2017-04-22 15:56:00

Ahmed Arif Anadoluyum ben…   21 Nisan 1927 yılında Diyarbakır Hançepek semtinde dünyaya gözlerini açıp ilk çığlıklarını bıraktığında ailesi oğullarının Türkçeyi en iyi şekilde kullanan bir şair olacağını düşünemezdi…  o yaşadığı çevreden, gittiği okuldan aldığı öğrenim ile özgür düşünceyi ve hayal dünyasının sınırlarını sonsuz olduğunu farkına vardı. Nazım hikmet’in şiirlerini Halkevleri'nin dergilerinden okudu, sınıf bilincini öğretmenlerinin klasik Rus edebiyatının çeviri romanlarının ders olarak işlenmesinden anladı… Köy Enstitüleri öğrenime kazandırdığı çeviri kitaplar geri kalmış ilerlemek için çaba sarf ederken işbirlikçi sermeyenin devletinin yaratmış olduğu tüm çelişkiler Ahmed Arif’in bilincinde yeniden biçimlenmiş ve yorumlanmış…   Kürt halkının zalimin hükümdarlığı altında yaşamış olduğu acılar onun ezgilerinde ileriye taşınmış, acıların dile geldiğine ‘Otuzüç Kurşun’ şiirinde şahitlik eriz…   “  Baktı otuzüçten biri     Karnında açlığın ağır boşluğu     Saç, sakal bir karış     Yakasında bit,     Baktı kolları vurulu,     Cehennem yürekli bir yiğit,     Bir garip tavşana,     Bir gerilere. “   Resmi tarihin yok saydıkları onun şiirinde hayat bulmuştur, kuşaktan kuşağa aktarılan o otuzüç yurtseverin hikayesi bugün tüm çıplaklığı ile bilinmektedir…   Şiirlerinde hep ezilen insandan yana oldu ve ezilenlerin kardeşliğine vurgu yaptı. Geldiği yeri unutmadan, sınıf mücadelesini örgütlü olacağını gözde... Devamı

Yeldeğirmeni'nden Yahudiler Geçti, Geriye Anıları Kaldı

2017-04-18 19:38:00

Yeldeğirmeni'nden Yahudiler Geçti, Geriye Anıları Kaldı   Harun Niyego, Yeldeğirmeni’nde doğmuş, ilk gençlik yılları orada geçmiş Yahudi bir ailenin çocuğu. Çok kültürlü, çok dilli ve çok inançlı bir İstanbul’un Anadolu yakası çocukluğun geçtiği yerleri bize anlattı…   Çocukluk anılarının olduğu yerler, değişen şehir yaşantısı ve kültürü içinde yok olmaktadır, ayakta kalanlar ise bize geçmişten bir şeyler fısıldar, orada yaşanan acılar, mutluluklar, düğünler, bayramlar… İç içe geçmiş yaşamın zamanını anılar yaşatırken, anıları taze tutan ise o bölgede yaşanmış binalardır…   Sultan III.Mehmet'İn annesi Safiye Sultan'ın isteğiyle 1597 yılında isteği üzerine bir cami inşaatı başlamış, fakat caminin inşaatı oraya yerleşik olanları başka yere göç etmesi anlamına gelmektedir. İnşaat için uygun görülen yer bir yerleşim yeridir ve orada binlerce Yahudi ailesi yaşamaktadır… İstek emirdir ve o emir gereği inşaatın başlamasına aylar kala boşaltılması gerekmektedir ki Yahudiler oradan Anadolu yakasına doğru göç etmişlerdir. İlk olarak karşı kıyıya giderler. Karşı kıyı yani Kadıköy ve Üsküdar.  Varlıklı olanlar her dönem varlıklarına uygun rahat bir yaşam sürerken, orta gelirli olan esnaf olan ahalinin tercih şansı yoktur, bütçelerine uygun yerlere gitmek ile yükümlüdür. Ki gittikleri yerler o dönem arazi olan ve köy statüsünde olan yerlerdir. Kuzguncuk Yahudilere kucak açar… Yeldeğirmeni onlara Kuzguncuk yangınından (1872) sonra kucağını açar ve Yahudi aileleri rüzgarın sert estiği tepeye gelir yerleşirler… İşyerleri karşıdadır, yaşam alanları ve aileleri ise Anad... Devamı

Beklentiler soğuk suya düştü…

2017-04-18 11:42:00

Beklentiler soğuk suya düştü…   Şimşek gri havanın buğusu altında çaktı, bulutların arsından fırlayan ışık kıvılcımını gök gürültüsünün takip etmesi gerekli, ama ne gök gürledi ne de başka şimşek...   Hava kapalı ve griydi, yağmur yağacak diye bekledik, bekledik, ne çiçek açtı, ne de güneş…   Gri olmuştu yaşantımız...   Ne tam zifiri karanlık ne de aydınlık, gölgesi olmayanların ülkesinde gölgesiz dolaşan insanlardık her birimiz...   Beklentilerimiz boşa düşmüştü...   Ortada kazanan yok aldatanlar var, aldanmış gibi yapanlar…   Maaş bordrosu dışında hiç bir şeye sadık olmayanlar her şeyi para karşılığında satabilir. Parayı verenin düdüğünü “pardon” zaferini ilan ettiği günleri yaşamaktayız…   Ben yaptım oldu sürecindeyiz... Rejim tartışması bitmiştir...   16 Nisan referandum sonucu ulus devletinin resmi olarak ortadan kalktığının ilanından başka bir şey değildir...   Şirketlerin çıkarları halkın çıkarının üstündedir... Artık şirketler devletten almış oldukları ihaleler ile doğayı, insanı yağmalamaya devam edeceklerdir. Doğa için kavga edenlerin mahkeme önlerinde her zaman yenilgi ile ayrılacakları günler doğal karşılayacağımız günler olacaktır, çünkü tek iradenin her şeye karar verdiği yerde, karar verecekler tek iradenden gelecek işarete göre görüşlerini biçimlendireceklerdir…   Tarih bize solcuların tahminlerinin genelde tutmadığını ilan eder, sistem o kadar kıvrak ki, solcuların tarih çizgisi yönünde ki tahminlerini boşa çıkardı gibi gözüküyor… Ama bu algı sadece kavgada taraf olanların geniş kitle... Devamı

Alzheimer tarih!

2017-04-16 22:41:00

Alzheimer tarih!   Alzheimer geçmişte olanların kısa aralıklar ile unutulması ve geçmişin yok edilmesidir. Bir hastalıktır ve neden kaynaklandığını bulup bulmadıklarını bilmiyorum ama son kırk yılın en popüler hastalığı olmuş ve tarihimize damga vurmuş liderlerin bu hastalığa yakalanmasının tesadüf olmadığı inancımı bugün dahi korumaktayım…   Elbette insanların bu zihin yitirmesi insanlar ile sınırlı değildir, yaşadığımız alanlar bu hastalığın bir parçası olmasını yine biz insanların yeni adına yaptığımız değişikliklerdir… Değişim kaçınılmazdır ama değişim adına geçmişte olanların üstüne yeni bir şeyler yaparken geçmişin tüm izlerini silmemiz. Bizlerin (modern insanın) yaratmış olduğu her şey geçmişi yok etmesi üzerine kuruludur. Geçmişin izi yoktur, yıkılır ve yenisi inşaat edilir. İnşaat edilen malzeme genelde betondur. Teknoloji ürünü olan beton, yine teknoloji ürün makineler ile kısa sürede teknik çizimlere uygun olarak kısa zamanda hayat verilir… Betonların oluşturmuş olduğu şehirler şimdilerde camlar ile giydirilmiş ve yenilebilir enerjinin ürünü olarak akıllı bina olarak bize sunulmaktadır… Camlardan kıyafet yapılmış evlerde ne geçmiş varır ne de gelecek, çünkü işlevini bitirdiğinde yerine başka bir bina yapılacak şekilde geçici olarak ortaya oturmuş gibidir… Binalarımız akıllarımız gibidir, akıllarımız tarihimiz gibidir. Çünkü geçmişin izlerini üzerilerinde taşır ama modern yaşamda ne geçmiş vardır ne de gelecek, anı yaşamak ve an için verimli olması önemlidir…    Tarih, geçmişin not edilmesidir. Geçmişi not edenler aynı zamanda birçok dipnotu da notların olduğu sayfanın altına yazar, çünkü notlar dipnotlar olmadan ... Devamı

La belle Hélène / Güzel Helen (opera)

2017-04-16 13:30:00

La belle Hélène / Güzel Helen (opera)   Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera sahnesi’nde Türkiye Prömiyeri yapılacak olan La belle Hélène / Güzel Helen için bulunmaktayız. Operet olarak adlandırılan ve klasik bir oyunun sahnelerimizde hem de kendi dilimizde bulaşacağı için heyecanlıydım. Ama her yeni olanın öncelikle adından başlayarak irdelemek gerektiğini düşünüyorum, her ne kadar her Türk her konuda fikir sahibi olsa da ben bilgi vererek başlayayım, çünkü çok tanınan ve yaygın olmayan terimler bir birine yakındır ve her birimizin kafasında farklı çağrışımlar yapar.   “Operet, olayları gülünç ve toplumsal, siyasal yergi öğeleri içererek anlatan müzikal sahne oyunudur.” Operet daha kısa ve daha hafif konuları içeren müziksel eser olarak Fransız seyircisi için Jacques Offenbach tarafından kurulduğu kabul edilmektedir. 19 yüzyılın ortalarında sahnelerde yerini alan  ‘opera comique’ seyircisini yaratmıştır. Sahnenin neşesi seyircisine ulaşırken, seyircin tepkisi sahnede ki eğlence ögesini daha da gelişmesine katkı sunmaktadır. Kısaca sahne ve seyirci geçişi iç içedir.   Konusunu anlatmadan önce kısaca gözüme çarpanları hemen belirterek başlayayım ki, oyuncuların sahnede ki doğal hareketleri aslında doğal olmayan ve önceden planlanarak ince ince araya serpiştirilmiş ama oyunun bir parçaymış gibi sunulan ayrıntıyı yazmadan geçemeyeceğim. Oyuncular sahnede yerini alırken, prova rahatlığı içindeler… Suflör prova anındaymış gibi sahnedeki oyuncuya sözlerini aktarmaktadır, seyirciyi görünce utangaçlık içinde kaçar… İkinci bölümde ise Ajax II (Can Reha Gün) rolünü c... Devamı

Gayri Resmi Hürrem

2017-04-13 12:01:00

Gayri Resmi Hürrem   Sarayın gizli bir odası. Oraya girilmesi yasak kılınmış… Gizli oda ve tarihin bilinmez çarkları içinde bilinmeyen zamanın içinde o gizli odada yaşanan veya kurgulanan bir kronolojik olmayan olayların anlatıldığı bir tarih döngüsü...   Yasak meyvenin yenmesi nasıl ki cennetten kovulma nedeni ise gizli odaya girmek ve orada çilehanede olduğu gibi kendi başına kalmak yasaklanmıştır. Özellikle o odayı iki kişi bilmektedir, çünkü odayı inşaat eden işçiler hepsi kural gereği öldürülmüştür…   Zamanlardan Kanunu hüküm sürdüğü zaman, odaya kendisini kilitleyen Hürrem. Zamanın ruhuna kendi damgasını vuran iki ayrı güçlü karakter… geçmiş, gelecek ve o anın hikayesi içinde gidişler ve gelişlerin anlatıldığı iki kişilik bir öykü, öykünmeler ile bugüne göndermelerin olduğu ve iktidar gücünü sorgulandığı, iktidarın kişiler üzerinde yarattığı tahribatı, tahribatın bıraktığı izleri bu oyunun kurgusu içinde bizlere sunulmaktadır… Gerçi kahraman olarak sunulanlar da asıl kahraman değildir, onlar adına konuşurlar, karakterler iç içe geçmiş ve sürekli değişimi oda içinde diyaloglar içinde bize sunulmaktadır. Oyunun sonuna kadar aslında bize verilen imgelerin hepsinin bir oyun içinde oyun olduğunu ve imgesel olarak kabul ettiklerimizin de aslında o odada olanlar olmadığını öğreniyoruz…   Öykünün kahramanları kuklalar ile sahnede hayat bulurken, iki oyuncunun muhteşem mimikleri, ses kontrolü, vücut dili ile bize anlatılan öyküde verilen rolleri doğalmış gibi sunmaktalar…   Hürrem, geçmişini bilen, nereden geldiğini ve kimler ile neler yaşad... Devamı

Palavra!

2017-04-11 18:37:00

Palavra!   Uzun uzun konuştu, uzun uzun anlatı ama ne anlattığını ve ne söylediğini kimse anlamadı. Toplantı salonunu terk ettiğimizde ne anlamıştık diye kimse bir şey sormuyordu, çünkü ne konuşulduğunu da anımsayan yoktu. Orada olmamız istenmişti, olduk. Sadece oradaydık ve dinliyor gibiydik. Gözlerimiz açıktı, ruhumuz başka diyarlarda olduğunu hissediyorduk. Palavra dedi biri… Neyin palavra olduğunu da bilmiyorduk, çünkü ortada konu yoktu sadece konu başlığı girdiğimiz toplantının duyurusunda vardı.   Projeler meslek hayatına adım attığımızda vardı, projeler. Biri bitiriyor biri başlıyor. Proje sunumu, proje bütçesinin hazırlanması, projenin nasıl sonlanacağına dair beklentiler, her proje başvurunda protokolüne uygun şekilde bulunuyordu ama ya insanlar. İnsanlar bir projeye dahil olmak ve işsiz olmamak için bir birinin sırtına basmaya hazırdı, ki hazır kelimesini fazla kullandığımı düşünüyorum, basıyorlardı.   Uzun uzun konuştu, proje sunumu yapıyordu. Proje sunumu önemliydi, çünkü o protokolde gösterilmiş ve giderler hanesindeydi, yapılması gerekliydi ve yapılıyordu. Bir otel salonunda bir araya gelmiş insanlar ve şişirilmiş faturalar. Gerçekler ayrıydı ama şişirilmiş fatura proje finans edene verilmeliydi. Parayı verende biliyordu kandırıldığını ve yalan üzerine kurulu olduğunu ama göz yumuyordu, çünkü işsizlik hanesinde birkaç insan eksikti…   Proje sunumuna katılanlar çalışanlardı, aslında kısa bir süre bir arada olmak zorunda olan emeğinden başka satacak şeyleri kalmayan umutsuz insanlar. Umutsuz insanların gelecek öngörüsü yoktur, günü kazanmak ve günü geçirmek için çaba harcar…   Projeye gelmek, sunuma katılmak için yaşadığı şehrin bir ... Devamı

Çirkin

2017-04-09 11:31:00

Çirkin   Bir çiftlik evi, dışarıdan bakan için belki bir yerdir, fakat içine baktığımızda acılar, aldatmanın ve sonucunda yaşanan bir trajediyi içinde barındırır. Zengin bir adam unvan için soylu bir ailenin kızı ile evlenmiş ama onu da evlilik süreci ve öncesi aldatmış. Macera ruhu sonunda onu frengi hastalığına yakalanmasına sebep olmuş, yakalandığı hastalığı karısına ve hamile olan çocuğuna geçmiştir.    Aldatıldığını ve hastalık kaptığını anlayan anne çocuğunu doğurmuş ama doğan çocuk kambur, çirkinmiş... Ret etmiş. Doğan çocuğuna elini sürmemiş, bir kadın tutmuşlar, süt anne. Çocuğa o bakmış… Zaten anne bu acılara dayanamayarak iki sene sonra ölmüş.    O gün doğan çocuk büyümüş, içinde biriken yalnızlık onun kaderi olmuş…    “Gerçeği söylemek gerekirse yalnızlık tek başına olmak değildir. Düşünceler, yalnız insanlara her zaman eşlik eder. Çare bulunmayan yalnızlık başka bir şeydir. Gerçek yalnızlık karşısındaki insanın bakışlarında kendini gösteren yalnızlıktır. Sık sık başkalarının sayesinde var olduğumu anladığımı söyledim. Yine başkalarının sayesinde tamamıyla, kesinlikle, çaresizce yalnız olduğumu anladım .”   Farkındadır her şeyin ama elinden bir şey gelmemektedir… Süt annesi Gaixa ona kendi çocuğu gibi sarılır, onu büyütürken o da dışlanmış, hor görülmüştür… Çirkin kambur çocuk görünümün aksine çok zekidir, farkındadır ama elinden bir şey gelmemektedir. O ne zaman insanlara yakınlaşmaya kalsa bir kötülük ile karşılaşmıştır.    Zaman zaman babası onları görmeye gelir ve iç çekerek bakarmış. Eğe... Devamı

Cennet!

2017-04-06 23:22:00

Cennet!   Siyah beyaz olarak perdeye yansıyan görüntüye bakıyorum. Beyaz… Sonra üzerine siyah bir leke... Bir insan... Bir adam… Konuşuyor. Çocukluğunu, ailesini, işini… Sabit bir ses... Fransızca konuşuyor… Alman işgali altında Fransa’da bir karakolda komiser… Almanlar Yahudileri topluyor… Fransızlar işbirlikçileri kadar direnişçileri de var. Fransa’ya yıllar önce göç etmiş bir Rus kadın… Fransız Banliyösünde yaşıyor… Direnişçi... Örgüt üyesi ama karakolda direnişçi olmanın sorumluluğunu taşıyor, susuyor, kendisine sorulan sorulara yanıt veriyor… Arkadaşları ile birlikte gözaltına alınmış… Gözaltına alınma sebebi iki Yahudi çocuğu kaçırmak, kollamak…    Yahudiler söz konusu olunca akan sular durmaktadır, onlar yok edilmesi gereken kir olarak görmekteler. Toplumları temizlemek ve Avrupa kültürü. Almanların cenneti onların hakimiyeti altında Yahudilerden temizlenmiş bir cennet!    Cennet!   Komiser karakolda istenileni yapmak ile yükümlü bir devlet memuru. Devleti çökmüş, alman idaresi altında ama Fransız halkı adına Almanlara hizmet etmektedir. Onların istediklerini yerine getirmek için onların istediği bilgiyi almak işkence yapmaktadır.    Rus direnişçi, kendisi gibi Rus direnişçiler ile birlikte karakoldadır. Rus edebiyatını bilen, okumuş aydın insanlar. Arkadaşı işkence altındadır, konuşmamaktadır. Komiser onu sorgulamaktadır… Çekicidir. Komiser onun ile birlikte olma niyetini içinden geçirmektedir.    Her iç konuşma aslında konuşmayı yapanın tek görüntüsü ile bir kürsünden seyirciye seslenir…    ... Devamı

Nazım Ormanında Gündüz Gece

2017-04-05 23:36:00

Nazım Ormanında Gündüz Gece   Bir posta kutusu, gelen günlük gazete ve mektuplar. Sabahın erken saatleridir, şair her zaman olduğu gibi sabah kıyafetleri içinde posta kutusuna bakmak için kapıyı aralar ve havanın ayazından korunmak amaçlı kapının aralığından sadece elini çıkarıp uzatır. Memleketine uzatır gibi elini uzatır ama bu sefer ters giden bir şey vardır. Posta kutusundan aldıklarına bakamadan hepsi yere dökülür, Nazım kapıya sırtı dönüktür ve yavaş yavaş yere doğru düşmektedir.    Memleketinden son haberleri alamadan, son mektuplarını okumadan orada toprağa düşmüştü, ama gerisinde bıraktığı muhteşem bir birikim kitaplar arasında, kitaplara sığmayan anılar ve anıların dışında yaşanmışlıkları acıları, aşkları, kaçışları, direnişi…    İnsanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatı tanımını bu oyunda hayat bulduğuna da şahitlik etmekteyiz. Işık, sahne düzenlemesi oyuncuların Nazım’a hayat vermesini ve sahnede Nazım olduğunu seyirciye aracısız direkt aktarmasında yardımcı olmanın önünde onları öne iteklemiştir… Sahnede Karadeniz dalgasını ve Karadeniz’in öte yakasını anlatan bir Şile yapımı perde vardır. Bu beze bizler Şile bezi demekteyiz ama adının önüne aslında bu oyunun atardamarı diyeceğim ruhunu veren yapımıdır. Bu bezin yapılışı çok özeldir ve en ilginç aşaması da kumaşın şile sahiline serilmesidir ki o sahilde denizin tuzunu emsin, kurusun, dayanıklı olsun... Nazım’ı anlatan tek kelime deseler hasret, özlem denir. İşte bu özlem bir deniz ile simgelenir. Hem komünist şairin partisinin liderlerini Karadeniz hain bir tuzak sonunda toprağa değil, denize boğularak, bıçaklanarak düşmesi, diğer yandan ilk gençlik yıllarında okuduğu Moskova onun ikinci gerçek vatanı olması ve halan o... Devamı

Mülteci!

2017-04-03 11:21:00

Mülteci!   Bir ülkede faşizm yükselmesini istiyorsanız yanı başınızda savaş çıkarın yeterlidir, çünkü ülkenizin gümrük kapılarını mülteciler açacaktır.   Mülteci kavramı en çok istismar edilen kavramların içinde yer alır, çünkü her dönem içinde başka anlamlar yüklenerek algılar ile oynanır. Algı ile oynayanların amacına hizmet ettiğinde mülteciler görünür kılınır, yoksa onlar yok sayılır…   Mülteciler savaştan kaçan ve her şeyleri ellerinden alınmış olarak homojenleştirmek aslında savaşı ve mülteci kavramını yeteri kadar incelenmediğini ortaya çıkarır... Mülteci kavramı gözümüzün önünde olan ama gerçekten fazla bilgi sahibi olmadan fikir yürütülen bir alandır...    Savaşların yan ürünü mültecilik kavramı sermayenin yeni sermaye biriktirme alanı oldu... Mülteci ile kara para aynı yerde anılan bir sanayi sektörünün pazarı oldu... Eğer bir yerde sektör oluşmuşsa orada suistimal edilecek çok şey de var anlamındadır.    Mültecilik konusunda bilgisizlik birçok kişinin geçim kaynağı olmasının yanında,  devlet korkutmak amaçlı eğitim ile içimize işler... İstikrar adı verilen eğitim programından geçen biri, fikrini bilgiye dönüştürmek yerine düşmanlık üzerine kendisini konumlandırır... Faşizme karşı olanlar bile mülteci kavramı içinde faşizmi destekleyen ve büyüten konumunda da olabilmektedir...   Emperyalizm hakim olduğu ülkelerde istikrarı ortadan kaldırarak, kontrollü kara para ve insan hareketleri (yasal ya da dışı göç) sayesinde amacına uygun siyasi iktidarlar oluşturur... Mülteciler ü... Devamı

Gerçeklik!

2017-03-30 10:45:00

Gerçeklik!   Milattan önce, efsanelerin hüküm sürdüğü Anadolu topraklarında her şehrin bir devlet olduğu zamanlarda her devletin kendisine ait bir dili varmış. O dönemde gelecekten haber veren rahipler varmış. Her kesilen kurbanın kanından gelecek ile ilgili bir şeyler söylerlermiş…   Rahipler efendilerin hizmetinde olduğu kadar efendileri de koltuklardan alıp yerine istediklerini getirdikleri bir güce erişirmiş, çünkü gelecekten haber verenler bugüne komuta edebilirler…   Rahiplerin bu gücü karşısında hangi kral, hangi lider durabilir ki, o yüzden liderler rahipleri satın almayı öğrenmişler… Rahiplere hükmeden geleceğe ve yönettiği topluma da hükmedebilir, onları gerek gördüğünde birer silaha dönüştürebilirmiş… Efsaneler o zaman topluma hükmetmeye başlamış. Uydurulan, yaratılan efsaneler ile toplum bir hizaya sokulur olmuş…   Binlerce yıldan fazla efsaneler ya da yaratılan gerçeklikler ile toplumlar yönetilir olmuş. Şehir devletler ortadan kalkmış, imparatorluklar kurulmuş. İmparatorlukların yerini cumhuriyetler almış ama efsanelerin gücü hiç eksik olmamış… Çünkü yaratılan gerçeklik var olan gerçekliğin üstünde hala hüküm sürermiş…   Hırsı olmayan bireyin fiyatı olmaz, o yüzden her bireye bir hırs verin demiş kahinin biri... O zaman ömür boyu sorunsuz koltuğunda oturursun… Bu öğüt kutsalmış, çünkü şehir devletlerde verilen her öğüt sonunda öğüt verene kutsadın beni denirmiş…   Milattan önce toplumdan bugüne bırakılan birçok öğüt destanların, efsanelerin içinde yerini korurken, bugün ki insan sosyal m... Devamı

Kürselleşme ya da yok olmak…

2017-03-27 09:36:00

Kürselleşme ya da yok olmak…   Evimin önünde pazar var, acaba diyorum pazarda ülkeme özgü bir şeyler bulabilir miyim? Küreselleşme pazarımızı da teslim aldı, ülkemiz diye satılan ürünlerin çoğunun tohumu yurt dışından geliyor... Bizim olarak kabul ettiklerimiz, bizim vazgeçilmezlerimiz ise Amerika’nın keşfinden sonra kıtamıza gelen yiyecekler olduğunu çoğumuz bilmemekteyiz.    Dünyanın ufalmasıdır küreselleşme… At sırtında gidilen yerlere aylarca süren yolculukların yerini saatler aldı…    Her değişimin olumlu yanı olduğu gibi olumsuz yanları da vardır, çünkü değişim geçmişin parçalanmasıdır… Yeniden yaratılan sürecin elbette sancılı ve kanlı geçmesi kadar doğan ne olabilir ki?! Hangi değişim kansız gerçekleşti ki?    Kürselleşme yerel olanın yok edilmesidir...   Anadolu toprağından İ.Ö. tarihlerde her şehir kendi dilini konuşur, şehir devletlerden oluşurdu, ne zaman imparatorluklar kuruldu yerel olanlar ağır ağır yok edildi... İmparatorluklar ilk kürselleşme hamlesidir. Sömürge devletlerde gücü elinde bulunduranın dilini öğrenen yerel kültürler ve halklar kendi zenginliğini yok etti... Gerçek yıkım emperyalizm yani kapitalist sistemin kurumu ile gerçekleşti, o tarihe kadar görülmemiş vahşilik ile her şeyi yağmalamaya giriştiler… En önemlisi yerel olanları markalı malları satın almaya zorlanan tüketici yaptı… Sömürge dönemi ile bugün ki emperyalizm arasında en önemli fark üretimin yerini tüketimin almasıdır.    Küreselleşme lojistik kavramını sermaye lehine çözdü...    Daha hızlı ve güçlü bir şekilde sermeyenin ya... Devamı

Karıncalar – Bir Savaş Vardı

2017-03-23 14:05:00

Karıncalar – Bir Savaş Vardı   Dünyanın merkezi neresidir derseniz, canınızın acıdığı yerdir. O yüzden dünyanın merkezi kişiden kişiye değişir, üstelik bilmem kaç milyon mayının döşeli olduğu dünyamızda, savaşların bu kadar çılgınca yaygınlaştığı, ölümlerin sıradanlaştığı zaman diliminde dünyanın merkezi her saniye değişmektedir. Çünkü her an bir yerde savaş nedeni ile ya da savaştan dolayı bir insan ölmektedir ve bu ölümler hiç durmadan yaşanmaktadır.   Barışın bu kadar yok sayıldığı başka zamanlar olmuş mudur bilemiyorum ama kürselleşen dünyamızda ölümlerde küreselleşmiştir. Çünkü çıkarlar küreseldir ve çatışan çıkarların sonucu olarak savaşlar yaşam kalitesi düşen kapitalist ülkelerin vatandaşlarına daha iyi yaşam, burjuvazisine daha lüks yaşam sunmak adına üçüncü dünya ülkeleri birer birer savaş alanına döndürüldü. Barış, Ortadoğu liderlerinin hükmettiği ülkelerde yasaklanması gereken bir kelimedir…   Savaş içine düşmüş ülkelerin insanları bilmedikleri çıkarlar için, kim adına savaştıklarının öneminin kalktığı bir kaosun içinde girdaba kapılmış bir yaprak gibi savrulmaktadır. Gelecek kaygısının yerini yaşama kaygısı aldığı bir ülkenin insanı için ne gelişme, ne uzaydaki yeni keşfedilen gezegenler veya sistemlerinin hiçbir önemi yoktur. Savaşın olduğu yerde yaşayanlar için gökyüzünde kaç milyon yıldızın göz kırptığını düşünecek ve görecek ne gözleri vardır ne de beyinleri. Onları sarmalayan duyguların içinde akıldan yoksun yaşama mücadelesini içgüdülerine dayanarak yapmaktadır.   Boris Vian’ın &lsquo... Devamı

Gündem değişirken…

2017-03-22 11:51:00

Gündem değişirken…     Gündem değişirken neyi yazacağımızı ya da yazmayacağımızı hesaplar olduk, çünkü hem gündemin dışında hem de gündem yapıcılara hizmet etme korkusu var. Gündemi yapanlar belirli siyasi çıkarlar amaçlı algılar ile oynarlar, gerçek yaşanan gündemin dışında yaratılmış bir gündem vardır. Yaratılmış gündemler ise halkın iyiliğini düşünmez daha çok küçük bir çıkar grubunun daha fazla baskı yapma özgürlüğü hakkı içindir…    Ülkemizde özgürlükler her daim negatif anlamda gelişmiştir, tırnak ile kazılarak elde delen özgürlükler ise yaratılan gündemler içinde yok olmuştur. Şu anda ortaçağ da yaşayan bir insandan daha az özgürlüğe sahip konumundayız. Onlara göre daha fazla seyahat etme hakkına sahibiz ama seyahatlerimizde tamamı ile birilerin istediği gibi tüketim üzerinedir, o yüzden son yüzyıl içinde gerçek anlamda seyyah çıkmamış ama bol bol istihbaratçı ve bize sunulan bir seyyah öyküleri içinde önyargılarımızın oluşumuna katkı ya da güçlendirme adına yapılmıştır.    Ölüm her yerde insanları teslim alırken, özgürlükten, yaşamdan, doğadan yana olanların mücadeleleri her daim bize anarşist ve terörist kavramları ile birlikte sunulmuştur. Marjinal olmak demek küreselleşmeye karşı gelmek anlamında kullanılmıştır. Kürselleşme her daim bize daha fazla özgürlük alanı açacağı olarak sunulurken geçmişte yaşayan bireylerden daha az özgür ve birey hakkına sahip olduk.    Seyahat özgürlüğü sadece paranın el değiştirmesi olarak algılanmış ve yapılan tüm geziler birer hi&... Devamı

Yeraltından notlar

2017-03-18 13:09:00

Yeraltından notlar   St. Petersburg şehrini kenar mahallesinde bir oda, oda bodrum katındadır, miras olarak kalmış bir küçük yaşam alanı. Orada içimizden her hangi biri oturmaktadır. Memurluk yaparken yaşamın tek düzeyli akışından sıkılan biri yakın akrabasının ölmesi üzerine aldığı miras ile hemen memurluktan istifa edip bu köhne bodrum katına gelmiştir. Sıkıldığı tek tip yaşamdan başka bir tek tip yaşama düşmüştür, o düşüşün getirmiş olduğu yıkıntı ve kendisi ile hesaplaşmasını yeraltında ki bu odadan bizim ile yapmaktadır.   Gerçek dünyadan kendini soyutlamış veya buna zorunlu kalmış bir kişinin iç çatışmalarını ve hezeyanlarını ana eksen olarak işlendiği bir oyun var sahnede. Kırmızı bir bez parçası yüzüne örtük, bir masa, masanın üzerinde birkaç kitap, mum… Nemli, soğuk ve karanlık… kölesi olan yanında çalışan bir aile… aile çok fakir ve açtır. Zorunludur onun yanında bulunmaya… o ise para ile yönetmektedir o aileyi… Bencildir, istekleri bitmez… şaşalı ve güzel yaşam hayali içindedir… huysuzdur.. hayal dünyası içindedir… aynı şekilde de tembeldir… kendisini bu odaya öteleyen topluma da öfkelidir. Öfkesi sesinin içinde saklıdır. Her an öfkeli cümlelerini yüksek ses ile salonda bulunan seyirciye ulaştırmaktadır. İlişki kurmak için ayağa kalktığında kendine olan güvensizliği onun ayağına çelme takmaktadır.    Trajik komiktir ama trajedisi daha ağır basan karamizah eseridir. Sözler salonda uçar, her biri bir yaşanabilecek şeyi anlatır ama seyircinin beyninin içinde bu kelimeler cümleye dönüşürken sarsar. Sarsmasın etkisini artıracak olan sahnede ki performanstır. Murat &Cce... Devamı

Coriolanus

2017-03-17 00:47:00

Coriolanus   Roma dönemidir, imparatorluk artık cumhuriyet ile idare edilmektedir. Değişimin olduğu yıllarda Borissia ile savaşmaktalar. Sürekli bir savaştır, beş defa cephede karşılaşmışlar ve Romalıların galibiyeti ile sonlanmıştır.    Kıtlık savaştan dolayı Roma’da yaşanmaktadır, soyluların depolarında buğday olduğu söylentisi üzerine halk isyandadır. Bu isyanda hedefteki kişi Caius Martius olarak öne çıkmaktadır. Soyluları temsil etmektedir ve cumhuriyetin fikrine henüz uyum sağlayamamıştır. Halkı küçümsemekte ve soyluların her şeyi kontrol etmesini ve onur mücadelesini ancak soylular tarafından gerçekleştireceğine inanmaktadır. Cephede başarılı olmuş ve her savaştan bir yara izi ile dönmüştür. Babasından daha yakın gördüğü kişi her zaman yanında yer almaktadır. Menenius Agrıppa bir anlamda Martius’un vicdanın sesidir. Halkın temsilcileri Brütüs ve Sicinius bir anlamda halkın sesi gibi gözükmelerine rağmen yeni rejimin görünmez idarecileridir, ince siyaset ile savaş meydanında galip gelenleri senatoda yenecek kadar ince siyaset yollarına hakimdir.    Bu tartışmaların ortasında düşman yeniden Tullus Aufidius komutasında saldırmıştır. İki düşman yeniden savaş meydanında karşılaşacak ve bir anlamda düşmanlık kan davasına dönmüştür. Savaş meydanında iki komutan bir biri ile kavgaya tutuşur ve kavgayı Martius kazanır ve yeni bir unvan ile onura edilir. Coriolanus olarak anılacaktır. Roma’ya dönüşü muhteşemdir, şölenler ile karşılanır ve Konsül olmaya aday gösterilir. Ama yeni rejimin kuralları gereği halkında onayını almak zorundadır ama halktan kendisini üstün gören biri halkın konuştuğu dil ile konuşma yerine her şeye hakim, onurlu, kibirli olarak onlardan onay almayı kendisine yedir... Devamı

Gösterilen ile gerçek çok farklı

2017-03-15 10:35:00

Gösterilen ile gerçek çok farklı   Çocukluğumda bize Amerikalılar aptal derlerdi, öyle öğretirlerdi, sonra bize dağıtılan süt tozlarını görünce ve içmeye başlayınca çocuk aklıma geldi, madem aptallar ve neden bize süt tozu dağıtırlar, çünkü o dönemde her yerde inekler vardı ve sütü zaten doğal olarak içiyorduk... Demek ki onları aptal yapanlar bizi de tecrübelerine dayanarak aptallaştırıyorlardı...   Sonra siyah beyaz tek kanal çıktı elektrikler ile birlikte... Her eve televizyon giriyordu, üstelik bir kaç saat yayın yapan televizyon kanalı. O tarihte bilmezdim Amerikalılar renkli televizyon kullanıyorlar ve birden fazla kanalları vardı... Onları aptal yapanlar içinde bir de aptal kutusu olarak sunulan tv vardı ki, aptal kutusu diyenler ilk önce evlerine aldılar... Burnu akan çocuk görüntüsü eşliğinde doğu görüntüleri yayınlandı, bizim gerçekliğimiz dedik, burnumuz akarken...   Amerikalılar aptal derlerdi ama Amerikalıların yaşam kalitesi ile bizim yaşam kalitemiz arasında uçurum vardı... Okyanus olduğu kesindi ve bizler hiç bir zaman balina nedir bilmezdik, uçakları da arada sırada gökyüzüne iz bırakarak giden araç olarak bilirdik... Ne uçağı yakından görmüştüm ne de denizi...   Amerikalıların Türkçe konuştuğunu düşünürdüm her kovboy filmine bakarken... Çünkü o güne kadar İngilizce tek kelime duymamıştım... Kötü Türkçe konuşanları ise köyümüzün yanında kurulan çadırlarda yaşayan çingeneler...   Benim için yabancı Çingeneydi ama yıllar içinde öğrendim meğer bizler çok kültürlü bir coğrafyan... Devamı

Ayrılık

2017-03-04 12:24:00

Ayrılık   Bir yıl 12 gün pardon 13 gün sonra bir telefon ile başlayan ayrılığın ilk buluşması Behiç Ak kaleminden Semih Çelenk sahneye uyarlamasından ve de Sevinç Erbulak, Fırat Tanış yorumuyla Tiyatroevi tarafından seyirci ile buluşturulmuş bir oyun… oyun dediğime bakmayın, performansı yüksek, bir birini tekrarlayan cümleler o kadar iyi telaffuz ediliyor ki sanki bir tekerleme oyununda o tekerlemeyi en iyi kim söyleyebilir yarışmasını heyecanı içinde sürükleyici bir güldürü… Zaman, mekan, coğrafya yoktur, her hangi bir yerde, her hangi bir ülkede, modern yaşam denen aile yaşantısının bizim yüzümüze bir balon gibi çarpması ve o çarpmanın etkisi ile kahkahalara boğulmamız.    Oyunun konusu basit, sıradan hatta amerikan dizilerinin ve son dönem oda tiyatrolarının izlerini taşıyan modern bir ritm içinde. Kara mizahın bol bol oyun içinde kol gezdiği, zıtlıkların aslında bir arada tutan şeyler olduğu, benzerliklerin ise ayrılık sebebi olduğunu bize fısıldayan oyun…   Sevinç Erbulak bu oyunda kendisini sahnenin doğal bir parçası yapmış, ayrılmaz bir bütün, sahne içinde sanki seyirci yokmuş gibi özgür ve konuşması ile mükemmel bir şekilde kelimeleri telaffuz etmesi ile benim gözümde öne çıkıyor, sanki Fırat Tanış’ı omzuna almış taşıyor gibidir. Fırat Tanış her ne kadar başta biraz daha yapay gibi dursa da zaman içinde o da Sevinç Erbulak’ın ritmine ayak uydurup oyunu muhteşem bir seyirlik haline getiriyor. Oyun hem seyirlik açısından hem de komedi alanında övgüye değer…    Sahne iki işçinin bir kutu halinde olan sahne ekipmanlarını sahneye dağıtması ile başlar. Her ne kadar oyun iki kişilik gibi gözükse de perde açılmada... Devamı

Dağılanlar yan yana gelememiş…

2017-03-04 10:51:00

Dağılanlar yan yana gelememiş…   12 Eylül süreci ve sonrası ülkemizin sol tarihi açısından olumlu gitmemiş, çünkü 12 Eylül sabahı başlayan süreç önceden tahmin edilmiş olmasına rağmen, örgütler bir arada mücadele yerine ayrı ayrı düşünmeye ve kendisince çözüm yolları aramalarına neden olmuş. Elbette bunda en büyük etken örgütlerin 12 Eylül öncesi bir birileri ile rekabeti ve güvensizlikleri yatmaktadır. 12 Eylül’de yaşayan yapıların liderleri 12 Mart darbe ortamını büyük çoğunluğu içeride geçirmiş olmalarının getirmiş olduğu sanırım bir öngörü ile “bizler birkaç sene yatar çıkar ve yeninden yolumuza devam ederiz” mantığını kendilerine siper etmişler gibi, bugünden o günlere bakınca öyle okuyorum…    Ülke bir bütün değildir, tek millet söylemi, tek dil, tek vatan, tek eğitim, tek ordu, tek merkez mantığı ile ulus devletinin anlayışı 12 Eylül sonrası kazanılmış tüm hakların yok sayılması ve yeniden haklara biçim verilme sürecidir. Kısaca 12 Mart’ta olduğu gibi büyük gelen elbise biraz küçültülmemiş, aksine tüm elbise yırtılmış yeni bir elbise ülkeye giydirilmiştir. Ülkenin o güne kadar ki klasik ulus devlet refleksi ve kuruluşundan itibaren verilen rolleri değişmektedir. AB yolunda ilerleyen ülkenin yeni rotası ılımlı İslam ve Kuran’ın siyasi liderlerin ellerinde meydanlarda gösterilmesi üzerine kurgulanmıştır. Akla değil duyguya, inanca hitap eden yeni siyasi anlayışa uygun siyasiler meydanlarda yerlerini almıştır. 24 Ocak’ta başlayan liberal ekonomi 12 Eylül ile tüm kararları uygulamaya konulmuş ve yenidünyanın yeni rotasına otururken ülkemizd... Devamı

Yoktan var etmek!

2017-03-03 10:27:00

Yoktan var etmek!   Genel kuraldır, yoktan var olmaz, vardan yok olmaz, mutlaka bir şeylerin dönüşmesi gerekir ki yoktan var olmuş gibi hissedelim! Doğa ihtiyacına göre bir şeyleri yaratmış, evrimsel süreçten geçirmiş ve yaşadığımız zamanın doğasını oluşturmuş ve hala da değiştirmeye devam etmektedir. Bu arada birçok canlı türü ortadan kalmış yerlerini başkaları almış. İstilacı olanlar istila ettikleri ortamdaki çeşitliği ortadan kaldırmış ama kısa sürede istila etikleri yerde başka canlılar da ortaya çıkmasına sebep olmuş… Doğa güçlü olanları ve direnenleri şans tanımış…   Doğanın yasası insanın yasasından üstündür ve insanın yasasını da belirler.    Toplumsal dönüşümler birden ortaya çıkmaz, zaman içinde gelişir, olgunlaşır ve güç olarak kendisini gösterir. Rastlantı yoktur, ama birçok şeyi açıklayamadığımız için rastlantı der geçeriz. Toplumsal olaylar değişik kırılmalar ile tarihin not ettiği çizgi üzerinde gider, fakat bu çizginin tek bir doğrudan ya da tek bir çizgiden ilerlediğini söylediğimi düşünmeyin, çünkü biliyoruz ki tarih rotasını beklentiler üzerine oturtmaz, beklenen ama göz ardı edilen beklenmeyen kırılmalar ve çatışmalar sonucunda gelişen olaylar ile de biçimlenir. Roma imparatorluğunu kuzeyden gelen küçük bir halk kitlesi tarafından yok edileceğini Roma İmparatorluğu yaşarken kim düşünebilirdi ki, aynı şekilde üç kıtaya hükmetmiş Osmanlı İmparatorluğu emperyalist devletlerin elinde oyuncak olacağı ve sınırlarını masa başında cetvel ile ayrılacağını kim söyleyebilirdi? Meşrutiyet kavgası verenler, birden önlerinde cumhuriyet kapısını açıldığında olayları tesadüflere mi b... Devamı

Öfke!

2017-03-02 13:54:00

Öfke!   “Öfkeyi besleyen, yine öfkedir.” Alain   Elim terliyordu, nefes almakta zorlanıyordum, sesimi dışarıya bırakmak istedim ama sesim nefesim ile birlikte ta derinlere doğru çekilmişti. Gerilmiştim, gerilen lastik gibi hissediyordum, ya lastik bırakılırsa? Bir yandan endişe içinde kendimi kontrol etmeye çalışıyor, öte yandan dışarıdan gelen seslere karşı bütün kapılarımı kapatmak istiyordum. Elim terlemesi yüzüme vurmuştu sanırım, yüzüm yanıyor gibiydi, gerilmiş, nefesim daha da sık alıp vermeye başlamıştım. Göğsüm inip çıkıyor, sürekli kendime doğru telkinlerde bulunuyordum. Dışarıda beklemediğim ve beklentimi karşılamayan ve hatta beklentilerimin dışında gelişmeler vardı ve kontrol edemiyordum. Bize çocukluğumuzdan bu yana kendimizi kontrol etmemiz öğretilmişti ama eğitim burada işe yaramıyordu, patlama üzereydim, benliğim vücuduma hakim olamıyordu. Beynim sanki dışarıya çıkmış beni izler gibiydi, bırakmıştı her şeyi artık vücudum ne yapacaksan yap, bırak lastiği patlasın bir şeyin üstünde!    Patlama duygusal olabilir, mantıklı da olabilir ama genelde bizler duygu insanlarıyız duygularımız ile hareket eder ve duygularımız ile bakardık dünyaya… ama benim patlamam pek duygusal değil diye düşünüyorum, elbette düşünmeme izin verdiği ölçüde. Biliyordum öfkem bir kağıt alevi gibidir, hemen yanar ve küle dönüşür, hatta külden geriye de bir şey kalmaz bile. İleriye taşıyacak korum bile yok! Öfkeler her daim kağıt alevi gibi olmaz, bazen öyle bir şekilde patlar ki sanırsın yanardağ patlamış ve Pompei şehri oluşmuş olur. Yanardağ sürekli orada durur, kor halindedir, altan alta lavlar gelir geçer, bir deprem olsa da çıksam der gibidir.. ama benim öfkem yanardağı... Devamı

Arap sermayesi geldi!

2017-02-25 16:30:00

Arap sermayesi geldi!   Sermaye bir yere girdiğinde oranın dokusunu bozar, çünkü yağmalamak için oradadır. Oradan elde edeceği artı değeri kendi kasasında biriktirir ve yeni emperyalist politikalar için oradan elde ettiği birikimi kullanır. Sermayenin olduğu yerde tüketim kaçınılmazdır, hem emeği, hem doğayı hem de var olan tüm değerleri tüketir. Sermayenin o yüzden ne ulusu ne de coğrafyası vardır, her yerde benzer özelikleri ile varlığını korur. Ama sermaye aynı zamanda çok kurnazdır, çünkü kendisini daha güçlü kılmak için yerel işbirlikçileri kendisine kapı kulu yapar ve onlar üzerinden rakip gördüklerini yok etmek için gizli bir savaş yürütür.    Bizim ülkemizde sermayenin serbest dolaşım hakkı ulus devletin temeline 24 Ocak 1980 günü alınan karar ile çakıldı. İlk çatlak böyle oluştu ve o alınan kararların uygulanabilmesi için 12 Eylül kaçınılmazdı. Kaçınılmaz olan darbe bir sabaha karşı radyolarda marşlar çalması ile başladı ve o dönemin tek kanalından generaller konuşarak ülkenin gidişatına el koydular. O el koyma aslında büyük bir rota değişikliğinin habercisi olduğunu o anlayamamıştık, çünkü sıcak iç savaş koşullarında insanlar bu darbeye bilerek ve açıkça hazırlanmıştı ama ona direnecek örgütler ne yazık ki hazır bile değildi. Darbenin ayak seslerinin yerini panzer sesleri aldığında bile direniş yapması gerekenler bir biri ile çatışıyor, ‘pantolon kavgasını’ nasıl önlerizi konuşuyorlardı.    Panzer bir çok direnişçiyi yanımızdan aldı, yaratılan suçlara suçlu bulunması ve davaların çözülmesi için işkence tezgahları genişletildi, en ufak direniş nok... Devamı

Torba içinde muhalefet!

2017-02-22 21:02:00

Torba içinde muhalefet!   Torba yaşantımıza ne zaman dahil oldu bilemiyorum ama torba yasalar ve torba içine sıkıştırılmış kafalar 12 Eylül sonra yaşantımızın bir parçası oldu. 12 Eylül ile başladı ilk torba uygulamalar, gerçi onu yaratan 24 Ocak kararları bir torba yasa olarak hayatımıza önceden girmişti. 24 Ocak kararları yaratanlar dört eğilimi 12 Eylül sonra partisinin çatısı altında toplayacak ve yeni liberalizmi öğrenenler torba ihalelerden pay kaptıkça kendileri o dönemin çizgi film kahramanı gibi değişmeye başladı. Değişim kaçınılmazdır ama değişen yaşama uyum sağlamak maharet ister…   Dik duranlar ve direnlerin ezildiği ve kanları ile toprağın sulandığı bu diyarlarda krallar, padişahlar, liderler ve onlara hizmet edenler katil olmalarına rağmen tarih sayfalarına kahraman olarak kayıt edilmiştir. Mazlumlara bir mezar taşı bile çok görülürken katillere türbeler yaptırılmıştır.    Bu ülkenin tarihi içinde birçok kanlı olay bu topraklarda olmuştur, dışarından gelen istilacılar bu ülkenin dokusuna uyum sağlayarak erimiş ama iktidar gücünü kullanmaktan geri durmamışlardır. İktidar için halkına güvenmeyenler her daim baskı rejimini sürekli kılmış olmalarına rağmen Köroğlu’nun direnç şiirleri ayakta kalırken onlar yok olup gitmiştir. Tarih bize birçok konuda fısıldar ama ona kulak kabartmayanlar ancak yeniden yeniden o baskı rejimlerin yaratmış olduğu girdabın içinde olmaktan da geri duramazlar…    İktidarlar ders almıyor ama onun ezdiği mazlumlar da bu tarihin olaylardan ders almadığını görmekteyiz, çünkü tek bir güç olarak ezenin karşısında durması gereken mazlumlar binlerce parça halinde demir ökçenin altında yerlerini almaktadır.... Devamı