Şarkılarla memleket tarihi

2017-05-21 22:05:00

Şarkılarla memleket tarihi   İnsanlık tarihi mitolojilerin bize sunduğu ile başlar, bilim gerçi bize daha öncesini anlatır ama söz Anadolu, söz bizim toprak olunca bilimsel olanı değil destan olanı, mitolojinin bize sunduğu ile başlayalım!   Sözün hakim olduğu zamanlarda ezgiler insanlık birikimini bir sonraki kuşağa aktardı, sonra yazı, yazı ile birlikte başladı destanlar. Destanların mitolojiye dönmesi ve tanrılara ulaşması insanlığın gittiği yolu anlatır. İnsanlık başlangıçta ezgisi ile birbirine seslendi, duygularını konuşmadan belki de ezgiler ile sundu. En güzel duyguları, acıları, öfkeleri, nefreti, düşmanlıkları, barışı, dostluğu ve sevgiyi… İnsan belki de başlangıçta ezgiydi, sonra söz oldu, daha sonra kelime, cümle ve destan!   Şiir ezginin dile düşmesidir. Şiir ile anlatır oldu insan dertlerini. Şiir ile isyanına ses verdi. Şiir ile sevgisine sevgi kattı, daha güzel nasıl söyleniri hep aradı. Şiir ezginin kelimeye dökülmüş halidir. Bir grup müzisyen ve bir grup tiyatrocu aynı mekanda bir araya gelmiş. Enver Gökçe’nin bir şiiri ilk adım olmuş iki ayrı sanat insanlarını birleştiren sahne… Şiir ağıttır, isyandır, sesteki tınıdır. Sesteki tınıyı duyan müzisyen nasıl dokunmaz gitarın teline, davulun o güçlü sesine… Vurgulu, telli çalgılar şiir ile birlikte başlamış konuşmaya, bunu konuşmayı da yazıya döken Mehmet Esatoğlu olmuş. Yazmış sahnede yaşananları, duymuş, hissetmiş geçmiş yıllarının birikimi ile. Düşünmüş kendi birikimin kaynağını ve ilk ezginin çıktığı, ilk ateşin insana ulaştıran tanrıya kadar gitmiş. Ateşi çalıp insana armağan eden belirlemiş insanın kaderini. Doğa ile savaşta eline güçlü silahı en korumasız ve savunmasız olan hayvana! Doğanın zayıfı doğanın efendisi olurken... Devamı

Acılar ile büyür çocuklar…

2017-05-21 13:03:00

Acılar ile büyür çocuklar…   Sokakları çürüyen insanlar doldurmuştu. Çürüme kokusunu deodorantlar ve parfümler ile yok etmeye çalışıyorlar... Koku tüm şehri sarmış.   Şehir içinde yaşarken pek hissedilemeyen koku ve duman şehri terk ederken farkına varılıyor ama en kötüsü şehre geri dönerken hissedilen o çürümenin kokusu...   Sokaklarda çürüyen insanlar çürüyen yolların üzerinde çürüyen binaların döküntüsü arsında kalabalıkta kendisine yol açmaya çalışıyor...   Çürüme başlamıştı ve dönüşü de yoktu.   Kötülüklere karşı mücadele eden iyi insanlar kötüleri kovduktan sonra kurdukları düzende onlar ile mücadele eden iyi insanları gördüler... çünkü çürüme sonlanmamıştı, devam ediyordu. Her iktidar iyi niyetler ile iktidara gelir ama kısa zamanda çürümeye başlardı, çürüyen güç etrafına daha fazla koku salardı…   Her şüpheli eğitimli katildir.   Çürümenin olduğu yerde cinayetler de sıradanlaşırdı, bazıları devlet adına işlenir ve katile kahraman denirdi, devletin tasfiye etmedikleri öldüklerinde öldüren eğer yakalanırsa kahramanlık gösterisine dönüştürülür, bayrak önünde fotoğraf çekilir, methiyeler dizilirdi. İktidar için her şeyi mubah görenler, iktidar ile birlikte yok olduklarının farkında bile değillerdi… korku çürüyen toplumların çıkmaz sokağı gibidir.   Korkan insanların olduğu yerde zalim hüküm sürer...   Çürümenin o... Devamı

Türk gençliği…

2017-05-19 16:24:00

Türk gençliği…   Türk gençliğinin bir bölümü açlık grevinde, bir bölümü cep telefon peşinde, bir bölümü Kürt dövme derdinde, bir bölümü itaat ederken geleceğini kazanma derdinde, babasının parası olanlar yurt dışında, olmayanlar devlet okulunda din eğitiminde...  Türk gençliğinin artık yoktur bir vazifesi, olsaydı bilirdi.   Türk gençliğinin bir bölümü cemaat üyesi diye işten atılmış, ne yapacağını bilemez konumda, dayak attığı gençlerin bir bölümü “işe dönelim, haksız işten atmalara hayır!” diye açlık grevinde, işsiz gençler açlık grevini bile ziyaret etmeye korkarlar.   Türk gençliğinin bir bölümü rant peşinde, kısa yoldan köşe dönmek için var olan siyasi atmosferin istediği gibi davranmakta ve telefonlarını açarken “selaaamııın alakuum” diyerek açmakta...   Türk gençliği adı var kendisi değişik tabelalarda...   "Türkiyem Türkiyem" marşı söylemekte, güya Amerika karşıtlığı yapayım derken var olan siyasi iradeye desteklerini eksik etmemekte... Var olan lider Amerika'da “dövün!” demiş Türk gençliğinin kariyer sahiplerine...   Kafası karışık Türk gençliğinin.   Türk gençliği hem muhalif hem iktidardan yana hem de hem muhalif hem iktidar destekçisi...   Okuldan atılmış öğretmenine destek verdi diye cezaevinde koğuş içinde gününü karşılamaya çalışan, 70 yaşında babası açlık grevinde çoğunun kemiğini alma umudunda...   Türk gençliği bu kadar dağınık, bu kadar hedefsiz, bu kadar gelecek korkusu ya... Devamı

Sevgisiz yaklaşanlar zulmü hak görür...

2017-05-17 15:31:00

Sevgisiz yaklaşanlar zulmü hak görür...   Kimse kimsenin fikrini sormuyor, sadece yalan kusuyor üzerine... Parası olanın konuştuğu düzende yalan sadece parası olanın işine yarar, çünkü yalan ile iktidarını güçlendirir... Biri yalan söylemeye başlamışsa başka yalan da söylemek zorundadır, çünkü yalanı ancak başka yalan ile kapatır, ama yalanın da bir ömrü vardı, çıkmaz sokak yaratır yalanlar... Çıkmaz sokaklarda toprağa düşmüşlerin öfkesi yatar...   Acılar üzerine mutluluk inşaat edilmez... Üzerine beton dökülünce geçmiş yok olmaz... Şehirler geçmişin izlerini silercesine sürekli betonlar ile gökyüzüne doğru uzanıyor…   Koca koca insanlar, kariyerinin en üst noktasına çıkmışlar, önlerini ilikleyip var olan tüm haksızlıkları kariyeri için görmezden gelenler, yaşanan hukuksuzluğa hukuk ve yasal elbise giydirmek isteyenler bir siyasi güç önünde eriyip yok oluyorlar... Yok olan sadece onlar mı?   İnsanların hayatları ile oynamaya siyaset denir... Yaşam bir siyasinin dudaklarının arasına bırakılmışsa, orada insanlık yok demektir...   Çocuklarımız kurtuldu, akademisyen oldu derken çocuklarımızın geleceği elimizden bir kararname ile alındı... Açlığa teslim olmaları istendi... Çocuklarımız gelecek kaygısını artık taşıyamıyor, yaşama kaygısı daha ağır bastı...   Masumiyetinizi kaybettiğinizde her şeyinizi kaybedersiniz... Lider olsanız dahi artık hiç bir şeyi yeniden kazanamazsınız... Eğitim, masumiyeti yok eden ve sistem için insan yetiştiren ve biçimlendiren bir mekanizmadır... O mekanizmadan kim geçmedi ki, hepimiz. Hepimizin masumiyeti elimizden alındı, yok edilen geçmişimiz ile birlikte&helli... Devamı

ek dergi için

2017-05-17 10:25:00

Eleştiri…   Eleştiri olmazsa olmazımızdır deriz ama hiçbir zaman eleştiriyi ya kaldırmayız ya da yok sayarız, çünkü her şeyi en iyi bilenlerin olduğu yerde eleştiri olmaz; ya övülür ya da yerilir…   Eleştiri tarihini yazmaya çalışan biri mutlaka kendisi ile hesaplaşmak zorundadır, çünkü eleştiri; kişinin kendisi ile yüzleşmesidir ona da özeleştiri deriz. Özeleştiri ne yazık ki eleştiri ile birlikte buharlaşmış, ısınan gökyüzünde suya dönüşmeyi bekler, bir gün kaybolduğu topraklara umarım yağmur olarak iner…   Her yapılan pratik iş aslında geçmişin eleştiridir, konuşmaktan daha çok üretin derler. Üretin geçmişe öykünmedir, en fazla öykünenler geçmiş ile bir noktaya gelir ve kopar, çünkü yoktan var olmaz, vardan da yok olmaz.   Bugün ne üretilirse üretilsin geçmişte ayağı yoksa varlığı yok demektir. Her üretimin, her adımın, her söylemin geçmişte bağı olmak zorundadır, birden postmodern söylem ortaya çıkmaz, postmodern de olduğu gibi olaylar birbiri içine girip sonsuz ve karmaşık anlatım ile bitmeyen öykülerin pasif, sistem ile çakışmayan, sistemin güzellemesini dolaylı yapan bir dil ortaya çıkmazdı. Bugün yaşanan postmodern diye kabul edilen dil aslında liberal söylemin edebiyat/sanat içinde karşılık bulmasıdır. Yani postmodern yıkar ama yerine yenisini koymayı düşünmez. Yıkıntı halinde kalan ulus devlet gibidir, yıkıntılar içinde kaos ortamında kalan bir bireyin neden yıkıntılar içinde kaldığı, neden gökyüzünden bombaların kendi şehrini vurduğunu, koşusunun neden birden radikal dinci olarak karşısına dikildiğini ve de neden dine sarılarak özgürlükleri biler... Devamı

Gazetecilik!

2017-05-15 16:13:00

Gazetecilik!   Bu ülkede çalışan da çalışmayan da hepsi işsiz gazetecidir... Çünkü gazetecilik denen kavram patronun çıkarına göre haber yapmak olarak yeniden kurgulandığı gün bitmiştir. Gazeteci, eskiden ihale için meclis ve parti koridorlarını patronun adamı ile turlar ve ilişki yakalarken gazetecilik bitmiştir. Günümüzde koridorlarda gazetecinin koşuşturmasına ihtiyaç kalmamıştır, zaten iktidar ile içli dışlıdır, aracı koymak ve ilişki yakalamanın anlamı kalmamıştır. Editörlerin nasıl haber yapılacağı ve hangi konularda kaç vuruşluk yazı yazacağı yani sipariş üzeri haber yazılması başladığı gün gazetecilik bitmiştir... Zengin adamlar için onlara özel dergiler çıkarıldığı ve onların hoşuna giden haberleri tek bir gazetecinin üzerine yıkıp, ondan her konuda yazı yazması beklendiği gün gazetecilik bitmiştir... Kısaca bitmiş mesleğin eski çalışanları ve hala kendisini gazeteci olarak görenler işsizdir... Çünkü mesleğin gerekliliğini yerine getirebileceği alan kalmamıştır... Havuzdan alınan ve havuza bırakılan her haber editörler ve gazetenin duruşuna göre yeniden yaratılıp yaratılan gerçeklik olarak okuyucuya ulaşmaktadır. Bu ortamda gazetecilerin hepsi işsizdir, maaş almak ve evini geçindirmek için kendisinden istenileni yerine getirene çalışana editör, getirmeyende işsiz gazeteci denir...   Suç, yoktan var ediliyor…   “Gazetecilik suç değildir!” başlığı taşıyan dövizler her gösterinin merkezi İstanbul’da ki Galatasaray lisesi önünde ki meydanda belirli günlerde (ihtiyaca uygun zamanlarda) çıkarılıyor ve kamuoyundan destek isteniyor… “Gazetecilik suç değildir!”  sloganı gerçekten sorunun odak noktasını karşılı... Devamı

Ayrı ayrı gittiler…

2017-05-10 16:45:00

Ayrı ayrı gittiler…   Ayrı ayrı gittiler, ayrı ayrı bayraklarını açtılar, ayrı ayrı afişler hazırlamışlar, ayrı ayrı bağırdılar, ayrı ayrı ayrı yönünü öne çıkardılar, her biri tek bir mezara gidip aynı şekilde duygulandılar, aynı şekilde gelecek umudunu içine çektiler...   Ayrı ayrı gittiler bir mezarın başına ve ona söz verdiler, halklar özgür olana kadar bu kavga bitmez! Çünkü ilk yüz adımı en hızlı koşucusu yatar o mezarda, o mezarın başında binlerce aynı isimi taşıyan genç... Mezarın içinde yatar bir delikanlı, içindedir kemikleri ama ruhu başında bağıran her bir gençtedir. Her ziyarette onların ruhlarına bir nefes üfler, "Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının bağımsızlık mücadelesi! Kahrolsun emperyalizm!"   Ayrı ayrı zamanlarda yok edildiği düşünülenler, ayrı ayrı vücutlarda savundukları hayat bulur, dikilir zalimin önünde…   Önce yaşamdır, ölüm güzel insanlardan uzak dursun...   En zor koşullarda bile önce yaşamı savundular, yaşam için kendileri ölümü göze aldı… Yeter ki güzel, yaşam dolu gençler ölmesin diye… Devlet onları yok ederek kendi homojen toplumu kurma projesini başardığını sandı. Kurulan devlette başka birilerinin projesi olduğunu düşünmeden devleti yaşatmak adına, devlet için cinayet işleyenler kahraman olarak tanıtıldı ama sonuçta katildi hepsi. Devlet kendi kahramanını unuttu, kahramanlarının vurduğu gençler bugün dahi yüreklerde, meydanlarda, mücadele alanlarında yaşamaya devam ediyor…   Devlet adına cinayet işleyenler hepsi profesyoneldi, vicdanlarını çıkarları gereği dağlatmışlardı…   Halk adına hareket edenler ise amatö... Devamı

Zalim, genelde zayıflardan çıkar…

2017-05-09 11:10:00

Zalim, genelde zayıflardan çıkar…   Serçeler çimlerin üzerine düşmüş çiyi yudumluyor. Gün henüz kendisini göstermedi ama havada gri bir aydınlık söz konusu... Gölgesiz bir gün daha başlamıştı… Günün ilk ışıkları bulutların üstüne vurmuş ama bulutlardan yeryüzüne daha doğrusu yaşadığımız yere gelmiyordu. Homojen bir aydınlık söz konusuydu, gölgelerimiz olmadan sokaklardan geçerken, gölgesiz dolaştığımızın bile farkında değildik.   Şehir yaşamı insanı hedeflediğini değil bulduğu gibi yaşamasını öğreten bir alan olmuştu. Şehir ticaret demekti, ticaret çalışan insan, çalışan insan ise birilerin artı değeri olacaktı. Çünkü çalışan olmazsa onun üstüne basıp rahat yaşayan olamazdı. Rahat yaşama adına arkadaşının üzerine basıp gitmek yaşadığımız çağın ruhu olarak bize sunuluyordu. Liberal ekonomide her insan koyun gibi kendi bacağından asılır, kasap dükkanlarında olduğu gibi uygun yerine çiçek takılırdı. Gerçi marketlerin içine sığınmış kasaplarda ne koyun ne de gül vardı…   Şehir, mertliğin ortadan kalktığı, zayıf insanların güçlü insanları paraları ile teslim aldığı bir mekan olmuştu… Okumamış, duyduğu ile hareket eden, duyduğunun yanına bin koyan, yaratılmış gerçekliğe inanan ve o inanç ile tek doğrunun kendi düşüncesi olduğunu sanan ve dünyayı tek başına oynatacak kadar güçlü ve de merkezinde gören birinin elbette bilim ile işi olmaz, o sadece güce inanır ve gücü olanın her şeyi yaptığını sanır. Ama güç bilgi olduğunu bilmeden yaşadığı sistemde birisi için tüketici ve tetikçisi olduğunu anlamayacaktı…   Zayıf insanlar kapı kulu olur, sonra kapıda... Devamı

Sol bilinçtir…

2017-05-05 05:02:00

Sol bilinçtir…   Sol üzerine binlerce yazı kaleme alınmıştır, binlerce sayfa üzerine leke olarak işlenmiştir, çünkü bilince çıkarılmak istenen şey bilimsel açıklaması olan, akla uygun ve yaşamda karşılığı olan bir tanımdır… Sol denilince her bireyin kafasında duygusal olarak bir şeyler yansısa da aynı şeyler algılanmadığını yaşanan sol yapıların çeşitliliğine bakarak anlayabiliyoruz. Çünkü olaya nasıl baktığın değil nereden baktığın solun tanımını de etkilemektedir… Ama üzerinde ortak mutabakata varılmış ilkeler vardır ki, bu ilkeler yüzlerce yılın sonunda akla uygun geldiği için kabul edilmiştir. Çünkü kapitalizm her şeyi kategorize ederken, her sıfata başka anlamaları zamana uygun şekilde verebilmektedir. Popüler söylem her zamanın ruhuna göre değişmektedir…   Sol adına yapılan her adım bir birikimdir ve her birikimden elde edilen tecrübeler ile bireyin özgürlüğünü, yaşama bakış açısını genişletmek için kullanılmıştır. Özgürlük, bağımsızlık, eşitlik, kardeşlik solun belirleyen temel sıfatlardır… Bunlar olmadan sol tanımlanamaz ve düşünülemez…   Fransız devrimi çok kısa süreli iktidar süreci içinde birçok tecrübeyi de arkasında bırakmıştır ama bu kısa zamanda insanlık için çok değerli birikmeleri de bırakmıştır. Kısa zamanda çok şeyler öğrendi insanlık, çünkü içinden doğduğu kapitalist sisteme karşı işçi ve kenar mahallenin yoksul kesimi ortak olduklarında, el ele verdiklerinde, omuz omza barikatların arkasında yer aldıklarında en güçlü görünen devlet mekanizmasını elinde bulunduranların iktidarını da yok edecek kadar güçlü olduklarını gösterdiler&hell... Devamı

Korkunun üzerinde hiçbir şey yaşamaz!

2017-05-03 14:22:00

Korkunun üzerinde hiçbir şey yaşamaz!   Henüz sabahın ışıkları yaşadığım yere vurmamıştı ama sokakları ve şehrin karanlık noktalarını Bizans zamanın makamı çoktan kuşatmıştı. Erguvan ağaçlarının çiçeklerinin rengini alan boğaz artık anılarda kalan bir fotoğraf parçası, ayakta kalmış sütunların yanında gökyüzüne bırakılan bir renk konumuna düşmüştü. Ağacın gölgesi yaşadığımız zaman diliminde İstanbul boğazına ulaşamıyordu, denize çakılan kazıkların üzerine oturtulan yaya ve kara yolu ağacı denizden koparmıştı…   Sabah kalabalığı sokakları kuşatmadan sokakların hakimi olan köpekler grup olarak gezmeyi bırakıp her biri kendi bölgesine bireysel olarak dağılmak üzerine birbirine en son seremonilerini yapıyorlardı. İlk insan kalabalığı karanlıkta hareket etmeden ayrılmaları ve çöplerin kenarında olan yiyecek paketlerini koklamaya başlamamışlardı... Karanlık dağılmamıştı, aksine karanlık daha fazla kendisini hissettirirken doğudan başlayan bir aydınlanma yeryüzüne gelmekte olanı muştuluyordu...   Bizans makamı ses yok olmuştu... Zaten ortada ne yedi tepeli şehir kalmıştı, ne de onlardan kalan mahzenler...   Yeraltında var olduğu söylenen tüm değerler metro çalışması adı altında çoktan beton içinde ya kalmış ya da tarihi belge olmaması için çöplerde un ufak edilmiş, değerli gibi gözükenler de çoktan yurt dışında antik borsasının parçası olmuştu bile... Alan ve alıcısının belli olmadığı müzayedeler İstanbul’un yeraltından çıkanları ile daha da zenginleşmiş... İstanbul’un geçmiş sesi müzayedelerde bir başka topraklara ve sahiplerine doğru taşınmaktadır...   Sadece İstanbul’un yeraltı zenginliği mi, geçmişe ait yakın uzak ne varsa hepsi ç... Devamı

Sahtekar / Changeling

2017-05-01 13:21:00

Sahtekar / Changeling   Amerika her yaşadığı olumsuzluktan olumlu sonuçlar çıkararak yol alan bir devlettir. Avrupa’nın önyargılarını olduğu gibi yenidünyaya taşıyan insanların oluşturmuş olduğu devlet mekanizmasında insanları denetim altında alan ve onları yönlendiren devlet mekanizmasının yaşadığı değişimleri hukuk mücadelesi içindedir. Amerika’da değerler yaşanan olumsuz örneklere karşı verilmiş direnişler üzerine oturmaktadır. Elbette direnişi ortaya çıkaran orantısız gücün mazlumun üzerine uyguladığı baskıdır. Avrupa kıtasından gelen sermaye sahiplerinin önyargıları ve kafalarında ki ideal toplumu yaratmak adına uyguladıkları tüm baskılara karşı verilmiş mücadelelerin tarihidir bir anlamda… Amerika’da sermaye egemenliğinin olduğu ama ona karşı liberal düşüncenin de mücadelesini görmekteyiz. Sistem ile kavgası olmayanların sistemin yaratmış olduğu sorunların üzerine yapmış oldukları mücadeleler ile reformlar ile adımlar atmıştır. Atılan her adım kazanılmış haktır ve o hakkı koruyan hukuk maddeleri oluşturmuşlardır…   Zalimlerin karşısında mazlumların zaferini konu alan birçok olay tarihin dehlizlerinde yerini aldığı gibi, tersi de söz konusudur. Sömürge döneminden emperyalist döneme geçişte sınıf mücadelesi Amerikan toplumun özgürlükler karşısında ki duruşunu somutlamıştır… Amerika bugün Avrupa’dan birçok konuda farklılık göstermektedir. Avrupa kültürünün yeniden yaratılması değerlerin yeniden oluşturmasında elbette Avrupa kıtasında azınlık olanların Amerika kıtasında en azından yönetim alanında çoğunluğu temsil etmesinin payı vardır. Zalimlerden çok çekenler kendi zalimliklerini kurarken temelde sınıf bakışı içinde fark olmamasına rağmen pratik a... Devamı

Tolstoy ve Anna

2017-04-29 14:26:00

Tolstoy ve Anna    7 Kasım 1910 Astapovo tren istasyonu sakin ve sessizdir. Yaşlı bir adam saçı sakalı birbirine karışmış şekilde bu sessiz ve yalnız tren istasyonunda belirir… İstasyon büyük bir yazarı ağırladığının farkında bile değildir. Yaşlıdır, öksürmektedir ve geçmişi ile yüzleşmektedir.   Tren rayları arasında yaşlı bir insan kışın soğuğun yakıcılığı altında geçmişi, arkasında bıraktığı çocukları, eşi Sofya Andeyevna Bers… Evliliği kendi iradesi ve iç sesini dinlemesi ile oluşmuş. Komşu kızı, çocukluk arkadaşı, sonra onun en büyük destekçisi. Evliği sırasında yazmıştır en büyük eserlerini, en büyük eserlerini ve kahramanlarını bu evliliği sırasında oluşturmuş, eşi Sofya hepsini temize çekmiştir. Sofya, evliliğinin ilk yıllarında ona neşe, huzur veren kadın. Zaman içinde huzur ortamı ağır ağır yok olmuş dominant bir eşe dönüşmüştür. Onun düşüncesine, özel yaşamına müdahale eden bir kadın…   Sofya öncesi de vardır hayatında, o öncesinde yaşadığı tutku, iç sesinin ona karşı duvar örmesi yüzünden uzaklaştığı kadın Anna… Anna bu son yolculuğun son durağında hayal ile gerçek karışımı olarak karşısında belirir. Yüzleşir. Son durak geçmiş ile yüzleşmedir aslında… Aşıktır, aşk tek başına bir şey ifade etmez, hayattan beklentilerine cevap vermez… uzaklaşır. Uzaklaşır ama savaş ve barış sonrasında üreteceği en büyük ikinci eseri Anna Karenina’ya ilham verir. O yaşadıklarını yazar, gerçekçidir. Gerçek hayattın akışını romanlarında değiştirir. Romanlarda ki gibi hayat sonlanmaz ama hayat kendi iradesini ortaya koyar ve yaşamları biçimlendirir. Tesadüf yoktur, kurgu da hayat kabul etmez…   Son istasyon... Devamı

Dergiler…

2017-04-26 17:06:00

Dergiler…   Dergiler kağıt kokusunu, matbaada ki çalışanların alın terini elinize taşıyan araç olmasının dışında en büyük kazancı hiç tanımadığınızı bir kelime ustasının size sayfa arasından göz kırpmasıdır... Dergiler birbirinden farklı, birbirinden ayrı dünyalarda yaşayanların bir arada okuyucuya seslendiği sayfalardır…   Dergiler her ayın belirli günleri postadan size ulaşır, eğer abone değilseniz bayilerden ya da en fazla bulacağınız birkaç kitabevinin dergiler bölümünden elde edebilirsiniz… Şansınız varsa eğer, dergiyi basan, yazan, oluşturan emekçilerin bulunduğu yere gidip almak. İşte onun hazzı başkadır, çünkü alınterinin tek bir damlası bile size başka dünyalara açılan kapı ancak alın teri ile mümkün olduğunu somut olarak gösterir. Alınteri olmadan birikim olmaz…   Yaba Edebiyat Ankara merkezli başlayıp İstanbul sahaf dükkanında devam eden uzun bir tarihin bir parçasıdır. Uzun sanılan ama tarih içinde kısa zamanın edebiyata, yazara, şaire bıraktığı izinde görebileceğiniz bir dipnotu özelliğini gösterir. Bir dönemi incelemek istiyorsanız edebiyat dergilerini karıştırmadan yapılan her inceleme eksik kalmış demektir.. birileri oturup bilinen kalıplar içinde bir iki yere bakıp işte ben arkeoloji çalışması yapar gibi tarih yazıyorum diyemez… Edebiyat dergileri yaşanan zamanın ruhunu üzerinde en çıplak olarak taşıyandır. Eğer popüler değilse o edebiyat dergisi içinde acıları, ezilmişleri ve de mazlumların sesini duyarsınız…   Sözü fazla uzatmadan söyleyeyim dergi sayfaları içinde size seslenen ve daha öncesi hiç tanımadığını bir değerli birikimin nefesini hissedersiniz. Size Sait Faik öykülerinden fırlamış gibi biri “şişt!&rdq... Devamı

Yalnızlık mutsuzluğu yaratır…

2017-04-24 14:49:00

Yalnızlık mutsuzluğu yaratır…   Sokaklardan geçtim, unutulmuş kuş seslerinin peşi sıra... Sokaklar ne geçmişin yaşanmışlıklarını taşıyordu ne de yarını. Belirsizlik içinde yaşayan insanlar betonların içinden dışarıya dahi bakmadan iç dünyalarını yaşıyordu. Ne selam kalmıştı sokakta ne de gülen bir yüz... Sokaklardan geçiyordum kaybolan gölgemin izi sıra... Sokaklar ne gölgeye izin vermişti ne de kuşlara...   Sokaklardan geçiyorum, kaybolan geçmişin kaybolan izini ararken... sokaklardan geçiyordum, dünümü yaşadığımı görmek umuduyla... Ne dün kalmıştı ne de yarın...   Değişecek dedim, değişecek ama geçmişi olmayan değişimin değişimi olur mu?   Sokaklardan geçiyordum, insansız betona dönmüş canlıların bıraktığı sessizliğin üzerine basarak...   Doğdukları ülkede yabancı oldular evlerinin içinden sokağa bakıp balkonunda çiçek büyüttüler. Yalnızlık paranoyayı besledi büyüttü. Şimdi kafalarında yarattıkları ülkede çevresine güvenmeden yaşamaktalar. Kurgu gerçeklikten uzaklaşmadır. Yalan gerçek olur. .   Bütün güçlü olanların suratları bir birine benzer, ifadesiz ve gergin... Şimdi botoks ile yaptıranların da durumu aynı, çünkü daha fazla para kazanmak için her şeyi yaptıranlar güzellik peşinde değil, neşe peşinde değil daha fazla rahat yaşamak adına kendisini acılar içine bırakıyor... Neşeli insanın gözaltındaki çizgi onun ne kadar güzel, yaşam dolu olduğunu gösterir, bırakın gülün, gözaltına çizgiler oluşsun sizin güzelliğinize güzellik katar sadece o kadar... Germeyin kendinizi ve çevrenizi... Mutlu olmak demek kendiniz ile birlikte... Devamı

2017-04-22 15:56:00

Ahmed Arif Anadoluyum ben…   21 Nisan 1927 yılında Diyarbakır Hançepek semtinde dünyaya gözlerini açıp ilk çığlıklarını bıraktığında ailesi oğullarının Türkçeyi en iyi şekilde kullanan bir şair olacağını düşünemezdi…  o yaşadığı çevreden, gittiği okuldan aldığı öğrenim ile özgür düşünceyi ve hayal dünyasının sınırlarını sonsuz olduğunu farkına vardı. Nazım hikmet’in şiirlerini Halkevleri'nin dergilerinden okudu, sınıf bilincini öğretmenlerinin klasik Rus edebiyatının çeviri romanlarının ders olarak işlenmesinden anladı… Köy Enstitüleri öğrenime kazandırdığı çeviri kitaplar geri kalmış ilerlemek için çaba sarf ederken işbirlikçi sermeyenin devletinin yaratmış olduğu tüm çelişkiler Ahmed Arif’in bilincinde yeniden biçimlenmiş ve yorumlanmış…   Kürt halkının zalimin hükümdarlığı altında yaşamış olduğu acılar onun ezgilerinde ileriye taşınmış, acıların dile geldiğine ‘Otuzüç Kurşun’ şiirinde şahitlik eriz…   “  Baktı otuzüçten biri     Karnında açlığın ağır boşluğu     Saç, sakal bir karış     Yakasında bit,     Baktı kolları vurulu,     Cehennem yürekli bir yiğit,     Bir garip tavşana,     Bir gerilere. “   Resmi tarihin yok saydıkları onun şiirinde hayat bulmuştur, kuşaktan kuşağa aktarılan o otuzüç yurtseverin hikayesi bugün tüm çıplaklığı ile bilinmektedir…   Şiirlerinde hep ezilen insandan yana oldu ve ezilenlerin kardeşliğine vurgu yaptı. Geldiği yeri unutmadan, sınıf mücadelesini örgütlü olacağını gözde... Devamı

Yeldeğirmeni'nden Yahudiler Geçti, Geriye Anıları Kaldı

2017-04-18 19:38:00

Yeldeğirmeni'nden Yahudiler Geçti, Geriye Anıları Kaldı   Harun Niyego, Yeldeğirmeni’nde doğmuş, ilk gençlik yılları orada geçmiş Yahudi bir ailenin çocuğu. Çok kültürlü, çok dilli ve çok inançlı bir İstanbul’un Anadolu yakası çocukluğun geçtiği yerleri bize anlattı…   Çocukluk anılarının olduğu yerler, değişen şehir yaşantısı ve kültürü içinde yok olmaktadır, ayakta kalanlar ise bize geçmişten bir şeyler fısıldar, orada yaşanan acılar, mutluluklar, düğünler, bayramlar… İç içe geçmiş yaşamın zamanını anılar yaşatırken, anıları taze tutan ise o bölgede yaşanmış binalardır…   Sultan III.Mehmet'İn annesi Safiye Sultan'ın isteğiyle 1597 yılında isteği üzerine bir cami inşaatı başlamış, fakat caminin inşaatı oraya yerleşik olanları başka yere göç etmesi anlamına gelmektedir. İnşaat için uygun görülen yer bir yerleşim yeridir ve orada binlerce Yahudi ailesi yaşamaktadır… İstek emirdir ve o emir gereği inşaatın başlamasına aylar kala boşaltılması gerekmektedir ki Yahudiler oradan Anadolu yakasına doğru göç etmişlerdir. İlk olarak karşı kıyıya giderler. Karşı kıyı yani Kadıköy ve Üsküdar.  Varlıklı olanlar her dönem varlıklarına uygun rahat bir yaşam sürerken, orta gelirli olan esnaf olan ahalinin tercih şansı yoktur, bütçelerine uygun yerlere gitmek ile yükümlüdür. Ki gittikleri yerler o dönem arazi olan ve köy statüsünde olan yerlerdir. Kuzguncuk Yahudilere kucak açar… Yeldeğirmeni onlara Kuzguncuk yangınından (1872) sonra kucağını açar ve Yahudi aileleri rüzgarın sert estiği tepeye gelir yerleşirler… İşyerleri karşıdadır, yaşam alanları ve aileleri ise Anad... Devamı

Beklentiler soğuk suya düştü…

2017-04-18 11:42:00

Beklentiler soğuk suya düştü…   Şimşek gri havanın buğusu altında çaktı, bulutların arsından fırlayan ışık kıvılcımını gök gürültüsünün takip etmesi gerekli, ama ne gök gürledi ne de başka şimşek...   Hava kapalı ve griydi, yağmur yağacak diye bekledik, bekledik, ne çiçek açtı, ne de güneş…   Gri olmuştu yaşantımız...   Ne tam zifiri karanlık ne de aydınlık, gölgesi olmayanların ülkesinde gölgesiz dolaşan insanlardık her birimiz...   Beklentilerimiz boşa düşmüştü...   Ortada kazanan yok aldatanlar var, aldanmış gibi yapanlar…   Maaş bordrosu dışında hiç bir şeye sadık olmayanlar her şeyi para karşılığında satabilir. Parayı verenin düdüğünü “pardon” zaferini ilan ettiği günleri yaşamaktayız…   Ben yaptım oldu sürecindeyiz... Rejim tartışması bitmiştir...   16 Nisan referandum sonucu ulus devletinin resmi olarak ortadan kalktığının ilanından başka bir şey değildir...   Şirketlerin çıkarları halkın çıkarının üstündedir... Artık şirketler devletten almış oldukları ihaleler ile doğayı, insanı yağmalamaya devam edeceklerdir. Doğa için kavga edenlerin mahkeme önlerinde her zaman yenilgi ile ayrılacakları günler doğal karşılayacağımız günler olacaktır, çünkü tek iradenin her şeye karar verdiği yerde, karar verecekler tek iradenden gelecek işarete göre görüşlerini biçimlendireceklerdir…   Tarih bize solcuların tahminlerinin genelde tutmadığını ilan eder, sistem o kadar kıvrak ki, solcuların tarih çizgisi yönünde ki tahminlerini boşa çıkardı gibi gözüküyor… Ama bu algı sadece kavgada taraf olanların geniş kitle... Devamı

Alzheimer tarih!

2017-04-16 22:41:00

Alzheimer tarih!   Alzheimer geçmişte olanların kısa aralıklar ile unutulması ve geçmişin yok edilmesidir. Bir hastalıktır ve neden kaynaklandığını bulup bulmadıklarını bilmiyorum ama son kırk yılın en popüler hastalığı olmuş ve tarihimize damga vurmuş liderlerin bu hastalığa yakalanmasının tesadüf olmadığı inancımı bugün dahi korumaktayım…   Elbette insanların bu zihin yitirmesi insanlar ile sınırlı değildir, yaşadığımız alanlar bu hastalığın bir parçası olmasını yine biz insanların yeni adına yaptığımız değişikliklerdir… Değişim kaçınılmazdır ama değişim adına geçmişte olanların üstüne yeni bir şeyler yaparken geçmişin tüm izlerini silmemiz. Bizlerin (modern insanın) yaratmış olduğu her şey geçmişi yok etmesi üzerine kuruludur. Geçmişin izi yoktur, yıkılır ve yenisi inşaat edilir. İnşaat edilen malzeme genelde betondur. Teknoloji ürünü olan beton, yine teknoloji ürün makineler ile kısa sürede teknik çizimlere uygun olarak kısa zamanda hayat verilir… Betonların oluşturmuş olduğu şehirler şimdilerde camlar ile giydirilmiş ve yenilebilir enerjinin ürünü olarak akıllı bina olarak bize sunulmaktadır… Camlardan kıyafet yapılmış evlerde ne geçmiş varır ne de gelecek, çünkü işlevini bitirdiğinde yerine başka bir bina yapılacak şekilde geçici olarak ortaya oturmuş gibidir… Binalarımız akıllarımız gibidir, akıllarımız tarihimiz gibidir. Çünkü geçmişin izlerini üzerilerinde taşır ama modern yaşamda ne geçmiş vardır ne de gelecek, anı yaşamak ve an için verimli olması önemlidir…    Tarih, geçmişin not edilmesidir. Geçmişi not edenler aynı zamanda birçok dipnotu da notların olduğu sayfanın altına yazar, çünkü notlar dipnotlar olmadan ... Devamı

La belle Hélène / Güzel Helen (opera)

2017-04-16 13:30:00

La belle Hélène / Güzel Helen (opera)   Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera sahnesi’nde Türkiye Prömiyeri yapılacak olan La belle Hélène / Güzel Helen için bulunmaktayız. Operet olarak adlandırılan ve klasik bir oyunun sahnelerimizde hem de kendi dilimizde bulaşacağı için heyecanlıydım. Ama her yeni olanın öncelikle adından başlayarak irdelemek gerektiğini düşünüyorum, her ne kadar her Türk her konuda fikir sahibi olsa da ben bilgi vererek başlayayım, çünkü çok tanınan ve yaygın olmayan terimler bir birine yakındır ve her birimizin kafasında farklı çağrışımlar yapar.   “Operet, olayları gülünç ve toplumsal, siyasal yergi öğeleri içererek anlatan müzikal sahne oyunudur.” Operet daha kısa ve daha hafif konuları içeren müziksel eser olarak Fransız seyircisi için Jacques Offenbach tarafından kurulduğu kabul edilmektedir. 19 yüzyılın ortalarında sahnelerde yerini alan  ‘opera comique’ seyircisini yaratmıştır. Sahnenin neşesi seyircisine ulaşırken, seyircin tepkisi sahnede ki eğlence ögesini daha da gelişmesine katkı sunmaktadır. Kısaca sahne ve seyirci geçişi iç içedir.   Konusunu anlatmadan önce kısaca gözüme çarpanları hemen belirterek başlayayım ki, oyuncuların sahnede ki doğal hareketleri aslında doğal olmayan ve önceden planlanarak ince ince araya serpiştirilmiş ama oyunun bir parçaymış gibi sunulan ayrıntıyı yazmadan geçemeyeceğim. Oyuncular sahnede yerini alırken, prova rahatlığı içindeler… Suflör prova anındaymış gibi sahnedeki oyuncuya sözlerini aktarmaktadır, seyirciyi görünce utangaçlık içinde kaçar… İkinci bölümde ise Ajax II (Can Reha Gün) rolünü c... Devamı

Gayri Resmi Hürrem

2017-04-13 12:01:00

Gayri Resmi Hürrem   Sarayın gizli bir odası. Oraya girilmesi yasak kılınmış… Gizli oda ve tarihin bilinmez çarkları içinde bilinmeyen zamanın içinde o gizli odada yaşanan veya kurgulanan bir kronolojik olmayan olayların anlatıldığı bir tarih döngüsü...   Yasak meyvenin yenmesi nasıl ki cennetten kovulma nedeni ise gizli odaya girmek ve orada çilehanede olduğu gibi kendi başına kalmak yasaklanmıştır. Özellikle o odayı iki kişi bilmektedir, çünkü odayı inşaat eden işçiler hepsi kural gereği öldürülmüştür…   Zamanlardan Kanunu hüküm sürdüğü zaman, odaya kendisini kilitleyen Hürrem. Zamanın ruhuna kendi damgasını vuran iki ayrı güçlü karakter… geçmiş, gelecek ve o anın hikayesi içinde gidişler ve gelişlerin anlatıldığı iki kişilik bir öykü, öykünmeler ile bugüne göndermelerin olduğu ve iktidar gücünü sorgulandığı, iktidarın kişiler üzerinde yarattığı tahribatı, tahribatın bıraktığı izleri bu oyunun kurgusu içinde bizlere sunulmaktadır… Gerçi kahraman olarak sunulanlar da asıl kahraman değildir, onlar adına konuşurlar, karakterler iç içe geçmiş ve sürekli değişimi oda içinde diyaloglar içinde bize sunulmaktadır. Oyunun sonuna kadar aslında bize verilen imgelerin hepsinin bir oyun içinde oyun olduğunu ve imgesel olarak kabul ettiklerimizin de aslında o odada olanlar olmadığını öğreniyoruz…   Öykünün kahramanları kuklalar ile sahnede hayat bulurken, iki oyuncunun muhteşem mimikleri, ses kontrolü, vücut dili ile bize anlatılan öyküde verilen rolleri doğalmış gibi sunmaktalar…   Hürrem, geçmişini bilen, nereden geldiğini ve kimler ile neler yaşad... Devamı

Palavra!

2017-04-11 18:37:00

Palavra!   Uzun uzun konuştu, uzun uzun anlatı ama ne anlattığını ve ne söylediğini kimse anlamadı. Toplantı salonunu terk ettiğimizde ne anlamıştık diye kimse bir şey sormuyordu, çünkü ne konuşulduğunu da anımsayan yoktu. Orada olmamız istenmişti, olduk. Sadece oradaydık ve dinliyor gibiydik. Gözlerimiz açıktı, ruhumuz başka diyarlarda olduğunu hissediyorduk. Palavra dedi biri… Neyin palavra olduğunu da bilmiyorduk, çünkü ortada konu yoktu sadece konu başlığı girdiğimiz toplantının duyurusunda vardı.   Projeler meslek hayatına adım attığımızda vardı, projeler. Biri bitiriyor biri başlıyor. Proje sunumu, proje bütçesinin hazırlanması, projenin nasıl sonlanacağına dair beklentiler, her proje başvurunda protokolüne uygun şekilde bulunuyordu ama ya insanlar. İnsanlar bir projeye dahil olmak ve işsiz olmamak için bir birinin sırtına basmaya hazırdı, ki hazır kelimesini fazla kullandığımı düşünüyorum, basıyorlardı.   Uzun uzun konuştu, proje sunumu yapıyordu. Proje sunumu önemliydi, çünkü o protokolde gösterilmiş ve giderler hanesindeydi, yapılması gerekliydi ve yapılıyordu. Bir otel salonunda bir araya gelmiş insanlar ve şişirilmiş faturalar. Gerçekler ayrıydı ama şişirilmiş fatura proje finans edene verilmeliydi. Parayı verende biliyordu kandırıldığını ve yalan üzerine kurulu olduğunu ama göz yumuyordu, çünkü işsizlik hanesinde birkaç insan eksikti…   Proje sunumuna katılanlar çalışanlardı, aslında kısa bir süre bir arada olmak zorunda olan emeğinden başka satacak şeyleri kalmayan umutsuz insanlar. Umutsuz insanların gelecek öngörüsü yoktur, günü kazanmak ve günü geçirmek için çaba harcar…   Projeye gelmek, sunuma katılmak için yaşadığı şehrin bir ... Devamı

Çirkin

2017-04-09 11:31:00

Çirkin   Bir çiftlik evi, dışarıdan bakan için belki bir yerdir, fakat içine baktığımızda acılar, aldatmanın ve sonucunda yaşanan bir trajediyi içinde barındırır. Zengin bir adam unvan için soylu bir ailenin kızı ile evlenmiş ama onu da evlilik süreci ve öncesi aldatmış. Macera ruhu sonunda onu frengi hastalığına yakalanmasına sebep olmuş, yakalandığı hastalığı karısına ve hamile olan çocuğuna geçmiştir.    Aldatıldığını ve hastalık kaptığını anlayan anne çocuğunu doğurmuş ama doğan çocuk kambur, çirkinmiş... Ret etmiş. Doğan çocuğuna elini sürmemiş, bir kadın tutmuşlar, süt anne. Çocuğa o bakmış… Zaten anne bu acılara dayanamayarak iki sene sonra ölmüş.    O gün doğan çocuk büyümüş, içinde biriken yalnızlık onun kaderi olmuş…    “Gerçeği söylemek gerekirse yalnızlık tek başına olmak değildir. Düşünceler, yalnız insanlara her zaman eşlik eder. Çare bulunmayan yalnızlık başka bir şeydir. Gerçek yalnızlık karşısındaki insanın bakışlarında kendini gösteren yalnızlıktır. Sık sık başkalarının sayesinde var olduğumu anladığımı söyledim. Yine başkalarının sayesinde tamamıyla, kesinlikle, çaresizce yalnız olduğumu anladım .”   Farkındadır her şeyin ama elinden bir şey gelmemektedir… Süt annesi Gaixa ona kendi çocuğu gibi sarılır, onu büyütürken o da dışlanmış, hor görülmüştür… Çirkin kambur çocuk görünümün aksine çok zekidir, farkındadır ama elinden bir şey gelmemektedir. O ne zaman insanlara yakınlaşmaya kalsa bir kötülük ile karşılaşmıştır.    Zaman zaman babası onları görmeye gelir ve iç çekerek bakarmış. Eğe... Devamı

Cennet!

2017-04-06 23:22:00

Cennet!   Siyah beyaz olarak perdeye yansıyan görüntüye bakıyorum. Beyaz… Sonra üzerine siyah bir leke... Bir insan... Bir adam… Konuşuyor. Çocukluğunu, ailesini, işini… Sabit bir ses... Fransızca konuşuyor… Alman işgali altında Fransa’da bir karakolda komiser… Almanlar Yahudileri topluyor… Fransızlar işbirlikçileri kadar direnişçileri de var. Fransa’ya yıllar önce göç etmiş bir Rus kadın… Fransız Banliyösünde yaşıyor… Direnişçi... Örgüt üyesi ama karakolda direnişçi olmanın sorumluluğunu taşıyor, susuyor, kendisine sorulan sorulara yanıt veriyor… Arkadaşları ile birlikte gözaltına alınmış… Gözaltına alınma sebebi iki Yahudi çocuğu kaçırmak, kollamak…    Yahudiler söz konusu olunca akan sular durmaktadır, onlar yok edilmesi gereken kir olarak görmekteler. Toplumları temizlemek ve Avrupa kültürü. Almanların cenneti onların hakimiyeti altında Yahudilerden temizlenmiş bir cennet!    Cennet!   Komiser karakolda istenileni yapmak ile yükümlü bir devlet memuru. Devleti çökmüş, alman idaresi altında ama Fransız halkı adına Almanlara hizmet etmektedir. Onların istediklerini yerine getirmek için onların istediği bilgiyi almak işkence yapmaktadır.    Rus direnişçi, kendisi gibi Rus direnişçiler ile birlikte karakoldadır. Rus edebiyatını bilen, okumuş aydın insanlar. Arkadaşı işkence altındadır, konuşmamaktadır. Komiser onu sorgulamaktadır… Çekicidir. Komiser onun ile birlikte olma niyetini içinden geçirmektedir.    Her iç konuşma aslında konuşmayı yapanın tek görüntüsü ile bir kürsünden seyirciye seslenir…    ... Devamı

Nazım Ormanında Gündüz Gece

2017-04-05 23:36:00

Nazım Ormanında Gündüz Gece   Bir posta kutusu, gelen günlük gazete ve mektuplar. Sabahın erken saatleridir, şair her zaman olduğu gibi sabah kıyafetleri içinde posta kutusuna bakmak için kapıyı aralar ve havanın ayazından korunmak amaçlı kapının aralığından sadece elini çıkarıp uzatır. Memleketine uzatır gibi elini uzatır ama bu sefer ters giden bir şey vardır. Posta kutusundan aldıklarına bakamadan hepsi yere dökülür, Nazım kapıya sırtı dönüktür ve yavaş yavaş yere doğru düşmektedir.    Memleketinden son haberleri alamadan, son mektuplarını okumadan orada toprağa düşmüştü, ama gerisinde bıraktığı muhteşem bir birikim kitaplar arasında, kitaplara sığmayan anılar ve anıların dışında yaşanmışlıkları acıları, aşkları, kaçışları, direnişi…    İnsanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatı tanımını bu oyunda hayat bulduğuna da şahitlik etmekteyiz. Işık, sahne düzenlemesi oyuncuların Nazım’a hayat vermesini ve sahnede Nazım olduğunu seyirciye aracısız direkt aktarmasında yardımcı olmanın önünde onları öne iteklemiştir… Sahnede Karadeniz dalgasını ve Karadeniz’in öte yakasını anlatan bir Şile yapımı perde vardır. Bu beze bizler Şile bezi demekteyiz ama adının önüne aslında bu oyunun atardamarı diyeceğim ruhunu veren yapımıdır. Bu bezin yapılışı çok özeldir ve en ilginç aşaması da kumaşın şile sahiline serilmesidir ki o sahilde denizin tuzunu emsin, kurusun, dayanıklı olsun... Nazım’ı anlatan tek kelime deseler hasret, özlem denir. İşte bu özlem bir deniz ile simgelenir. Hem komünist şairin partisinin liderlerini Karadeniz hain bir tuzak sonunda toprağa değil, denize boğularak, bıçaklanarak düşmesi, diğer yandan ilk gençlik yıllarında okuduğu Moskova onun ikinci gerçek vatanı olması ve halan o... Devamı

Mülteci!

2017-04-03 11:21:00

Mülteci!   Bir ülkede faşizm yükselmesini istiyorsanız yanı başınızda savaş çıkarın yeterlidir, çünkü ülkenizin gümrük kapılarını mülteciler açacaktır.   Mülteci kavramı en çok istismar edilen kavramların içinde yer alır, çünkü her dönem içinde başka anlamlar yüklenerek algılar ile oynanır. Algı ile oynayanların amacına hizmet ettiğinde mülteciler görünür kılınır, yoksa onlar yok sayılır…   Mülteciler savaştan kaçan ve her şeyleri ellerinden alınmış olarak homojenleştirmek aslında savaşı ve mülteci kavramını yeteri kadar incelenmediğini ortaya çıkarır... Mülteci kavramı gözümüzün önünde olan ama gerçekten fazla bilgi sahibi olmadan fikir yürütülen bir alandır...    Savaşların yan ürünü mültecilik kavramı sermayenin yeni sermaye biriktirme alanı oldu... Mülteci ile kara para aynı yerde anılan bir sanayi sektörünün pazarı oldu... Eğer bir yerde sektör oluşmuşsa orada suistimal edilecek çok şey de var anlamındadır.    Mültecilik konusunda bilgisizlik birçok kişinin geçim kaynağı olmasının yanında,  devlet korkutmak amaçlı eğitim ile içimize işler... İstikrar adı verilen eğitim programından geçen biri, fikrini bilgiye dönüştürmek yerine düşmanlık üzerine kendisini konumlandırır... Faşizme karşı olanlar bile mülteci kavramı içinde faşizmi destekleyen ve büyüten konumunda da olabilmektedir...   Emperyalizm hakim olduğu ülkelerde istikrarı ortadan kaldırarak, kontrollü kara para ve insan hareketleri (yasal ya da dışı göç) sayesinde amacına uygun siyasi iktidarlar oluşturur... Mülteciler ü... Devamı

Gerçeklik!

2017-03-30 10:45:00

Gerçeklik!   Milattan önce, efsanelerin hüküm sürdüğü Anadolu topraklarında her şehrin bir devlet olduğu zamanlarda her devletin kendisine ait bir dili varmış. O dönemde gelecekten haber veren rahipler varmış. Her kesilen kurbanın kanından gelecek ile ilgili bir şeyler söylerlermiş…   Rahipler efendilerin hizmetinde olduğu kadar efendileri de koltuklardan alıp yerine istediklerini getirdikleri bir güce erişirmiş, çünkü gelecekten haber verenler bugüne komuta edebilirler…   Rahiplerin bu gücü karşısında hangi kral, hangi lider durabilir ki, o yüzden liderler rahipleri satın almayı öğrenmişler… Rahiplere hükmeden geleceğe ve yönettiği topluma da hükmedebilir, onları gerek gördüğünde birer silaha dönüştürebilirmiş… Efsaneler o zaman topluma hükmetmeye başlamış. Uydurulan, yaratılan efsaneler ile toplum bir hizaya sokulur olmuş…   Binlerce yıldan fazla efsaneler ya da yaratılan gerçeklikler ile toplumlar yönetilir olmuş. Şehir devletler ortadan kalkmış, imparatorluklar kurulmuş. İmparatorlukların yerini cumhuriyetler almış ama efsanelerin gücü hiç eksik olmamış… Çünkü yaratılan gerçeklik var olan gerçekliğin üstünde hala hüküm sürermiş…   Hırsı olmayan bireyin fiyatı olmaz, o yüzden her bireye bir hırs verin demiş kahinin biri... O zaman ömür boyu sorunsuz koltuğunda oturursun… Bu öğüt kutsalmış, çünkü şehir devletlerde verilen her öğüt sonunda öğüt verene kutsadın beni denirmiş…   Milattan önce toplumdan bugüne bırakılan birçok öğüt destanların, efsanelerin içinde yerini korurken, bugün ki insan sosyal m... Devamı