Bütün dünya aynı şeyleri tüketirken…

2017-07-17 22:48:00

Bütün dünya aynı şeyleri tüketirken…   Kedimiz Cips’in anısına…   “Zayıf daima adalet ve eşitlik ister, halbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir.” Aristoteles   Evrenimiz şimdilik dünyadır, henüz uzayın derinliklerine doğru ne yol aldık ne de yerleştik. Evren bizim için ulaşabildiğimiz kadar olandır, diğerleri ulaştığımızda bizim olacaktır…   Evrenimiz henüz bir köy görüntüsünden çıkmış değildir, nereye gidersek gidelim tüm evrenin köyleri farklı görünüm altında olsa da sadece yanılgıdan başka şey değildir, çünkü yakından baktığımızda tüm köylerde tüketilen ürün global firmaların ürünlerinden başka şey değildir, tüm çöplükler belli markaların çöp yığını ile doldur. İnsan tüketiyor, tüketirken kendisini ve çevresini de tüketerek tıpkı diğerlerine benzemeye başlıyor. Tüketen insan tüketen insana benziyor ve arlarında ki şimdilik tek fark konuştukları dil ve kullandıkları alfabedir.   Evrensel köyümüzün hangi coğrafyada yer aldığına bakmadan proje üretenler yerel olan kültürleri yok saymaya ve ortak tüketen insan biçimi yaratmaya odaklanmış durumdadır. Tüketen insan davranışları, dış görünümü ve tükettiği aletler ile hiç görmediği, gitmediği coğrafyada ki insan ile benzerlik aksetmektedir…   Hangi cafe’ye girerseniz girin, küresel firmaların birer taklidi gibidir, orijinal olan ve onu taklit edenlerin oluşturduğu cafe’lerde oturan müşterilerde tıpkı cafe gibi taklit eden bireylerin oluşturmuş olduğu bir yığından ibarettir. Yeter ki paralarını oraya bıraksınlar ve boş zamanlarını boş ve zararlı ürünleri t... Devamı

92. gün!

2017-07-12 22:09:00

92. gün!   “Hayatı, yaşayarak yaşacağım!” dedi. Eğer bu karanlık dehlizden çıkarsam. Hayat sorgulanması gereken ama yaşanan bir şeydir…   Süleyman Toklu yakalanışından Mamak Cezaevine gidiş süreci boyunca işkence merkezlerinde yaşadıklarını Sebahattin Selim Erhan kurgulamış, yeniden yaratmış. Çünkü yaşananları olduğu gibi anlatmak her yüreğin kaldıracağı gibi değildir, zaman içine yeni duyguları katarken bir çoğunu da alıp götürür, hiç anımsanmasını istemediğimiz anlar benliklerden yok olurken o anlar duvarlara işlenmiş bir çığlık olarak o işkence merkezlerinde kalır…   Çocukluğundan Mamak Cezaevine kadar ki süreci olayların örgüsü içine öyle işlemiş ki bir kronolojik yapının içinde işkence merkezine yaşanan o anlara da dolaylı ya da direkt olarak yansımalarını yakalarız…   Direnişi bir efsane olmuştur bir dönem cezaevinde kalmış ve umut arayanlar arasında… Öyle unutulmayan insanlar geldi geçit ki yaşantımızdan artık anı kitapları arasında yakalarız birçoğunu… Onların yaşamı bir dönemin tarihidir, üstelik resmi olanın dışında…   Birçok kardeşi içinde en küçüğü, abisi ile çıktığı okuma heyecanı ve onu bilmediği dünyada bir özneye dönüştürür, silik değildir, liderdir birçok alanda, omuzuna yüklenmiş birçok sorumluluk onun tercihleri sonucunda doğal olarak yüklenmiştir. O yüklendiği sorumluluğun bilincinde ve direncinde hak ettiği görevlerini yerine getirmiştir. Olması gereken belki onun yaşadığıdır belki de değil, onu tarihin yenilgiler sayfasında belki birileri yeniden sorgular… Solun yenilgiler tarihi işkence merkezlerinde yaşanan direnişler ile solun onur müca... Devamı

Avrupa her şeyi görür ama göz yumar!

2017-07-11 09:40:00

Avrupa her şeyi görür ama göz yumar!   Avrupa’da yapılan tüm IŞİD saldırganları hakkında Avrupa polisinin elinde kayıt olduğu ortaya çıkmış olması benim kafamda acaba bilerek ve isteyerek kendi ülkelerinde IŞİD 'ciler eylem yapmasına mı izin verildi sorusunu oluşturdu. Çünkü IŞİD eylem yaptıkça sağ ve faşist gruplar güçleniyor, o da yıkılmış liberal ekonomi ve ulus devletinin artıklarının biraz daha zaman kazanmasına sebep oluyor. Avrupa işçi devletlerini kurmadığı sürece bu baskı ve katliamlar ile yaşayacak diye düşünüyorum ama ortada işçi devletini kuracak olası bir siyasi güç ne yazık ki yok... Ama yok olması var olmayacağı anlamına gelmiyor...   Almanya ikinci dünya savaşından yenik çıkmıştır. Amerika yeni bir devlet kurarken Naziler ile hesaplaşma yerine Nazileri kullanmayı seçti. Yani Nazi rejimi ile yüzleşmek yerine üstünü Nürnberg mahkemesi ile örttü. Sadece 27 kişi cezalandırıldı... Peki, Almanya nasıl oldu da sanayi devleti yapısını korudu diyenlere bilgi vermiş oldum, Naziler eğer cezalandırılmış ve hesap sorulmuş olsaydı Almanya sanayisi olmayacaktı... Bugün dahi Almanya’da Nazi hayranlığının temelinde işte bu yüzleşmenin olmamasında yatar...   Bizler öğretilmiş hedefler için mücadele ediyoruz...   Peki, son darbeden sonra Türkiye darbeciler ile yüzleşti mi? Ne yazık ki hayır üstleri kapatılıyor, elbette bir kaç kişi ceza alacak ve af edilecektir... Bu arada masum çok insanın canı yanacak, bugün bile cezaevinde kritik aşamada olan iki güzel insan hala aç ve greve devam ediyor...   Emek sermaye ile uzlaşmaz derler ya yalandır, her sözleşme döneminde emek sermaye için uzlaşmaya gider ve adına da çalışma dünya... Devamı

Eleştiri…

2017-07-08 17:29:00

Eleştiri…   Eleştiri olmazsa olmazımızdır deriz ama hiçbir zaman eleştiriyi ya kaldırmayız ya da yok sayarız, çünkü her şeyi en iyi bilenlerin olduğu yerde eleştiri olmaz; ya övülür ya da yerilir…   Eleştiri tarihini yazmaya çalışan biri mutlaka kendisi ile hesaplaşmak zorundadır, çünkü eleştiri; kişinin kendisi ile yüzleşmesidir ona da özeleştiri deriz. Özeleştiri ne yazık ki eleştiri ile birlikte buharlaşmış, ısınan gökyüzünde suya dönüşmeyi bekler, bir gün kaybolduğu topraklara umarım yağmur olarak iner…   Her yapılan pratik iş aslında geçmişin eleştiridir, konuşmaktan daha çok üretin derler. Üretin geçmişe öykünmedir, en fazla öykünenler geçmiş ile bir noktaya gelir ve kopar, çünkü yoktan var olmaz, vardan da yok olmaz.   Bugün ne üretilirse üretilsin geçmişte ayağı yoksa varlığı yok demektir. Her üretimin, her adımın, her söylemin geçmişte bağı olmak zorundadır, birden postmodern söylem ortaya çıkmaz, postmodern de olduğu gibi olaylar birbiri içine girip sonsuz ve karmaşık anlatım ile bitmeyen öykülerin pasif, sistem ile çakışmayan, sistemin güzellemesini dolaylı yapan bir dil ortaya çıkmazdı. Bugün yaşanan postmodern diye kabul edilen dil aslında liberal söylemin edebiyat/sanat içinde karşılık bulmasıdır. Yani postmodern yıkar ama yerine yenisini koymayı düşünmez. Yıkıntı halinde kalan ulus devlet gibidir, yıkıntılar içinde kaos ortamında kalan bir bireyin neden yıkıntılar içinde kaldığı, neden gökyüzünden bombaların kendi şehrini vurduğunu, koşusunun neden birden radikal dinci olarak karşısına dikildiğini ve de neden dine sarılarak özgürlükleri biler... Devamı

Sol hastadır!

2017-07-05 11:49:00

Sol hastadır!   Sol içinde Yahudi düşmanlığının temeli nerelere dayanır bilemiyorum, fakat bir düşmanlıktan söz etmek mümkündür. İsrail devleti ile Yahudileri eş gören ve her Yahudi’yi İsrail devletinin vatandaşı olarak gören ve onları oraya sıkışıp yaşamasını arzulayan bir sol düzlem nasıl oldu da benliklerin içine kadar işleyen bir düşmanlığa dönüştü?   Solun en aktif kesimini Marksistler oluşturur, sol ile özdeşleşmiştir. Marx’ın 1. Dünya Siyonist toplantısı çağrıcısı ve üyesi olduğunu kaç kişi bilir? O toplantı tarihin en solcu Siyonist toplantısı oldu, çünkü toplantıya kadın Yahudiler de katıldı.   Sorular yanıtları olduğu sürece anlamlıdır, yanıtı yoksa soru sormanın tek anlamı vardır; yanıtı aranacak! Yanıtı aranacak sorular her daim var olmasına rağmen bizler soru sormak yerine soruların yerini önyargılarımız almıştır ve önyargılarımız bizim yaşama bakışımızı ve duruşumuzu belirler konumdadır. Günümüzde sol önyargılarını boş olduğu bir zemin üzerinde kendisini tanımlamaya çalışmaktadır…   Sol kalıpları kırmak için yola çıktığını ifade etmesine rağmen kalıplar arasında sıkışmış ve belirli refleksleri vermekten başka işlevi olmayan bir konuma doğru eğilmiş. Özgürce tartışma yerine belirli kalıplar ve cümleler arasında kendisini ifade etmeye, sürekli belirli kaynakları referans kullanmak adına dogmatik düşüncenin kucağına doğru yelken açmış konumundadır. Sol özgürlükçüdür ama özgürlük kelimesini durduğu yere göre altını doldurulan veya boşaltan konumundadır.   Sol adaletçidir, adalet kavramına da özgürlük kavramı gibi davranmaktadır.   Bazı solcuların Yahudi düşmanlı... Devamı

Toprak rengini çiçeğe verir!

2017-06-29 10:39:00

Toprak rengini çiçeğe verir! Hayat bir döngüdür, döngüyü yaratan doğumdur. Doğum olan yerde ölüm kaçınılmazdır. Kaçınılmaz olan yaşantımızın içinde kırılma noktalarını oluşturur. Toprak üzerine düşenin rengini yine içinden yeşerttiği çiçeklere verir. Her çiçek kendisine ait rengi olması yanında bazı çiçekler toprağın yapısına göre renk alırlar. Ölümün hakim olduğu yerlerde çiçekler kan rengidir, kan çürürken rengini çiçeğe bırakır. Topraklarımızın üzerinde o kadar ölüm oldu ki, ölümlerin rengini kırmızı rengini bozkıra, ormanların kuytuluk yerlerine, çölde açan bir çiçeğe kadar vermiştir. Kan coğrafyamızın belirleyici rengi olmuştur. Savaşların diyarında barış ancak kısa dönemli olmuştur. Her savaş barışı getirir diye bir kural yoktur, örneğin birinci dünya savaşı barışı değil savaşı getirmiştir. İnsanlık savaşlar ile doğayı ve kendisini kitlesel olarak yok ederken yerine yeni bir şey koyamamıştır. Emperyalizm ulus devletinin oluşumu ile sömürgeciliğin yerini almıştır. Şimdi yaşanmakta olan hibrit savaşlar neyin yerini doldurmaktadır? Ortadoğu’yu proje olarak yeniden ele alanlar sonuç olarak nasıl bir Ortadoğu planlamışlardır? İstihbarat; ulus devleti olduğu süreç içinde bilgi almak üzerine kuruluydu, liberal ekonominin hakim olduğu süreçte ise istihbartat işlevini değiştirmiştir, istihbaratın yaptığı işleri proje adı verilen uygulamalar almıştır. Proje, planlanmış bir süreçte istenilen bir gelecek için hazırlanmaktır. Bilgi toplama işi, proje yapan ama istihbaratta görevli olmayan gönüllü profesyoneller üzerine yıkılırken, istihbartat teşkilatlarında boşta kalan elemanlar ise de... Devamı

Projelerin dayanılmaz hafifliği!

2017-06-22 23:28:00

Projelerin dayanılmaz hafifliği!   Projeler konusu çok yeni bir kavram olmasına rağmen sanki kırk yıldır varmış gibi algılanıyor ama kırk yıl önce proje bizim ülkemizde yoktu ama başka yerlerde ilk denemeleri oluyordu, bilgiler toplanıyordu. İlk projeler masum gibi gözüküyordu, fakat sonrası G. Soros gibi liberal ekonominin fikir ve finans babalarının elinde bir silaha dönüşüyordu.   Ulus devleti artık var olan gerçekliği taşıyamıyor, gelişmekte olan piyasaların ve şirketlerin önünde sistemin çarkına engel oluyordu. Kapitalist sistem bir sıçrama yapmak zorundaydı, çünkü ulus devletin oluşturmuş olduğu sosyal devlet kavramı sistemin içinde sorun oluşturmaya, küreselleşen piyasanın önünde ki en büyük engel olmaya başlamıştı. Gümrük duvarları yıkılmalıydı, ilk büyük deneyim sömürge devleri birliğinin dışında Avrupa’da Ekonomi Birliği adı altında Fransa ve Almanya arasında ilk çekirdeği atılmıştı. Daha sonra Avrupa Birliğine dönüşecek olan ekonomik birlik ilk olarak ulus devletinin olanakları içinde reform hareketi gibi başlamıştı, önemli deneyimler bu ilk oluşumdan çıkarılmıştı. ‘Yeni Dünya Düzeni’ için ideal birlik bu düşüncenin altında filiz vermiş ve AB olarak olgunlaşmıştı.  Avrupa birliği ihtiyaca cevap olarak sistemin üretmiş olduğu çözüm yollarından biriydi ve kapitalist sistem için önemli bir sıçrama alnıydı. Daha sonra AB deneyiminden çıkılarak kıtalar içinde ülkeler arasında gümrük birlikleri kuruldu ve halen de kurulmaya ve ayrışmaya devam ediyor…   Liberallerin en büyük zaferi Reagan - Thatcher ikilisinin iktidarı döneminde olacaktı. Onları zafere taşıyan ve doruk noktasına çıkara... Devamı

Politikanın olduğu yerde adalet güçlünün lehine işler.

2017-06-13 12:27:00

Politikanın olduğu yerde adalet güçlünün lehine işler. Adalet kavramı son yıllarda sürekli gündeme gelmekte, fakat adalet kavramının kendisi sübjektif olduğunu yaşayarak öğrendik, çünkü nerede durduğunuza bağlı olarak adalet kavramı da değişmektedir. Kime göre, nereye göre, hangi çıkarlara göre adalet?   Politika sistemin devamı için olmazsa olmazdır, çünkü sistemler politik tercihler üzerine devam etmektedir. Devlet kavramında son yıllarda değişim, politik arenada da değişimi işaret etmektedir, çünkü klasik ve değişmesi imkansız gibi gözüken bir çok siyasi parti politik arenada artık yoktur. Değişim kendisine göre yeni siyasi partileri oluştururken, her siyasi partinin duruş da var olan ihtiyaca göre biçimlenmektedir... Klasik anlamda siyasi tercihleri belirten sağ sol ayrımı ortadan kalmış, sağ politikacılar sol partilerden rahatlıkla aday olabilmekte ve kendilerini ifade edebilmektedir. Aynı şekilde sol kulvardan gelen bir politikacı sağ partiden devlet başkanlığına Fransa’da olduğu gibi aday olup meclis çoğunluğunu ilk seçimde ele geçirebilmekte. Aynı görünüm daha önce Yunanistan seçimlerinde de kendisini göstermişti, üstelik parti içinde ayrılmalarına rağmen meclisi çoğunluğunu korumakta ve sol politikaların dışında solcu kimliği ile ayakta durabilmektedir. Ülke de sol köklü değişim yerine reformları göze almış ve varlık sebebini de reformlarda ki başarılara bağlamıştır. Sol reformist bir çizgide kitlesel konumda gösterebilmektedir.  Devrim hayaldir, Avrupa’nın üzerinde dolaşan hayalet korku verecek kadar güçlü değildir.   Tek bildiğimiz şey kendi doğrularımızı başkasına dayatmak.   Siyaset ve sistem değişen koşu... Devamı

Delphinus Bilgeliği’nden mesajlar…

2017-06-07 13:49:00

Delphinus Bilgeliği’nden mesajlar…   Uzayın derinliklerinde bize dalgaları ile ulaşan bir yıldızlar topluluğu vardır ve o topluluk evrenin dengesi için mücadele etmektedir. Evrenin dengesini bozan neresi varsa oraya ulaşıp sorun olan dalgaların düzenlenmesi için o gezegende yaşayanlara mesajlar iletir.   Dünya savaşlar ile yıkılırken, savaşların yaratmış olduğu nefret söylemlerinin ve doğanın güzelliklerinin tek tek olması evrene bizden giden kötü dalgaların kaynaklarından sadece biridir. Evren gün geçtikçe genişlerken genişleyen duvarlarına bizim gibi evren içinde küçük bir nokta olan yerden yayılan dalgaların kötü etkileri olduğunu bu kitap sayesinde öğrenmiş olmaktayız. Peki, biz insanlara ne önermektedir uzayın derinliklerinden gelen dalgalar?   Elbette her insan duyar ama her duyduğunu anlamlar yükleyemez, çünkü birikim gereklidir. Dalgalar insanları seçer, istediğine istediği mesajı verir ama uzaydan gelen dalgalar sadece iyi niyetli dalgalar değildir, kötü niyetli olan dalgalar da vardır, bencilliği körükleyen, nefret söylemlerine katkı sunanlar da… Ama Delphinus’dan gelenler bize sevgiyi öğütler. İnsanlar çevrelerine ve kendilerine saygılı olurlarsa endişelenecekleri bir şey yoktur, çünkü sevgi ile bakan çevresine de sevgi ile dolu dalgalar yayar ki, o yaşamın daha bir anlamlı ve çekilir olmasına sebep olur…   Sevgi dünyayı değiştirir, sadece kötülerin değiştirdiği dünyada her şey endişe vericidir ve korkuyu besler. Sevginin değiştirdiği dünyada ise korku ve endişeye yer yoktur. Bugün yaşadığımız sorunların temelinde endişeler yer almaktadır, endişeli olan insanın nefes alış verişi, kalp çırpıntısı bile düzensizdir. D&uu... Devamı

Domino taşları yıkılırken…

2017-06-06 11:20:00

Domino taşları yıkılırken…   Domino taşlarının yerleştirilmesi uzun ve yorucu bir iştir ama yıkılması birkaç saniyelik zamandır. Muhteşem görsel bir şölen sunar domino taşlarının yıkımı. İçinden sürprizler bile çıkar. Elbette yerleştiren bilir ama izleyici gördükleri karşısında şaşkınlığa düşer, anlayamaz…   Domino taşları tarihi inceleyenler genelde devletlerin yıkımında görür… Devletler arka arkaya yıkılırken ayakta kalanlar birkaç tanesi aslında domino taşı kurucusu olduğu bilgisine ulaşılır. Üzerinden güneşin hiç eksik olmadığı imparatorlukları yok eden teknolojidir. Fakat teknolojiyi de en çok kullanan bu güneşin hiç eksilmediği imparatorluk topraklarında yaşayanlardır... Kullanmak ile yaratmak arasında ki ince bir çizgi gibi duran fark domino taşında nerede durduğunu ortaya çıkarır…   Devletlerin yıkımı her zaman üste üste gelir, her dönem bir yıkımın ve yeniden oluşumu anlamındadır. Her oluşum yıkımdır, her yıkım başka bir oluşumdur.   Domino taşı düzmeye meraklı olanlar her zaman daha güzel bir sunum için yeninde yeniden domino taşlarını sabır ile dizerler. Sonra yarattıkları eser karşısında onur duyarlar. Binlerce taş, birbirine değecek şekilde aralıklar ile dizilir ve sonra onların bir birini itekleyerek yıkılması… Birden fazla yola ayrılıp, tekrar buluşmaları, çıkmaz sokaklarda bazıların kısa sürede sonlanması, en üst noktaya, zirveye ulaşması beklenen taşın yıkılması için nefesler tutulur ve o taşı itekleyecek taşa sıranın gelmesi beklenir.   Devletlerin yıkımı büyük savaşlar sonrasında oluşan istikrarsızlık ortamında olur. Büyük fethe gidenler aslında kendi sonları için hazırlanmış o ilk nefesin verilmesi gibidir.   Yıkılan taş mutlaka başka ... Devamı

“The Turn of the Screw” (Kötülüğün Döngüsü)

2017-06-03 09:21:00

 “The Turn of the Screw” (Kötülüğün Döngüsü)   Henry James'in 13 Ekim 1898 yılında yazdığı roman Operaya 1954 Venedik Biennale tarafından verilen siparişe göre uyarlanmış ve prömiyeri 14 Ekim 1954'de Teatro La Fenice, Venedik'te sahnelenmiştir. Bu operanın ilk orijinal ses kayıtı da aynı yıl yapılmıştır. Prömiyer de ve ilk ses kayıtları için orkestra şefliğini eserin bestecisi Benjamin Britten yapmıştır.    19. yüzyılın herhangi bir yılında Londra’da bir parkta kızıl yaprakların yeryüzünü kapladığı zaman diliminde bir bankta bir kadın oturmaktadır. Sessizdir park. Sislerin hakim olduğu kasvetli bir sabah saati gibidir. Bir anlatıcı olayı anlatmaktadır. Parkta bir adam gelmiş ve kadın ile bir anlaşma yapmaktadır. Kadının mesleğini mürebbiye olduğunu söyler anlatıcı, çünkü onu tanımaktadır ve onun hikayesini izleyeceğiz sahnede…    Mürebbiye tecrübelidir, işini iyi yapan ve bilendir. Bir anlaşmaya varırlar. Londra’dan ayrılıp Bly adlı malikaneye gidecektir. Şehrin dışında varlıklı ailelerin oturduğu bir ortaçağ malikanesidir. Orada yaşayan annesi ve babasını kaybetmiş iki çocuktan sorumlu olacaktır. İki öksüz çocuk. İyi eğitim almış oldukları aşikardır. Fakat mürebbiye’den bazı istekleri vardır anlaşma yapanın. “Çocuklarla ilgili herhangi bir haberi bir mektupla amcalarına göndermeyecektir; Bly Malikanesi'nin geçmişi ile hiç ilgilenmeyecektir ve çocukları hiçbir şekilde bırakıp işini terk etmeyecektir.”   Mürebbiye bu şartları kabul ederek yola çıkmıştır. Endişeleri ile yola çıkmıştır ama malikaneye vardığında kurduğu bütün endişelerin boş olduğunu karşılamada yaşadığı sıcak anlar ile kafasından atar. Korku yerini s... Devamı

Genç Karl Marks (Le jeune Karl Marx)

2017-06-02 12:17:00

Genç Karl Marks (Le jeune Karl Marx)   1844 yılında havanın ağır, kasvetli olduğu zaman diliminde Prusya İmparatorluğu içinde yer alan Köln şehrinde bir gazete bürosunda (Die Neue Rheinische Zeitung) gazete çalışanları tartışma halindedir. Bu tartışma aslında bir kişinin yol haritasını daha net ve somut ifade etme yol ayrımıdır.   Dışarında polis gazete bürosuna baskın yapmak için hazırlık yapmaktadır. İçeride hararetli bir tartışma söz konusudur. Marks gazetenin politikasını eleştirirken Hegel’ci bakışın gazetenin sayfalarına hakim olduğunu belirtmektedir. İdealist bakış açısı var olan düzenin devam ettirmek anlamına geldiğini ama materyalist ve diyalektik bakış açısı içinde değiştirmek olduğunu vurgulamaktadır.   Değişim kaçınılmazdır ve bunu yeni oluşmuş olan işçi sınıfı yapacaktır.   Ormanda sahipsiz ağaç parçalarını (dallarını) toplayan köylü ve emekçilere her yerin sahibi olduğunu iddia eden güç sahipleri adına yasa dışı dalları almak yani çalmak suçundan eziyet etmektedir. Bu yaşanan somut durumun somut tahlili Marks’ın yeni yol haritasını da biçimlendirmektedir. Değiştirmesi gereken bir durum söz konusudur, var olanı artık iyileştirecek her hangi bir yorum güç sahipleri lehine çalışmak anlamındadır…   Polis baskını gazetenin kapanması anlamına gelmektedir. Her biri bu durumu bilmektedir ve bundan sonra ne yapacaklarını konuşmaktalar… Marks artık yeni bir kapı açmak adına büronun kapısını açacak ve teslim olacaktır. Gazetenin sahibi de tutuklanır ve karakola giderken yeni rotlarını da birbirine açıklarlar, daha cesur bir gazete çıkarmaktır tutuklanmaya cevap. Ama sürgüne gönderilil... Devamı

Sürgün!

2017-05-29 14:05:00

Sürgün!   Yüzyıl önce sürgün olarak geldiğimizde anamın konuştuğu dili bugün ben konuşamıyorum... Sürgünler kültürleri yok etmesin, yaşasın dedikçe geldiğimiz ülkede uyum adında bizleri asimile edip yok ettiler. Kalsaydık sürgün edildiğimiz ülkede, belki anadilimizi konuşuyor olacaktık... Sürgün yapan mı, asimile eden mi bize zulüm yapmıştır? Anamın konuştuğu dilde bile düşünemiyorum, sorumu sığındığımız topraklarda yaşayanların dili ile cevaplıyorum…   Parası olanları koyduğu kurallar sonucunda sömürü daima var olur...   Her dönüş hüzünlüdür, her kavuşma sevinç... Hüzün yeşil tarlaları sarı renge, sarının da altın olanına dönderir güneşin ışığı. Tarlalar birden hasat zamanı yaşar, koparır kendisinden birer parça her gün batımında. Yeşil başaklar altına dönüşür, savurur kendisini esen akşam rüzgarının eşliğinde. Başak eğilir, gitmekte olan günün rüzgarı karşısında... Gün akşama döner, güneş başka dağların arkasına kendisini saklar, yıldızlar gökyüzüne hakim olur ama artık bizler sahte güneş ışıkları yüzünden görmeyiz... Dünya kaosa döner, doğa kaosun farkındadır, kendisince önlem alır ama bizler o hakaretsiz gibi duran dönüşümün farkında bile değilizdir, kar zarar hesapları arasında... Güneş son ışığını bırakır... Bizler güneşin bıraktığı son ışık altında gelecek güne hazırlanırız...   Hedefi kazanmak üzerine kuranlar, oyunun nasıl oynandığına dikkat etmez...   Dinler sermayenin elinde birer araca döndüğünde, özgünlüğü ve özgürlüğü ortadan kalkmıştır. Onun özgürlüğü ancak sermayeye hizmet ettiğ... Devamı

Şarkılarla memleket tarihi

2017-05-21 22:05:00

Şarkılarla memleket tarihi   İnsanlık tarihi mitolojilerin bize sunduğu ile başlar, bilim gerçi bize daha öncesini anlatır ama söz Anadolu, söz bizim toprak olunca bilimsel olanı değil destan olanı, mitolojinin bize sunduğu ile başlayalım!   Sözün hakim olduğu zamanlarda ezgiler insanlık birikimini bir sonraki kuşağa aktardı, sonra yazı, yazı ile birlikte başladı destanlar. Destanların mitolojiye dönmesi ve tanrılara ulaşması insanlığın gittiği yolu anlatır. İnsanlık başlangıçta ezgisi ile birbirine seslendi, duygularını konuşmadan belki de ezgiler ile sundu. En güzel duyguları, acıları, öfkeleri, nefreti, düşmanlıkları, barışı, dostluğu ve sevgiyi… İnsan belki de başlangıçta ezgiydi, sonra söz oldu, daha sonra kelime, cümle ve destan!   Şiir ezginin dile düşmesidir. Şiir ile anlatır oldu insan dertlerini. Şiir ile isyanına ses verdi. Şiir ile sevgisine sevgi kattı, daha güzel nasıl söyleniri hep aradı. Şiir ezginin kelimeye dökülmüş halidir. Bir grup müzisyen ve bir grup tiyatrocu aynı mekanda bir araya gelmiş. Enver Gökçe’nin bir şiiri ilk adım olmuş iki ayrı sanat insanlarını birleştiren sahne… Şiir ağıttır, isyandır, sesteki tınıdır. Sesteki tınıyı duyan müzisyen nasıl dokunmaz gitarın teline, davulun o güçlü sesine… Vurgulu, telli çalgılar şiir ile birlikte başlamış konuşmaya, bunu konuşmayı da yazıya döken Mehmet Esatoğlu olmuş. Yazmış sahnede yaşananları, duymuş, hissetmiş geçmiş yıllarının birikimi ile. Düşünmüş kendi birikimin kaynağını ve ilk ezginin çıktığı, ilk ateşin insana ulaştıran tanrıya kadar gitmiş. Ateşi çalıp insana armağan eden belirlemiş insanın kaderini. Doğa ile savaşta eline güçlü silahı en korumasız ve savunmasız olan hayvana! Doğanın zayıfı doğanın efendisi olurken... Devamı

Acılar ile büyür çocuklar…

2017-05-21 13:03:00

Acılar ile büyür çocuklar…   Sokakları çürüyen insanlar doldurmuştu. Çürüme kokusunu deodorantlar ve parfümler ile yok etmeye çalışıyorlar... Koku tüm şehri sarmış.   Şehir içinde yaşarken pek hissedilemeyen koku ve duman şehri terk ederken farkına varılıyor ama en kötüsü şehre geri dönerken hissedilen o çürümenin kokusu...   Sokaklarda çürüyen insanlar çürüyen yolların üzerinde çürüyen binaların döküntüsü arsında kalabalıkta kendisine yol açmaya çalışıyor...   Çürüme başlamıştı ve dönüşü de yoktu.   Kötülüklere karşı mücadele eden iyi insanlar kötüleri kovduktan sonra kurdukları düzende onlar ile mücadele eden iyi insanları gördüler... çünkü çürüme sonlanmamıştı, devam ediyordu. Her iktidar iyi niyetler ile iktidara gelir ama kısa zamanda çürümeye başlardı, çürüyen güç etrafına daha fazla koku salardı…   Her şüpheli eğitimli katildir.   Çürümenin olduğu yerde cinayetler de sıradanlaşırdı, bazıları devlet adına işlenir ve katile kahraman denirdi, devletin tasfiye etmedikleri öldüklerinde öldüren eğer yakalanırsa kahramanlık gösterisine dönüştürülür, bayrak önünde fotoğraf çekilir, methiyeler dizilirdi. İktidar için her şeyi mubah görenler, iktidar ile birlikte yok olduklarının farkında bile değillerdi… korku çürüyen toplumların çıkmaz sokağı gibidir.   Korkan insanların olduğu yerde zalim hüküm sürer...   Çürümenin o... Devamı

Türk gençliği…

2017-05-19 16:24:00

Türk gençliği…   Türk gençliğinin bir bölümü açlık grevinde, bir bölümü cep telefon peşinde, bir bölümü Kürt dövme derdinde, bir bölümü itaat ederken geleceğini kazanma derdinde, babasının parası olanlar yurt dışında, olmayanlar devlet okulunda din eğitiminde...  Türk gençliğinin artık yoktur bir vazifesi, olsaydı bilirdi.   Türk gençliğinin bir bölümü cemaat üyesi diye işten atılmış, ne yapacağını bilemez konumda, dayak attığı gençlerin bir bölümü “işe dönelim, haksız işten atmalara hayır!” diye açlık grevinde, işsiz gençler açlık grevini bile ziyaret etmeye korkarlar.   Türk gençliğinin bir bölümü rant peşinde, kısa yoldan köşe dönmek için var olan siyasi atmosferin istediği gibi davranmakta ve telefonlarını açarken “selaaamııın alakuum” diyerek açmakta...   Türk gençliği adı var kendisi değişik tabelalarda...   "Türkiyem Türkiyem" marşı söylemekte, güya Amerika karşıtlığı yapayım derken var olan siyasi iradeye desteklerini eksik etmemekte... Var olan lider Amerika'da “dövün!” demiş Türk gençliğinin kariyer sahiplerine...   Kafası karışık Türk gençliğinin.   Türk gençliği hem muhalif hem iktidardan yana hem de hem muhalif hem iktidar destekçisi...   Okuldan atılmış öğretmenine destek verdi diye cezaevinde koğuş içinde gününü karşılamaya çalışan, 70 yaşında babası açlık grevinde çoğunun kemiğini alma umudunda...   Türk gençliği bu kadar dağınık, bu kadar hedefsiz, bu kadar gelecek korkusu ya... Devamı

Sevgisiz yaklaşanlar zulmü hak görür...

2017-05-17 15:31:00

Sevgisiz yaklaşanlar zulmü hak görür...   Kimse kimsenin fikrini sormuyor, sadece yalan kusuyor üzerine... Parası olanın konuştuğu düzende yalan sadece parası olanın işine yarar, çünkü yalan ile iktidarını güçlendirir... Biri yalan söylemeye başlamışsa başka yalan da söylemek zorundadır, çünkü yalanı ancak başka yalan ile kapatır, ama yalanın da bir ömrü vardı, çıkmaz sokak yaratır yalanlar... Çıkmaz sokaklarda toprağa düşmüşlerin öfkesi yatar...   Acılar üzerine mutluluk inşaat edilmez... Üzerine beton dökülünce geçmiş yok olmaz... Şehirler geçmişin izlerini silercesine sürekli betonlar ile gökyüzüne doğru uzanıyor…   Koca koca insanlar, kariyerinin en üst noktasına çıkmışlar, önlerini ilikleyip var olan tüm haksızlıkları kariyeri için görmezden gelenler, yaşanan hukuksuzluğa hukuk ve yasal elbise giydirmek isteyenler bir siyasi güç önünde eriyip yok oluyorlar... Yok olan sadece onlar mı?   İnsanların hayatları ile oynamaya siyaset denir... Yaşam bir siyasinin dudaklarının arasına bırakılmışsa, orada insanlık yok demektir...   Çocuklarımız kurtuldu, akademisyen oldu derken çocuklarımızın geleceği elimizden bir kararname ile alındı... Açlığa teslim olmaları istendi... Çocuklarımız gelecek kaygısını artık taşıyamıyor, yaşama kaygısı daha ağır bastı...   Masumiyetinizi kaybettiğinizde her şeyinizi kaybedersiniz... Lider olsanız dahi artık hiç bir şeyi yeniden kazanamazsınız... Eğitim, masumiyeti yok eden ve sistem için insan yetiştiren ve biçimlendiren bir mekanizmadır... O mekanizmadan kim geçmedi ki, hepimiz. Hepimizin masumiyeti elimizden alındı, yok edilen geçmişimiz ile birlikte&helli... Devamı

Gazetecilik!

2017-05-15 16:13:00

Gazetecilik!   Bu ülkede çalışan da çalışmayan da hepsi işsiz gazetecidir... Çünkü gazetecilik denen kavram patronun çıkarına göre haber yapmak olarak yeniden kurgulandığı gün bitmiştir. Gazeteci, eskiden ihale için meclis ve parti koridorlarını patronun adamı ile turlar ve ilişki yakalarken gazetecilik bitmiştir. Günümüzde koridorlarda gazetecinin koşuşturmasına ihtiyaç kalmamıştır, zaten iktidar ile içli dışlıdır, aracı koymak ve ilişki yakalamanın anlamı kalmamıştır. Editörlerin nasıl haber yapılacağı ve hangi konularda kaç vuruşluk yazı yazacağı yani sipariş üzeri haber yazılması başladığı gün gazetecilik bitmiştir... Zengin adamlar için onlara özel dergiler çıkarıldığı ve onların hoşuna giden haberleri tek bir gazetecinin üzerine yıkıp, ondan her konuda yazı yazması beklendiği gün gazetecilik bitmiştir... Kısaca bitmiş mesleğin eski çalışanları ve hala kendisini gazeteci olarak görenler işsizdir... Çünkü mesleğin gerekliliğini yerine getirebileceği alan kalmamıştır... Havuzdan alınan ve havuza bırakılan her haber editörler ve gazetenin duruşuna göre yeniden yaratılıp yaratılan gerçeklik olarak okuyucuya ulaşmaktadır. Bu ortamda gazetecilerin hepsi işsizdir, maaş almak ve evini geçindirmek için kendisinden istenileni yerine getirene çalışana editör, getirmeyende işsiz gazeteci denir...   Suç, yoktan var ediliyor…   “Gazetecilik suç değildir!” başlığı taşıyan dövizler her gösterinin merkezi İstanbul’da ki Galatasaray lisesi önünde ki meydanda belirli günlerde (ihtiyaca uygun zamanlarda) çıkarılıyor ve kamuoyundan destek isteniyor… “Gazetecilik suç değildir!”  sloganı gerçekten sorunun odak noktasını karşılı... Devamı

Ayrı ayrı gittiler…

2017-05-10 16:45:00

Ayrı ayrı gittiler…   Ayrı ayrı gittiler, ayrı ayrı bayraklarını açtılar, ayrı ayrı afişler hazırlamışlar, ayrı ayrı bağırdılar, ayrı ayrı ayrı yönünü öne çıkardılar, her biri tek bir mezara gidip aynı şekilde duygulandılar, aynı şekilde gelecek umudunu içine çektiler...   Ayrı ayrı gittiler bir mezarın başına ve ona söz verdiler, halklar özgür olana kadar bu kavga bitmez! Çünkü ilk yüz adımı en hızlı koşucusu yatar o mezarda, o mezarın başında binlerce aynı isimi taşıyan genç... Mezarın içinde yatar bir delikanlı, içindedir kemikleri ama ruhu başında bağıran her bir gençtedir. Her ziyarette onların ruhlarına bir nefes üfler, "Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının bağımsızlık mücadelesi! Kahrolsun emperyalizm!"   Ayrı ayrı zamanlarda yok edildiği düşünülenler, ayrı ayrı vücutlarda savundukları hayat bulur, dikilir zalimin önünde…   Önce yaşamdır, ölüm güzel insanlardan uzak dursun...   En zor koşullarda bile önce yaşamı savundular, yaşam için kendileri ölümü göze aldı… Yeter ki güzel, yaşam dolu gençler ölmesin diye… Devlet onları yok ederek kendi homojen toplumu kurma projesini başardığını sandı. Kurulan devlette başka birilerinin projesi olduğunu düşünmeden devleti yaşatmak adına, devlet için cinayet işleyenler kahraman olarak tanıtıldı ama sonuçta katildi hepsi. Devlet kendi kahramanını unuttu, kahramanlarının vurduğu gençler bugün dahi yüreklerde, meydanlarda, mücadele alanlarında yaşamaya devam ediyor…   Devlet adına cinayet işleyenler hepsi profesyoneldi, vicdanlarını çıkarları gereği dağlatmışlardı…   Halk adına hareket edenler ise amatö... Devamı

Zalim, genelde zayıflardan çıkar…

2017-05-09 11:10:00

Zalim, genelde zayıflardan çıkar…   Serçeler çimlerin üzerine düşmüş çiyi yudumluyor. Gün henüz kendisini göstermedi ama havada gri bir aydınlık söz konusu... Gölgesiz bir gün daha başlamıştı… Günün ilk ışıkları bulutların üstüne vurmuş ama bulutlardan yeryüzüne daha doğrusu yaşadığımız yere gelmiyordu. Homojen bir aydınlık söz konusuydu, gölgelerimiz olmadan sokaklardan geçerken, gölgesiz dolaştığımızın bile farkında değildik.   Şehir yaşamı insanı hedeflediğini değil bulduğu gibi yaşamasını öğreten bir alan olmuştu. Şehir ticaret demekti, ticaret çalışan insan, çalışan insan ise birilerin artı değeri olacaktı. Çünkü çalışan olmazsa onun üstüne basıp rahat yaşayan olamazdı. Rahat yaşama adına arkadaşının üzerine basıp gitmek yaşadığımız çağın ruhu olarak bize sunuluyordu. Liberal ekonomide her insan koyun gibi kendi bacağından asılır, kasap dükkanlarında olduğu gibi uygun yerine çiçek takılırdı. Gerçi marketlerin içine sığınmış kasaplarda ne koyun ne de gül vardı…   Şehir, mertliğin ortadan kalktığı, zayıf insanların güçlü insanları paraları ile teslim aldığı bir mekan olmuştu… Okumamış, duyduğu ile hareket eden, duyduğunun yanına bin koyan, yaratılmış gerçekliğe inanan ve o inanç ile tek doğrunun kendi düşüncesi olduğunu sanan ve dünyayı tek başına oynatacak kadar güçlü ve de merkezinde gören birinin elbette bilim ile işi olmaz, o sadece güce inanır ve gücü olanın her şeyi yaptığını sanır. Ama güç bilgi olduğunu bilmeden yaşadığı sistemde birisi için tüketici ve tetikçisi olduğunu anlamayacaktı…   Zayıf insanlar kapı kulu olur, sonra kapıda... Devamı

Sol bilinçtir…

2017-05-05 05:02:00

Sol bilinçtir…   Sol üzerine binlerce yazı kaleme alınmıştır, binlerce sayfa üzerine leke olarak işlenmiştir, çünkü bilince çıkarılmak istenen şey bilimsel açıklaması olan, akla uygun ve yaşamda karşılığı olan bir tanımdır… Sol denilince her bireyin kafasında duygusal olarak bir şeyler yansısa da aynı şeyler algılanmadığını yaşanan sol yapıların çeşitliliğine bakarak anlayabiliyoruz. Çünkü olaya nasıl baktığın değil nereden baktığın solun tanımını de etkilemektedir… Ama üzerinde ortak mutabakata varılmış ilkeler vardır ki, bu ilkeler yüzlerce yılın sonunda akla uygun geldiği için kabul edilmiştir. Çünkü kapitalizm her şeyi kategorize ederken, her sıfata başka anlamaları zamana uygun şekilde verebilmektedir. Popüler söylem her zamanın ruhuna göre değişmektedir…   Sol adına yapılan her adım bir birikimdir ve her birikimden elde edilen tecrübeler ile bireyin özgürlüğünü, yaşama bakış açısını genişletmek için kullanılmıştır. Özgürlük, bağımsızlık, eşitlik, kardeşlik solun belirleyen temel sıfatlardır… Bunlar olmadan sol tanımlanamaz ve düşünülemez…   Fransız devrimi çok kısa süreli iktidar süreci içinde birçok tecrübeyi de arkasında bırakmıştır ama bu kısa zamanda insanlık için çok değerli birikmeleri de bırakmıştır. Kısa zamanda çok şeyler öğrendi insanlık, çünkü içinden doğduğu kapitalist sisteme karşı işçi ve kenar mahallenin yoksul kesimi ortak olduklarında, el ele verdiklerinde, omuz omza barikatların arkasında yer aldıklarında en güçlü görünen devlet mekanizmasını elinde bulunduranların iktidarını da yok edecek kadar güçlü olduklarını gösterdiler&hell... Devamı

Korkunun üzerinde hiçbir şey yaşamaz!

2017-05-03 14:22:00

Korkunun üzerinde hiçbir şey yaşamaz!   Henüz sabahın ışıkları yaşadığım yere vurmamıştı ama sokakları ve şehrin karanlık noktalarını Bizans zamanın makamı çoktan kuşatmıştı. Erguvan ağaçlarının çiçeklerinin rengini alan boğaz artık anılarda kalan bir fotoğraf parçası, ayakta kalmış sütunların yanında gökyüzüne bırakılan bir renk konumuna düşmüştü. Ağacın gölgesi yaşadığımız zaman diliminde İstanbul boğazına ulaşamıyordu, denize çakılan kazıkların üzerine oturtulan yaya ve kara yolu ağacı denizden koparmıştı…   Sabah kalabalığı sokakları kuşatmadan sokakların hakimi olan köpekler grup olarak gezmeyi bırakıp her biri kendi bölgesine bireysel olarak dağılmak üzerine birbirine en son seremonilerini yapıyorlardı. İlk insan kalabalığı karanlıkta hareket etmeden ayrılmaları ve çöplerin kenarında olan yiyecek paketlerini koklamaya başlamamışlardı... Karanlık dağılmamıştı, aksine karanlık daha fazla kendisini hissettirirken doğudan başlayan bir aydınlanma yeryüzüne gelmekte olanı muştuluyordu...   Bizans makamı ses yok olmuştu... Zaten ortada ne yedi tepeli şehir kalmıştı, ne de onlardan kalan mahzenler...   Yeraltında var olduğu söylenen tüm değerler metro çalışması adı altında çoktan beton içinde ya kalmış ya da tarihi belge olmaması için çöplerde un ufak edilmiş, değerli gibi gözükenler de çoktan yurt dışında antik borsasının parçası olmuştu bile... Alan ve alıcısının belli olmadığı müzayedeler İstanbul’un yeraltından çıkanları ile daha da zenginleşmiş... İstanbul’un geçmiş sesi müzayedelerde bir başka topraklara ve sahiplerine doğru taşınmaktadır...   Sadece İstanbul’un yeraltı zenginliği mi, geçmişe ait yakın uzak ne varsa hepsi ç... Devamı

Sahtekar / Changeling

2017-05-01 13:21:00

Sahtekar / Changeling   Amerika her yaşadığı olumsuzluktan olumlu sonuçlar çıkararak yol alan bir devlettir. Avrupa’nın önyargılarını olduğu gibi yenidünyaya taşıyan insanların oluşturmuş olduğu devlet mekanizmasında insanları denetim altında alan ve onları yönlendiren devlet mekanizmasının yaşadığı değişimleri hukuk mücadelesi içindedir. Amerika’da değerler yaşanan olumsuz örneklere karşı verilmiş direnişler üzerine oturmaktadır. Elbette direnişi ortaya çıkaran orantısız gücün mazlumun üzerine uyguladığı baskıdır. Avrupa kıtasından gelen sermaye sahiplerinin önyargıları ve kafalarında ki ideal toplumu yaratmak adına uyguladıkları tüm baskılara karşı verilmiş mücadelelerin tarihidir bir anlamda… Amerika’da sermaye egemenliğinin olduğu ama ona karşı liberal düşüncenin de mücadelesini görmekteyiz. Sistem ile kavgası olmayanların sistemin yaratmış olduğu sorunların üzerine yapmış oldukları mücadeleler ile reformlar ile adımlar atmıştır. Atılan her adım kazanılmış haktır ve o hakkı koruyan hukuk maddeleri oluşturmuşlardır…   Zalimlerin karşısında mazlumların zaferini konu alan birçok olay tarihin dehlizlerinde yerini aldığı gibi, tersi de söz konusudur. Sömürge döneminden emperyalist döneme geçişte sınıf mücadelesi Amerikan toplumun özgürlükler karşısında ki duruşunu somutlamıştır… Amerika bugün Avrupa’dan birçok konuda farklılık göstermektedir. Avrupa kültürünün yeniden yaratılması değerlerin yeniden oluşturmasında elbette Avrupa kıtasında azınlık olanların Amerika kıtasında en azından yönetim alanında çoğunluğu temsil etmesinin payı vardır. Zalimlerden çok çekenler kendi zalimliklerini kurarken temelde sınıf bakışı içinde fark olmamasına rağmen pratik a... Devamı

Tolstoy ve Anna

2017-04-29 14:26:00

Tolstoy ve Anna    7 Kasım 1910 Astapovo tren istasyonu sakin ve sessizdir. Yaşlı bir adam saçı sakalı birbirine karışmış şekilde bu sessiz ve yalnız tren istasyonunda belirir… İstasyon büyük bir yazarı ağırladığının farkında bile değildir. Yaşlıdır, öksürmektedir ve geçmişi ile yüzleşmektedir.   Tren rayları arasında yaşlı bir insan kışın soğuğun yakıcılığı altında geçmişi, arkasında bıraktığı çocukları, eşi Sofya Andeyevna Bers… Evliliği kendi iradesi ve iç sesini dinlemesi ile oluşmuş. Komşu kızı, çocukluk arkadaşı, sonra onun en büyük destekçisi. Evliği sırasında yazmıştır en büyük eserlerini, en büyük eserlerini ve kahramanlarını bu evliliği sırasında oluşturmuş, eşi Sofya hepsini temize çekmiştir. Sofya, evliliğinin ilk yıllarında ona neşe, huzur veren kadın. Zaman içinde huzur ortamı ağır ağır yok olmuş dominant bir eşe dönüşmüştür. Onun düşüncesine, özel yaşamına müdahale eden bir kadın…   Sofya öncesi de vardır hayatında, o öncesinde yaşadığı tutku, iç sesinin ona karşı duvar örmesi yüzünden uzaklaştığı kadın Anna… Anna bu son yolculuğun son durağında hayal ile gerçek karışımı olarak karşısında belirir. Yüzleşir. Son durak geçmiş ile yüzleşmedir aslında… Aşıktır, aşk tek başına bir şey ifade etmez, hayattan beklentilerine cevap vermez… uzaklaşır. Uzaklaşır ama savaş ve barış sonrasında üreteceği en büyük ikinci eseri Anna Karenina’ya ilham verir. O yaşadıklarını yazar, gerçekçidir. Gerçek hayattın akışını romanlarında değiştirir. Romanlarda ki gibi hayat sonlanmaz ama hayat kendi iradesini ortaya koyar ve yaşamları biçimlendirir. Tesadüf yoktur, kurgu da hayat kabul etmez…   Son istasyon... Devamı

Dergiler…

2017-04-26 17:06:00

Dergiler…   Dergiler kağıt kokusunu, matbaada ki çalışanların alın terini elinize taşıyan araç olmasının dışında en büyük kazancı hiç tanımadığınızı bir kelime ustasının size sayfa arasından göz kırpmasıdır... Dergiler birbirinden farklı, birbirinden ayrı dünyalarda yaşayanların bir arada okuyucuya seslendiği sayfalardır…   Dergiler her ayın belirli günleri postadan size ulaşır, eğer abone değilseniz bayilerden ya da en fazla bulacağınız birkaç kitabevinin dergiler bölümünden elde edebilirsiniz… Şansınız varsa eğer, dergiyi basan, yazan, oluşturan emekçilerin bulunduğu yere gidip almak. İşte onun hazzı başkadır, çünkü alınterinin tek bir damlası bile size başka dünyalara açılan kapı ancak alın teri ile mümkün olduğunu somut olarak gösterir. Alınteri olmadan birikim olmaz…   Yaba Edebiyat Ankara merkezli başlayıp İstanbul sahaf dükkanında devam eden uzun bir tarihin bir parçasıdır. Uzun sanılan ama tarih içinde kısa zamanın edebiyata, yazara, şaire bıraktığı izinde görebileceğiniz bir dipnotu özelliğini gösterir. Bir dönemi incelemek istiyorsanız edebiyat dergilerini karıştırmadan yapılan her inceleme eksik kalmış demektir.. birileri oturup bilinen kalıplar içinde bir iki yere bakıp işte ben arkeoloji çalışması yapar gibi tarih yazıyorum diyemez… Edebiyat dergileri yaşanan zamanın ruhunu üzerinde en çıplak olarak taşıyandır. Eğer popüler değilse o edebiyat dergisi içinde acıları, ezilmişleri ve de mazlumların sesini duyarsınız…   Sözü fazla uzatmadan söyleyeyim dergi sayfaları içinde size seslenen ve daha öncesi hiç tanımadığını bir değerli birikimin nefesini hissedersiniz. Size Sait Faik öykülerinden fırlamış gibi biri “şişt!&rdq... Devamı

Yalnızlık mutsuzluğu yaratır…

2017-04-24 14:49:00

Yalnızlık mutsuzluğu yaratır…   Sokaklardan geçtim, unutulmuş kuş seslerinin peşi sıra... Sokaklar ne geçmişin yaşanmışlıklarını taşıyordu ne de yarını. Belirsizlik içinde yaşayan insanlar betonların içinden dışarıya dahi bakmadan iç dünyalarını yaşıyordu. Ne selam kalmıştı sokakta ne de gülen bir yüz... Sokaklardan geçiyordum kaybolan gölgemin izi sıra... Sokaklar ne gölgeye izin vermişti ne de kuşlara...   Sokaklardan geçiyorum, kaybolan geçmişin kaybolan izini ararken... sokaklardan geçiyordum, dünümü yaşadığımı görmek umuduyla... Ne dün kalmıştı ne de yarın...   Değişecek dedim, değişecek ama geçmişi olmayan değişimin değişimi olur mu?   Sokaklardan geçiyordum, insansız betona dönmüş canlıların bıraktığı sessizliğin üzerine basarak...   Doğdukları ülkede yabancı oldular evlerinin içinden sokağa bakıp balkonunda çiçek büyüttüler. Yalnızlık paranoyayı besledi büyüttü. Şimdi kafalarında yarattıkları ülkede çevresine güvenmeden yaşamaktalar. Kurgu gerçeklikten uzaklaşmadır. Yalan gerçek olur. .   Bütün güçlü olanların suratları bir birine benzer, ifadesiz ve gergin... Şimdi botoks ile yaptıranların da durumu aynı, çünkü daha fazla para kazanmak için her şeyi yaptıranlar güzellik peşinde değil, neşe peşinde değil daha fazla rahat yaşamak adına kendisini acılar içine bırakıyor... Neşeli insanın gözaltındaki çizgi onun ne kadar güzel, yaşam dolu olduğunu gösterir, bırakın gülün, gözaltına çizgiler oluşsun sizin güzelliğinize güzellik katar sadece o kadar... Germeyin kendinizi ve çevrenizi... Mutlu olmak demek kendiniz ile birlikte... Devamı

2017-04-22 15:56:00

Ahmed Arif Anadoluyum ben…   21 Nisan 1927 yılında Diyarbakır Hançepek semtinde dünyaya gözlerini açıp ilk çığlıklarını bıraktığında ailesi oğullarının Türkçeyi en iyi şekilde kullanan bir şair olacağını düşünemezdi…  o yaşadığı çevreden, gittiği okuldan aldığı öğrenim ile özgür düşünceyi ve hayal dünyasının sınırlarını sonsuz olduğunu farkına vardı. Nazım hikmet’in şiirlerini Halkevleri'nin dergilerinden okudu, sınıf bilincini öğretmenlerinin klasik Rus edebiyatının çeviri romanlarının ders olarak işlenmesinden anladı… Köy Enstitüleri öğrenime kazandırdığı çeviri kitaplar geri kalmış ilerlemek için çaba sarf ederken işbirlikçi sermeyenin devletinin yaratmış olduğu tüm çelişkiler Ahmed Arif’in bilincinde yeniden biçimlenmiş ve yorumlanmış…   Kürt halkının zalimin hükümdarlığı altında yaşamış olduğu acılar onun ezgilerinde ileriye taşınmış, acıların dile geldiğine ‘Otuzüç Kurşun’ şiirinde şahitlik eriz…   “  Baktı otuzüçten biri     Karnında açlığın ağır boşluğu     Saç, sakal bir karış     Yakasında bit,     Baktı kolları vurulu,     Cehennem yürekli bir yiğit,     Bir garip tavşana,     Bir gerilere. “   Resmi tarihin yok saydıkları onun şiirinde hayat bulmuştur, kuşaktan kuşağa aktarılan o otuzüç yurtseverin hikayesi bugün tüm çıplaklığı ile bilinmektedir…   Şiirlerinde hep ezilen insandan yana oldu ve ezilenlerin kardeşliğine vurgu yaptı. Geldiği yeri unutmadan, sınıf mücadelesini örgütlü olacağını gözde... Devamı

Yeldeğirmeni'nden Yahudiler Geçti, Geriye Anıları Kaldı

2017-04-18 19:38:00

Yeldeğirmeni'nden Yahudiler Geçti, Geriye Anıları Kaldı   Harun Niyego, Yeldeğirmeni’nde doğmuş, ilk gençlik yılları orada geçmiş Yahudi bir ailenin çocuğu. Çok kültürlü, çok dilli ve çok inançlı bir İstanbul’un Anadolu yakası çocukluğun geçtiği yerleri bize anlattı…   Çocukluk anılarının olduğu yerler, değişen şehir yaşantısı ve kültürü içinde yok olmaktadır, ayakta kalanlar ise bize geçmişten bir şeyler fısıldar, orada yaşanan acılar, mutluluklar, düğünler, bayramlar… İç içe geçmiş yaşamın zamanını anılar yaşatırken, anıları taze tutan ise o bölgede yaşanmış binalardır…   Sultan III.Mehmet'İn annesi Safiye Sultan'ın isteğiyle 1597 yılında isteği üzerine bir cami inşaatı başlamış, fakat caminin inşaatı oraya yerleşik olanları başka yere göç etmesi anlamına gelmektedir. İnşaat için uygun görülen yer bir yerleşim yeridir ve orada binlerce Yahudi ailesi yaşamaktadır… İstek emirdir ve o emir gereği inşaatın başlamasına aylar kala boşaltılması gerekmektedir ki Yahudiler oradan Anadolu yakasına doğru göç etmişlerdir. İlk olarak karşı kıyıya giderler. Karşı kıyı yani Kadıköy ve Üsküdar.  Varlıklı olanlar her dönem varlıklarına uygun rahat bir yaşam sürerken, orta gelirli olan esnaf olan ahalinin tercih şansı yoktur, bütçelerine uygun yerlere gitmek ile yükümlüdür. Ki gittikleri yerler o dönem arazi olan ve köy statüsünde olan yerlerdir. Kuzguncuk Yahudilere kucak açar… Yeldeğirmeni onlara Kuzguncuk yangınından (1872) sonra kucağını açar ve Yahudi aileleri rüzgarın sert estiği tepeye gelir yerleşirler… İşyerleri karşıdadır, yaşam alanları ve aileleri ise Anad... Devamı