Don Kişot

2018-04-19 15:40:00

Don Kişot   Perdeye yansıtılmış duvar fayansının üzerine işlenmiş mozaik şeklinde Donkişot duvar resmi vardır. Önünde Don Kişot ve onun yaveri Sancho Panza. Don Kişot, Orta Çağ şövalye hikayelerine saplantı derecesinde meraklıdır ve bir gün gezgin bir şövalye olmaya karar verir. Yaveri Sancho Panza ile birlikte maceralara doğru ilk adımını atar. Onun hayali vardır; kavuşmak istediği bir sevgili, onun aşkını kazanmak istemektedir. Adı Dulcinea’dır. Hayalinde ki güzel şimdi nerededir, kimlerin elinde acılar çekmektedir?  Donkişot şehre doğru giderken duvar resmi olan perde açılır…   Sahnenin derinliği içinde bir alan görürüz.   Orta Çağda ispanya’da bir meydan gözlerimizin önündedir. Uzaktan bakınca sanki 16:9 geniş ekran gibi geldi sahne birden gözüme… Daha dar sahnede seyretmeye alışmıştım, yeni yapılan bu sahnede ilk defa bir eser izleme şansına sahip oldum. Son yıllarda her alışveriş merkezi (AVM) bir sanat dalına binanın bir bölümünü açarak orada sanatseverleri çekmek hem de dolaylı reklam yapma şansına eriyorlar. AVM’lerin genel stratejisinden sanat da faydalanıyor, karşılıklı çıkar ilişkisi, hangisi daha karlı onu para kazananlar daha iyi bilir. Her ne kadar AVM içini beğenmesem de reklamın iyisi kötüsü olmaz diyerek işverenler para yatırıyor ve bizler de bu reklam için yapılan sanat alanlarından yararlanıyoruz. Kötünün iyisi diyelim, çünkü sanat için yapılan binalar bir bir satılırken ve yıkılırken hiç yoktan elimizde olanlar var diyebiliyoruz. Yeni açılanlar ise sahne bolluğu yaratıyor gibi algı oluşturmuş olsa da, sanatta var olan kalitede düşmeye endeksli olarak daha çok balon işler (eğlence odaklı ve para amaçlı) sergilenen alanlar... Devamı

Falstaff

2018-04-15 13:29:00

Falstaff   William Sheakespeare eserlerini kaleme alırken, eserlerinden oluşacak bir kolaj çalışmanın başka bir sanat dalı içinde yeninden yaratılacağı ve başka bir dil içinde kendi dünyasını yaşatacağını düşünmemiştir. Değişik eserlerin kahramanlarından yeni bir kahraman ortaya çıkmadı, eski kahramana başka eserlerden alınan pasajlarla bir öykü oluşturuldu. Öykünün ruhu kelimelerde yatmasına rağmen, onu notlara döken, notlarda ki akış kelimelerde ki akış ile girmiş olduğu dans, ahenk, ritim, dinamizm yeni bir eserin doğmasına, yeni bir dünyaya kapının açılması anlamına geliyordu. Zaman iki büyük ustayı buluşturmuştu.   Arrigo Boito kelimelerin ustasıdır. İngilizce okuduğunu İtalyanca cümle yapısı içinde yeniden yaratmıştır. Yaratılan yeni, var olan İngilizce metinin ruhunu bozmamıştır, cümle yapısı müziksel ahenginden hiçbir şey kaybetmediği gibi yeni bir anlamda yüklemiştir. Durduğu nokta, baktığı açı Sheakespeare’in hayal dünyasına çok yakındır. O yakınlık yeni bir şeyin oluşmasına katkı yapacaktır. Üstelik, artık hayata küsmüş, öteki yaşama kendisini bırakan bir bestecinin içinde kalmış bir ukdeyi yeniden alevlendirecek ve muhteşem bir eserin oluşmasına katkı sunacaktır.   Verdi en son eseri; gülünç, muzip ve nükteli operadır. En zor olanı başarmıştır. En zor en son yapılandır onun için, çünkü ömrünün tüm birikimi o geriye bıraktığı notalarda saklıdır. Geçmişte kendisini acımasızca eleştirenlere yazdığı son eseri ile ayna tutmuş, yanıt vermiştir.   Zor olan mizahın dilini, sahnede müziğin ritmi ile verebilmektir.   Dere denize doğru almaktadır, zaman zaman derenin aktığı su yolu büyük dalgalara neden olur, zaman zaman durağındır. A... Devamı

Çanlar, şofarlar çalıyor, selalar okunuyor…

2018-04-12 15:25:00

Çanlar, şofarlar çalıyor, selalar okunuyor…   Savaş için tek tanrılı dinlerin ibadet yerlerinde bir hareketlilik yaşanmakta, sürekli gelen cenazeler için hocalar, hahamlar, papazlar fazla mesai yapar olduklar. Toplum önünde okunan dini metinler ve hep birlikte bağırılan intikam yeminleri. Dini merkezler barış yerleri olarak sunulur, huzur vardır ama savaş zamanlarında daha çok savaşın arka cephesini oluşturur. Cepheye gideceklere hayır duaları, şehit olurlarsa vaat edilen cennet anlatılır. Savaşa bir insan neden gider? Sorgulanmaz, hiç bilmedikleri coğrafyalarda, hiç bilmedikleri hakların diyarında, hiç bilmedikleri düşman olarak gösterilenleri öldürürler, kadınlarına tecavüz ederler. Fırsat bulanlar yağmaya bile kalkar, çünkü savaşta alınan her şey savaşın ruhunda vardır. Savaş toplu cinnet geçirmedir, toplu cinayet ve ölümdür. Savaşın olduğu topraklar kana doyar, kimyasal ve biyolojik silahların yıkıntısı altında yıkılan beton binaların griliği içinde kalır. Savaşın olduğu yerde akıl yoktur, aklın yerini duygusal tepkiler alır ve işkence savaşın olmazsa olmazdır. Düşman ya yok olacak ya kendisi yok olacaktır. Ortası yoktur.   Savaş cephede sıcak geçer, masa üzerinde ise soğuk!   Savaşan taraflar savaşanlara sormadan masa başında cephede elde ettikleri güç ile dik dururlar ya da teslim olurlar. Soğuk savaşta olanların kanı toprağa düşmez ama alın terleri masa üzerinde ki kağıtlara nefret söylemi olarak düşer…   Savaş meydanında ölecek genç kalmayınca, babalar oğulların cenazesini kaldırmaktan yorulduğunda, babaların en küçük çocukları, ölenlerin kardeşleri alır yerlerini. Çocuklar savaş meydanında zaten ölürler ama sıra kendilerine geldiğinde birer... Devamı

Balerin

2018-04-12 09:28:00

Balerin   Medyanın kafamızın içini biçimlendirdiği bir zaman diliminden geçiyoruz. Görsel olarak sunulanların emek boyutu ve insanı içeriğini pek incelemeden öyle sunulduğu gibi alıyoruz, kendi algılarımız içinde değerlendiriyoruz.   Ülkemizin şanslı insanları bale, opera, tiyatroya gitme/görme şansına sahip, onlar orada, yani sahnede yaşanan olayları ve emeği; alın teri olarak görmekteler. Sanatçı seyircisi ile buluşurken “sahnede size sunduğum şölen yılların birikimi ve şu anda izlediğiniz dakikalardır.” demektedir. İzleyici ile göz teması vardır oyuncunun, oyun içinde canlandırdığı karakterin giysisi içindedir ama bizim dilimizde bizim alışkanlıklarımız içinde bize bizim imgelerimiz içinde bize daha önce yazılmış bir öyküyü anlatır.   Sosyal medya son yıllarda yaygınlaştı ve geleneksel medyanın yerini çoktan almış durumdadır. Bugün her birimizin cep telefonundan sosyal medyanın görselleri sunuluyor. Protestolar, şikayetler, homurdananlar görsel eklenmiş alt yazı ile sunuluyor. Bale ve balerin denildiğinde ise taciz, tecavüz, sahnede oyunculara karşı söylenmiş nefret söylemlerin sonucunda bir protesto olarak bazı fotoğraflar yayınlanır. Cinsiyetçi bakışa karşı sanatçıyı savunan fotoğraflarda emek vurgusu yapılır. Bakın denir ne fedakarlıklar sonucunda bu sanatçı sahnede yerini alıyor, nasıl bir eğitimden geçtiğini görün diye görsel materyaller eşliğinde cep telefonumuza yansır. Sosyal medyanın bir özelliği vardır, anında tepki duyar twitter hesabından siyasi bir metin yazar ve sonra hiç yaşanmamış gibi başka haberlere bakarız. Bir saman alevidir ve bizler samanın ne olduğunu bilemez konumdayız.     Her birimizin ekranına düşmüştür yaralar bereler i&cc... Devamı

Tanrı biz insanları düşündü.

2018-04-12 08:15:00

Tanrı biz insanları düşündü.   Tanrı bir gün biz insanları düşündü. Bazı insanlara serveti, cariyeleri, köleleri hak görürken, insanlığın çoğuna acıyı, nefreti, aşağılanmayı, köle olmayı hak gördü. Tanrı kendi gölgesini dünya üzerine krallar, padişahlar ile yeryüzüne vurdu, peygamberler onun nefesi, sesi oldu. Onlara her türlü sefayı hak gördü, onların elinden cezayı ise keskin kılıç olarak tebaaya hak gördü. Mısır’dan çıkan seçilmiş Yahudilere “seçilmişsin” dedi, yüzler yıl köle yaşadıktan sonra. Kimse sormadı, Yahudiler Mısır’a neden köle ve işçi olarak gittiğini. Musa onların kurtarıcı çobanı olarak tanrı tarafından ilan edilene kadar, seçilmiş halk diğer kölelerden farklı çalışmadı. Firavun’un yaptırdığı saraylara taş taşıdılar, taş işçiliği yaptılar, taş ocaklarında alın terlerini ve kanlarını bıraktıklar. O güne kadar seçilmiş halk hiç sormadı neden bu cezaya tabi olduklarını… Seçilmiş halktı ve seçilmiş bir taş ocağında kas gücünü Firavun için kullanırken güzel kadınları sarayda cariye olarak firavun daha güzel gece geçirsin, deliksiz uyku uyusun diye canını dişine takmış her türlü insanı değerini ona sunuyordu. Mısır medeniyetti. İnsanlığın yaratmış olduğu birikimin sembolü, o dönemin parlayan güneşiydi. Firavun tanrının yeryüzünde ki güneşi, ayı, gölgesi ve hatta kendisiydi. Tanrıydı krallar, peygamberler ve imparatorlar. Sezar’dı dünyayı inleten. Tanrı adına savaştırdı kölelerini, tanrı adına arenada kanlar yere döküldü. Tanrı adına kan döken köle, binlerce insanı kendisine hayran bıraktı. Kanı dökülenin ise nefes... Devamı

Hayat bizi savururken…

2018-04-07 11:20:00

Hayat bizi savururken…   Hayata en alttan bakmak ile üstten bakmak arasında uçurum gün geçtikçe artmaktadır. Orta sınıf olarak kabul edilen ve toplum geçişlerin olduğu alan yani sistemin güvenlik sibobu olan siyasi katman gün geçtikçe erimektedir. Obezite toplum yerine kafası küçük ama sermayesi büyük bir kesimin ayak takımını yani büyük ayaklıları yönetmesi konumuna dönüşmektedir. Vücutlar Barbie Bebek gibi incedir ve beyin ile ayak arasında emir komuta zincirinin sadece lojistik alanı gibidir.   12 Eylül öncesi ile 12 Eylül sonrası önemli farklar söz konusudur, toplum 12 Eylül öncesi ulus devleti mantığında “sosyal devlet” kavramı içinde kendisini biçimlendirirken, 12 Eylül sonrası ama 12 Eylül öncesi alınan 24 Ocak kavramının hayata geçmesi ile liberal ekonomi ve onun yansıması küreselleşme sürecidir. Her ne kadar bu süreç hala sonlanmış olmamasına rağmen kırılgan bir dönemden geçtiğimiz kabul edilmektedir. Bu geçiş sürecin kendisine ait kırılmaları ve bu kırılmalara dayalı yeniden görev paylaşımları ile yüz yüzeyiz. Her ne kadar, her yeni eskisinin üzerinden oluşmuş olsa da geçmiş de olan her türlü alışkanlılarında buharlaşması anlamına gelmektedir. Dijital alanda ki teknolojik gelişme, onun yaratmış olduğu mantığın yeni olanakları da küreselleşme çağının düşünce yapısını ve örgütleniş biçimini eskisinden farklılaştırmıştır. Sistem kendisini restorasyon ederken, eskiye ait olanın üzeri kaplanmıyor, aksine yıkılıyor ve yeni bina yeni zemine uygun olarak inşaat edilmek isteniyor ama henüz yeni zemin tam olarak tanımlanmış değildir. Deneme yanılma yolu ile yapılan binaların (sitemin... Devamı

Kör Düğün

2018-04-06 12:01:00

Kör Düğün   Ünlü bir reklamcı (Jacques Lasségué) evlendiği (uzun süreli ilişkisi olan ve hamile olan sevgisi, şimdi eşi Corinne) günde evinin salonunda beklemediği sürprizler ile karşılaşır. Henüz nikahtan (kilise) çıkarken ablasının attığı pirinç tanesi gözüne girmiştir. Acı içindedir ve aksilik sadece pirinç tanesi değildir, çünkü o gün ömrü boyunca başına gelenlerin bir toplamı ve çözülme sürecidir.   Aksilikler, beklenmedik olaylar güldürünün vazgeçilmezdir. Temposunu kelimelerin arka arkaya soluksuz gelmesinden almaktadır. Sabit bir dekor vardır, oyun boyunca o dekor içinde olaylar gelişecek ve sonlanacaktır. Işık oyunun her bölümüne eşit oranda dağılmıştır, ses büyük kız kardeşi Lucie’nin şarkısı dışında doğaldır ve seyirciye direkt ulaşmaktadır.   Zıtlıkların yaratmış olduğu komik durumdur oyuna hakim olan. Sözler ve kelimelerin yanlış anlaşılması üzerine oturmaktadır. İkili anlamların yaratmış olduğu çelişkiler insanı ister istemez gülmeye itiyor, çünkü anlatılan ile kabul edilen arasında ki uçurumdur yaşadığımız çağın algısı… yaratılan gerçeklik yoktur günümüz medyasının yaptığı gibi, aksine var olan gerçeğin yanlış anlaşılması vardır, geçmişte her şey daha naifmiş dedim oyunu izlerken. En azından yanlış anlaşılmalar kısa sürede yerini doğru algılara bırakıyor, ya günümüzde yaratılan gerçeklik içinde büyüyenler her daim yalanlar içinde yaşayacaklardır, onların doğruya ulaşma şansı bile yok!   Jean Tourille düğün olduğu günün sabahın da üzüntüler içinde gelmiştir. Krematoryum’dan arda kalan k&uum... Devamı

Şahane Züğürtler

2018-04-04 21:37:00

Şahane Züğürtler   1920’li yıllar Paris. Beyaz Rusların sürgün yeridir. Henüz devrim olalı çok olmamıştır, içlerinde geriye dönme ümidi olan beyaz Ruslar ve çar çevresi Paris’te yaşam mücadelesi vermektedir. Daha önceki sürgünlerin yerini yenileri almıştır. Rusya’da devrim ve onun mücadelesi batıda mülteci akımı anlamına gelmektedir. Her dönemin liderleri yeni mülteci dalgasını ve daha önce mülteci olanların geri dönmesidir.   Beyaz Ruslar Paris’in değişik otellerinde kalmaktadır, gün geçtikçe fakirleşmekteler, ülkeden getirdiklerini teker teker ellerinden çıkarmaktalar, artık çalışmak zorundadırlar. Para suyunu çekince geçmişte ne olduğu değil bundan sonra ne yapacağı ile ilgilenmekteler. Çar ailesinden Grandüşes Tatyana Uratieff ve onun ile evli olan Prens Mikhaïl Uratieff bir otel odasında fakir günlerini yaşamaktadır. Ellerinde çar Rusya’dan getirdikleri büyük miktarda para vardır ve o parayı Fransız bankasına yatırmıştır. O paranın bankada bağlı kalması savaş yıllarının ve sonra ki sürecinde iç piyasanın ihtiyacı vardır ve banka yetkilileri Prens Mikhaïl Uratieff’i ikna etmek için peşinden koşmaktalar ve hatta Fransız hükümeti onun güvenliğini sağlamaktadır. Prens Mikhaïl Uratieff gururludur ve çar Rusya’sına bağlıdır. Tek bir kuruşuna dahi dokunmayacaktır, kendi durumu ne kadar kötü olursa olsun… Grandüşes Tatyana alışkanlıklarını henüz terk etmemiştir ama yeni koşullara da uyum sağlamaktadır. O alışverişe gittiğinde marketten çaldıklarını eve getirmektedir. Market sahibi görmüş olsa da görmezden gelmektedir, çünkü Fransız hükümeti bu konuda market sahibine par... Devamı

Kafkas tebeşir dairesi

2018-03-30 12:51:00

Kafkas tebeşir dairesi   Siyah perde ile çevrelenmiş bir sahne düzeninde, sahnenin sağ ve sol çıkışlarına konmuş projektör lambaların varlığı bize sahnenin ortasında yaşanacakların ilk işaretini vermektedir. Karanlık ve grinin hakim olduğu yerde, iç içe geçmiş öykülerin kargaşasından bir düzene aydınlığa kavuşacağını fısıldar. Siyahın içinde ki tonlar, yaşadığımız anı anlamamız için ip uçlarını verir. Işık varsa orada gölge de olur. Gölgeler belki suretinden daha fazla şey anlatır.   Sahneye oyuncular çıkmadan önce ağız ile yapılan bir çağrı gelir hoparlörden, oyunun samimiyetini de fısıldar, her oyunda cep telefonu sorunu çıkar, birileri oyuna konsantre olamadığı an açar cep telefonunu dünyada ki gelişmeleri sosyal medyasından izler ya da sevdiğini ne kadar özlediğini dijital harflere döker. Anımsatılır her oyun öncesi, kimse kapatmaz ama cep telefonunu, sesini kısması yeterlidir, titreşim olur oyun izlerken!   “Masal masal içinde / Masal hayat içinde / Masal deyip de geçme /Keramet var içinde…” sözleri ile başlar oyun, karanlığın içinde sekiz oyuncu dinamik, mimikleri ile olayların ilk habercileridir.   İlk bölüm içinde kullanılan ve son bölümde tekrarlanan Yahudi inancına uygun geleneksel dans, oyunun ruhunu da bir anlamda anlatır. Koreografi oyunun özünü seyirciye iletir.  En alttakilerin öyküsüdür, onların nasıl bir anneye döndüğü, öksüzleri kucakladığı, doğurmadığı çocuğu doğurmuş gibi benimsemesin öyküsüdür. Ezilenlerin penceresinden bakarsanız dünyaya, kargaşanın esas nedeninin hakim ve çoğunluk olanların azınlıkları yok etmek ve onları sindirmek için yaptığı eylem... Devamı

İstasyon

2018-03-23 11:06:00

İstasyon   Mevsimlerden sonbahar, ağaçlarda yaprak kalmamış, sarmaşık duvarın ve kapının üstünde insan eli ile biçimlendirilmiş. Sonbaharın ılık havası eşliğinde bir bankta oturan bir kadın, elinde kupası ile birlikte çayını yudumlamaktadır.   Aniden bir kadın girer, telaşlıdır, sinirli… Hemen orayı terk etmek isteyen ama yolun onu oraya sürüklediği bir kadın. İstasyon’un adını öğrenmek ister, isimsizdir. Adı yoktur istasyonun. Anlamaz. Anlaşılır gibi de değildir. Tren hareket planına bakar, saatleri vardır ama aynı istasyon aynı zamanda liman ve havalimanıdır. Ortada bir bekleme salonu ya da bahçesi vardır ama çoklu işlev gören bir yerdir…   Sakin konuşmaktadır bankta oturan kadın, sorulara kısa ve anlaşılır yanıt verirken aslında her şeyin görüldüğü gibi olmadığı kısa zamanda anlaşılacaktır. Gizemli bir yerdir ve o gizem içinde gerçekten ayrılmak isteyenlerin ayrılacağı bir istasyondur, ayrılmak istemeyen dili ile ayrılacağım demiş olsa da içten söylemediği sürece kalıcıdır…   Bekleme bahçesine üçüncü bir kadın gelir, o henüz düğünden ayrılmış (kaçmış) bir görünüm içindedir. Başında tacı, üzerinde tüllerden oluşmuş bir gelinlik! O da uzun bir yoldan tabelaları izleyerek gelmiştir. Hava soğuktur ama o soğuk havanın etkisinde değildir, istasyon bahçesine geldiğinde banka oturur. İçe dönüktür asında, gelecek olan treni sessizce bekleyip gelince gidecektir. Ama beklentisi boşa düşecektir, ortada gizemli bir olay vardır ve içine düşmüştür…   İçten istenen her şeyin gerçekleştiği bir gizemli yerdir. Dünyada yeri yoktur ama öyle bir yer vardır. Hayal edilenin gerçek olduğu gerçeğin i... Devamı

İzler

2018-03-20 23:14:00

İzler   Bir kadın, yeni tuttuğu evin bodrum katına inmiştir. Kadın o evi bodrum katı olduğu için ve böyle bir odası olduğu için tutmuştur. Yalnızdır. Yalnızlığını duvar ile konuşarak aşmaya çalışmaktadır. Başından geçmiş bir çok psikolojik sendromları örnekleri ile üzerine yansıtarak anlatmaktadır.   Her bölüm ışık geçişleri ile birlikte yere (sahne önü, konuştuğu duvarın dibi) koyduğu imgeler ile bölüm geçişleri anlatılmaktadır.   Elinde iki çanta ile inmiştir bodrum katına. Bir çanta içinden çıkardığı objeler her bölümün her bölümün başka bir sendrom tanımlamasının yapıldığı küçük öykülerden oluşmaktadır. Bir birinden bağımsız, bir biri ile cinsellik açısından bağlantı kurumlu sendromlar.   Cem Kenar oyunun öyküsünü kurgularken sendromları iyi araştırdığı ve o sendroma uygun davranış biçimlerini gözlemlendiğini düşünüyoruz, çünkü her bölüm içinde sahnede yer alan oyuncu bu açıdan teksti yorumladığını ve ses tonunu ona göre tek düzelikten çıkarmaya çalıştığına şahit oluyoruz. Elbette sahneye ilk konulan oyunun kendi içinde henüz tam oturmamaktan kaynaklanan geçiş sorunları olmaktadır. Özel tiyatrolar her ne kadar çok iyi bir oyun ile çok iyi oyuncu ile sahne almak istemiş olsa da onları sıkıştıran ekonomik bir gerçekte var. En kısa zamanda en az masrafla seyirci ile buluşup oyun, oyuncu, sahne, tanıtım, kostüm… kısaca girdi çıktı tablosunda masraf olanların karşılanmasını sağlamak düşüncesi vardır. Bir tiyatronun, bir oyunun ekonomik güç olmadan ayakta kalması ve seyirciye istenileni istediği gibi vermesi kolay değildir.   ... Devamı

Geçilmez dedik, geçtiler!

2018-03-17 23:33:00

Geçilmez dedik, geçtiler!   Çanakkale geçilmez sloganını dağa taşa ve suya yazdık… bizim dememiz ile tarih değişmiyor, geçilmez dediğimiz yerden savaş gemileri geçti ve bir imparatorluğun başkentini işgal etti. Evet, İngiliz başbakanın ısrarcı ve az masraf ile kısa sürede “hasta adamı” teslim alma hayali suya düştü, bir torpidonun patlaması gibi hayali patladı ve iktidar koltuğundan oldu. Neye niyet neye kısmetti onun için. Savaşı uzaktan seyretti ama büyük ders almıştı, o dersin sonucunu ikinci dünya savaşında elinde cetvel ile ülkelerin kaderini belirlerken görecektik…   Çanakkale uzaktan bakınca homojen bir olay gibi gözükür. Askerler gitmiştir, ülkenin iki yakasını koruyan ve iyi konuşlanmış birliklerden bahsedilmez ama ima olarak verilir. Osmanlı ordusunun başında ki genelkurmay başkanı bir alman olduğu ve çifte vatandaş olduğu gerçeği pek öne çıkarılmaz, o genelkurmay başkanın başında hala iki ülkenin bayrağı dalgalanırmış, gidip görmedim çünkü mezarı Almanya’da… Alman mezarlığında halan yatanlar ise daha düşük rütbeli askerlerden oluşmaktadır… Bizim savaşa girişimiz bile bir kile değil miydi, iki alman gemisine verilen Türkçe isimler ve Türkiye’nin o dönemdeki adımız ile Osmanlı imparatorluğunun bilgisi dışında ama birkaç kişinin bilgisi dahilinde savaş için kışkırtacak girişimde bulunmuştur. Bombalamıştır ve savaşın parçası olduk. Kim için? Alman çıkarları öyle gerektiriyordu, batı (garp) cephesinde kilitlenen savaşı şark cephesinde yani doğu cephesinde yeni cephe açarak kilitlenmiş savaşı aşmak için kullanılacaktı. Garp cephesi Belçika sınırları içinde kilitlenmişti ama orada da ilk kimyasal silahlar kullanıl... Devamı

Aşk Ölsün

2018-03-09 01:02:00

Aşk Ölsün   8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Baba Sahne’nin konukları arasındaydık. Sahnenin perdeleri kapalıydı, bizler salona girdiğimizde. Daha önce başka oyunlar izlediğim salon bana yabancı değildi, yerimi buldum ama yardım etmek için çabalayan baba sahne elemanlarının ısrarına rağmen ev sahibi gibi gidip yerimi buldum ve oyunun başlamasını yani perdenin açılışını bekledim.   Bugüne kadar gittiğim oyunların içeriği hakkında hiçbir araştırma yapmadan gittim, buna da öyle geldim. Eğer ön araştırma yapmış olsaydım, tiyatroya izleyici olarak bakamıyor, kafamda oluşturduğum önyargıların penceresinden bakıyorum ki, eğlenemiyorum… Seyirlik olarak sahneye taşınmış şölenden yeteri kadar keyif alamıyorum… Önyargısız oyunun oynanacağı sahnenin önünde daha önce bilet alarak rezerv edilmiş koltuğumda yerimi alır ve perdenin açılmasını ya da oyunun başlamasını beklerim.   Ve perde!   Her ne kadar geçmişten gelen bir sestir “ve perde!” diyen ses. Her perde açıldığında içimden bu cümleyi söylerim. Perde açılınca bizi başka bir dünyaya davet edilir. Yaşadığımız zamandan ve coğrafyadan farklı bir yerde oyun süresince olmak büyük bir değişikliktir. Ve ben bu değişikliği çok seviyorum. Hangi trajedinin, hangi dramın hangi komik durumların şahidi olacağım hatta zaman zaman içine katılacağım. Büyük bir maceradır. Kelimelerin üzerine zaman, mekan ve insan giyindirilmesi. Sahne üç duvardan oluşuyor, bizler açık olan yerden bakıyoruz. Üç boyutlu bir tabloya bakar gibiyiz, fakat bu üç boyutlu tablonun üç boyutlu olmadığını ve daha başka boyutlar da bizim zaman ile oyunun zamanın çakışmasını yaşayarak öğreniriz.   B... Devamı

Kontrabas

2018-03-08 18:23:00

Kontrabas   Yatak dağınıktır, yatağın biraz uzağında içi bira ile dolu bir buzdolabı, onun önünde sahnenin de ön tarafında kontrbas, kontrbasın arkasında bir masa ve onun yan tarafında sallanan bir sandalye ve üzerinde oturan biri, klasik müzik dinliyor. Klasik müzik içinde bir çalgıya dikkat çekmek isteyen bir müzik insanı… Odanın içinde yer alan kontrbasın sesini aramaktadır çalan müzikte. Kontrbas!   “Orkestra şefsiz olur, ama kontrbassız asla olamaz”   Heyecan ile kontrbas sesini anlatmaktadır. Onun sesinin ne kadar farklı olduğunu.   “Kontrbas ses derinliğinden dolayı yegane temel orkestra çalgısıdır. 1750’den yirminci yüzyıla kadar bütün orkestra müziği, hiç abartısız dört telli kontrbasın omuzları üstündedir. Kontrbas, insanın ne kadar uzaklaşırsa o kadar iyi işittiği tek çalgıdır.” der sahnede ki oyuncu sahnenin bir köşesinde duran kontrbasa bakarak. O aslında kontrbas ile bütünleşmiş ekmeğini ondan kazanan bir devlet orkestrasında çalışan “memurdur” .   Memurdur. Müzik ile uğraşmaktadır. Küçük bir evde yaşamaktadır. Odanın küçüklüğü yaptığı iş ile tezattır. Kısaca geçmişine doğru yol alırız, neden kontrbas çalan bir orkestra üyesi olduğunu öğreniriz.   Çocukluğundan bu güne kadar hep fark edilmek istemiştir ama görünüm olarak fark edilmese de yaptıkları ile fark edilecek ve ailesinin isteklerine tezat işler yapacaktır.   Babası memurdur ve oğluyla fazla vakit geçirmeyen biridir, hasta ve müzik sevdalısı, flüt sanatçısı bir anneye sahiptir. Annenin babaya, babanın kız kardeşe düşkünlüğü ilişkisinde kendini biçiml... Devamı

Falkland adaları neden işgal edilmişti?

2018-03-03 03:02:00

Falkland adaları neden işgal edilmişti?   Arjantin’in cuntacı General Leopolda Galtieri Falkland adasına bir gün çıkarma yaptı, durduk yere neden bir çıkarma yaptığını o gün yaşayanlar belki anımsar, çünkü sürprizdi. Anlam verilememişti, dünyanın öteki ucunda bir küçük ada ve ekonomik olarak hiçbir girdisi olmayan yer. Ortaçağ’da gemilerin geçiş yolunda olduğu için belki stratejik konumu vardı ama 19 Mart 1982 tarihi için ada gerçekten hala aynı özelliğini mi koruyordu?   Cuntacı General Leopolda Galtieri Arjantin'in o güne kadar mutlak hakimi bir darbeciydi. Cuntacı general mutlak hakimiyetini ülkesinde emri altına aldığı halkına yeniden göstermek zorundaydı, çünkü üstesinden gelemediği sorunlar içinde boğuşuyordu. Gündem değiştirmesi gerekliydi. Hem gündem değişecek hem de başarısından dolayı ona payeler kazandıracak bir strateji izlemesi gerekliydi. O hakimiyetini başarı madalyaları ile süsleme peşindeydi.  Kolay bir yolu seçecekti, savaş!   Savaş kararı almak kolaydır ama nereyi hedef olarak seçmesi gerekliydi? Bu konuda tarih onun eline koz veriyordu. Ülkesine yakın bir ada! Büyük Britanya eski sömürgeci gücü yoktu, bir kayalığın ülkesinden kopması İngilizler için o kadar sorun olmazdı. İngiltere’de değişim vardı ve değişim liberal ekonominin ve liberal politikaların acımasız olarak uygulanması söz konusuydu. Ulus devleti tartışmaya açılmış ve alınan kararlar ile özelleştirme adına bütün ulus devletin birikimleri ve işçi sınıfının o güne kadar kazandığı hakları yok ediliyordu. Burjuvazi hayal edemediği kadar özgürdü, sermaye sahiplerinin en çok istedikleri bir şey gerçekleşiyordu, küres... Devamı

Daha yeni başlıyor…

2018-03-01 19:50:00

Daha yeni başlıyor…   Faruk Eczacıbaşı’nın yazdığı kitabın tanıtım yazısını görünce mutlaka okumalıyım dedim, çünkü onun bilgi birikimi dünya görüşüme katkı yapacağını düşünmüştüm ve kitabı okuduktan sonra çok isabetli seçim yapmışım diye düşündüm.   Bilgi elde olunca bir anlam ifade eder, kitapların bir köşesinde ya da haberlerin satır arasında olduğunda gören göz, duyan kulak habersiz kaldığında bir anlamı yoktur. Bilgi işlevi olduğunda anlam ifade eder, ansiklopedi bilgiler olarak sayfaların arasında yerini alır ki bir dönemin ansiklopedileri evlerimizin vazgeçilmezi olmuştu. Orada bilgi durağan ve madde maddeydi, fakat zaman hareketliydi ve birçok bilgi yeni buluşlar ile anlamını kaybetmişti. Çağdaş, dinamik bilgi platformu wikipedia ise ülkemizin yasalları arasında yerini koruyor. Bu yasaktan ancak kendi sınırımızın içinde ki birçok insanın bilgiye ulaşımını engellemekten başka şey ifade etmiyor.    “Sanal göçmen kuşağı” üyesi olan yazarın gözünden bugüne ve geleceğe bakışını kitap sayfaları içinde bilginin süzülüp geldiğine şahitlik ediyoruz. Üzerine çok iyi çalışılmış, yüzlerce kaynak ve internet alanında çalışma yapan belli başlı bu konuda hakim olanların yazılarına atıflar yapılarak hazırlanmış…   Bir kitap okunduğu anda eskir mi, eskiden olsa asla derdim ama şimdi teknoloji üzerine yazılanları okurken eskidiğini hissediyorum... Çünkü teknoloji alanında o kadar hızlı gelişim/değişim yaşanıyor ki, henüz bir program/ yeni geliştirilmiş teknoloji hakkında okumaya fırsat bile bulamadan o teknoloji ortadan kalmış yerini başkası çoktan almış bile...   Bugün ken... Devamı

Solu soldan vurdular!

2018-02-27 13:53:00

Solu soldan vurdular!   Türkiye sol tarihi solcuların bir araya gelememe tarihi gibidir. Sol içinde rekabet ve karşında yer aldığına inandığı tüm solcuları küçük görme, öteki olarak kabul ettiği veya kendisine rakip gördüğünü düşman gören anlayış 12 Eylül yenilgisini göz göre göre hazırladı ve darbecilerin eline büyük bir koz olarak sundu...   Bugün 12 Eylül’den ders alamamış, hala kendisini büyük gören ve geçmiş birikiminin asıl savunucusu “ben” diyen lider kaprisi ve onun yönlendirdiği grupçuklar ne yazık ki mevcut.   Yan yana gelmekten itina ile kaçınan, başkasının acısını kendi sevinci olarak gören, aynı kökten geldikleri halde yan yana gelmeyi liberalizme verilen büyük destek olarak gören bir sol ne yazık ki mevcut.   Lice'nin acısını, hendek savaşının mağdurları ile dayanışmayı kendisine uygun görmeyen, mazlumların sesi yerine kendi üyesinin sesi olmayı dert edinenlerin sol muhalefetinin geldiği yer ortada.   Bugün sol, bilerek ve arzu ederek ne yazık ki iktidarın yan değneğidir, iktidara mücadele verdiğini söylediği ve sokakları doldurduğu halde...   Sol, neden yan yana gelemez, nedenleri nedir acaba?   Sorunun yanıtını binlerce küçük kurulan cümleler ile açıklanabilinir, binlerce mazerette bulunabilinir ama sorunun yanıtı yaşam içinde ortaya koyduğumuz ilişkilerdir.   Bugün yaşadığımız ilişki ve örgütsel duruş geçmişin açıkça eleştirisi olmak zorundadır.   Hayatta kurduğumuz ilişkilere bakıyorum, sessizlik içinde fısıltı ile konuşmaları dinliyorum, ne yazık ki geçmişi henüz aşmış değiliz.   Açık ve vicdanın s... Devamı

Özgürlüğün Bedeli

2018-02-25 07:20:00

Özgürlüğün Bedeli   1800'lü yılların başında İspanya'nın sömürgesindeki Venezuela'da Simon Bolivar (1783-1830)'ın özgürlük mücadelesinin henüz başındadır. Simon Bolivar, krala ve iktidara karşı çıkarak bir halk hareketi başlatmış ama henüz gerçek anlamda da örgütlenememiştir. Bir muhbirin onun saklandığı yeri ihbar etmesi ve yaralı olduğunu bildirmiştir. Bunun üzerine toplanan dokuz subay krala nasıl yakalanması gerektiği konusunda bilgi vermiştir. Kralın sadık subayı İzquierdo henüz harekete geçmeden o toplantısının hemen sonrasında bu 9 subay içinde bir subay gece karanlığına aldırış etmeden Bolivar’ın saklandığı yere gitmiş ve Bolivar’ın kaçmasına yardım etmiş.   Ertesi gün bu durum anlaşılmıştır. Kralın sadık subayı İzquierdo kısa sürede bu olayı çözecektir, içlerinde ki o ‘ihanet’ yapan subay aslında bellidir ama İzquierdo onu yakalamak için hemen hareket etmez. Bir toplantı anını bekler ve papaz ve subaylar ile toplantı halindeyken o yardım eden subayı açıklar ve hemen gözaltına aldırır.   O subay Montserrat’tır.  Montserrat halka yapılan zulmü gördüğü için Venezuelalı devrimcilerin yanında yer almıştır. Bolivar’ın halkın umudu olduğuna, onun belki de içinde bulunduğu toplum için son şansı olduğuna inanmıştır.   Montserrat artık İspanyollar için “haindir”.   İzquierdo Montserrat’ı çok yakından tanımaktadır, hatta hayatını kurtardığı için ona bir anlamda da borçludur. Özgürlük için ayaklananlara karşı yapılan bir operasyonda İzquierdo Bolivar’ın adamları tarafından çölde yakalamış ve çöl kumuna gömülmüştür, onu bir İs... Devamı

Alyoşa

2018-02-24 14:28:00

Alyoşa   Aliye Berger’in yaşamı salonun ortasında, ışıkların altında… her ışık değişimi ayrı bir ses tonu eşlik ediyor. Heyecanlı, meraklı, renklere düşkün birinin alışılmış yaşamın içindeki mücadelesi. Zaman içinde akan ve gel gitleri ile hızlı bir ömrün dramatik öyküsünü izledim.   Alyoşa rolündeki Seray Gözler Yeniay sahnede üzerine aldığı rolü öyle içten ve duyarak oynuyor ki, zamanın içinde sahnenin büyüsü altında olayın içinde birden oluveriyorsunuz. Büyükada’nın eski köşkü içinde aile trajedisi içinde tokat yiyen birisi olurken,  birden o ödül almış içinde ki başkası gibi yaşama yerine kendisi gibi yaşayan oluveriyorsunuz.  Elbette Seray Gözler Yeniay için içinde diğer oyuncuların, ışığın, sahne düzenlemesinin, kostümler ve kostümlerde renk seçiminin de çok önemli etkisi var. Işığın oyuncuya doğru akışını, kucaklamasını izleyebiliyorsunuz. Sesler, eklenen müzik sahnede duyulan ayak sesleri zaman içinde geçişler ve geçişleri seslerin değişiminin izlemesi işte diyeceksiniz oyunculuk bu!   Sahneye bir ressamın hayatını konmuş, olaylar süzgeci her ne kadar dışarıda ki gelişmelerden bağımsız iç dünyanın iç çatışması gibi sunulmuş olsa da dönemin gazete başlıkları ile bu gerçek hayattan alınmış ve yeniden yaratılmış hayat olduğunu ve yaşanmış bir şeylerin izdüşümü olduğunu hissediyorsunuz. Zamanın çevresel gelişmeleri yoktur oyunda, iç dünyanın iç çatışmasının bize yansıması ve bize yansırken acının, öfkenin, sevincin, aşkın, tutkunun mimikler ile birlikte sahnede yaşanan bir bütün olarak yüzümüze vurması var. Büyükada&rs... Devamı

Kadınlar...

2018-02-21 14:24:00

Kadınlar...   Kadınlar zayıflamak için ya da formunu korumak için güzellik salonların pahalı atmosferinde kendilerine mutluluk aramaya devam ediyor, neden?   Erkeklere güzel gözüküp onların arzularını yatıştıracak en iyi seks partneri olmak için mi?   Var olan eşini korumak adına eşinin başka kadınlarına ilgisini söndürmek ve kendi cazibesini sürekli dinamik tutmak için mi?   Bekar olanlar kendilerine tercihlerine uygun eş bulmak için mi?   Neden kadınlar güzellik için bu kadar zahmete katlanır, neden erkek gözünde olduğu gibi olmaya çalışır?   Hindistan'dan ya da dünyanın her hangi bir yerinden gelen öğretilerin peşi sıra koşarlar?   Neden kendi iç dünyalarını bulmak adına başka evrenden gelecek işaretlere kendilerini bağlarlar?   Kadınlar erkeklere göre daha fazla sömürülüyor, ama kadınların bir bölümü de anlamlandıramadığım ama hissettiğim bir yola giriyorlar? Neden bu eziyet ve sosyalleşme adına yaşanan bu kadar diyet?   Kapitalizm kadını, kadın olmaktan çıkarıp birer tüketici yaparken, kadın acaba gerçek duygularını yaşamak adına; sadece AVM (alışveriş merkezi) içinde camekanlara bakıp gezmek ve içinde sergileneni almak için parası olana daha fazla mı ilgi gösteriyor?   Nedir kadını buna zorlayan?   Kadın haklarını almalıdır, AVM içinde alışveriş yapma hakkı da onların ama ne karşılığında?   Mutluluk pahalı atmosferler içinde parıldayan ve boyanın arkasına gizlenmiş bir yürek midir?   Güzellik nedir?   Bu kadar eziyeti çekici hale getirmek adına paylaşılan videoları görüyorum, kendi güzellikleri için harcadıkları zam... Devamı

“Benim Adım Feuerbach”

2018-02-11 21:43:00

“Benim Adım Feuerbach”   Oyun Goethe’ye bir gönderme yaparak başlar "Biraz ışık!". Karanlıktan gelen ses, sahnenin zifiri karanlığı içinde salonda yankılanır. Biraz ışık!   Işık karanlığın yok olmasıdır ama karanlık içinde yaşayanlar için ışık ne anlama gelir? Yeni bir hayat, yeni bir başlangıç… Işık bir anlamda “Bu yaşamda ben de varım” demektir. Işık yaşamdır.   Feuerbach sahnenin ortasındadır, yalnızdır. Yıllar sonra adım attığı sahnede heyecanlıdır, heyecanı sesinde, mimiklerindedir. Heyecanlıdır ve belirsizlik onu germektedir. Gerginliğini konuşarak aşmaya çalışmaktadır. Karanlığın içinden sahnenin kenarına kadar gelen yönetmenin asistanı ile heyecanını yenmek için konuşur. Sahne, geçmiş, o an ve ışığın altında sahnede yalnızdır.   Oyuncudur, eskiden hatta ünlü bile sayılır, onu tanırlar, Goethe’nin bir oyunu sırasında sahneye veda etmiştir. Tasso onun son oyunu ve şu anda oynamak için başvurduğu oyundur. Eğer oyuna kabul edilirse hayata yeniden merhaba diyecektir, ışık altında kendisini tekrar bulacaktır.   Korkuyordu, güvensizdi, ne kadar saklamaya çalışsa da. Bir iş görüşmesine gelmişti… Umudunu, heyecanını saklayamayacak kadar gergindir.   Yönetmen henüz salona gelmemiştir, onun yerine salonda asistanı bulunmaktadır. Asistan karar verici değildir, tesadüf sonucu asistan olmuş ve tiyatro tarihini ve emekçilerini de o kadar çok iyi bilmemektedir. Karşısında ki oyuncuyu değerlendirecek kadar tecrübesi ve bilgi birikimi yoktur.   Kelimeler ağızda dolanırken sesin baskınlığı altında yok oluyor...   Kimdir bu Feuerbach? Kendisi, “Ben hiç kimseyim”, diyor, “Sıfır. Ben sıfır adam.” Sıfır, henüz adım atmamıştır... Devamı

Kurtuluş Kendini Anlatıyor…

2018-02-08 17:06:00

Kurtuluş Kendini Anlatıyor…   “Yıkmaya çalıştığınız şeye benzerseniz, ortaya çıkan felaketin telafisi olmaz.”   Bu sıralar 12 Eylül öncesi ve kısa sonrası anıları okuyorum. Anılarda Devrimci Yolcular Kurtuluşçulara KSD demeye itina ettiklerini belirtiyorlar ama kaderin bir cilvesine bakın ki Dev-Yol ana davası savunmasında kendilerini bir “dergi çevresi” olarak tanımladılar...   Kime niyet, kime kısmet...   Dergi çevreleri, dergi çevresi olarak elbette kalmadılar ama gerçek anlamda da örgüt olamadılar, örgütlenme yolunda adım atmışlar ama günün acil sorunlarına yanıt aramaktan, gelmekte olan “freni boşalmış kamyonun” nereye vuracağını da fark etmiş olmalarına rağmen acil sorunların peşinden ayrılamamışlar... Bu durumun kendilerince belki yüzlerce açıklamasını bulmuş olabilirler ama sonuç ortada. Yenilmiş bir sol!   Miras, yenilgi ile devredilmişti…   “THKP-C örgütlenmesi silahlı eylemlere henüz hazır değildi, bir anlık ihtiyaçtan doğan ilişkiler üzerinden giden bir süreç vardı. THKO silahlı mücadeleyi başlatması THKP-C önderliğini düşünülenden erkenden silahlı mücadeleye sevk etti. Rekabet ve onlar yaparsa ben de yaparım hırsı ölüme giden yolu açıyordu.”   “Tarihte ne olduysa öyle olması gerektiği, başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur". Marx   Erken ve hazırlıksız girilen kavga THKP-C önderliği için Kızıdere’nin yolunu açıyordu…   Kızıdere bir dönemin ka... Devamı

Karmakarışık

2018-02-02 21:43:00

Karmakarışık   Ray Cooney, öyküleri genellikle, yanlış anlamalara ve bunun sonucunda ortaya çıkan, içinden çıkılması güç, karışık durumlara dayanan bu tür. Ray Cooney oyunlarında çağımız İngiliz toplumunun toplumsal ve siyasal düzenine ve yerleşik ahlak anlayışına temelinden sarsıcı olmayan, daha çok iğneleyici ve rahatsız edici bir eleştirel bakışını buluruz. Aslında oyunun geçtiği dönem İngiliz toplumunun alışkanlıklarının yıkıldığı, ulus devletinin değişime uğradığı bir kırılma dönemine işaret etmektedir. Bu dönemde geçmişin eleştirileri bilerek öne çıkarılmıştır. Geçmişin eleştirisi, alışkanlıkların ve o alışkanlıkların yaratmış olduğu yanlış anlamalarında temelidir. Yeni bir topluma ve devlete ihtiyaç vardır ama bu devlet küresel sermayenin ihtiyacını karşılayan ve sermaye önünde olan tüm sınırların kalması gerektiğini belirten bir istem söz konusudur.   Geçmişin eleştirisi mizahın bir parçasıdır, iğneleyici bakış açısını kullanırken, rahatsız toplumu da rahatsız edici bir eleştirisi söz konusudur. Otel odasında iktidarda ki Muhafazakar Partinin bir bakanı ve muhalefette olan İşçi Partisinde çalışan bir sekreterin kaçamağı söz konusudur. İkisi de evlidir. İkisi de yanı şekilde riski göze almıştır. İkisi de dışarıdan bakıldığında İngiliz toplumun örnek kişileridir. İngiliz ahlakı bu kaçamağı hoş görmez, bugün dahi Avrupa’da bu tür ilişkilerde yakalananların istifa kurumu ile karşı karşıya gelir. Gerçi Teacher döneminden sonra bu ahlaki yapıda değişmiştir. Otel odasında önce bahşiş ile başlayan trafik, sonra rüşvete döner. Bir bakan rüşvet vermektedir, bakanın Özel Kalem Müdürü bu rüşvet çarkının içinde oluş... Devamı

Komik-İ Şehir Naşit Bey

2018-02-02 19:07:00

Komik-İ Şehir Naşit Bey     1886'da İstanbul Şehzadebaşı'nda doğdu. Beyazıt Rüştiyesi’nden sonra eğitimini Mızıka-ı Hümayun’da tamamladı. Leman Hanımla evlendi, evli olduğu sırada Kantocu Amelya Hanım'a aşık oldu, bir süre sonra Leman Hanım'dan boşanıp, Emel adını alan Amelya Hanım ile evlenmiştir. Bu evlilikten olan çocukları Adile Naşit ve Selim Naşit Özcan da tiyatrocu olmuşlardır. Sanatçı, büyüdüğü ve tiyatro eğitimini aldığı aynı yerde 26 Nisan 1943'te hayata gözlerini yumdu.   Kısaca hayat hikayesi yukarıda ki gibidir ama o hayatın içinde yaşanmış, komik durumlar, trajediler, dramlar, gözyaşları ve yoksulluk ve yoksulluğun içinde zenginlik! Hayat çizgisini sahnelerin üzerine bırakılan tozların üzerine yazılanlar… Salonlar yıkılır, salonlar ile birlikte şehir değişir, eskiye ait ne varsa yerle bir olur ve yerlerine beton binalar dikerler. Kimse o şehri geçmişi ile birlikte anımsayamaz bile. Bizlerin yaşadığı tüm şehirler, evler anıları ile birlikte yağmalanmıştır, yağmalanan hayatların iz düşümleri, belki bir dönem birilerin hafızasına nakşedilen anılar yazıya dökülür ve gelecek kuşaklara aktarılır… Geçmişin büyük ustaları, büyük olan yanları, onların izinden gidenlerin onların gölgesinde geçmişin güzelliklerini gelecek kuşağa taşıyanlar, bu toprakların, bu şehirlerin mirası olanlar bir gün hayat bulur, yeniden yaratılır gerçekliği, yeniden acılara, mutluluklara, sahnenin tozuna bırakılan ses salonu doldurur… İşte Komik-İ Şehir Naşit Bey oyunu öyle bir şey! Yeniden kurgulanan bir hayatın gerçek yönleri bizi salonunun içinde bulur ve acı ile, hüzün karışık neşe ile izleriz…   Sahne ikiy... Devamı

Kanlı Komedya ‘Caligula’

2018-01-23 12:21:00

Kanlı Komedya ‘Caligula’   M.S. 37-41 yılları arasında hüküm süren Caligula bugüne dair söyleyeceklerini belki o zamandan söylemiş ve biz ancak bugün aynı sorunları farklı boyutlarda yaşayınca anlıyoruz ya da başka söylem ile idrak ediyoruz. İnsanlık tarihten aldığı dersler ve gözlerini açan olaylar ile doludur. Siz hangi baskı döneminde olursanız olun gündeme uygun sözleri tarih içinde bulursunuz. Çünkü binlerce yılda söylenmemiş söz, duyulmamış duygu yoktur, mutlaka biri söylemiştir ve siz ilk ben söylemdim diyerek övünebilirsiniz, aslında söz farklı kelimeler ile söylenmiş olsa da aynı acı ve sevinci bulabilirsiniz, çünkü zaman eskiyen kelimeler yerine yenilerini gelişen teknoloji ve hayat koşullarlı ile ekler…   Bugün yaşadığımız karanlık çağda sansürden korken, başıma kötü bir şey diyerek kendisine otosansür uygulayanlar, sürekli iç konuşmalarda gördüğü gerçeği paylaşanlar elbette toplumun çoğunluğunu oluşturmaktadır, aydınlar ise onlar adına onların vicdan seslerine ses olurlar ve seslendirirler gerçekleri. Yaratılmış gerçeklik yani iktidarın dili ile konuşmak yerine vidanın sesi ile konuşmayı aydın olmanın bilinci ile davranır çağdaş insan… Baskının çok yoğunlaştığı zamanlarda ise metaforlar konuşmanın görünen kısmını oluşturur ve çağrışımları gerçeklerin dillendirilmesidir. Korkunun hakim olması orada siyasi iradenin dudaklarının arasından çıkan sözün kanun olması anlamına gelir. Korku baskıyı besler, baskı da korkuyu. Halk baskı karşısında başlarda karşı geliyormuş gibi homurdansa da aslında sessizce baskı yapanın bu dünyadan göçmesini ya da koltuğunu Roma Sezar’ın koltuğundan... Devamı

Devr-i Mahzuni

2018-01-21 23:26:00

Devr-i Mahzuni   Mahzuni çocukluk günlerinde susuz kalmış köyde yaşayanlara su taşımak ile geçirmiştir, ilk dersi de böyle almıştır. Mazlumdan yana olacaktır, yardıma muhtaca koşacaktır. İlk ders onun hayatının çizgisini de ortaya koyacak.   Bir halk ozanı yaşamını dizelere aktarmış, sazının sesinde ses vermiştir. Yaşadıklarını, hissettiklerini, hayal ettiklerini sazının teli aracılığı ile dinleyicisi ile paylaşmış. Toplumsal olaylara karşı duyarlı, halkın içinde hakın sıkıntısını dillendirendir. Sadık yarı emekçilerdir. Onların dertlerini sesi ile kitlelere ulaştırandır…   Mahzuni Şerif Maraşlıdır. Maraş’ın birikimini kendi birikimine temel yapandır. Çocukluktan elde ettiği saz çalma yeteneğini besteleri ile taçlandırır… Yolu bellidir. Alevi inancına uygun deyişler, cem’lerde dönülen semah, Pir Sultan’ın inatçılığı, Hacıbektaş’ın hoşgörüsü bir vücut bulmasıdır…  Mahzuni ilk evliliğini babasının zorlaması ile yapar, ondan bir çocuğu olur. Bir mektup ile noktalar evliliğini ve ikincisi bir İtalyan olacaktır. Ondan da çocukları olur… Ve Antep’te bir güzele tutulur ve ondan da çocukları olur… Kısaca besteleri gibi çocuk konusundan da zengindir… Üçüncü eşi ile tanıştığı yıl darbe olur ve darbe lideri hakkında bir türkü yapar.  'Erim Erim Eriyesin' adlı eseri yüzünden cezaevi ile tanışır. Oyun bu cezaevi zamanını ele alır.   Cezaevinde Yılmaz Güney vardır. Oyunun konusuna uygun olarak gençlik liderlerinin ikisi de o koğuşta yerini almıştır. Aynı zamanda bir tiyatro yazarı ve oyuncusu, müzisyen.. Kısaca Türk aydınları bir koğuşta darbenin ağız koşulları altında kendilerine yarattıkları &ou... Devamı

Kafaların içine formalar diktiler...

2018-01-12 20:56:00

Kafaların içine formalar diktiler...   Pandora'nın kutusu bir kere açıldı mı kapanması imkansız gibidir ama içinde kalan umut bir gün kapanacağını bize fısıldar... Bütün kötülükler bir kutuya konup ve bir daha ortaya çıkmayacak şekilde yerin yedi kat altına bırakılacaktır. Dünyamızda en son açılan kutu ‘liberalizm' adı verilen ulus devletinin çökertilmesi ve yok edilmesi sürecidir. Bu sürecin liderleri konumunda olan iki lider aynı akıbeti paylaştı, Alzheimer olarak hayata gözlerini yumdular ve nasıl bir kötülüğü dünyaya yaydıklarını ve sonucunu göremeden öldüler...   Şimdi yayılan bu kötülüğün sonucu dünyaya yayılan İslami cihat hareketleri ve canlı bombalardır. Hassan Sabah birden keşfedildi ve cihat için canlı bomba olacaklara bu kitap olarak sunuldu. Bakın dediler böyle bir korku imparatorluğu dünyada yaşadı ama onlara sonlarını kimse anlatmadı. Alamut Kalesi'nden bugün elimizde sadece temelleri kalmıştır. Yok edilmiş liderler ve kendisini feda etmiş insanlar… Sonuç, tarih kendi akış yolunu buldu ve aktı.   Bu dünyadan İskender geçti, Süleyman geçti, Napolyon geçti, Hitler geçti... Daha da geçecekler var ama geçmişte yaşayanların her birinin Pandora'sının kutusu kapandı...   Bugünlerde yayılan korku ve bu işten nemalananların da kutusu mutlaka bir gün kapanacak… Umarım bu sefer kutu kapatmak ile kalınmaz hesap da sorulur, çünkü hesap sorulmadığı sürece sürekli gelen ve yayılan korku bu dünyada varlığını koruyacak...   Pandora’nın kutusu kapandığında o Pandora içinde kalan kötülükler için kutunun içinde umut kalmasın.   Kö... Devamı

Değişim…

2018-01-06 00:05:00

Değişim…   Değişim eskiye ait olanı yeniden kurgulamak değil midir? Geçmişten kopuş ve yeniden yaratılan odak noktası ise devrimdir ve bir sıçramayı işaret eder… Reform hareketleri var olan düzenin devamı anlamına gelir, küçük küçük değişimler ile zaman içinde toplumun içinde devrimin koşullarını yaratır. Reformist hareketler var olanın korunmasını amaçlar ve devrim gibi hedefleri hiç biz zaman olmaz… Onlar için devrim korkunç yıkım demektir ve büyük değişimler yani mülke sahiplerin değişimi var olan tüm alışkanlıkların değişimi anlamına gelir ki, kurmuş oldukları oligarşik hiyerarşinin yeniden kurgulanmasında kendilerine rol verilmeyeceğinden korkarlar.    Korku, var olanı korumaktır, çünkü çıkarlar bunu getirmektedir.   Roma devletinin resmi dini Hristiyanlık olduğunda eskinin pagan inancında ne varsa Hristiyan bayramı olarak devam etti, çünkü Hristiyanlık devlet dini olduğunda bir şeyin farkına erken varmıştı, ret ederek değil, Hristiyanlaştırılarak yol alacaktı... Gelenek ve göreneklerini de yeniden oluşturdu, çünkü İsa’nın yazmadığı ama İsa ve tanrı adına yazılan kitap da Hristiyanlaşmanın nasıl olması gerektiğini satır arasında yuvarlak cümleler ile peşinen vermişti... Gerçi Hristiyanlaşmak adı verilen kavram Yahudi geleneğinde de vardı, çünkü onlar da gelen her peygamber ile yeni gelenek yaratmış ve o kadar çok gelenek ve görenek yaratılmış ki, artık demişler çok fazla ayıklayalım, çünkü gelenek ve görenekleri yerine getirelim derken üretici olmaktan çıktıklarını farkına varmışlar...   Sadeleşmek...   Başlangıçta olan ile sonra yaratılan arasında zamanla büyük fark ortaya ç... Devamı

Gülmek devrimcidir…

2017-12-29 21:50:00

Gülmek devrimcidir…   Gülmek mutlu olmak ve kendine güvenen anlamına gelir. Gülen insan yaşayandır, umudu var olan demektir. Gülmek her canlıyı daha güzel yapar, her birini ayrı ayrı sevimi gösterir. Gülen insan “Merhaba” diyendir, kısaca benden sana zarar gelmez!   Yaşadığımız zaman diliminde birbirine benzer psikolojik rahatsızlıkları duymaya başladım. Aslında rahatsızlık kavramını kullanmak istemem ama psikiyatristler rahatsızlık olarak algılıyor ve tedavisi için sizden yüklüce para talep ediyorlar. Bir konuda yardım almak için gitmişseniz bir kliniğe hasta olmanızdan önce siz müşteri olarak gören bir sağlık anlayışının parçası ve soyulanı oluyorsunuz. Liberal ekonomi hastaları, öğrenciler gibi müşteri konumuna getirdi. Müşteri her zaman iyi para bırakan birer tüketicidir ve onun iliğinden, kılından para çıkarmak ve kazanmak işletmenin yeteneğine bağlıdır…   “Biri gizli mesaj gönderiyor, biri izliyor, biri sürekli beni arıyor, neredesin diye soruyor, biri biri...” Bir değil, iki değil, on değil... Birbirine benzer davranışlar ve sorunlar yumağı...   Benzer sorunlar yumağının kaynağı nasıl şey olabilir diye düşünmeye başladım. Çünkü birbirine benzer psikolojik davranış tetikleyen bir şey olması gerekli, çünkü psikolojik davranış salgın hastalık olamaz, adı üzerinde bireysel. Toplum dışına düşmüş ama toplum ile ilgili bireysel davranış ve algı sorunu... Peki, neden bu sıralarda çok yaygınlaştı, neden moda gibi rahatsızlıklar biden ortaya çıkıyor popüler oluyor ve sonra sönüyor?   TV dizileri hiç masum değil...   TV'de yayınlanan dizilerin insanın davranışına etkisi, biçimlendirmesi, bilinçaltına sö... Devamı

Fındıkıran Balesi

2017-12-24 02:26:00

Fındıkıran Balesi   Geçmiş dönemlerin başarılı bir bale sanatçısı olarak ünlenmiş, ama artık sahnelere veda etmiş olan bir kadın, yalnızdır. Yalnızlığını ve geçmişe ait özlemlerini albüme bakarak gidermektedir.   Yılbaşı gecesi daha bir hüzün kaplamıştır, yılların birikimi özlem duyulan geçmiş ve geçmişin yeniden yaratılması. Elinde tuttuğu albüme baktıkça geçmiş yeniden yaratılır. Yaratılan geçmiş bir anlamda masal dünyası içinde değişik maceralara kapı aralayacaktır.  Tek başına koltuğunda oturmuş, koltuğun arkasında paketler vardır, sanki bugün taşınacak gibi büyük paketler ama her biri başka bir öyküyü içinde saklayan sanki sihirli birer sandıktır. Her kutunun içinden bir çocuk çıkacaktır, onu masal dünyasına davet edecek ve o davete her birimiz katılacağız.   Hayat çocukluk ile başlar, onların neşesi hayatın devam ettiğini gösterir. Onların neşesi yalnızlıkları ortadan kaldırır, neşe tüm evreni kaplar. Çocukluk ile başlar anılar, sonra anılar ile zaman geçerken büyürüz. Büyüdükçe hayal dünyamız daralır ve gittikçe yok olmaya tutar, ancak onları zihnimizde tutan belki de direncimizdir. Yaşamın tüm acımasızlığı altında neşeli tarafını anımsamamız dirençli olduğumuzu gösterir. En büyük direnç yeni masalları yaratabilecek kadar açık zihinli olmaktan geçer.    Yılbaşı partisinde çocuklara hediyeler verilir, gelenektir. Çocuklukta alınan hediyeler ayrı bir yeri vardır. İnsan zihni açık olduğu süre anımsar ve ona göre her anımsamasında yeniden yeniden yaratır. Çünkü verilen oyuncaktır ve o oyuncağın etrafında yeni bir dünya kurulur çocuk i&cc... Devamı