Bizim aile

2017-11-22 19:20:00

  Bizim aile Yazıldığı dönemin ruhunu ince ince satır arlarına yediren bir kara mizah başyapıtı olarak gördüğüm “Bizim Aile” yeniden sahnelerde canlanıyor. Beyaz perde de yansıyan ışığın yerini üç duvar arasına ışığın yansıması almıştır. Beyaz perdeye ulaşmadan kullanılan teknik üç duvar arasında kullanılan teknikten çok farklıdır. Üç duvar arasında yaşanan sıcaklık, duygu, seyirci ile iletişim birebirdir. Beyaz perdeden yansıyan duygu ise daha donuktur ama seyirciyi öyle bir kucaklar ki sımsıkı sarar, onu kendi dünyasından çıkarıp kendi dünyasına alır ve o dünyada kulağına bir şeyler fısıldar insan sıcağı ile. Oyuncuları beyaz perdede devleştiren bu sıcaklığın direkt seyirciye geçişini yapan yönetmen ve yazarı bir ülkenin kültürünü, anını, tarihini ve inceden inceye işlenen eleştirisini verir. Sadık Şendil kimin yanında durduğu açıktır ama duruş noktasını öyle bir şekilde sunar ki cepheleşme yerine bir arada yaşamı savunur. Bir arada olunca her türlü zorluğa karşı direnilir. Üstelik öyle keskin laflara filan gerek duymadan, sade, insan sıcaklığı içinde ve tolumun en küçük bireyi olan ailenin kültürü içinde… Sahnenin perdesi kapalıdır, henüz perde arkasında ne olduğu belli değildir, perdenin önünde bir alan. O alan içinde “Bizim Aile” oyunu için Devlet Tiyatrosu çalışanları ellerinde enstrümanları ile oyunun öncesi hazırlık yapmaktalar. Notlar salonun içine doğru düzensiz olarak yayılmaktadır. Her çalgının salonun bir köşesine dokunan notaları biraz sonra başlayacak oyun için ön hazırlık ya da çalgı aletinin ısınmasını anlatmaktadır. Doğru sesin seyirciye ulaşması için notlar ve sesin ahengini kontr... Devamı

Kapılar işaretlendi…

2017-11-22 12:56:00

Kapılar işaretlendi…   Kapılar işaretlendi. İşaretli kapılarda yaşayanlar artık ötekidir. Oradan ya sürülecek ya da öldürülecekler.   Onlar işaretlenmişlerdi.   Kapılar işaretlendi, acıların sesi çıkacak o işaretli kapılar arkasından, çünkü acı kara bulutu işaretli kapılar üzerine birikmeye başlamıştı.   Kapılar işaretlendi, ilk değildi bu coğrafyanın tarihinde.   Kapılar işaretlendi yıkılmadan önce devlet, devlet adına hareket edenler, devlet düşmanı gördükleri ve bölücü olarak düşündüklerinin kapılarını işaretlediler. Kapıları devlet adına ve devletini korumak adına işaretlemişlerdi.   Kapılar işaretlendi ama kapıları işaretlenmeden önce işaretlemeyi yapacak güç için uzun bir süre devlet üzerinde çalıştı. Devlet kendi savunma mekanizmasını kurmuştu sessizce ve yer altında örgütlenmesi ile…   Kapılar işaretlendi, kendi iktidarını korumak adına örgüt kuranlar tarafından…   Karadeniz sahilinde bulunan şehirlerde yaşayan gayr-ı Müslim vatandaşlarımızın kapılarına işaret kurulması ile başlar bu kapılara işaret kurma geleneği. O zaman iktidar yer alan padişah adına kurulan milisler devletin birliği ve dirliği için, bu topraklarda ezan, bayrak, lider, millet yok olmasın diye kurulmuş milislerin amacına uygun olarak korkuyu yaymak adına kapılara işaret koymuşlardı. Kapılara işaret konulmasından korkmayanların kelleri vurula demiş iktidarın güçlü sesi. Kapılarına işaret konulanların kelleri yaslara uygun şekilde kadıların nefesi ile alınan kararlar ile vurulmuş. Ya çıkarıldıkları mahkemeler ile ya da mahkemeye çıkmadan bulundukları yerlerde linç ile kelleleri vurulmuş…   Korku toprağa sindi m... Devamı

Sanat

2017-11-18 23:32:00

Sanat   Bir gün bir galeriden bir tablo alınmıştır. Yalnız tablo beyaz zemin üzerinde beyaz boya ile çizilmiş üç çizgiden oluşmaktadır. 200 bin Euro fiyata alınmış ve satışı yapan sanat galerinin sahibi aynı tabloyu hemen 220 bin Euro’ya satın alacağını bildirmiştir. Sanat galerisi sahibi aslında satmak istemediği bir tabloyu satmıştır ama galerinin iş yapıyor gibi gözükmesi içinde satış yapmak zorundadır. Önemli olan ticari hayatta paranın hareket halinde olmasıdır. Meta ve para değiş tokuş yapılan unsurlardır.   Beyaz zemin üzerine beyaz boya ile çizilmiş olan tablo üç arkadaşı 25 yıllık dostluğunu sorgulamaya ve yüzleşmesine sebep olacaktır. Uzun bir zaman birbiri ile iyi geçinen ve birbirini örnek alan üç arkadaşın birden bir tabloya ve verilen para karşısında düşülen şaşkınlık karşısında verilen tepkilerin trajik komik unsurların bol kullanıldığı kara mizah unsuru içinde eğlenceli bir oyuna dönüşüştür.   Üç insan, üç arkadaş ve üç arkadaşı üç usta oyuncu yıllar sonra sahnelemektedir, çünkü 90’lı yıllarda oynan oyun arada başka sanatçı ve tiyatro gruplarınca oynanmış, seyirciyi yakalamış bir oyun bu sefer 90 yıllarda sahneyi birlikte paylaştıkları ve sonra aramızdan ayrılan Cüneyt Türel’in anısına oyun yeninden perde demektedir.   Üç usta oyuncu sahneyi her alanını rahatlıkla kullanıyor. Elbette gençlere taş çıkaracak oyunculuk, oynarken eğiten, eğitirken oyunculuğun nasıl olması ve oyun sırasında oyuncular birbirlerini nasıl desteklemesi gerektiği gösteren bir oyun.   Oyun, yeni açılan ve asansör boşluğuna düşen işçiler ile anılan, eski stadyumun yerini alan büyük bir gökdeleni... Devamı

Bir İsyancının Savunması

2017-11-09 01:24:00

Bir İsyancının Savunması   Perdeler kapalı, oyunun başlamasını bekliyoruz. Son yıllarda çoğu oyun perde açmadan perde demektedir, gözümüz biraz ona alışmış, perde olunca arkasında ki sahne düzeni bize ilk anda ne diyeceğini merak içinde bekliyoruz, çünkü dekor bir oyunun dinamik oynanıp oynanmayacağını fısıldar, elbette bu fısıltı size ilk önyargı oluşmasına sebep olur… Her olaya bakışımız bir anlamda önyargıların bir bütünü ve önyargılarımızın parçalanması değil midir? Tiyatro bize önyargılarımız ile yüzleşmemizi en hızlı şekilde gösteren bir sanat dalıdır. Oyun başlar ve biter ve sonuçta elimizde; eğer almışsak dersimizi, yıkılmış bir önyargı ve yılların birikimi olan kalıplarımızın çöküntüsü kalır. Tiyatro bize sahneyi ayna olarak tutar, üç duvarın derinliği içinde canlı yaşanan, dinamik, seyircisi yani biz ile iletişim kuran bir sahne sanatıdır. İletişim karşılıklıdır, seyircinin oyuna ilgisi sahnede yaşanan ve önceden replikleri belli olan oyunun dinamik, heyecanlı, seyirciye doğrudan verilen mesajlar ve uyarıcıların da gücünü belirler. Aynı replikleri cansız seyircinin önünde okumak ile aynı replikleri oyunu ilgi ile izleyen ve oyun ile bağ kurmuş seyirci önünde söylemleri, mimikleri farklıdır. Tiyatro her oyunda yaşayan iletişimdir…    Ankara Birlik Tiyatrosu zamanın ruhuna uygun ve yaşadığımız döneme uygun mesajı içinde barındıran bir oyun seçmiş. Emmanuel Robles’in yazdığı ve ülkemiz sahnelerine Gül Göker yönetiminde Kaya Öztaş çevirisi ile hayat verilmiş. Oyunun konusu herhangi bir ülke topraklarında da geçebilirdi, fakat olay nerede geçtiği, zamanı ve olayın kimler etrafında döndüğü açık ve çıpla... Devamı

Ortak rüya görmek kadar kötü bir şey yoktur...

2017-11-06 16:03:00

Ortak rüya görmek kadar kötü bir şey yoktur...   Her insan farklıdır ve yaşama farklı pencereden bakar, o yüzden standartlaşma her insanı belirli kalıp içinde yaşama ve düşünmeye zorlamak anlamına gelir. İnsan doğası gereği parmak izi kadar farklıdır, onları bir birine benzer kılan şey dna yapısından kaynaklanır. İnsanları birbirine benzermiş gibi gösteren şey ise ortak kültürdür, her kültürün kendisine özgü davranış biçimleri vardır ve bu eğitim ile sağlanır. Doğduğu coğrafya, yaşadığı ortam insanın dış biçiminde değişimlere yol açarken düşünce yapısında da değişimler hatta kalıplar oluşturur, o yüzden bazı coğrafyada yaşayanların düşünce yöntemi, diğer coğrafyada yaşayanların düşünce sistematiği açsından farklılıklar gösterir, çünkü düşünceyi belirleyen içinde bulunduğu kültürün konuştuğu dildir. Dile hakim olanların düşünce sistematiği ister istemez insanı biçimlendirmekte ve ona göre davranış kalıpları oluşmasına sebep olmaktadır. Fakat bu benzerlikler her ne kadar farkında olmasak da zor ile bireyin üzerinde gerçekleşmektedir. Zor çoğu zaman acı vermeden gerçekleşir.   AKM (Atatürk Kültür Merkezi –Taksim) yıkılacak…   Zaten fiili olarak yıkıldı, şimdi yasal olarak yıkılacak ve yerine yeni bir bina inşaat yapacaklar, işlevi ne olacağını şimdiden söylemek zor... Belki ilahilerin okunduğu bir yer, belki opera... Ama belki de hiç biri, birilerin konaklayacağı pahalı mekan! Peki, AKM'ye normalde kimler sahip çıkması gerekliydi? Oradan ekmeğini yiyenler öncelikli olmalıydı, ekmeğini oradan kazananlar neden hep sessiz kaldı, ses çıkarıyor gibi yapıp sessizce maaşlarını almaya devam ettiler?   Biriler... Devamı

Benerci kendini niçin öldürdü?

2017-11-01 23:38:00

Benerci kendini niçin öldürdü?   Nazım Hikmet’in başyapıtlarından birini sahnede alın terine bulanarak yeniden yorumlanmasını izlemek bana büyük bir keyif verdi, çünkü geçtiğimiz bu karanlık çağın içinde “Tarihin sonu inanılmayacak kadar güzel olacaktır.” diyen bir ses bir kere daha anımsatıyor, bugün direnenlerin haklı mücadelesini ve kazanacaklarını.   Ölüm verilen kavgada en son istenilendir, çünkü bizler yaşam, doğa ve sevgimiz için kavga ediyoruz. Bu düzenin tüm olumsuzluklarını tersine döndürecek bir düzen kurma kavgasıdır. Bizler yaşamı savunurken nasıl olur ölümü kutsarız. Son yıllarda sol anlayış içinde ölümü kutsayan ve ölüm üzerinden politika yapanlar ve onlar ile kendi varlıklarını tanımlamaya başladılar, fakat sol ölüme karşı duruşu sembolize eder. Nazım Hikmet şiirini bitirirken özelikle bu duruma dikkat çeker.   «Kavgada               kendi kendini öldüren                              anetli bir                               cenazedir                                benim için:                        Ölüs... Devamı

Para insanı fırıldak yapar!

2017-10-26 16:59:00

Para insanı fırıldak yapar!   Naziler en güçlü olduğu zamanlarda Naziler ile ticaret yapan Yahudiler, Naziler yenilmeye başladığında Nazi avcılığını desteklemiştir... Güç nerede olursa olsun her ulustan, ırktan, dinden insanlar güçlü olan ile iş birliği yapar ve onlar adına en yakınını düşmanına teslim etmekten çekinmez... Güçlü yok olduğunda ise kendi ırkını, dilini, dinini, ulusunu anımsar ve onların gelişimi için karanlık zamanda elde ettiği servetimi bu sefer aksi yönde kullanır, kullanırken de o işten para kazanmaya ve yeni yatırımlar yapmaya devam eder...   Ahlak çöktü ama din hala ayakta… Dinin olduğu yerde ahlakın olmaması yaşadığımız zamanda yadırganacak bir durum değildir… Din kisvesi altında insanlığın en çirkin yüzü kendisini meşru görür ve en olmayacak şeyleri bile olağan karşılamamıza sebep olur… Din birçok şeyin üstünü örttüğü gibi bazı şeylerin de yaşamasına olanak sunar, çünkü yorgan altında kurulan hayaller din sayesinde yaşamın olağan akışında olağan hale gelir… Ağızlardan çıkan lağım kokuları ağız yıkanmadan din kisvesi altında rahatlıkla toplum içinde kendisine taraf bulabilir, çünkü din sizi düşünmeye ve araştırmaya yöneltmez, “biat edin” ve “sizin için düşünenlerin bilgilerini sorgulamayın” diye emir cümleleri içinde hayatı biçimlendirir.   Din aslında yaşanan değildir ama yaşanan din olur…   İnsan daha çağdaş, daha özür, daha iyi ve bir arada yaşamak için mücadele eder... Bunların dışında bir de daha çok para ve güç için de mücadele edenler vardır... Onlar sizi baskı altına alır ve sizi köleleştirir... Bi... Devamı

Oyunun Oyunu

2017-10-24 11:59:00

Oyunun Oyunu   Eğlenmek mi istiyorsunuz, üstelik hiçbir şekilde sistem sorgusu olmayan, yaşadığımız ana dair göndermeleri olmayan eğlenceli oyun. Oyun üç ana bölümden oluşmaktadır.   Tiyatro perdesi henüz açılmamıştır, son yıllarda bütün oyunlar perdesiz olarak sahnede oyuncular başlama gongunu beklerken görmeye alışmıştık, bu sefer kırmızı perde kapalı. Perdenin açılması oyunun başladığı anlamındadır, telefonlar kapanır, sessizlik hakim olur, ışıklar sahnede oyuncuların üzerindedir, seyircilerin gözü loş bir karanlığın içinden ışıkların aydınlattığı oyunculara yoğunlaşır… Ses tiyatronun sahnesinde ki tozu hafiften havalandır. Seyircilerin arasından bir ses sahnede ki oyunculara müdahil olur, yönetmendir. Yönetmenler provalarda sesini ulaştırır oyuncularına, normal oyun zamanında yönetmen çoğunlukla orada bile değildir, çünkü oyuncularına ve sahne amirine güvenir, neyin nasıl işleyeceği, küçük hataları oyuncuların yetenekleri sayesinde doğaçlama olarak oyun içinde oyuncu dayanışması ile seyirciye hissettirmeden oyun akışında akmasını sağlar…   Yönetmen, sahnedeki oyunculara son provanın son düzenlemelerini yaptırmaktadır, seyirci önüne çıkacaklardır. Oyun için önemli imgelerin sahnede sırası ile ve düzenli olarak vurgulanması önemlidir. Oyun ispanya’ya tatile gitmiş (aslında kaçmış, çünkü başları maliye ile derttedir, maliyenin vergi kaçakları üzerine gittiği bir süreçten etkilenmişler) bir iş adamının evinde geçmektedir. Her Çarşamba günü evine giden eden sorumlu hizmetçisi Bayan Clackett, evin boş olmasını ve Kraliyet taç takma törenini TV’den izlemek için evde kalmıştır. Sard... Devamı

Sessizliğin içinden…

2017-10-21 10:06:00

Sessizliğin içinden…   Şehir sessizdi. Aslında sessiz şehir hiç olmaz, bize sessiz gelmesinin tek sebebi gürültünün biraz azalmasıdır… Sessizlikte şehirde yaşayan biri kafayı oynatmaması işten bile değildir...   Şehrin sessizliğini devletin varlığını hissettiren, ambulans, itfaiye ve polis araçlarının çıkarmış olduğu siren seslerdir. Devlet vardır, çünkü devleti sembolize eden ama çevreye gereğinden fazla ses bırakan araçlar...   Şehrin her yerinde olması gereken anıtlar bir kaç noktada bulunmaktadır, sessizce ona yüklenen anlamları üzerinde taşır... Heykel neden yapılırsa yapılsın sonuçta bir anlam taşır bir de üzerine yüklenen anlamlar. Kimse bilmez bile o heykelin oraya neden konduğunu, başlangıçta bilinir ve zaman içinde göz önünden çıkar gider, ta ki birileri adres sormaya başlayıncaya kadar. Ancak bir yer tarifinde kullanılır belki...   Şehir sessizdir...   Bir anıt etrafında devletin sesini duyabilirsiniz. Gaz, plastik mermi, üst rütbelilerin haykırışları, kaçanlar, kaçmadan durup slogan atanlar. Pasif direniş içinde olanlar...   Pasif direnişçinin devletin gücü karşısında her türlü eziyete sessiz kalıp boyun eğmesi. Her boyun eğmek aslında başka bir direniş ve başkaldırıdır. Sessizce yapılır pasif direniş… Pasif oldukları içinde devlet onların karşısında daha güçlüymüş gibi hisse kapılır ve devlet adında görev yerine getirenler kendilerini çok güçlü ve ezilmişliklerini sırıtarak kendisini gösterir. Emir kulunun hiç söz hakkı ve itiraz hakkı yoktur, çünkü onun görevi odur. Ezilmişlik, boyun eğme, isimsizliğini ancak karşısında güçsüz birini g&o... Devamı

Üryan geldik…

2017-10-09 11:40:00

Üryan geldik…   Çırılçıplak, halk deyimi ile üryan!   İşçiler, nerede çalışırsa çalışsın gurbetteler, çalıştıkları yer gurbettir...   Ekmek parasını sırtında çimento taşıyarak kazananlar...   Alın terini ekmeğine somun yapanlar...   Başka bir kültürün ve çevrenin içindeler… Vize olmadan seyahat edilen yerdeler, farklılar, ötekiler...   İşçiler; dilleri Kürtçe, patronları Türkçe konuşur, çevre Türkçe konuşur, turistler kendi dilini...   Turizm merkezinde çalışan işçiler, sırf Kürtçe şarkı söyledikleri için, Kürtçe birbirine hitap ettikleri için üryan aranmayı hak edilmiş gibi üryan halde sokakta, asfaltın üzerinde ters kelepçe içinde...   Neden? Çünkü orada bir ihbar alınmış, ihbar alınmışsa ilk bakılacak yer işçilerin arası, inşaatlar...   Ters kelepçe ile yerde yatan insan!   İnsanlık...   Her şey üryan, her şey ortada...   Nefret söylemi, öfke, linç...   Tesadüfen çekildiği iddia edilen görüntüler...   Tesadüfen denilen şey iyi ayarlanmış görüntü. Yoldan geçenler çekmiş derler ama bizim kültürümüzde var; ilan etmek, sergilemek.   Deve sırtında derisi yüzülmüş insanlar teşhir edilirdi, üstelik şairler, hiciv söyledi diye hiciv muhatabı tarafından idam edilen, işkence yapılan şairler bu ülkenin toprağında sesi durur...   Çırılçıplak yerde yatar, elleri arkasından kelepçeli...   Suçlu ilan edilmiş, teşhir edilir... ... Devamı

Referandum derken…

2017-09-22 12:34:00

Referandum derken…   Referandum, halkın iradesi idareye doğrudan doğruya yansımakta olup doğrudan demokrasinin güzel bir örneğidir. Referandum dikkatli başvurulması  gereken bir yoldur, çünkü oldukça tehlikeli sonuçlar doğurabilecek halkın istismar edilmesine çok müsait bir yoldur. Çoğunluk haklarını savunanlar, azınlıkların haklarını referandum ile tamamı ile ortadan kaldırabilecek ve ülkeyi istibdat dönemine götürecek kadar tehlikeli yol olarak da karşımızda durmaktadır. Demokrasinin güzel örneği demokrasinin da ortadan kalkması anlamına gelebilir. Ülkemizde referandumlar özgürlükler veriliyor gibi yapılıp özgürlüklerin budanmasında kullanılan bir araca ve silaha dönderildiğini yakın tarihimizden bilmekteyiz.   Ulusların kendi kaderini tayin etme hakkının referandum ile olmasını savunanlardanım. Çünkü savaş ile kader tayin etmenin düşmanlık yaymaktan ve nefret söylemini ayrılanlar arasında yaygınlaşmasına hizmet etmekten başka işlevi yoktur, üstelik her ayrılık her iki tarafta da iki halktan yaşayanların kalması anlamına gelir, kalanların ötekileştirilmesi kadar kötü bir şey yoktur. Sonuç felakettir. Homojen olmak adına diğerlerini baskı altına almak o coğrafyaya yapılan en büyük kötülüktür. Katliamlara ve linçler davet çıkarmaktan başka işlevi yoktur. Ülkemizde nice 6-7 Eylül olayları olmuştur, olayların temelinde ayrılık ve iki devlet arasında yapılan mübadele anlaşmasının olduğu gerçeğini göz ardı etmemek gereklidir.   Referandum bir kültürün geleceğini belirleme yönünde en demokratik yöntem olarak karşımızda dururken, hakim devletin referandum için ortam yaratması ve iki tarafında neden birlikte yaşam neden ayrılık konus... Devamı

Okullu olduk, biçimlendik!

2017-09-21 12:34:00

Okullu olduk, biçimlendik!   Eğitilen beyin, eğitim müfredatını verene hizmet eder, elbette istisnai durumlar ortaya çıkar, çünkü hiçbir uygulama homojen şekilde başarılı olamamıştır, olamazda, çünkü bireyin özgünlüğü ve içinde bulunduğu kültürel yapısı bu farklılığı ortaya çıkarır. Eğitim toplum için birey yetiştirmez, aksine devletin gerçek sahibi sermaye sahipleri için birey yetiştirir ve onların ihtiyacı yönünde projeler üretir. Ulus devletinde birey ulus için yetiştirilirdi, onun çıkarı yönünde tarih bilinci ile donatılırdı, fakat ulus devletin ortadan kalktığı bir düzlemde devlet sadece şirketlerin çıkarını korumak ile yükümlü olduğunda, eğitim hangi şirketlerin çıkarı yönünde kendisini tanımlayacaktır? Tarih kimin çıkarı yönünde yeniden yorumlanacak?   Liberal ekonomi yeni bir tolum yarattı ama tanımlayamadı ve tanımlayamadığı toplumun tarihi yapısını oluşturamadı, çünkü hukuk sistemini neyin üzerine inşaat edeceği konusunda hala kafa karışıklı devam etmektedir. Ulusal olanların elden çıkarılıp küresel firmaların birer şubesi konumuna getirildiğinde, tarih ve hukuk bu sefer duruş noktası sezinlenmesine rağmen tam yerine oturmadı, kısaca devlet çöktü ama yeni devlet ve yeni insan oluşmadı. Geçiş sürecin ortasında kalan bir karmaşa ve kaosun bireyleri ise nereye savrulacağı ve nasıl biçimleneceği konusunda kafa karışıklığı devam etmektedir. Din ile devlet bayrağı altında bireyleri bir arada tutma girişimi başarılı olamadı, yerine batı toplumunda İslamofobi geliştirildi, bu sayede düşman somut olarak ortaya çıkarıldığında, korku ile toplum devletin çöktüğü konusunda kafa yormayacaktı. İslam devletleri zaten ger... Devamı

Beklentiler geleceğimizi belirliyor!

2017-09-09 19:25:00

Beklentiler geleceğimizi belirliyor!   Beklentiler yaşamın devamını belirler. Beklenti bittiğinde yaşam son bulur...   İnsanların beklentilerine karşı aldığı yanıtlar ve gerçekleşip gerçekleşmediği konular insanın psikolojik yapısını ve dokusunu belirler. Sürekli depresyon içinde yaşayanların beklentilerini çok üst sınırda tuttuğuna şahitlik ederiz...   Her insanın beklentisi vardır ve ne yazık ki insanların beklentileri genelde karşılanmaz ama buna karşı geliştirmiş savunma aracı o insanın ilişkilerinin devamını ya da kesmesini ortaya çıkarır...   Ne yazık ki ilişkiler sürekli değildir ve sürekli olanları ise hoşgörünün sınırlarını ortaya çıkarır. İnsanımızın hoşgörüsü artık yoktur, çünkü beklenti karşılanmamış her zaman birimi öfkeyi büyütür ve zaman içinde sorunun temelini oluşturan neden öfkelendiğini de ortadan kaldırır. Öfkeye birikim sağlayan ortam ortadan kalktığında öfkenin gerçek nedeni de ortadan kalkar. Her öfke bir birikim işidir ve o birikim karşılıksız kalmış beklentilerin ortaya çıkarmış olduğu kriz ve kaos ortamıdır. Bizim kültürümüzde kriz yönetebilme birikimi yoktur, krizi yönetemediğimiz için sürekli değişen çevrenin savrulan bireyleri oluruz. Bize insan olmanın birinci koşulu kriz yönetimi ve kriz koşullarında nasıl davranmış gerektiği verilmiş olsaydı, fakat öyle bir kültürün ürünleriyiz ki, her hangi bir şeyi elde etmek için ömrümüzü yok ederiz ama inat ile o sorun olduğumuz duvarı aşamayız. Orada kalırız, çünkü orayı aşarsak mutlu olacağımıza inanırız… yani dikey bakış açısının ürünü olan bizler için Ferhat ile şirin gibi anlamsız aşk öykülerin birer ... Devamı

Zaman öyle bir kıvrılır ki geçmiş bugün olur.

2017-09-09 17:27:00

Zaman öyle bir kıvrılır ki geçmiş bugün olur.   Zamanın göreceli bir kavram olduğunu söyler bilim insanı, durduğun yere göre değişim gösterebileceğini de belirtirken uzayda ki konumunda görecelilik gösterir. Zaman düz bir çizgide ilerlediği farz edilirdi eskiden şimdi zamanın doğrusal çizgide hareket etmediği büküldüğü hatta kara delikler ile başka zamanda da dönüşebileceği kabul görür oldu. Kısaca hepimiz için aynı şekilde ilerleyen zaman başka evrenlerde farklı şekilde ilerleyebileceği kabul görür oldu. Peki, zaman bükülebildiğine hatta başka zamanlara doğru açılım yapacağı kabul edersek bizim şimdiki zamanımız bazı evrenler için dün, bazıları için gelecek olarak kabul edilir. Gökyüzüne baktığımızda bize ulaşan birçok yıldız ışığı aslında çoktan sönmüş ve yok olmuş yıldızların ışığı gerçeği ile karşılaşırız…   Yaşadığımız anı bizler bir daha yaşayamayacağız, çünkü akan ırmağa bir kere girilir, başka girme şansımız yoktur. Her girdiğimiz ırmak aynı gibi gözükür ama artık su akıp gitmiştir, bizleri başka su damlacıkları ve doğanın ekolojik değişimi karşılar. Görüntüde aynı ama içerikte farklılaşmıştır, ne su eskidir ne de biz…   Tarih tekerrür etmez, fakat ders çıkarmak zorundayız…   Girdiğimiz ırmağın neresinde duracağımızı bilmek zorundayız, yoksa su bizi sürükleyebilir… Elbette dağlara karın erimesini de dikkate almak zorundayız birden bir selin önünde kurban da olabiliriz. Hangi zamanda hangi dereye ya da ırmağa nerede ayağımızı sokacağımız ve nerede duracağımızı bilmek ile yükümlüyüz eğer sağlıklı olarak ayakta kalmayı istiyorsak, fakat ders çıkarmak yerine sürek... Devamı

Faşizmin kendi ile imtihanı…

2017-08-27 14:13:00

Faşizmin kendi ile imtihanı…   Ülkemizde faşizm Avrupa’da gelişen faşist hareketlerin ülkemizde sempati toplaması ile başlamıştır. Öncelikle faşist İtalyan yasaları ile ülkemize sızmış, faşist Almanya’nın tüm kurumları ile ülkemize konumlanması ile olmuştur. Faşizm ülkemize kurumları ve sempatisi ile gelirken ulus devletin yaratmış olduğu olanaklar içinde halkı da biçimlendirmiştir. O kadar ileri gidilmiş ki kervan geçmez kuş uçmaz diyarlarda bile Hitler bıyığı burun ile dudak arasında kendisine yer bulurken, imparatorluktan çıkmış ülkenin ahalisi sadece ideolojiyi sembolik düzeyde içselleştirmiştir, çünkü onlar için düşman gayr-ı Müslimlerdir ve gayrıların en önemlisi zaten ülke topraklarının ötesine atılmış, geride kalan çocuklar henüz dağlardan kimsesizler yurdunda toplanmıştır.   Faşizm, ülkemizde görsel olarak yayılırken karanlık gecelerin hakimi olan devlet karartma gecelerinde ekmeği bile karne dağıtırken yandaşını bal ile besler olmuştur. Faşist hareket yağmacılık ile ülke içinde kök salmaya çalışırken zaten var olan alışkanlıklara yeni elbise giydirmekten öte anlamı olmamıştır. Ülkenin kurucuları Nazilik konusunda bir biri ile yarışırken bir bölümü sağduyularının gereği bağımsız gözükmeye ya da ete sütlüye bulaşmadan arka planda kalmaya özen göstermiştir. İttihat ve Terakki Partisi’nin devamı olan kadrolar yenilgiden sonra eski rüyaların canlanmasından başka şey ifade etmemektedir. O dönemde başbakan olan, bakanlar kurulunu oluşturanlar Alman faşizmi ile açıktan cilveleşmekten öte onların istemleri yönünde düzenlemeler yapmaktan da öte durmamışlardır…  Her faşist rejim kendi düşmanını yaratır ve kontrollü... Devamı

Yerel yönetimler!

2017-08-22 14:47:00

Yerel yönetimler!   Yerel yönetimler hakkında bugüne kadar çok değişik görüşler ortaya sürülmüş ve birçoğu da denenmiştir. Yaşadığımız çağın ruhu içinde yerel yönetimlerin birincil görevi gelmekte olan tehlikelere karşı o yörede yaşayanları korumak ve önceden beklenen göre önlem almaktır. Yaşanan her felaketten ders çıkarıp bir daha benzeri yaşanmaması için felaketin olduğu alan ve benzeri yerler için önlem bilim insanların desteği ile ortaya konup uygulanmasıdır.   Dünyanın en iyi yaşanan şehirleri araştırılırken uygulanan kriterler yerel yönetimlerin aslında nasıl olması gerektiğine sunulmuş cevaplardan biridir. Fakat bizim sol açıdan baktığımızda solun yerel yönetimler konusunda zengin bir tecrübesi olmasına rağmen ama ‘o tecrübe hiç yaşanmamış gibi davranılarak’ muhafazakar sağ politikacıların ve yerel yöneticilerin uyguladığı yöntemlerden pek farklı iş yapmadıklarına şahitlik etmekteyiz.   Ülkemiz açısından yerel yönetimlere baktığımızda elimizde tutabileceğimiz birkaç örnek mevcuttur, Ankara’da Karayalçın’ın Sovyet yerel yönetimlerinden örnek aldığı ve kötü kopyası şehirleşme örneği ki başarılı olamamıştır. İzmir Gültepe’deki kendi inisiyatifi ile zamanın koşullarına göre doğru tavır geliştiren Aydın Erten, Fatsa Belediye Başkanı Fikri Sönmez var olan çizgilerin dışında yer alan politikalar geliştirmeye çalışmıştır. Bugün Ovacık belediye Başkanı öne çıkmasına rağmen gerçek anlamda belediyecilik hizmeti sunduğunu söylemek abartılı olsa gerek. Elbette her örnek bizim birikimizdir ve her birikimden ders çıkarılması gereklidir.   Yerel yönetimler konusunda ülkemizde t... Devamı

Her yalanın bir inananı vardır.

2017-08-16 22:57:00

Her yalanın bir inananı vardır.   Yahudiler olmasaydı Naziler iktidar olabilir miydi? Yahudi düşmanlığı ile iktidara gelen Naziler sözünü zamana yayarak tuttu ve sonunda toplama kampı kurdu. Sonra oralar toplu infazların yeri oldu.   Soykırıma uğrayan halk her dönemde mağdur olarak nefret söylemin merkezinde oldu... Hatta tarihin dehlizlerinde yaşanan reform hareketleri bile bu düşmanlığı merkezine alarak yapmıştır. Düşmanlık köklüdür, çünkü her iktidar bir düşmana ihtiyaç duymuştur ve kendisi gibi inanmayan, düşünmeyen ve yaşamayan halkları hedef tahtasına oturtmuştur. Bugün dahi birçok kişi bilerek bu nefret söylemine devam ediyor.   Neden Nazilerin suçunu Alman halkına yüklenmediğini sorgulamıyor, çünkü o sorguyu yapacak ortam Nürnberg mahkemeleri ile üstü kapanmış ve Nazi liderleri mahkum edilmiştir. Çıkarlar bugün geçmişin karanlık yüzü ile yüzleşmeye uygun değildir, uygun olmadığı için Alman toplumu içinde Naziler yeniden yeni düşmanları bahane ederek güçlenmektedir. ...   1933’de Naziler halkın seçimi ile iktidara geldiler, halkın desteği ile iktidarlarını korudular, savaş ile karşı gelenleri yok ettiler...   Savaş olmasaydı Naziler iktidarda kalabilir miydi? Çünkü yaratılan yalan balonu sönecekti... Yalanı sönenler yalanı yaşatmak için her türlü çılgınlığı yapabilir... Diktatörler halka yalan söyler ve söylenen yalanı gerçek göstermek için yalanın hedefinde olanlar yok edilir ya da sürekli sistemli baskı altında tutulurlar...   Hayatta kalma mücadelesi gelecek kaygısını buharlaştırıyor.   Virginia Woolf, Walter Benjamin, Stefan Zweig ve karısı ... Devamı

Yaşadığımız çağın ruhu!

2017-08-09 12:50:00

Yaşadığımız çağın ruhu!   Yaşadığımız çağın ruhu diğer zamanların ruhundan çok farklı bir yere oturuyor, çünkü saklanacak bir yerimiz kalmadı ve küresel gelişen olayların birer figüranı olarak bizim haberimiz olmadan bize yüklenen rolü oynamamız istenmekte ve ona zorlanmaktayız. Kaçacak yerimiz yok, her birimiz birer mülteci olduk ama kimse mülteci olduğunu bile kendisine itiraf edemiyor…   Sadece mültecilik omuzumuza yüklenmedi, savaşın birer taraftarı olduk, kim için ve ne için savaştığını bilmeyen toplumların bireyleriyiz, her birimiz bir cephenin içinde nefer olarak almaya zorlandık. Bizim savaşımız olmadığını hepimiz biliyoruz ama karşılıklı kurşun sıkmayı da ihmal etmiyoruz, eğer sıkmaz isek öldürüleceğimizi biliyoruz. Cephenin bir yanında bilimden uzak hurafeler ile yetişmiş katiller sürüsünün elinde bıçak ile boğaz kesmeyi oyun haline getirmiş, binlerce yıllık insanlık birikimini gözünü kırmadan yok edecek kadar cahil bir kesimin varlığını her birimiz ekranlar aracılığı ile beynimize işleniyor…   Yaşadığımız zaman diliminde katil olmayan ve kurban olmayan var mı? Zamanın ruhu katil ol diyor ve teknoloji ile insanlar görmediği insanları ölüme götüren yolu açıyor...   'Metin2 oynayan çocuk, hesabı çalınınca intihar etti' haberleri medyaya düşüyor… Çocukları ben elinizden çalıyorlar derken bakın çocuk bir oyun yüzünden bile intihar edecek kadar aptallaştırılıyor... Burada katil kim? Bir ölen çocuk var ama binlerce katil vardır. Bu oyunu kurgulayan, programlayandan, bu oyuna para yatıran, bu oyunu internet ortamında yayımlayan kısaca katil olmayan yok... Bütün insanları katil yapan sistemdir...   Sis... Devamı

“Ben Ulrike Bağırıyorum!”

2017-07-28 01:49:00

“Ben Ulrike Bağırıyorum!”   Amatör tiyatroları her daim sevmişimdir, amatör ruhu ile iş yapanlara hayranımdır… İzmir’in Karşıyaka semtinde bir dernek içinde yarı amatör ama usta bir ekip tarafından yürütülen bir çalışma vardır. O çalışmanın sorumlusu Seda Yelbuğa. İdealist ama ütopyası olan güzel bir insan, elbette bunda benim sübjektif bakış açım vardır, çünkü yıllardır tanırım, yıllardır onun iğne ile kazarak büyük başarılara imza attığını yakından gözlemlemiş biri olarak bu sübjektif analizi yapmak benim hakkımdır diye düşünürüm… Elbette söz söylemek için insanlar değişik araçlar kullanır, kimisi direkt konuşmayı, kimisi dolandırarak, kimisi ise işi estetik boyutuna vardırıp sanatın inceliklerinden yararlanarak söylemek istediğini rahatlıkla söyler. Seda, tiyatro aşkını bu söz söyleme sıkıntısını yaşarken keşfetmiş ve o sanatın tüm inceliklerini öğrenmiş ve usta olduktan sonra da öğreten konuma gelmiş ve o sanatın vermiş olduğu geniş evrenin olanakları içinde sözünü çekinmeden söylemeye başlamış ve devam etmektedir…   Yıllar içinde kafasında tasarladıklarını hayatta karşılığını bulmuş, idealize ettiğini bulamasa da yaşamın ona verdiklerini iyi değerlendirmiş.  Karşıyaka’da küçük bir çevre ile başladıkları dernek çalışmasını bugün büyük bir aileye dönüştürmüş.   Dernek, para üzerine oturmamaktadır, proje yoktur burada, birilerine iyi gözükmek için ya da küçük yardım almak için boyun eğmemiş, başı dik ve ne söylediğini bilen ve ne yapmak istediğini açıkça ortaya koyan ve hayat veren bir yapıya kavuşmuş. Kısaca dernek ken... Devamı

“Ben Ulrike Bağırıyorum!”

2017-07-28 01:24:00

“Ben Ulrike Bağırıyorum!”   Amatör tiyatroları her daim sevmişimdir, amatör ruhu ile iş yapanlara hayranımdır… İzmir’in Karşıyaka semtinde bir dernek içinde yarı amatör ama usta bir ekip tarafından yürütülen bir çalışma vardır. O çalışmanın sorumlusu Seda Yelbuğa. İdealist ama ütopyası olan güzel bir insan, elbette bunda benim sübjektif bakış açım vardır, çünkü yıllardır tanırım, yıllardır onun iğne ile kazarak büyük başarılara imza attığını yakından gözlemlemiş biri olarak bu sübjektif analizi yapmak benim hakkımdır diye düşünürüm… Elbette söz söylemek için insanlar değişik araçlar kullanır, kimisi direkt konuşmayı, kimisi dolandırarak, kimisi ise işi estetik boyutuna vardırıp sanatın inceliklerinden yararlanarak söylemek istediğini rahatlıkla söyler. Seda, tiyatro aşkını bu söz söyleme sıkıntısını yaşarken keşfetmiş ve o sanatın tüm inceliklerini öğrenmiş ve usta olduktan sonra da öğreten konuma gelmiş ve o sanatın vermiş olduğu geniş evrenin olanakları içinde sözünü çekinmeden söylemeye başlamış ve devam etmektedir…   Yıllar içinde kafasında tasarladıklarını hayatta karşılığını bulmuş, idealize ettiğini bulamasa da yaşamın ona verdiklerini iyi değerlendirmiş.  Karşıyaka’da küçük bir çevre ile başladıkları dernek çalışmasını bugün büyük bir aileye dönüştürmüş.   Dernek, para üzerine oturmamaktadır, proje yoktur burada, birilerine iyi gözükmek için ya da küçük yardım almak için boyun eğmemiş, başı dik ve ne söylediğini bilen ve ne yapmak istediğini açıkça ortaya koyan ve hayat veren bir yapıya kavuşmuş. Kısaca dernek ken... Devamı

Bütün dünya aynı şeyleri tüketirken…

2017-07-17 22:48:00

Bütün dünya aynı şeyleri tüketirken…   Kedimiz Cips’in anısına…   “Zayıf daima adalet ve eşitlik ister, halbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir.” Aristoteles   Evrenimiz şimdilik dünyadır, henüz uzayın derinliklerine doğru ne yol aldık ne de yerleştik. Evren bizim için ulaşabildiğimiz kadar olandır, diğerleri ulaştığımızda bizim olacaktır…   Evrenimiz henüz bir köy görüntüsünden çıkmış değildir, nereye gidersek gidelim tüm evrenin köyleri farklı görünüm altında olsa da sadece yanılgıdan başka şey değildir, çünkü yakından baktığımızda tüm köylerde tüketilen ürün global firmaların ürünlerinden başka şey değildir, tüm çöplükler belli markaların çöp yığını ile doldur. İnsan tüketiyor, tüketirken kendisini ve çevresini de tüketerek tıpkı diğerlerine benzemeye başlıyor. Tüketen insan tüketen insana benziyor ve arlarında ki şimdilik tek fark konuştukları dil ve kullandıkları alfabedir.   Evrensel köyümüzün hangi coğrafyada yer aldığına bakmadan proje üretenler yerel olan kültürleri yok saymaya ve ortak tüketen insan biçimi yaratmaya odaklanmış durumdadır. Tüketen insan davranışları, dış görünümü ve tükettiği aletler ile hiç görmediği, gitmediği coğrafyada ki insan ile benzerlik aksetmektedir…   Hangi cafe’ye girerseniz girin, küresel firmaların birer taklidi gibidir, orijinal olan ve onu taklit edenlerin oluşturduğu cafe’lerde oturan müşterilerde tıpkı cafe gibi taklit eden bireylerin oluşturmuş olduğu bir yığından ibarettir. Yeter ki paralarını oraya bıraksınlar ve boş zamanlarını boş ve zararlı ürünleri t... Devamı

92. gün!

2017-07-12 22:09:00

92. gün!   “Hayatı, yaşayarak yaşacağım!” dedi. Eğer bu karanlık dehlizden çıkarsam. Hayat sorgulanması gereken ama yaşanan bir şeydir…   Süleyman Toklu yakalanışından Mamak Cezaevine gidiş süreci boyunca işkence merkezlerinde yaşadıklarını Sebahattin Selim Erhan kurgulamış, yeniden yaratmış. Çünkü yaşananları olduğu gibi anlatmak her yüreğin kaldıracağı gibi değildir, zaman içine yeni duyguları katarken bir çoğunu da alıp götürür, hiç anımsanmasını istemediğimiz anlar benliklerden yok olurken o anlar duvarlara işlenmiş bir çığlık olarak o işkence merkezlerinde kalır…   Çocukluğundan Mamak Cezaevine kadar ki süreci olayların örgüsü içine öyle işlemiş ki bir kronolojik yapının içinde işkence merkezine yaşanan o anlara da dolaylı ya da direkt olarak yansımalarını yakalarız…   Direnişi bir efsane olmuştur bir dönem cezaevinde kalmış ve umut arayanlar arasında… Öyle unutulmayan insanlar geldi geçit ki yaşantımızdan artık anı kitapları arasında yakalarız birçoğunu… Onların yaşamı bir dönemin tarihidir, üstelik resmi olanın dışında…   Birçok kardeşi içinde en küçüğü, abisi ile çıktığı okuma heyecanı ve onu bilmediği dünyada bir özneye dönüştürür, silik değildir, liderdir birçok alanda, omuzuna yüklenmiş birçok sorumluluk onun tercihleri sonucunda doğal olarak yüklenmiştir. O yüklendiği sorumluluğun bilincinde ve direncinde hak ettiği görevlerini yerine getirmiştir. Olması gereken belki onun yaşadığıdır belki de değil, onu tarihin yenilgiler sayfasında belki birileri yeniden sorgular… Solun yenilgiler tarihi işkence merkezlerinde yaşanan direnişler ile solun onur müca... Devamı

Avrupa her şeyi görür ama göz yumar!

2017-07-11 09:40:00

Avrupa her şeyi görür ama göz yumar!   Avrupa’da yapılan tüm IŞİD saldırganları hakkında Avrupa polisinin elinde kayıt olduğu ortaya çıkmış olması benim kafamda acaba bilerek ve isteyerek kendi ülkelerinde IŞİD 'ciler eylem yapmasına mı izin verildi sorusunu oluşturdu. Çünkü IŞİD eylem yaptıkça sağ ve faşist gruplar güçleniyor, o da yıkılmış liberal ekonomi ve ulus devletinin artıklarının biraz daha zaman kazanmasına sebep oluyor. Avrupa işçi devletlerini kurmadığı sürece bu baskı ve katliamlar ile yaşayacak diye düşünüyorum ama ortada işçi devletini kuracak olası bir siyasi güç ne yazık ki yok... Ama yok olması var olmayacağı anlamına gelmiyor...   Almanya ikinci dünya savaşından yenik çıkmıştır. Amerika yeni bir devlet kurarken Naziler ile hesaplaşma yerine Nazileri kullanmayı seçti. Yani Nazi rejimi ile yüzleşmek yerine üstünü Nürnberg mahkemesi ile örttü. Sadece 27 kişi cezalandırıldı... Peki, Almanya nasıl oldu da sanayi devleti yapısını korudu diyenlere bilgi vermiş oldum, Naziler eğer cezalandırılmış ve hesap sorulmuş olsaydı Almanya sanayisi olmayacaktı... Bugün dahi Almanya’da Nazi hayranlığının temelinde işte bu yüzleşmenin olmamasında yatar...   Bizler öğretilmiş hedefler için mücadele ediyoruz...   Peki, son darbeden sonra Türkiye darbeciler ile yüzleşti mi? Ne yazık ki hayır üstleri kapatılıyor, elbette bir kaç kişi ceza alacak ve af edilecektir... Bu arada masum çok insanın canı yanacak, bugün bile cezaevinde kritik aşamada olan iki güzel insan hala aç ve greve devam ediyor...   Emek sermaye ile uzlaşmaz derler ya yalandır, her sözleşme döneminde emek sermaye için uzlaşmaya gider ve adına da çalışma dünya... Devamı

Eleştiri…

2017-07-08 17:29:00

Eleştiri…   Eleştiri olmazsa olmazımızdır deriz ama hiçbir zaman eleştiriyi ya kaldırmayız ya da yok sayarız, çünkü her şeyi en iyi bilenlerin olduğu yerde eleştiri olmaz; ya övülür ya da yerilir…   Eleştiri tarihini yazmaya çalışan biri mutlaka kendisi ile hesaplaşmak zorundadır, çünkü eleştiri; kişinin kendisi ile yüzleşmesidir ona da özeleştiri deriz. Özeleştiri ne yazık ki eleştiri ile birlikte buharlaşmış, ısınan gökyüzünde suya dönüşmeyi bekler, bir gün kaybolduğu topraklara umarım yağmur olarak iner…   Her yapılan pratik iş aslında geçmişin eleştiridir, konuşmaktan daha çok üretin derler. Üretin geçmişe öykünmedir, en fazla öykünenler geçmiş ile bir noktaya gelir ve kopar, çünkü yoktan var olmaz, vardan da yok olmaz.   Bugün ne üretilirse üretilsin geçmişte ayağı yoksa varlığı yok demektir. Her üretimin, her adımın, her söylemin geçmişte bağı olmak zorundadır, birden postmodern söylem ortaya çıkmaz, postmodern de olduğu gibi olaylar birbiri içine girip sonsuz ve karmaşık anlatım ile bitmeyen öykülerin pasif, sistem ile çakışmayan, sistemin güzellemesini dolaylı yapan bir dil ortaya çıkmazdı. Bugün yaşanan postmodern diye kabul edilen dil aslında liberal söylemin edebiyat/sanat içinde karşılık bulmasıdır. Yani postmodern yıkar ama yerine yenisini koymayı düşünmez. Yıkıntı halinde kalan ulus devlet gibidir, yıkıntılar içinde kaos ortamında kalan bir bireyin neden yıkıntılar içinde kaldığı, neden gökyüzünden bombaların kendi şehrini vurduğunu, koşusunun neden birden radikal dinci olarak karşısına dikildiğini ve de neden dine sarılarak özgürlükleri biler... Devamı

Sol hastadır!

2017-07-05 11:49:00

Sol hastadır!   Sol içinde Yahudi düşmanlığının temeli nerelere dayanır bilemiyorum, fakat bir düşmanlıktan söz etmek mümkündür. İsrail devleti ile Yahudileri eş gören ve her Yahudi’yi İsrail devletinin vatandaşı olarak gören ve onları oraya sıkışıp yaşamasını arzulayan bir sol düzlem nasıl oldu da benliklerin içine kadar işleyen bir düşmanlığa dönüştü?   Solun en aktif kesimini Marksistler oluşturur, sol ile özdeşleşmiştir. Marx’ın 1. Dünya Siyonist toplantısı çağrıcısı ve üyesi olduğunu kaç kişi bilir? O toplantı tarihin en solcu Siyonist toplantısı oldu, çünkü toplantıya kadın Yahudiler de katıldı.   Sorular yanıtları olduğu sürece anlamlıdır, yanıtı yoksa soru sormanın tek anlamı vardır; yanıtı aranacak! Yanıtı aranacak sorular her daim var olmasına rağmen bizler soru sormak yerine soruların yerini önyargılarımız almıştır ve önyargılarımız bizim yaşama bakışımızı ve duruşumuzu belirler konumdadır. Günümüzde sol önyargılarını boş olduğu bir zemin üzerinde kendisini tanımlamaya çalışmaktadır…   Sol kalıpları kırmak için yola çıktığını ifade etmesine rağmen kalıplar arasında sıkışmış ve belirli refleksleri vermekten başka işlevi olmayan bir konuma doğru eğilmiş. Özgürce tartışma yerine belirli kalıplar ve cümleler arasında kendisini ifade etmeye, sürekli belirli kaynakları referans kullanmak adına dogmatik düşüncenin kucağına doğru yelken açmış konumundadır. Sol özgürlükçüdür ama özgürlük kelimesini durduğu yere göre altını doldurulan veya boşaltan konumundadır.   Sol adaletçidir, adalet kavramına da özgürlük kavramı gibi davranmaktadır.   Bazı solcuların Yahudi düşmanlı... Devamı

Toprak rengini çiçeğe verir!

2017-06-29 10:39:00

Toprak rengini çiçeğe verir! Hayat bir döngüdür, döngüyü yaratan doğumdur. Doğum olan yerde ölüm kaçınılmazdır. Kaçınılmaz olan yaşantımızın içinde kırılma noktalarını oluşturur. Toprak üzerine düşenin rengini yine içinden yeşerttiği çiçeklere verir. Her çiçek kendisine ait rengi olması yanında bazı çiçekler toprağın yapısına göre renk alırlar. Ölümün hakim olduğu yerlerde çiçekler kan rengidir, kan çürürken rengini çiçeğe bırakır. Topraklarımızın üzerinde o kadar ölüm oldu ki, ölümlerin rengini kırmızı rengini bozkıra, ormanların kuytuluk yerlerine, çölde açan bir çiçeğe kadar vermiştir. Kan coğrafyamızın belirleyici rengi olmuştur. Savaşların diyarında barış ancak kısa dönemli olmuştur. Her savaş barışı getirir diye bir kural yoktur, örneğin birinci dünya savaşı barışı değil savaşı getirmiştir. İnsanlık savaşlar ile doğayı ve kendisini kitlesel olarak yok ederken yerine yeni bir şey koyamamıştır. Emperyalizm ulus devletinin oluşumu ile sömürgeciliğin yerini almıştır. Şimdi yaşanmakta olan hibrit savaşlar neyin yerini doldurmaktadır? Ortadoğu’yu proje olarak yeniden ele alanlar sonuç olarak nasıl bir Ortadoğu planlamışlardır? İstihbarat; ulus devleti olduğu süreç içinde bilgi almak üzerine kuruluydu, liberal ekonominin hakim olduğu süreçte ise istihbartat işlevini değiştirmiştir, istihbaratın yaptığı işleri proje adı verilen uygulamalar almıştır. Proje, planlanmış bir süreçte istenilen bir gelecek için hazırlanmaktır. Bilgi toplama işi, proje yapan ama istihbaratta görevli olmayan gönüllü profesyoneller üzerine yıkılırken, istihbartat teşkilatlarında boşta kalan elemanlar ise de... Devamı

Projelerin dayanılmaz hafifliği!

2017-06-22 23:28:00

Projelerin dayanılmaz hafifliği!   Projeler konusu çok yeni bir kavram olmasına rağmen sanki kırk yıldır varmış gibi algılanıyor ama kırk yıl önce proje bizim ülkemizde yoktu ama başka yerlerde ilk denemeleri oluyordu, bilgiler toplanıyordu. İlk projeler masum gibi gözüküyordu, fakat sonrası G. Soros gibi liberal ekonominin fikir ve finans babalarının elinde bir silaha dönüşüyordu.   Ulus devleti artık var olan gerçekliği taşıyamıyor, gelişmekte olan piyasaların ve şirketlerin önünde sistemin çarkına engel oluyordu. Kapitalist sistem bir sıçrama yapmak zorundaydı, çünkü ulus devletin oluşturmuş olduğu sosyal devlet kavramı sistemin içinde sorun oluşturmaya, küreselleşen piyasanın önünde ki en büyük engel olmaya başlamıştı. Gümrük duvarları yıkılmalıydı, ilk büyük deneyim sömürge devleri birliğinin dışında Avrupa’da Ekonomi Birliği adı altında Fransa ve Almanya arasında ilk çekirdeği atılmıştı. Daha sonra Avrupa Birliğine dönüşecek olan ekonomik birlik ilk olarak ulus devletinin olanakları içinde reform hareketi gibi başlamıştı, önemli deneyimler bu ilk oluşumdan çıkarılmıştı. ‘Yeni Dünya Düzeni’ için ideal birlik bu düşüncenin altında filiz vermiş ve AB olarak olgunlaşmıştı.  Avrupa birliği ihtiyaca cevap olarak sistemin üretmiş olduğu çözüm yollarından biriydi ve kapitalist sistem için önemli bir sıçrama alnıydı. Daha sonra AB deneyiminden çıkılarak kıtalar içinde ülkeler arasında gümrük birlikleri kuruldu ve halen de kurulmaya ve ayrışmaya devam ediyor…   Liberallerin en büyük zaferi Reagan - Thatcher ikilisinin iktidarı döneminde olacaktı. Onları zafere taşıyan ve doruk noktasına çıkara... Devamı

Politikanın olduğu yerde adalet güçlünün lehine işler.

2017-06-13 12:27:00

Politikanın olduğu yerde adalet güçlünün lehine işler. Adalet kavramı son yıllarda sürekli gündeme gelmekte, fakat adalet kavramının kendisi sübjektif olduğunu yaşayarak öğrendik, çünkü nerede durduğunuza bağlı olarak adalet kavramı da değişmektedir. Kime göre, nereye göre, hangi çıkarlara göre adalet?   Politika sistemin devamı için olmazsa olmazdır, çünkü sistemler politik tercihler üzerine devam etmektedir. Devlet kavramında son yıllarda değişim, politik arenada da değişimi işaret etmektedir, çünkü klasik ve değişmesi imkansız gibi gözüken bir çok siyasi parti politik arenada artık yoktur. Değişim kendisine göre yeni siyasi partileri oluştururken, her siyasi partinin duruş da var olan ihtiyaca göre biçimlenmektedir... Klasik anlamda siyasi tercihleri belirten sağ sol ayrımı ortadan kalmış, sağ politikacılar sol partilerden rahatlıkla aday olabilmekte ve kendilerini ifade edebilmektedir. Aynı şekilde sol kulvardan gelen bir politikacı sağ partiden devlet başkanlığına Fransa’da olduğu gibi aday olup meclis çoğunluğunu ilk seçimde ele geçirebilmekte. Aynı görünüm daha önce Yunanistan seçimlerinde de kendisini göstermişti, üstelik parti içinde ayrılmalarına rağmen meclisi çoğunluğunu korumakta ve sol politikaların dışında solcu kimliği ile ayakta durabilmektedir. Ülke de sol köklü değişim yerine reformları göze almış ve varlık sebebini de reformlarda ki başarılara bağlamıştır. Sol reformist bir çizgide kitlesel konumda gösterebilmektedir.  Devrim hayaldir, Avrupa’nın üzerinde dolaşan hayalet korku verecek kadar güçlü değildir.   Tek bildiğimiz şey kendi doğrularımızı başkasına dayatmak.   Siyaset ve sistem değişen koşu... Devamı

Delphinus Bilgeliği’nden mesajlar…

2017-06-07 13:49:00

Delphinus Bilgeliği’nden mesajlar…   Uzayın derinliklerinde bize dalgaları ile ulaşan bir yıldızlar topluluğu vardır ve o topluluk evrenin dengesi için mücadele etmektedir. Evrenin dengesini bozan neresi varsa oraya ulaşıp sorun olan dalgaların düzenlenmesi için o gezegende yaşayanlara mesajlar iletir.   Dünya savaşlar ile yıkılırken, savaşların yaratmış olduğu nefret söylemlerinin ve doğanın güzelliklerinin tek tek olması evrene bizden giden kötü dalgaların kaynaklarından sadece biridir. Evren gün geçtikçe genişlerken genişleyen duvarlarına bizim gibi evren içinde küçük bir nokta olan yerden yayılan dalgaların kötü etkileri olduğunu bu kitap sayesinde öğrenmiş olmaktayız. Peki, biz insanlara ne önermektedir uzayın derinliklerinden gelen dalgalar?   Elbette her insan duyar ama her duyduğunu anlamlar yükleyemez, çünkü birikim gereklidir. Dalgalar insanları seçer, istediğine istediği mesajı verir ama uzaydan gelen dalgalar sadece iyi niyetli dalgalar değildir, kötü niyetli olan dalgalar da vardır, bencilliği körükleyen, nefret söylemlerine katkı sunanlar da… Ama Delphinus’dan gelenler bize sevgiyi öğütler. İnsanlar çevrelerine ve kendilerine saygılı olurlarsa endişelenecekleri bir şey yoktur, çünkü sevgi ile bakan çevresine de sevgi ile dolu dalgalar yayar ki, o yaşamın daha bir anlamlı ve çekilir olmasına sebep olur…   Sevgi dünyayı değiştirir, sadece kötülerin değiştirdiği dünyada her şey endişe vericidir ve korkuyu besler. Sevginin değiştirdiği dünyada ise korku ve endişeye yer yoktur. Bugün yaşadığımız sorunların temelinde endişeler yer almaktadır, endişeli olan insanın nefes alış verişi, kalp çırpıntısı bile düzensizdir. D&uu... Devamı

Domino taşları yıkılırken…

2017-06-06 11:20:00

Domino taşları yıkılırken…   Domino taşlarının yerleştirilmesi uzun ve yorucu bir iştir ama yıkılması birkaç saniyelik zamandır. Muhteşem görsel bir şölen sunar domino taşlarının yıkımı. İçinden sürprizler bile çıkar. Elbette yerleştiren bilir ama izleyici gördükleri karşısında şaşkınlığa düşer, anlayamaz…   Domino taşları tarihi inceleyenler genelde devletlerin yıkımında görür… Devletler arka arkaya yıkılırken ayakta kalanlar birkaç tanesi aslında domino taşı kurucusu olduğu bilgisine ulaşılır. Üzerinden güneşin hiç eksik olmadığı imparatorlukları yok eden teknolojidir. Fakat teknolojiyi de en çok kullanan bu güneşin hiç eksilmediği imparatorluk topraklarında yaşayanlardır... Kullanmak ile yaratmak arasında ki ince bir çizgi gibi duran fark domino taşında nerede durduğunu ortaya çıkarır…   Devletlerin yıkımı her zaman üste üste gelir, her dönem bir yıkımın ve yeniden oluşumu anlamındadır. Her oluşum yıkımdır, her yıkım başka bir oluşumdur.   Domino taşı düzmeye meraklı olanlar her zaman daha güzel bir sunum için yeninde yeniden domino taşlarını sabır ile dizerler. Sonra yarattıkları eser karşısında onur duyarlar. Binlerce taş, birbirine değecek şekilde aralıklar ile dizilir ve sonra onların bir birini itekleyerek yıkılması… Birden fazla yola ayrılıp, tekrar buluşmaları, çıkmaz sokaklarda bazıların kısa sürede sonlanması, en üst noktaya, zirveye ulaşması beklenen taşın yıkılması için nefesler tutulur ve o taşı itekleyecek taşa sıranın gelmesi beklenir.   Devletlerin yıkımı büyük savaşlar sonrasında oluşan istikrarsızlık ortamında olur. Büyük fethe gidenler aslında kendi sonları için hazırlanmış o ilk nefesin verilmesi gibidir.   Yıkılan taş mutlaka başka ... Devamı