nutku dizeleri ile bizden ve içimizde bir şeyler uyandıran cümlelere dönüşür. Onların aşkları ve kurdukları cümleler bizdendir. Bizim için herhangi bir yerde geçen aşk hikayesidir. Tanıdıktır, kavuşamayan, kavuştukları anda ölümdür buluşturan…   Binlerce senedir sahnelenen, sürekli yeni şeylerin denendiği bir oyundur aynı zamanda. Zaman ile oynanır, kahramanların aileleri daha fazla karışır, daha az öne çıkar, yönetmenlerin ve senaryoyu sahneye ya da beyaz perdeye uyarlayanın tercihi geniş bir yorum dokusu ortaya çıkarır. Her yönetmen kendisinden yeni bir şeyler ekler, yorum olarak eklenenler seyirciyi rahatsız etmemesi önemli olan. Zaman ile çok oynanmıştır, zamanın yanında mekan. Mekan dışında öne çıkarılması gereken ya da olayların örgüsü de yönetmenin tercihi ve oyuncuların verilen rolü ne kadar yerine getirmesi ile orantılı olarak seyirci ya alkışlamıştır ya da sessizce izlemiş ve kısa sürede unutmuştur.   Oyunu, Makedonyalı yönetmen Dejan Projkovski sahn... Devamı

The Rake’s Progress (Hovardanın Sonu)

2017-11-26 21:45:00

The Rake’s Progress (Hovardanın Sonu)   Mayıs ayıdır, İngiltere’de bahar kendisini kokusu ve çiçekleri ile hissettirmiştir. Kalbi olmayanın bile aşık olacağı mevsimdir. Bir bank yeşilliklerin içinde. İki kumru cilveleşmektedir baharın verdiği coşku ile. Tom bu havdan mı yoksa belirsiz niyetinden dolayı mı bilinmez kucağında ki Anne’ye evlilik teklif etmiştir ama Anne’nin babası Trulove buna karşıdır, çünkü Tom hiç çalışırken görmemiştir, tembelliğin yanında yaşananlara karşıda duyarsız olarak görmektedir. Kısaca baba kızının geleceği için karşıdır evlenmelerine ama eğer Tom istediğini yaparsa yani düzenli işe girerse bu sefer görüşünü değiştirecektir. Bunu da açıkça Tom’un yüzüne söylemektedir. Tom ise umursamaz tavır ile “zekamı kullanırım, şansıma güvenirim” demektedir yani kaderine güvenmektedir, alnına ne yazılmışsa onu yaşayacaktır, onu değiştirmek için hiç çaba sarf etmeyeceğini vurgulamaktadır.   Tom tek başınadır, bankta düşüncelere dalmıştır. “Keşke biraz param olsaydı” diye düşünürken sahnede Nick Shadow belirmiştir. Nick Shadow Tom’a bilinmeyen amcası tarafından miras bıraktığını söyler. Mirası almak için Kendisi ile birlikte Londra’ya gitmesi gerektiğini belirtir. Peki Nick Shadow kimdir, ölen amcasının son anına kadar yanında çalışmış sadık yardımcıdır (uşak). Aynı görevini yeni patronu Tom yanında da sürdürmek istediğini belirtir. Ücret konusu ise öncelikle denemesini ister ve eğer memnun kalırsa bir sene bir gün sonra ücret konusunu konuşacaklarını belirtir.   Olayın örgüsü ya da kader çizgisi diyelim burada kırılmaktadır. Bir sene bir ... Devamı

Göçmenleeeer…

2017-11-25 12:27:00

Göçmenleeeer…   Bir gemi, denizin ortasında. Gemi kaptanı ve çalışanları, bir de mülteci olanlar. Mülteci olanlar seyircidir, onlara doğru konuşur kaptan. Seyirciyi oyunun içine dahil edip onları birer oyunun parçası yaparken, seyircilere sorduğu soruları seyircilerin arasından seslenen oyuncular cevaplandırır. Sahne seyircilerin olduğu yerdir ve oyunun akışı kaptan köşkü olan sahneye doğru geçiş ile oyunun gerçek mekanı sahnede yerini alır. Elbette oyunun akışına göre seyircilerin arasından oyuncular sahneye veya sahneden seyirciler arasına geçişler olur ki, mülteci olan zaten seyircidir.   Bir gemideyiz, denizin ortasında dalgaların arasındayız. Her birimizin kimliklerini imha etmemizi istiyorlar. Kimliklerimizi denize atıyoruz. Her birimiz artık kimliksiz, ulussuz, vatansız ve yeni umutlara doğru yol alıyoruz. Eşitiz, kaderimiz ortak… Dalgalar bizi ya içine alacak ya sahile bırakacak!   Gemideyiz, gemiye binmeden önce bize verilen ve su üzerinde kalmamıza yardımı olacağı söylenen can yelekleri. Onların bizi suya batıran birer taş olacağını bilmezdik, su içine düşmeden. Bizim acımız, bizim çaresizliğimiz başkalarına ekmek kapısı olmuş, hile hurda ile bize can suyu vereceklerine ölüm nefesi satmışlar.   Gemideyiz, batıya doğru yol alıyoruz. Elbette Afrika’dan gelen için kuzeye yol almak anlamına gelir. Nereden geldiğimizin hiç önemi yok, çünkü denize düşenlerin hareketsiz vücutlarını deniz kendi zamanına göre karaya atıyormuş, o yüzden hiç birimizin ismi yok mezarlıkların taşlarında, sadece DNA kodlarımızı yazmışlar, belki bir gün bir yakınımız bizi arar diye. Her birimiz eşitiz, toprağa karışırken de…   Adadayız, canlı değiliz, canlı olanlar bize göre şansl... Devamı

Bizim aile

2017-11-22 20:20:00

  Bizim aile Yazıldığı dönemin ruhunu ince ince satır arlarına yediren bir kara mizah başyapıtı olarak gördüğüm “Bizim Aile” yeniden sahnelerde canlanıyor. Beyaz perde de yansıyan ışığın yerini üç duvar arasına ışığın yansıması almıştır. Beyaz perdeye ulaşmadan kullanılan teknik üç duvar arasında kullanılan teknikten çok farklıdır. Üç duvar arasında yaşanan sıcaklık, duygu, seyirci ile iletişim birebirdir. Beyaz perdeden yansıyan duygu ise daha donuktur ama seyirciyi öyle bir kucaklar ki sımsıkı sarar, onu kendi dünyasından çıkarıp kendi dünyasına alır ve o dünyada kulağına bir şeyler fısıldar insan sıcağı ile. Oyuncuları beyaz perdede devleştiren bu sıcaklığın direkt seyirciye geçişini yapan yönetmen ve yazarı bir ülkenin kültürünü, anını, tarihini ve inceden inceye işlenen eleştirisini verir. Sadık Şendil kimin yanında durduğu açıktır ama duruş noktasını öyle bir şekilde sunar ki cepheleşme yerine bir arada yaşamı savunur. Bir arada olunca her türlü zorluğa karşı direnilir. Üstelik öyle keskin laflara filan gerek duymadan, sade, insan sıcaklığı içinde ve tolumun en küçük bireyi olan ailenin kültürü içinde… Sahnenin perdesi kapalıdır, henüz perde arkasında ne olduğu belli değildir, perdenin önünde bir alan. O alan içinde “Bizim Aile” oyunu için Devlet Tiyatrosu çalışanları ellerinde enstrümanları ile oyunun öncesi hazırlık yapmaktalar. Notlar salonun içine doğru düzensiz olarak yayılmaktadır. Her çalgının salonun bir köşesine dokunan notaları biraz sonra başlayacak oyun için ön hazırlık ya da çalgı aletinin ısınmasını anlatmaktadır. Doğru sesin seyirciye ulaşması için notlar ve sesin ahengini kontr... Devamı

Sanat

2017-11-19 00:32:00

Sanat   Bir gün bir galeriden bir tablo alınmıştır. Yalnız tablo beyaz zemin üzerinde beyaz boya ile çizilmiş üç çizgiden oluşmaktadır. 200 bin Euro fiyata alınmış ve satışı yapan sanat galerinin sahibi aynı tabloyu hemen 220 bin Euro’ya satın alacağını bildirmiştir. Sanat galerisi sahibi aslında satmak istemediği bir tabloyu satmıştır ama galerinin iş yapıyor gibi gözükmesi içinde satış yapmak zorundadır. Önemli olan ticari hayatta paranın hareket halinde olmasıdır. Meta ve para değiş tokuş yapılan unsurlardır.   Beyaz zemin üzerine beyaz boya ile çizilmiş olan tablo üç arkadaşı 25 yıllık dostluğunu sorgulamaya ve yüzleşmesine sebep olacaktır. Uzun bir zaman birbiri ile iyi geçinen ve birbirini örnek alan üç arkadaşın birden bir tabloya ve verilen para karşısında düşülen şaşkınlık karşısında verilen tepkilerin trajik komik unsurların bol kullanıldığı kara mizah unsuru içinde eğlenceli bir oyuna dönüşüştür.   Üç insan, üç arkadaş ve üç arkadaşı üç usta oyuncu yıllar sonra sahnelemektedir, çünkü 90’lı yıllarda oynan oyun arada başka sanatçı ve tiyatro gruplarınca oynanmış, seyirciyi yakalamış bir oyun bu sefer 90 yıllarda sahneyi birlikte paylaştıkları ve sonra aramızdan ayrılan Cüneyt Türel’in anısına oyun yeninden perde demektedir.   Üç usta oyuncu sahneyi her alanını rahatlıkla kullanıyor. Elbette gençlere taş çıkaracak oyunculuk, oynarken eğiten, eğitirken oyunculuğun nasıl olması ve oyun sırasında oyuncular birbirlerini nasıl desteklemesi gerektiği gösteren bir oyun.   Oyun, yeni açılan ve asansör boşluğuna düşen işçiler ile anılan, eski stadyumun yerini alan büyük bir gökdeleni... Devamı

Bir İsyancının Savunması

2017-11-09 02:24:00

Bir İsyancının Savunması   Perdeler kapalı, oyunun başlamasını bekliyoruz. Son yıllarda çoğu oyun perde açmadan perde demektedir, gözümüz biraz ona alışmış, perde olunca arkasında ki sahne düzeni bize ilk anda ne diyeceğini merak içinde bekliyoruz, çünkü dekor bir oyunun dinamik oynanıp oynanmayacağını fısıldar, elbette bu fısıltı size ilk önyargı oluşmasına sebep olur… Her olaya bakışımız bir anlamda önyargıların bir bütünü ve önyargılarımızın parçalanması değil midir? Tiyatro bize önyargılarımız ile yüzleşmemizi en hızlı şekilde gösteren bir sanat dalıdır. Oyun başlar ve biter ve sonuçta elimizde; eğer almışsak dersimizi, yıkılmış bir önyargı ve yılların birikimi olan kalıplarımızın çöküntüsü kalır. Tiyatro bize sahneyi ayna olarak tutar, üç duvarın derinliği içinde canlı yaşanan, dinamik, seyircisi yani biz ile iletişim kuran bir sahne sanatıdır. İletişim karşılıklıdır, seyircinin oyuna ilgisi sahnede yaşanan ve önceden replikleri belli olan oyunun dinamik, heyecanlı, seyirciye doğrudan verilen mesajlar ve uyarıcıların da gücünü belirler. Aynı replikleri cansız seyircinin önünde okumak ile aynı replikleri oyunu ilgi ile izleyen ve oyun ile bağ kurmuş seyirci önünde söylemleri, mimikleri farklıdır. Tiyatro her oyunda yaşayan iletişimdir…   Ankara Birlik Tiyatrosu zamanın ruhuna uygun ve yaşadığımız döneme uygun mesajı içinde barındıran bir oyun seçmiş. Emmanuel Robles’in yazdığı ve ülkemiz sahnelerine Gül Göker yönetiminde Kaya Öztaş çevirisi ile hayat verilmiş. Oyunun konusu herhangi bir ülke topraklarında da geçebilirdi, fakat olay nerede geçtiği, zamanı ve olayın kimler etrafında döndüğü açık ve &ccedi... Devamı

Benerci kendini niçin öldürdü?

2017-11-02 00:38:00

Benerci kendini niçin öldürdü?   Nazım Hikmet’in başyapıtlarından birini sahnede alın terine bulanarak yeniden yorumlanmasını izlemek bana büyük bir keyif verdi, çünkü geçtiğimiz bu karanlık çağın içinde “Tarihin sonu inanılmayacak kadar güzel olacaktır.” diyen bir ses bir kere daha anımsatıyor, bugün direnenlerin haklı mücadelesini ve kazanacaklarını.   Ölüm verilen kavgada en son istenilendir, çünkü bizler yaşam, doğa ve sevgimiz için kavga ediyoruz. Bu düzenin tüm olumsuzluklarını tersine döndürecek bir düzen kurma kavgasıdır. Bizler yaşamı savunurken nasıl olur ölümü kutsarız. Son yıllarda sol anlayış içinde ölümü kutsayan ve ölüm üzerinden politika yapanlar ve onlar ile kendi varlıklarını tanımlamaya başladılar, fakat sol ölüme karşı duruşu sembolize eder. Nazım Hikmet şiirini bitirirken özelikle bu duruma dikkat çeker.   «Kavgada               kendi kendini öldüren                              anetli bir                               cenazedir                                benim için:                        Ölüs... Devamı

Oyunun Oyunu

2017-10-24 11:59:00

Oyunun Oyunu   Eğlenmek mi istiyorsunuz, üstelik hiçbir şekilde sistem sorgusu olmayan, yaşadığımız ana dair göndermeleri olmayan eğlenceli oyun. Oyun üç ana bölümden oluşmaktadır.   Tiyatro perdesi henüz açılmamıştır, son yıllarda bütün oyunlar perdesiz olarak sahnede oyuncular başlama gongunu beklerken görmeye alışmıştık, bu sefer kırmızı perde kapalı. Perdenin açılması oyunun başladığı anlamındadır, telefonlar kapanır, sessizlik hakim olur, ışıklar sahnede oyuncuların üzerindedir, seyircilerin gözü loş bir karanlığın içinden ışıkların aydınlattığı oyunculara yoğunlaşır… Ses tiyatronun sahnesinde ki tozu hafiften havalandır. Seyircilerin arasından bir ses sahnede ki oyunculara müdahil olur, yönetmendir. Yönetmenler provalarda sesini ulaştırır oyuncularına, normal oyun zamanında yönetmen çoğunlukla orada bile değildir, çünkü oyuncularına ve sahne amirine güvenir, neyin nasıl işleyeceği, küçük hataları oyuncuların yetenekleri sayesinde doğaçlama olarak oyun içinde oyuncu dayanışması ile seyirciye hissettirmeden oyun akışında akmasını sağlar…   Yönetmen, sahnedeki oyunculara son provanın son düzenlemelerini yaptırmaktadır, seyirci önüne çıkacaklardır. Oyun için önemli imgelerin sahnede sırası ile ve düzenli olarak vurgulanması önemlidir. Oyun ispanya’ya tatile gitmiş (aslında kaçmış, çünkü başları maliye ile derttedir, maliyenin vergi kaçakları üzerine gittiği bir süreçten etkilenmişler) bir iş adamının evinde geçmektedir. Her Çarşamba günü evine giden eden sorumlu hizmetçisi Bayan Clackett, evin boş olmasını ve Kraliyet taç takma törenini TV’den izlemek için evde kalmıştır. Sard... Devamı

“Ben Ulrike Bağırıyorum!”

2017-07-28 01:49:00

“Ben Ulrike Bağırıyorum!”   Amatör tiyatroları her daim sevmişimdir, amatör ruhu ile iş yapanlara hayranımdır… İzmir’in Karşıyaka semtinde bir dernek içinde yarı amatör ama usta bir ekip tarafından yürütülen bir çalışma vardır. O çalışmanın sorumlusu Seda Yelbuğa. İdealist ama ütopyası olan güzel bir insan, elbette bunda benim sübjektif bakış açım vardır, çünkü yıllardır tanırım, yıllardır onun iğne ile kazarak büyük başarılara imza attığını yakından gözlemlemiş biri olarak bu sübjektif analizi yapmak benim hakkımdır diye düşünürüm… Elbette söz söylemek için insanlar değişik araçlar kullanır, kimisi direkt konuşmayı, kimisi dolandırarak, kimisi ise işi estetik boyutuna vardırıp sanatın inceliklerinden yararlanarak söylemek istediğini rahatlıkla söyler. Seda, tiyatro aşkını bu söz söyleme sıkıntısını yaşarken keşfetmiş ve o sanatın tüm inceliklerini öğrenmiş ve usta olduktan sonra da öğreten konuma gelmiş ve o sanatın vermiş olduğu geniş evrenin olanakları içinde sözünü çekinmeden söylemeye başlamış ve devam etmektedir…   Yıllar içinde kafasında tasarladıklarını hayatta karşılığını bulmuş, idealize ettiğini bulamasa da yaşamın ona verdiklerini iyi değerlendirmiş.  Karşıyaka’da küçük bir çevre ile başladıkları dernek çalışmasını bugün büyük bir aileye dönüştürmüş.   Dernek, para üzerine oturmamaktadır, proje yoktur burada, birilerine iyi gözükmek için ya da küçük yardım almak için boyun eğmemiş, başı dik ve ne söylediğini bilen ve ne yapmak istediğini açıkça ortaya koyan ve hayat veren bir yapıya kavuşmuş. Kısaca dernek ken... Devamı

“Ben Ulrike Bağırıyorum!”

2017-07-28 01:24:00

“Ben Ulrike Bağırıyorum!”   Amatör tiyatroları her daim sevmişimdir, amatör ruhu ile iş yapanlara hayranımdır… İzmir’in Karşıyaka semtinde bir dernek içinde yarı amatör ama usta bir ekip tarafından yürütülen bir çalışma vardır. O çalışmanın sorumlusu Seda Yelbuğa. İdealist ama ütopyası olan güzel bir insan, elbette bunda benim sübjektif bakış açım vardır, çünkü yıllardır tanırım, yıllardır onun iğne ile kazarak büyük başarılara imza attığını yakından gözlemlemiş biri olarak bu sübjektif analizi yapmak benim hakkımdır diye düşünürüm… Elbette söz söylemek için insanlar değişik araçlar kullanır, kimisi direkt konuşmayı, kimisi dolandırarak, kimisi ise işi estetik boyutuna vardırıp sanatın inceliklerinden yararlanarak söylemek istediğini rahatlıkla söyler. Seda, tiyatro aşkını bu söz söyleme sıkıntısını yaşarken keşfetmiş ve o sanatın tüm inceliklerini öğrenmiş ve usta olduktan sonra da öğreten konuma gelmiş ve o sanatın vermiş olduğu geniş evrenin olanakları içinde sözünü çekinmeden söylemeye başlamış ve devam etmektedir…   Yıllar içinde kafasında tasarladıklarını hayatta karşılığını bulmuş, idealize ettiğini bulamasa da yaşamın ona verdiklerini iyi değerlendirmiş.  Karşıyaka’da küçük bir çevre ile başladıkları dernek çalışmasını bugün büyük bir aileye dönüştürmüş.   Dernek, para üzerine oturmamaktadır, proje yoktur burada, birilerine iyi gözükmek için ya da küçük yardım almak için boyun eğmemiş, başı dik ve ne söylediğini bilen ve ne yapmak istediğini açıkça ortaya koyan ve hayat veren bir yapıya kavuşmuş. Kısaca dernek ken... Devamı

“The Turn of the Screw” (Kötülüğün Döngüsü)

2017-06-03 09:21:00

 “The Turn of the Screw” (Kötülüğün Döngüsü)   Henry James'in 13 Ekim 1898 yılında yazdığı roman Operaya 1954 Venedik Biennale tarafından verilen siparişe göre uyarlanmış ve prömiyeri 14 Ekim 1954'de Teatro La Fenice, Venedik'te sahnelenmiştir. Bu operanın ilk orijinal ses kayıtı da aynı yıl yapılmıştır. Prömiyer de ve ilk ses kayıtları için orkestra şefliğini eserin bestecisi Benjamin Britten yapmıştır.    19. yüzyılın herhangi bir yılında Londra’da bir parkta kızıl yaprakların yeryüzünü kapladığı zaman diliminde bir bankta bir kadın oturmaktadır. Sessizdir park. Sislerin hakim olduğu kasvetli bir sabah saati gibidir. Bir anlatıcı olayı anlatmaktadır. Parkta bir adam gelmiş ve kadın ile bir anlaşma yapmaktadır. Kadının mesleğini mürebbiye olduğunu söyler anlatıcı, çünkü onu tanımaktadır ve onun hikayesini izleyeceğiz sahnede…    Mürebbiye tecrübelidir, işini iyi yapan ve bilendir. Bir anlaşmaya varırlar. Londra’dan ayrılıp Bly adlı malikaneye gidecektir. Şehrin dışında varlıklı ailelerin oturduğu bir ortaçağ malikanesidir. Orada yaşayan annesi ve babasını kaybetmiş iki çocuktan sorumlu olacaktır. İki öksüz çocuk. İyi eğitim almış oldukları aşikardır. Fakat mürebbiye’den bazı istekleri vardır anlaşma yapanın. “Çocuklarla ilgili herhangi bir haberi bir mektupla amcalarına göndermeyecektir; Bly Malikanesi'nin geçmişi ile hiç ilgilenmeyecektir ve çocukları hiçbir şekilde bırakıp işini terk etmeyecektir.”   Mürebbiye bu şartları kabul ederek yola çıkmıştır. Endişeleri ile yola çıkmıştır ama malikaneye vardığında kurduğu bütün endişelerin boş olduğunu karşılamada yaşadığı sıcak anlar ile kafasından atar. Korku yerini s... Devamı

Genç Karl Marks (Le jeune Karl Marx)

2017-06-02 12:17:00

Genç Karl Marks (Le jeune Karl Marx)   1844 yılında havanın ağır, kasvetli olduğu zaman diliminde Prusya İmparatorluğu içinde yer alan Köln şehrinde bir gazete bürosunda (Die Neue Rheinische Zeitung) gazete çalışanları tartışma halindedir. Bu tartışma aslında bir kişinin yol haritasını daha net ve somut ifade etme yol ayrımıdır.   Dışarında polis gazete bürosuna baskın yapmak için hazırlık yapmaktadır. İçeride hararetli bir tartışma söz konusudur. Marks gazetenin politikasını eleştirirken Hegel’ci bakışın gazetenin sayfalarına hakim olduğunu belirtmektedir. İdealist bakış açısı var olan düzenin devam ettirmek anlamına geldiğini ama materyalist ve diyalektik bakış açısı içinde değiştirmek olduğunu vurgulamaktadır.   Değişim kaçınılmazdır ve bunu yeni oluşmuş olan işçi sınıfı yapacaktır.   Ormanda sahipsiz ağaç parçalarını (dallarını) toplayan köylü ve emekçilere her yerin sahibi olduğunu iddia eden güç sahipleri adına yasa dışı dalları almak yani çalmak suçundan eziyet etmektedir. Bu yaşanan somut durumun somut tahlili Marks’ın yeni yol haritasını da biçimlendirmektedir. Değiştirmesi gereken bir durum söz konusudur, var olanı artık iyileştirecek her hangi bir yorum güç sahipleri lehine çalışmak anlamındadır…   Polis baskını gazetenin kapanması anlamına gelmektedir. Her biri bu durumu bilmektedir ve bundan sonra ne yapacaklarını konuşmaktalar… Marks artık yeni bir kapı açmak adına büronun kapısını açacak ve teslim olacaktır. Gazetenin sahibi de tutuklanır ve karakola giderken yeni rotlarını da birbirine açıklarlar, daha cesur bir gazete çıkarmaktır tutuklanmaya cevap. Ama sürgüne gönderilil... Devamı

Şarkılarla memleket tarihi

2017-05-21 22:05:00

Şarkılarla memleket tarihi   İnsanlık tarihi mitolojilerin bize sunduğu ile başlar, bilim gerçi bize daha öncesini anlatır ama söz Anadolu, söz bizim toprak olunca bilimsel olanı değil destan olanı, mitolojinin bize sunduğu ile başlayalım!   Sözün hakim olduğu zamanlarda ezgiler insanlık birikimini bir sonraki kuşağa aktardı, sonra yazı, yazı ile birlikte başladı destanlar. Destanların mitolojiye dönmesi ve tanrılara ulaşması insanlığın gittiği yolu anlatır. İnsanlık başlangıçta ezgisi ile birbirine seslendi, duygularını konuşmadan belki de ezgiler ile sundu. En güzel duyguları, acıları, öfkeleri, nefreti, düşmanlıkları, barışı, dostluğu ve sevgiyi… İnsan belki de başlangıçta ezgiydi, sonra söz oldu, daha sonra kelime, cümle ve destan!   Şiir ezginin dile düşmesidir. Şiir ile anlatır oldu insan dertlerini. Şiir ile isyanına ses verdi. Şiir ile sevgisine sevgi kattı, daha güzel nasıl söyleniri hep aradı. Şiir ezginin kelimeye dökülmüş halidir. Bir grup müzisyen ve bir grup tiyatrocu aynı mekanda bir araya gelmiş. Enver Gökçe’nin bir şiiri ilk adım olmuş iki ayrı sanat insanlarını birleştiren sahne… Şiir ağıttır, isyandır, sesteki tınıdır. Sesteki tınıyı duyan müzisyen nasıl dokunmaz gitarın teline, davulun o güçlü sesine… Vurgulu, telli çalgılar şiir ile birlikte başlamış konuşmaya, bunu konuşmayı da yazıya döken Mehmet Esatoğlu olmuş. Yazmış sahnede yaşananları, duymuş, hissetmiş geçmiş yıllarının birikimi ile. Düşünmüş kendi birikimin kaynağını ve ilk ezginin çıktığı, ilk ateşin insana ulaştıran tanrıya kadar gitmiş. Ateşi çalıp insana armağan eden belirlemiş insanın kaderini. Doğa ile savaşta eline güçlü silahı en korumasız ve savunmasız olan hayvana! Doğanın zayıfı doğanın efendisi olurken... Devamı

Sahtekar / Changeling

2017-05-01 13:21:00

Sahtekar / Changeling   Amerika her yaşadığı olumsuzluktan olumlu sonuçlar çıkararak yol alan bir devlettir. Avrupa’nın önyargılarını olduğu gibi yenidünyaya taşıyan insanların oluşturmuş olduğu devlet mekanizmasında insanları denetim altında alan ve onları yönlendiren devlet mekanizmasının yaşadığı değişimleri hukuk mücadelesi içindedir. Amerika’da değerler yaşanan olumsuz örneklere karşı verilmiş direnişler üzerine oturmaktadır. Elbette direnişi ortaya çıkaran orantısız gücün mazlumun üzerine uyguladığı baskıdır. Avrupa kıtasından gelen sermaye sahiplerinin önyargıları ve kafalarında ki ideal toplumu yaratmak adına uyguladıkları tüm baskılara karşı verilmiş mücadelelerin tarihidir bir anlamda… Amerika’da sermaye egemenliğinin olduğu ama ona karşı liberal düşüncenin de mücadelesini görmekteyiz. Sistem ile kavgası olmayanların sistemin yaratmış olduğu sorunların üzerine yapmış oldukları mücadeleler ile reformlar ile adımlar atmıştır. Atılan her adım kazanılmış haktır ve o hakkı koruyan hukuk maddeleri oluşturmuşlardır…   Zalimlerin karşısında mazlumların zaferini konu alan birçok olay tarihin dehlizlerinde yerini aldığı gibi, tersi de söz konusudur. Sömürge döneminden emperyalist döneme geçişte sınıf mücadelesi Amerikan toplumun özgürlükler karşısında ki duruşunu somutlamıştır… Amerika bugün Avrupa’dan birçok konuda farklılık göstermektedir. Avrupa kültürünün yeniden yaratılması değerlerin yeniden oluşturmasında elbette Avrupa kıtasında azınlık olanların Amerika kıtasında en azından yönetim alanında çoğunluğu temsil etmesinin payı vardır. Zalimlerden çok çekenler kendi zalimliklerini kurarken temelde sınıf bakışı içinde fark olmamasına rağmen pratik a... Devamı

Tolstoy ve Anna

2017-04-29 14:26:00

Tolstoy ve Anna    7 Kasım 1910 Astapovo tren istasyonu sakin ve sessizdir. Yaşlı bir adam saçı sakalı birbirine karışmış şekilde bu sessiz ve yalnız tren istasyonunda belirir… İstasyon büyük bir yazarı ağırladığının farkında bile değildir. Yaşlıdır, öksürmektedir ve geçmişi ile yüzleşmektedir.   Tren rayları arasında yaşlı bir insan kışın soğuğun yakıcılığı altında geçmişi, arkasında bıraktığı çocukları, eşi Sofya Andeyevna Bers… Evliliği kendi iradesi ve iç sesini dinlemesi ile oluşmuş. Komşu kızı, çocukluk arkadaşı, sonra onun en büyük destekçisi. Evliği sırasında yazmıştır en büyük eserlerini, en büyük eserlerini ve kahramanlarını bu evliliği sırasında oluşturmuş, eşi Sofya hepsini temize çekmiştir. Sofya, evliliğinin ilk yıllarında ona neşe, huzur veren kadın. Zaman içinde huzur ortamı ağır ağır yok olmuş dominant bir eşe dönüşmüştür. Onun düşüncesine, özel yaşamına müdahale eden bir kadın…   Sofya öncesi de vardır hayatında, o öncesinde yaşadığı tutku, iç sesinin ona karşı duvar örmesi yüzünden uzaklaştığı kadın Anna… Anna bu son yolculuğun son durağında hayal ile gerçek karışımı olarak karşısında belirir. Yüzleşir. Son durak geçmiş ile yüzleşmedir aslında… Aşıktır, aşk tek başına bir şey ifade etmez, hayattan beklentilerine cevap vermez… uzaklaşır. Uzaklaşır ama savaş ve barış sonrasında üreteceği en büyük ikinci eseri Anna Karenina’ya ilham verir. O yaşadıklarını yazar, gerçekçidir. Gerçek hayattın akışını romanlarında değiştirir. Romanlarda ki gibi hayat sonlanmaz ama hayat kendi iradesini ortaya koyar ve yaşamları biçimlendirir. Tesadüf yoktur, kurgu da hayat kabul etmez…   Son istasyon... Devamı

2017-04-22 15:56:00

Ahmed Arif Anadoluyum ben…   21 Nisan 1927 yılında Diyarbakır Hançepek semtinde dünyaya gözlerini açıp ilk çığlıklarını bıraktığında ailesi oğullarının Türkçeyi en iyi şekilde kullanan bir şair olacağını düşünemezdi…  o yaşadığı çevreden, gittiği okuldan aldığı öğrenim ile özgür düşünceyi ve hayal dünyasının sınırlarını sonsuz olduğunu farkına vardı. Nazım hikmet’in şiirlerini Halkevleri'nin dergilerinden okudu, sınıf bilincini öğretmenlerinin klasik Rus edebiyatının çeviri romanlarının ders olarak işlenmesinden anladı… Köy Enstitüleri öğrenime kazandırdığı çeviri kitaplar geri kalmış ilerlemek için çaba sarf ederken işbirlikçi sermeyenin devletinin yaratmış olduğu tüm çelişkiler Ahmed Arif’in bilincinde yeniden biçimlenmiş ve yorumlanmış…   Kürt halkının zalimin hükümdarlığı altında yaşamış olduğu acılar onun ezgilerinde ileriye taşınmış, acıların dile geldiğine ‘Otuzüç Kurşun’ şiirinde şahitlik eriz…   “  Baktı otuzüçten biri     Karnında açlığın ağır boşluğu     Saç, sakal bir karış     Yakasında bit,     Baktı kolları vurulu,     Cehennem yürekli bir yiğit,     Bir garip tavşana,     Bir gerilere. “   Resmi tarihin yok saydıkları onun şiirinde hayat bulmuştur, kuşaktan kuşağa aktarılan o otuzüç yurtseverin hikayesi bugün tüm çıplaklığı ile bilinmektedir…   Şiirlerinde hep ezilen insandan yana oldu ve ezilenlerin kardeşliğine vurgu yaptı. Geldiği yeri unutmadan, sınıf mücadelesini örgütlü olacağını gözde... Devamı

La belle Hélène / Güzel Helen (opera)

2017-04-16 13:30:00

La belle Hélène / Güzel Helen (opera)   Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera sahnesi’nde Türkiye Prömiyeri yapılacak olan La belle Hélène / Güzel Helen için bulunmaktayız. Operet olarak adlandırılan ve klasik bir oyunun sahnelerimizde hem de kendi dilimizde bulaşacağı için heyecanlıydım. Ama her yeni olanın öncelikle adından başlayarak irdelemek gerektiğini düşünüyorum, her ne kadar her Türk her konuda fikir sahibi olsa da ben bilgi vererek başlayayım, çünkü çok tanınan ve yaygın olmayan terimler bir birine yakındır ve her birimizin kafasında farklı çağrışımlar yapar.   “Operet, olayları gülünç ve toplumsal, siyasal yergi öğeleri içererek anlatan müzikal sahne oyunudur.” Operet daha kısa ve daha hafif konuları içeren müziksel eser olarak Fransız seyircisi için Jacques Offenbach tarafından kurulduğu kabul edilmektedir. 19 yüzyılın ortalarında sahnelerde yerini alan  ‘opera comique’ seyircisini yaratmıştır. Sahnenin neşesi seyircisine ulaşırken, seyircin tepkisi sahnede ki eğlence ögesini daha da gelişmesine katkı sunmaktadır. Kısaca sahne ve seyirci geçişi iç içedir.   Konusunu anlatmadan önce kısaca gözüme çarpanları hemen belirterek başlayayım ki, oyuncuların sahnede ki doğal hareketleri aslında doğal olmayan ve önceden planlanarak ince ince araya serpiştirilmiş ama oyunun bir parçaymış gibi sunulan ayrıntıyı yazmadan geçemeyeceğim. Oyuncular sahnede yerini alırken, prova rahatlığı içindeler… Suflör prova anındaymış gibi sahnedeki oyuncuya sözlerini aktarmaktadır, seyirciyi görünce utangaçlık içinde kaçar… İkinci bölümde ise Ajax II (Can Reha Gün) rolünü c... Devamı

Gayri Resmi Hürrem

2017-04-13 12:01:00

Gayri Resmi Hürrem   Sarayın gizli bir odası. Oraya girilmesi yasak kılınmış… Gizli oda ve tarihin bilinmez çarkları içinde bilinmeyen zamanın içinde o gizli odada yaşanan veya kurgulanan bir kronolojik olmayan olayların anlatıldığı bir tarih döngüsü...   Yasak meyvenin yenmesi nasıl ki cennetten kovulma nedeni ise gizli odaya girmek ve orada çilehanede olduğu gibi kendi başına kalmak yasaklanmıştır. Özellikle o odayı iki kişi bilmektedir, çünkü odayı inşaat eden işçiler hepsi kural gereği öldürülmüştür…   Zamanlardan Kanunu hüküm sürdüğü zaman, odaya kendisini kilitleyen Hürrem. Zamanın ruhuna kendi damgasını vuran iki ayrı güçlü karakter… geçmiş, gelecek ve o anın hikayesi içinde gidişler ve gelişlerin anlatıldığı iki kişilik bir öykü, öykünmeler ile bugüne göndermelerin olduğu ve iktidar gücünü sorgulandığı, iktidarın kişiler üzerinde yarattığı tahribatı, tahribatın bıraktığı izleri bu oyunun kurgusu içinde bizlere sunulmaktadır… Gerçi kahraman olarak sunulanlar da asıl kahraman değildir, onlar adına konuşurlar, karakterler iç içe geçmiş ve sürekli değişimi oda içinde diyaloglar içinde bize sunulmaktadır. Oyunun sonuna kadar aslında bize verilen imgelerin hepsinin bir oyun içinde oyun olduğunu ve imgesel olarak kabul ettiklerimizin de aslında o odada olanlar olmadığını öğreniyoruz…   Öykünün kahramanları kuklalar ile sahnede hayat bulurken, iki oyuncunun muhteşem mimikleri, ses kontrolü, vücut dili ile bize anlatılan öyküde verilen rolleri doğalmış gibi sunmaktalar…   Hürrem, geçmişini bilen, nereden geldiğini ve kimler ile neler yaşad... Devamı

Çirkin

2017-04-09 11:31:00

Çirkin   Bir çiftlik evi, dışarıdan bakan için belki bir yerdir, fakat içine baktığımızda acılar, aldatmanın ve sonucunda yaşanan bir trajediyi içinde barındırır. Zengin bir adam unvan için soylu bir ailenin kızı ile evlenmiş ama onu da evlilik süreci ve öncesi aldatmış. Macera ruhu sonunda onu frengi hastalığına yakalanmasına sebep olmuş, yakalandığı hastalığı karısına ve hamile olan çocuğuna geçmiştir.    Aldatıldığını ve hastalık kaptığını anlayan anne çocuğunu doğurmuş ama doğan çocuk kambur, çirkinmiş... Ret etmiş. Doğan çocuğuna elini sürmemiş, bir kadın tutmuşlar, süt anne. Çocuğa o bakmış… Zaten anne bu acılara dayanamayarak iki sene sonra ölmüş.    O gün doğan çocuk büyümüş, içinde biriken yalnızlık onun kaderi olmuş…    “Gerçeği söylemek gerekirse yalnızlık tek başına olmak değildir. Düşünceler, yalnız insanlara her zaman eşlik eder. Çare bulunmayan yalnızlık başka bir şeydir. Gerçek yalnızlık karşısındaki insanın bakışlarında kendini gösteren yalnızlıktır. Sık sık başkalarının sayesinde var olduğumu anladığımı söyledim. Yine başkalarının sayesinde tamamıyla, kesinlikle, çaresizce yalnız olduğumu anladım .”   Farkındadır her şeyin ama elinden bir şey gelmemektedir… Süt annesi Gaixa ona kendi çocuğu gibi sarılır, onu büyütürken o da dışlanmış, hor görülmüştür… Çirkin kambur çocuk görünümün aksine çok zekidir, farkındadır ama elinden bir şey gelmemektedir. O ne zaman insanlara yakınlaşmaya kalsa bir kötülük ile karşılaşmıştır.    Zaman zaman babası onları görmeye gelir ve iç çekerek bakarmış. Eğe... Devamı

Cennet!

2017-04-06 23:22:00

Cennet!   Siyah beyaz olarak perdeye yansıyan görüntüye bakıyorum. Beyaz… Sonra üzerine siyah bir leke... Bir insan... Bir adam… Konuşuyor. Çocukluğunu, ailesini, işini… Sabit bir ses... Fransızca konuşuyor… Alman işgali altında Fransa’da bir karakolda komiser… Almanlar Yahudileri topluyor… Fransızlar işbirlikçileri kadar direnişçileri de var. Fransa’ya yıllar önce göç etmiş bir Rus kadın… Fransız Banliyösünde yaşıyor… Direnişçi... Örgüt üyesi ama karakolda direnişçi olmanın sorumluluğunu taşıyor, susuyor, kendisine sorulan sorulara yanıt veriyor… Arkadaşları ile birlikte gözaltına alınmış… Gözaltına alınma sebebi iki Yahudi çocuğu kaçırmak, kollamak…    Yahudiler söz konusu olunca akan sular durmaktadır, onlar yok edilmesi gereken kir olarak görmekteler. Toplumları temizlemek ve Avrupa kültürü. Almanların cenneti onların hakimiyeti altında Yahudilerden temizlenmiş bir cennet!    Cennet!   Komiser karakolda istenileni yapmak ile yükümlü bir devlet memuru. Devleti çökmüş, alman idaresi altında ama Fransız halkı adına Almanlara hizmet etmektedir. Onların istediklerini yerine getirmek için onların istediği bilgiyi almak işkence yapmaktadır.    Rus direnişçi, kendisi gibi Rus direnişçiler ile birlikte karakoldadır. Rus edebiyatını bilen, okumuş aydın insanlar. Arkadaşı işkence altındadır, konuşmamaktadır. Komiser onu sorgulamaktadır… Çekicidir. Komiser onun ile birlikte olma niyetini içinden geçirmektedir.    Her iç konuşma aslında konuşmayı yapanın tek görüntüsü ile bir kürsünden seyirciye seslenir…    ... Devamı

Nazım Ormanında Gündüz Gece

2017-04-05 23:36:00

Nazım Ormanında Gündüz Gece   Bir posta kutusu, gelen günlük gazete ve mektuplar. Sabahın erken saatleridir, şair her zaman olduğu gibi sabah kıyafetleri içinde posta kutusuna bakmak için kapıyı aralar ve havanın ayazından korunmak amaçlı kapının aralığından sadece elini çıkarıp uzatır. Memleketine uzatır gibi elini uzatır ama bu sefer ters giden bir şey vardır. Posta kutusundan aldıklarına bakamadan hepsi yere dökülür, Nazım kapıya sırtı dönüktür ve yavaş yavaş yere doğru düşmektedir.    Memleketinden son haberleri alamadan, son mektuplarını okumadan orada toprağa düşmüştü, ama gerisinde bıraktığı muhteşem bir birikim kitaplar arasında, kitaplara sığmayan anılar ve anıların dışında yaşanmışlıkları acıları, aşkları, kaçışları, direnişi…    İnsanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatı tanımını bu oyunda hayat bulduğuna da şahitlik etmekteyiz. Işık, sahne düzenlemesi oyuncuların Nazım’a hayat vermesini ve sahnede Nazım olduğunu seyirciye aracısız direkt aktarmasında yardımcı olmanın önünde onları öne iteklemiştir… Sahnede Karadeniz dalgasını ve Karadeniz’in öte yakasını anlatan bir Şile yapımı perde vardır. Bu beze bizler Şile bezi demekteyiz ama adının önüne aslında bu oyunun atardamarı diyeceğim ruhunu veren yapımıdır. Bu bezin yapılışı çok özeldir ve en ilginç aşaması da kumaşın şile sahiline serilmesidir ki o sahilde denizin tuzunu emsin, kurusun, dayanıklı olsun... Nazım’ı anlatan tek kelime deseler hasret, özlem denir. İşte bu özlem bir deniz ile simgelenir. Hem komünist şairin partisinin liderlerini Karadeniz hain bir tuzak sonunda toprağa değil, denize boğularak, bıçaklanarak düşmesi, diğer yandan ilk gençlik yıllarında okuduğu Moskova onun ikinci gerçek vatanı olması ve halan o... Devamı